Suriye’nin En Büyük Arap Aşiretlerinden Bakkara’nın Liderlerinden ve “Özgürlük ve İnşa Bloku”nun Lideri Navaf Beşir ile Röportaj

0
281

Suriye’de ayaklanma hareketine farklı kesimler katılıyor. Bunlardan biri de Suriye toplumsal ve siyasal yaşamında önemli bir yeri olan Arap aşiretlerdir. Suriye’nin en büyük Arap aşiretlerinden biri başta Deyr ez Zor olmak üzere birçok vilayete yayılmış durumda bulunan Bakkara’dır. Bu aşiretin liderlerinden biri uzun yıllardır Esad rejimine karşı muhalif hareketler içinde yer alan Navaf Beşir’dir. Beşir 2000 yılında muhalif Şam Baharı hareketi içinde yer almış, 2005 yılındaki Şam Deklarasyonu’na aktif olarak katılmıştır. 2011 yılında ayaklanma başladığından bu yana muhalif liderlerden biri olarak faaliyetlerini sürdürmektedir. Özellikle Deyr ez Zor bölgesinde etkili olan Navaf Beşir ile güvenlik gerekçesi ile Suriye’yi terk ederek yerleştiği İstanbul’da görüştük.

 

Oytun ORHAN: Kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

BEŞİR: 25 yıldan beri aktif siyasetçi ve Suriyeli siyasal muhalif kimliğimle tanınıyorum, Beşar Esad Devlet Başkanı olduğu zaman çıkan muhalif hareketin öncülerindendim. 2000 yılında reform talep eden 6 hareketin biri içinde yer aldım. Bu hareketler “Şam Bahar”ı olarak adlandırıldı. Daha sonra 2004 yılında Suriye’de düzenlenen muhalefet kurultayına katıldım. Kurultaya Suriye Parlamentosu üyesi Semir Beşşar ve diğer muhalefet partileri toplam 286 kişi katılmıştır. O zaman hakkımda tutuklama kararı çıktı ancak yerime Kurultayın Genel Sekreteri Sayın Riyad Dırar tutuklanarak 5 yıl hapse mahkum edildi. 2005 yılında ise “Şam Deklarasyonu” adı altında bir kuruluş oluşturuldu. Kuruluşa Suriye’nin bazı partileri ve ulusalcı kimliği ile tanınan bazı şahsiyetler katılmıştı. Ben de bu kuruluşun kurucu üyelerinden biriydim. Oluşum kendine başkanlık konseyi seçmişti ve ben de bu Başkanlık Konseyi içinde yer aldım. Başkanlık Konseyi altında yerel heyetler seçildi, ancak 17 kişi tutuklanarak iki buçuk yıl hükme çaptırıldıktan sonra gizli teşkilata geçildi. Beni Dış İlişkiler Sorumluluğu’na getirdiler. Bunun üzerine her ülkede oluşumun heyeti ve temsilcileri seçildi. Yurtdışı heyetleri genelde Avrupa ülkeleri ve Güney ve Latin Amerika ülkelerinde göreve başladı. Bu arada MKK üyesi Sayın Enes Al Abda ile sürekli iletişim içindeydim, daha sonra Enes bey kuruluşun İngiltere temsilciliğine atandı. 2011 yılında Suriye’de devrim başlayınca şahsım, Dr. Riyad Seyf, Dr. Velit Bunni, Dr. Fida Hurani, Suheyr El Atasi ve çok sayıda kuruluş üyesi, Suriye devrimini kurduğumuz bu siyasi kuruluştan üstün görerek “Şam Deklarasyonu”ndan ayrılarak devrime katıldık. 1988-1992 yılları arasında da Suriye Parlamentosu’nda milletvekilliğine seçildim, ancak dönem bitmeden önce bana yurtdışı çıkma yasağı getirildi. 1992-2012 yılları arası yaklaşık 20 sene yurtdışına çıkmadım. Devrim başlayınca çok aktif rol oynayarak Deyr ez Zor ilinde gösteriler düzenlemeye başladım. Aynı zamanda diğer iller ile devrimci komisyonlarla sürekli irtibat içindeydim. Özellikle Dera komisyonu ile çünkü devrim Dera’dan başlamıştır. Başlangıçta gösterilere katılanların sayısı 70 bin ile 100 bin arasında oluyordu. Göstericilere de seslenmiştim, bunun videosu internette yer almaktadır. Deyr ez Zor tamamen kontrolümüze geçti ancak Mart ayında askeri operasyon başladı. Bu süreç içinde ben de Şam’da tutuklandım. Şam’da bulunma nedenim ise o zamanlar Ulusal Konsey’i oluşturma hazırlıkları yapmamızdı. Önerimiz üzerine Sayın Heysem El Malih’in İstanbul’a giderek Ulusal Konsey’in başına geçmesini istedik. Bizler yani ben, Dr. Velit Bunni, Dr. Arif Dalila, Müntaha El Atraş ve Gassan Neccar, Mişel Temmo buradaki Ulusal Konsey’in başına geçtik. Konsey kurultayı yapılmasından 3 gün önce çok sayıda devrim yanlısı bizi desteklemeye gelmişti. Ancak onlara ateş açılarak 14 kişi şehit edildi ve çok sayıda yaralı oldu. Bu da kurultayın iptaline ve Konseyin Türkiye’ye taşınmasına neden olmuştu. Bizler de kurultaya skype yolu ile katıldık. Aynı zamanda Kürtler kurultaydan çekilince dengeyi sağlamak amacıyla Sayın Mişel Temmo adımıza konuşma yaptı. Kongreden 4 gün sonra Albay Hamid Sükker beni Şam’da tutukladı. Tutuklandığımda bana bir bildiri imzalatmak istediler. Bildiride Deyr ez Zor adına, ordu ve hükümetten yardım isteyecektim. Ancak ben imzalamayı kabul etmedim, beni hapishaneye attılar. Günde 12-14 saat sorgulamaya ve işkenceye tabi tutuldum. İki buçuk ay sonra serbest bırakıldım. Daha sonra Deyr ez Zor’a gittim. Aynı tarihlerde Arap gözlemcilerin gelişleri için hazırlıklar başlattık. 17 Ocak 2012 tarihinde Arap Ligi gözlemcilerinin Deyr ez Zor’a gelişinde çok büyük gösteri düzenledik. Ancak gösteriye ateş açıldı. Bunun sonucunda 17 şehit verdik ve 51 kişi yaralandı. Arap Ligi gözlemcileri hiçbir şey yapmadılar. 16 Ocak 2012’de yani gösterileri düzenlememizden bir gün önce Deyr ez Zor Valisi bizzat kendisi benimle konuştu ve beni tehdit ederek gösterilere katılmamamı istedi. 18 Ocak 2012 tarihinde de Türkiye’ye kaçtım. Beni Suriye devrimcileri karşıladı ve Gaziantep’e geçtik ve oradan da İstanbul’a geldik.

Biz Suriye halkı olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni ikinci ülkemiz olarak görüyoruz. Türkiye her zaman Suriye halkının yanında yer almıştı. Bu davranış Türkler için yeni bir şey değil, daha önce çok sayıda örnekler vardır. Özellikle tarihi ve akrabalık bağımız bulunmakta. Bize siyasi faaliyet yapmamıza, kongreler düzenlememize ve serbestçe hareket etmemize izin verdi. Bu yüzden ben tekrar şahsım ve Suriye halkı adına şükranlarımızı Türkiye halkı ve hükümetine iletmek istiyorum.

Bir yılı aşkın bir süre geçti ancak Suriye’de değişim gerçekleşmedi ve sivil kayıplar her geçen gün artıyor. Kimse Suriye’de değişimin nasıl olacağına ilişkin net, başarı şansı olan bir plan ortaya koyamıyor. Siz Suriye’de nasıl bir geçiş olacağını düşünüyorsunuz?

Açıkçası Suriye devrimi öksüz bir devrimdir, diğer devrimler gibi davranılmadı. Mısır devrimi kısa sürdü, Tunus’ta devrim 25 günü geçmedi, Yemen ve Libya’da uluslararası camia ve Arap ülkeleri yardım etti. Libya senaryosu belli, keza Yemen de. Ancak Suriye devrimine uluslararası yardım yapılmamaktadır. Yardımda bulunanlar sadece Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’dır. Diğer ülkeler ise Suriye halkının gördüğü zulmü görmezden geliyor. Bu da çok utanç verici bir olaydır.

Şimdi biz devrimde ikinci yılımıza geçtik, bazı planlar oldu. Örnek olarak Arap Ligi planı ancak bunlar başarısız oldu. Şu anda Kofi Annan’ın planı var biz planın ikinci ayındayız. Ancak altı noktadan oluşan plandan hiç biri gerçekleşmedi şu ana kadar. Ayrıca planın uygulamaya konduğu tarihten şu ana kadar 1350 şehit verdik. Kofi Annan planı da başarısızdır çünkü gözlemciler önünde halka ateş açılıyor ancak kimse müdahale edemiyor. Uluslararası camia ise hiçbir şey yapmamaktadır. Bizce yapılması gerekenler seçilen bazı stratejik hedeflere hava saldırıları yapılmasıdır. Suriye hükümeti, BM’nin 7. Maddesine tabi tutulmalıdır. Biz iç savaşa gidilmesine istemiyoruz, isteğimiz Beşar Esad ve çevresindekiler gitsin, yerine 7-8 aylık süreç için Devlet Başkanı Yardımcısı Faruk Şara ülkeyi yönetsin. Ülkede istikrar sağlanınca da seçimlere gidilsin ve yeni anayasa düzenlensin. Yani ikinci cumhuriyete geçelim.

Suriye muhalefetine ilişkin en başta gelen eleştirilerden biri de çok parçalı oluşu. Suriye Ulusal Konseyi’nin yanı sıra içerde de siyasal muhalif yapılar var. Diğer taraftan askeri muhalefet bağımsız hareket ediyor. Siz Suriye Ulusal Konseyi’ni nasıl görüyorsunuz, Konsey gerçekten içeriyi temsil ediyor mu, Suriye halkı Ulusal Konsey’e nasıl bakıyor?

Genel anlamda Suriye muhalefeti hakkında ne söyleyebilirsiniz? 

Muhalefetin parçalı olduğu ve herkesin farklı düşündüğü söylentisi uluslararası camia tarafından dile getirilmektedir ve doğru değildir. Çünkü muhalefetin tüm grupları tek görüşe sahiptir. O da rejimi devirmek ve Suriye halkını korumaktır. Ulusal Konsey ile diğer muhalefet grupları arasında yaşanan anlaşmazlıklar başka konular üzerinedir. Bizim şimdiki sorunlarımız uluslararası camiadan destek sağlamak, Özgür Suriye Ordusu’na yardım toplamaktır. Bizim amacımız bütün muhalefeti Ulusal Konsey çatısı altında toplamaktır ki uluslararası camia bizi tek ve meşru temsilci olarak kabul etsin. Ancak diğer muhalefet grubu bu düzeni kabul etmemektedir. Ulusal Konsey’in zaten Suriye Parlamentosunu temsil etmesi gerekiyor, tek tarafı temsil etmemelidir. Biz Ulusal Konsey’in tekrar yapılandırılmasını ve herkesin adil şekilde temsil edilmesini istiyoruz. Ayrıca devrimcilerin bu konseyde %30 oranında temsil edilmesini istiyoruz ki bu oluşum hem içten hem de dıştan destek alsın ve tek temsilci olarak görülsün.

Siz aynı zamanda Suriye’nin önde gelen bir Arap aşiretinin liderlerinden birisiniz. Yakın zaman önce Suriyeli aşiretlerin oluşturduğu bir muhalif yapılanma da kuruldu. Arap aşiretlerin ayaklanma sürecindeki pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz, olaylara nasıl bakıyorlar ve ayaklamadaki rolleri nedir?

Çok sayıda Suriye aşireti devrim alanlarında yer almaktadır. Onlardan da çok sayıda şehit düşmüştür. Benim başında bulunduğum Bakkara aşireti devrime katılan tek aşiret değildir. Dera, Humus, Hama, Idlip, Halep ve Deyr ez Zor aşiretleri de devrimde önemli rol oynamaktadır. Mesela Akidat aşiretinin çok önemli rolü vardır bu devrimde. Çok sayıda şehit verdiler. Başka aşiretler de vardır, hatta aşiretlerin %90’ı devrime katılmaktadır diyebilirim. Gösterilerde, Özgür Ordu’da ve Ulusal Konsey’de yer almaktadırlar.  Beşar Esad ordusundan ayrılan ve Özgür Ordu’ya katılanların çoğu bu aşiretlerin evlatlarıdır.

Siz neden Suriye Ulusal Konseyi’ne katılmadınız?

Açıkçası ben Ulusal Konsey’den uzak değilim. Ayrıca bana davet geldi katılmak için hatta MKK üyesi olmamı istediler, ancak özür diledim. Benim özür dilemem Ulusal Konsey’e karşı olduğum anlamına gelmiyor. Bizim amacımız Konsey bütün grupları temsil etsin ve hiç kimse Konsey’i kendi çıkarı için kullanmasın. Kimsenin dışlanmasını istemiyoruz. Biz Sayın Burhan Galyun ile Başkan olduğu dönemde görüştük ve kendisine Kahire’de toplanan tüm muhalefet gruplarının bir bildiri düzenleyerek Ulusal Konsey’e katılacağımızı bildirdik. Ayrıca İstanbul’da düzenlenen kongrede ben bir bildiri okudum ve Ulusal Konsey’in tekrardan yapılandırılmasını istedik. Düzenlenene kadar da biz çekileceğimizi ancak bekleyeceğimizi bildirdik. Daha sonra Sayın Burhan Galyun ile görüştük ve ortak komisyon kurulması konusunda anlaştık ve toplantılara başladık. İstanbul’da üç ve Cenevre BM Gözlemciliği ile üç toplantı düzenledik, ancak bütün önerilerimiz Ulusal Konsey’in MKK organı tarafından reddediliyordu. Bundan dolayı Konsey’e katılmadım ama söylediğim gibi Konsey’e uzak değilim.

Türkiye’nin ayaklanma sürecinde Suriye’ye yönelik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz. Bundan sonrası için Türkiye’nin daha fazla ne yapabileceğini düşünüyorsunuz?

Açıkçası, Suriyeli mültecileri ağırladığı, Özgür Ordu’yu Hatay’da barındırdığı, Suriyeli yaralılara sağlık hizmeti verdiği, muhalefeti kucaklayıp oturma izni verdiği, Beşar Esad’ı protesto eden gösterilere ve kongrelerin düzenlenmesine izin verdiği için Türkiye Cumhuriyeti halkı ve hükümetine sonsuz şükranlarımızı iletiyorum. Türkiye’nin her zaman Suriye halkının yanında olduğu açık ve nettir. Ayrıca eğer uluslararası camiadan bir karar çıksaydı Türkiye’nin bu kararı uygulamada öncü rol üstleneceğini de biliyoruz. Biz de çok iyi biliyoruz ki Türkiye’nin bu tutumu kendisine ekonomik yönden çok zarar vermiştir çünkü Türkiye Körfez’e açılan kapısını kaybetmiştir. Buna rağmen desteğe devam ediyor olması bizler için hayati öneme sahiptir.

Teşekkür ederiz.

Kaynak: ORSAM

* Bu röportaj 16 Mayıs 2012 tarihinde ORSAM Ortadoğu Uzmanı Oytun Orhan tarafından İstanbul’da gerçekleştirilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.