TUİÇ Fikir Atölyesi 3, Sonuç Raporu: Uluslararası İlişkilerde Güncel Meseleler: İran Dış Politikası ve ABD Krizi

0
104
Anadolu Ajansı

1979 Devrimi ve İran Dış Politika Yapım Sürecini Etkileyen Faktörler

Köklü bir tarihsel geçmişe ve imparatorluk mirasına sahip bir ülke olarak İran, küresel siyasette sürekli olarak adından söz ettiren bir ülkedir.Gerek son günlerde meydana gelen Kasım Süleymani suikasti ve ABD ile yaşanan kriz, gerekse Orta Doğu’da yürütmekte olduğu vekalet savaşları sebebiyle İran, uluslararası siyaset gündemini hayli işgal eden bir ülke konumundadır.Ancak genel anlamda İran tarihi, özellikle 1979 yılında gerçekleşen ‘’İslam Devrimi’’ ve elbette İran dış politika yapım sürecini etkileyen faktörler bilinmeden bölgede meydana gelen hadiseler yeterince anlaşılamayacağı gibi,  İran hakkında yapılan analizler de eksik kalacaktır…

“İran’da 1979 yılının Şubat ayında gerçekleşen İslam Devrimi bölgesel ve uluslararası alanda büyük yankı uyandırdı. Soğuk Savaş ve iki kutuplu dünya anlayışının hâkim olduğu dönemde İran’da meydana gelen devrim sadece İran’ın içerisine değil, dış dünyaya dair de yeni söylem ve yaklaşımıyla iki kutubun dışında bağımsız bir dış politika iddiasını güdüyordu. Dış politikasının teorik çerçevesini bu iddia ekseninde “devrimci” bir bakış açısıyla oluşturma gayretine giren İran, özellikle İmam Humeyni döneminde söz konusu söylemi pratize etme yoluna gitti. Sonraki dönemlerde ise her ne kadar teorik açıdan ilk dönem söylemlerinden vazgeçmediyse de pratikte bazı değişimlere uğradı ve bugüne kadar farklı açılımlara girdi.’’1

BBC

“İran, 1979 yılında gerçekleşen İslam devrimi ile yeni bir döneme girerken, bu dönemde dış politika söylemini devrimci bir yaklaşımla yeniden dizayn etmişti. Uluslararasına hâkim iki kutuplu sisteme bir başkaldırı olarak da görülebilecek “Ne Doğu Ne Batı” sloganı, İran’ın üçüncü yolu mümkün gören bir iddiayla uluslararası alana girmesini doğurmuştu. Fakat sonrasında, devrimlerin belki de ortak kaderi olan sonuçla İran da karşılaşmış, devrimci kadroların sistem üzerindeki tam hâkimiyeti sağlandıktan sonra baştaki ideolojik devrimci söylem yeni durumda farklı tevil yollarıyla esnetilerek, devletin bekası ve çıkarına uygun hale getirilmişti. Devrimci söylemlerin yeniden ihya edildiği Ahmedinejad döneminde bile ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda devrimci ilkelerin kolaylıkla tevil edilebileceği İran’ın Suriye politikasına bakıldığında kolaylıkla görülebilir. Bu örnek göstermektedir ki, İran devrimci ideallere sahip bir devletten çok daha fazla kendi çıkarlarını maksimize etmeyi asıl gaye edinmiş modern bir ulus devlet olarak davranmaktadır.’’2

İran 1979 Devrimi’yle birlikte birçok alanda köklü değişimler geçirse de devletler süreklilik arz eden yapılar oldukları için ülkenin dış politikasında etkili olan bazı faktörler  tarihsel olarak aynı kalmaktadır. İran’ın dış politika yapım sürecini jeopolitik konumu, etnik yapısı, ekonomisi, Şiilik inancı gibi birçok faktör etkilemektedir.3

“İran, Avrasya jeopolitiğinde oldukça eski bir geçmişe sahip, karaya dayalı bir imparatorluktur. Bu tarihsel geçmişinden ötürü İran’ın bölgesel ihtirasları, Batı Asya coğrafyasının ötelerine ulaşmaktadır.’’4

“Bölgesel üstünlük arzusu, İran dış politikasının uzun yıllardır var olan bir özelliğidir. Uzun tarihsel geçmişinden ve jeo-stratejik açıdan oldukça önemli olan coğrafyasından ötürü, İran, kendisini Körfez bölgesinin geleceğini belirleyen yegâne güç olarak görmektedir. Diğer yandan İran, kadim medeniyetinden ötürü, kendisini mevcut devlet topraklarının ötesinde etkiye sahip bir aktör olarak algılamaktadır. Bu nedenle Ortadoğu’nun bölgesel politikasına müdahale etmesi, İranlı siyaset adamları için gayet doğal bir durumdur.’’5

“İran toplum yapısı, etnik açıdan oldukça karmaşıktır. Ülke nüfusunun sadece yüzde 51’ini oluşturan Farisi grup, yine de İran’ın en büyük etnik grubudur. Farisiler, ülkenin orta ve doğu kısımlarında yaşamaktadırlar. İran toplumundaki diğer güçlü toplum ise Türklerdir. Azeri Türkleri, İran toplumunun yüzde 24’üne tekabül etmektedir. İran’ın kuzeybatısında yaşamaktadır ve kuzeyinde Azerbaycan ile komşudur. İran’ın kuzeydoğusunda yaşayan Türkmenler, nüfusun yüzde 2’si kadardır. Ülkede yüzde 3 civarında etnik Araplar bulunmaktadır. Bunlar Belucistan bölgesinde yoğun olarak yaşamaktadır. Ermenilerin oranı ise, yüzde 2’dir.5 İran’ın bu toplumsal, mezhepsel ve etnik bölünmüşlüğü, İranlı yöneticilerin, ülkelerinin, “dış güçler tarafından parçalanması için girişimlerde bulunabileceği” düşüncesine sahip olmasına neden olmakta ve bu grupların, diğer devletler ile işbirliği içerisinde olabileceğini öngörmektedir. O nedenle İran, dış politikasında şüpheci bir tutum edinmektedir.’’6

“İran halkının yüzde 89’u, Şii’dir. İran’ın komşularında ve civarında (Bahreyn, Irak, Lübnan, Suudi Arabistan, Pakistan, Afganistan ve Körfez ülkeleri) Şii azınlıklar yaşamaktadır. Bu azınlıklar ile Şiilik ortak paydasına dayanarak, İran, yakın ilişkiler kurmaktadır.’’7

“1980’lerde İran’ın yayılmacı Şii anlayışı, bölgenin mevcut dengesini tehdit etmiş ve dolayısıyla Arap komşularını toprak bütünlükleri konusunda endişeye sevk etmiştir.’’8

“İran’ın uzun ve zengin tarihi mirası ile 19’ncu ve 20’nci yüzyıllarda Batılı ülkelerin işgali altında kalması nedeniyle, İranlı yöneticiler ve halk, oldukça güçlü ve etkili bir Farisi milliyetçiliğe sahiptir ve Batılı ülkelerin bölge politikalarına müdahalelerine karşı aşırı hassastır. Bu duygular, İran halkı arasında milliyetçi söylemlere yönelik bir sempatinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İslam Devrimi sırasında halkın Şah’a karşı çıkmasında bu düşüncelerin de kayda değer etkisi bulunmaktaydı. Çünkü halkın birçoğu için, Şah, Batı’nın kuklası haline gelmiş bir yöneticiydi. 1960’larda ve 70’lerde ortaya çıkan İslami akımlar da benzer temaları işlediler ve açık bir şekilde Batılı ülkelerin içişlerine ve bölge politikalarına müdahale etmesine karşı çıktılar. Sonuçta İran halkı sömürgecilik-karşıtı bir düşünce yapısına sahiptir.’’9

“Petrol gelirleri, İran’ın en önemli gelir kaynağını oluşturmaktadır. İran toplumunun modernleştirilmesi ve ekonominin sanayileştirilmesi politikaları İran’ın doğal kaynaklara bağımlılığını arttırmıştır. Petrol ekonomisi ve politikası İran’ın dış ve ulusal güvenlik politikalarını etkilemektedir. Petrolün ekonomideki rolünün artması dış politikanın ekonomik boyutunun güçlenmesine (ekonomikleştirilmesine) neden olmuştur.’’10

Bu faktörlerin yanı sıra İran’ın sosyal yapısı, siyasi dinamikleri, siyasal kültürü, kamuoyunun etkisi, liderliğin etkisi (İran’ın devrim sonrasında oluşan yönetim biçimi ve bunun dış politika yapım sürecine etkileri) gibi faktörler de dış politika yapım sürecini etkilemektedir.11

İran ile ABD Arasında Kasım Süleymani Krizi

“ABD, Donald Trump’ın başkan oluşundan itibaren İran’a karşı “maksimum baskı” denilen bir sıkıştırma ve boğma siyasetini uygulamaya başlamıştı. Bu stratejinin ekonomik yaptırımlar, diplomatik izolasyon, sahadaki ajanları ya da desteklediği Halkın Mücahitleri Örgütü gibi İran karşıtı örgütlerin hücre yapılanmaları aracılığıyla sokak eylemlerini kışkırtmak gibi pek çok ayağı bulunuyor. Yine maksimum baskı siyasetinin bileşenlerinden biri de İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) geçtiğimiz yılın Nisan ayında terör örgütü olarak ilan edilmesi ve askeri hedef haline getirilmesiydi. ABD’nin bu siyasetten muradı, İran rejimini çökertmekten çok İran’ın bölgesel nüfuzunu azaltmaktır. Bu doğrultuda, İran’ın kendi içerisindeki protestolara ek olarak bölgesel nüfuzunun yüksek olduğu Irak ve Lübnan gibi bölgelerde geniş çaplı protesto hareketlerinin görülmesi ve Suriye ile Irak’ta İran destekli askeri grupların hava saldırılarına hedef olması şaşırtıcı değildir.’’12

Hürriyet

“Süleymani’nin öldürülmesi, İran’ın dış siyaseti açısından oldukça ağır bir darbeyi ifade ediyor. Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de İran’a bağlı tüm güçleri kontrol ve koordine eden Tümgeneral Süleymani, on yıllardır İran’ın Ortadoğu’daki gücünün simgesiydi. Pakistan ve Afganistan’dan gelen Şii savaşçılar Süleymani’nin komutanlığı altında savaşıyorlardı. Süleymani bir anlamda İran’ın bölgesel siyaseti açısından İran Dışişleri Bakanlığının bile önündeydi.’’13

BBC

“ABD Süleymani suikastıyla İran konusunda ne kadar ileriye gidebileceğini göstermiş oldu. Öte yandan İran’ın “kontrollü gerginlik” stratejisinin de işlemediği anlaşıldı. Bundan sonra ABD İran karşıtı sert siyasetinde ısrar etmeye devam edecektir. Özellikle ABD Başkanı Trump’ın azil sürecinde bu adımı atmış olması anlaşılabilir bir durumdur. Senatodaki cumhuriyetçilerin desteğini kaybetmemek için böylesine şahince bir hamlenin gelmesi anlamlıdır.’’14

“Bu saatten sonra İran’da dış siyasette ABD ve Batı’ya yönelik reform yönünde bir adım beklenmemelidir. ABD’nin tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmanın AB ile devam edebilmesi ihtimali de oldukça zayıflamıştır. Kısa vadede İranlılar muhafazakar ya da reformist olmaları fark etmeksizin, ABD’ye karşı birleşeceklerdir. Süleymani’nin ölümüyle zirve yapan ABD’nin maksimum baskı siyaseti sonucunda İran’ın bölgesel siyaseti ve gücü ciddi anlamda zarar görmüştür. Kasım Süleymani gibi karizmatik bir liderin eksikliğinde Kudüs Gücü’nün ve Şii milis kuvvetlerinin eskisi gibi mobilize olabilmeleri oldukça zor olacaktır. Dahası Süleymani, pek çok araştırma ve yoruma göre İran’ın en popüler figürlerinin başında geliyor hatta Cumhurbaşkanı Ruhani’yi bile geride bırakıyordu. Böylesine efsane mertebesine yükseltilmiş bir kişinin kaybı, Şii teolojisindeki kayıp ve mağlubiyet mitleriyle birlikte düşünüldüğünde kısa vadede İran için önemli bir moral-politik sermaye sağlayacaksa da uzun vadede İslam Devrimi anlatısının zayıflamasına sebep olacaktır. Çünkü yeni kuşaklar için devrim anlatısının yeniden inşasında işaret edilecek, devrimi ve İran-Irak Savaşı’nı yaşamış aktüel figürler bir bir eksilmektedirler.’’15

Sonuç olarak İran, bir yandan Batılı ülkelerin ambargoları sebebiyle yaşadığı ekonomik zorluklar , diğer yandan dış politikadaki açmazları sebebiyle 1979 Devriminden itibaren kurmuş olduğu rejimin devamlılığını sağlayamayacak bir konuma gelmiştir.En son yaşanan Süleymani kriziyle birlikte uluslararası toplum İran’ın Batı ve ABD karşıtı söylemlerinin pratiğe dönüşmediğini, sadece ‘’söylem’’ düzeyinde kaldığını net bir şekilde görmüştür.Bahsetmiş olduğumuz devrim sonrasında kurulan düzen çatırdamaya  başlamıştır. Türkiye ise Astana Süreci ve Soçi Mutabakatları’nda görüldüğü üzere Orta Doğu’nun geleceği için önemli adımlar atarak, İran ile birlikte hareket etmiştir.Türkiye İran ile Suriye meselesinde olduğu gibi ortak hareket edebilir ve elbette yüzyıllardır komşusu olan bir ülkeyle iktisadi, bilimsel, teknolojik alanlarda işbirliğine gidebilir.Ancak Türkiye, İran’ın Orta Doğu’da yürüttüğü vekalet savaşları ve mezhepçi dış siyaset anlayışı sebebiyle bölgede barış ve istikrarın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu unutmamalı, bölgeye yönelik stratejisini bu doğrultuda belirlemeli ve bu hadiseleri doğru bir şekilde analiz ederek gerekli adımları soğukkanlı bir şekilde ve aklıselimle hareket ederek atmalıdır…

KEMAL KISA

Kaynakça

  1. ABDULLAH YEĞİN, Devrimin 35. Yılında İran Dış Politikası, SETA Perspektif, Sayı:32, Şubat 2014
  2. A.g.m.
  3. Ertan EFEGİL, İran’ın Dış Politika Yapım Sürecini Etkileyen Unsurlar, ORSAM Ortadoğu Analiz, Cilt:4, Sayı:48, Aralık 2012
  4. A.g.m.
  5. A.g.m.
  6. A.g.m.
  7. A.g.m.
  8. A.g.m.
  9. A.g.m.
  10. A.g.m.
  11. A.g.m.
  12. Mustafa Caner, 5 Soru: Kasım Süleymani’nin Öldürülmesi İran İçin Ne İfade Ediyor?, 3 Ocak 2020, www.setav.org
  13. A.g.m.
  14. A.g.m.
  15. A.g.m.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.