Tunus Kurucu Meclis Seçim Sonuçları:Bir Devrimin Ardından Kazananlar ve Kaybedenler

0
54

23 Ekim 2011’de gerçekleşen Tunus Ulusal Kurucu Meclis Seçimlerinin resmi sonuçları 4 gün sonra, 27 Ekim akşamı açıklandı. Bağımsız Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanan resmi seçim sonuçlarına göre El Nahda 90 sandalye, CPR (Cumhuriyet Kongresi) 30 sandalye, Ettakatol 21 sandalye, Al Aridha Chaabia 19 sandalye, PDP 17 sandalye kazanırken, diğer parti, koalisyon ve bağımsız listeler de toplam 40 sandalye kazanmıştır.

Seçim sonuçları beklendiği üzere El Nahda’nın üstünlüğü ile sonuçlanmasına karşın, eski rejimle ilişki içinde olduğu ileri sürülen bazı partilerin ve liderlerin de seçimlerden beklenmeyen bir başarı elde etmesi oldukça ilginç ve şaşırtıcı olmuştur.[1] Ancak, El Nahda’nın 90 sandalye kazandığının açıklandığı dakikalarda Tunus Devrimin merkezi olan Sidi Bouzid’de halk sokağa dökülmüş ve “devrim bizimdir, devrimi bizden alamazsınız” sloganları eşliğinde büyük bir protesto eylemi gerçekleştirmiştir. Yüksek Seçim Kurulu ile El Nahda’nın seçim merkezleri önünde süren protesto eylemlerine polisin müdaha etmesi üzerine çatışma çıkmıştır. Ardından göstericiler 29 Ekim Cuma günü şehirde büyük bir grev düzenlenme kararı alırken, şiddet olaylarının diğer vilayetlere de sıçradığı ileri sürülmektedir.[2]

Öte yandan, Muhammed Haşimi Hamdi’nin 17 Mart 2011’de kurduğu partinin Sidi Bouzid dahil 6 seçim bölgesinde toplam 9 milletvekilliğinin düşürülerek Al Aridha Chaabia listesinin 4. sıraya kaydırılması, ilk kez gerçekleştirilen demokratik ve serbest Tunus seçimlerine büyük bir gölge düşürmüş ve ülkeyi yeni bir istikrarsızlığın eşiğine getirmiştir.

Yakın Plandan Tunus’taki Galipler ve Mağluplar

217 sandalyeli Kurucu Meclis seçimleri iç politikada kazananlar ve kaybedenler olarak iki ayrı kesimin ve ideolojinin ortaya çıkmasına yol açarken, seçimler aynı zamanda ülke dışında da bazı aktörlerin kaybı ve diğerlerinin kazancıyla sonuçlanmıştır.

Her ne kadar doğrudan kazananlar ve kaybedenler listesini ortaya koymak kolay bir iş olmasa da seçim sonuçlarından hareketle hangi aktörlerin kazançlı hangilerinin de kaybettiği üzerine bir analiz yapılabilir. Özellikle Bin Ali rejimi döneminde siyasal faaliyetler yürüten Sosyalist Demokratlar Hareketi (MDS), Halkın Birliği Partisi (PUP), Birlikçi Demokrasi Birliği (UDU), Sosyal Liberal Parti (PSL), İlerlemeci Yeşiller Partisi (PVP) ve Ettacdid Hareketi’nin (Yenilenme Hareketi) Tunus halkı tarafından desteklenmediği ve yakın dönemde söz konusu partilerin Tunus siyasal hayatındaki varlıklarını sonlandıracakları öngörülmektedir.

Kaybeden partilerden biri de, yıllardır muhalif kimliği ile öne çıkan ve Ahmet Necip Şebbi’nin liderliğini yürüttüğü İlerici Demokrat Partidir(PDP). Partinin seçim sürecinde elitlere hitap eden, laiklik vurgusu yapan ve El Nahda karşıtı bir kampanya yürütmesinin seçim başarısızlığında önemli etkisi olmuştur. Seçimlerin başında El Nahda ile koalisyon kurmayacağını açıklamış olması İslami hassasiyetlere sahip muhafazakâr kesimlerin tepkisine yol açmıştır. Oysa PDP gibi sol bir gelenekten gelen Cumhuriyet Kongresi ve Ettakatol, inanç ve düşünce özgürlüğünü de içeren bireysel özgürlüklere saygı temelinde bir politika yürüterek geniş bir halk desteğini arkalarına almayı başarmışlardır.

Tunus seçimlerinden kazançlı çıkan grupları kendi içerisinde hem aktör düzeyinde hem de ideoloji bağlamında ikiye ayırmak gerekir. Aktör düzeyinde kaybeden partilerin önemli bir kısmının Zeynel Abidin döneminde siyasal faaliyetlerde bulunan parti ve liderler olduğu görülürken, ideolojik bağlamda söz konusu partilerin salt laiklik vurgusuna odaklandığı dikkat çekmiştir. İnanç özgürlüğüne saygı temelinde hareket eden ve Tunus’un İslam ve Araplık kimliğine güçlü vurgular yapan partilerin ise daha kazançlı çıktığını belirtmek gerekir.

Bu bağlamda 23 Ekim seçimlerinde kazanan aktörlerin başında hiç şüphesiz yıllardır yasaklı olan, Zeynel Abidin Bin Ali rejimi tarafından terör örgütü olarak kabul edilen ve binlerce üyesinin yıllarca hapis yattığı El Nahda hareketinin geldiğini belirtmek gerekir. Henüz partileşmesini tamamlayamadığı için kendisini “hareket” olarak nitelendiren El Nahda,  ülke içindeki ve dışındaki seçim bölgelerinden almış olduğu oylarla ülkenin en önemli siyasal aktörü haline gelmiştir. Açıklanan resmi sonuçlara göre 90 milletvekilliği kazanan ve Ulusal Kurucu Meclis’te yaklaşık yüzde 41’lik bir oranda temsil edilme hakkı elde eden El Nahda hareketi, bir iki seçim bölgesi dışında tüm seçim bölgelerinde birinci parti olarak çıkmayı başarmıştır.

El Nahda’nın başarısını yalnızca ılımlı İslam modeli sunmasıyla açıklamak da doğru bir yaklaşım değildir. Kuruluşu 1970’lere kadar gitmekle birlikte bu hareket hem Burgiba hem de Bin Ali döneminde büyük bir baskı ile karşı karşıya kalmış ve ülke içinde örgütlenebilecek koşullardan mahrum kalmıştı.  1970’lerin sonunda Raşid El Gannuşi ve Abdulfatah Muru liderliğinde İslami Eğilim Hareketi’nin oluşturulmasının ardından Devlet Başkanı Burgiba, İslami kesimler üzerindeki baskılarını artırmış ve 1981’de içerisinde Raşid El Gannuşi’nin de olduğu büyük bir tutuklama politikasına başvurmuştu. Tutuklananlar arasında 23 Ekim seçimlerinin ardından El Nahda tarafından başbakan adayı olarak destekleneceği açıklanan partinin Genel Sekreteri Hamadi Cibali de bulunmaktaydı.  Cibali, 1992 sonrası dönemde hayatının önemli bir kısmını tutuklu olarak geçirmiştir ve 2006’da af ile serbest bırakılana kadar geçen sürede tutukluluk koşullarını protesto etmek için bir çok kez ölüm orucuna başlamış ve bunlardan en az ikisi 36 gün sürmüştü. 1987’de Bin Ali’nin kansız bir darbe ile iktidarı ele geçirmesinin ardından 1989 seçimlerine katılmak için El Nahda kurulmuş ancak, Bin Ali rejimi partinin seçimlere girmesini yasaklamıştı. Buna rağmen bazı parti üyeleri bağımsız aday olarak seçime girmiş ve başkent Tunis, Gabes ve Sousse’da oyların yaklaşık yüzde 30’unu, ülke genelinde de oyların yaklaşık yüzde 15’ni alarak önemli bir muhalefet bloğu oluşturmuştu.[3] El Nahda partisinin almış olduğu toplumsal destek Bin Ali rejimini harekete geçirmiş,  1991’de El Nahda terörist bir organizasyon olarak kabul edilmiş ve parti üyelerine karşı tutuklama ve toplu işten atmalar yaşanmıştı. 1990’lı yıllarda yaklaşık 30 bin kişi parti üyesi ve sempatizanı, rejimi devirmeye teşebbüs etme suçlamasıyla tutuklanmış bunların 15’ine de çalışma yasağı getiriliştir.[4]

Tüm baskı politikalarına rağmen yurt içinde ve yurt dışında Bin Ali karşıtı muhalefetini sürdüren parti liderleri 14 Ocak Devriminden sonra yeniden örgütlenmeye başlamıştır. Kısa sürede ülkenin tüm bölgelerinde örgütlenmeyi başaran El Nahda hareketi oldukça başarılı bir seçim kampanyası yürütmüştür. Ülke içindeki ve dışındaki tüm seçim bölgelerinden aday gösteren El Nahda hareketi kadın kotasını da başarılı bir şekilde uygulamayı başarmıştır. Söylemlerinde Türkiye’deki Adalet ve Kalkınma Partisi modeli sık sık gönderme yapan Nahda liderleri demokrasi, hukuk devleti ve kalkınmanın yanında inanç özgürlüğünü de anayasal güvenceye kavuşturmayı hedeflemektedirler.

El Nahda’nın 14 Ocak sonrası vermiş olduğu ılımlı mesajlar hareketin hem iç kamuoyu hem de diğer devletler tarafından ılımlı İslamcı bir parti olarak tanımlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Seçimlerden birkaç gün önce ABD’li Senatör Joe Lieberman, “El Nahda ile Yaşamayı Öğrenme Üzerine Düşünceler” başlıklı yazısında uluslararası toplumun Nahda’ya bir şans tanıması yönünde bir mesaj vermiştir. Bir dönemler Demokrat Partinin Başkan Adayı olarak seçimlere katılmış olan Lieberman’ın 23 Ekim seçimlerinden önce El Nahda’ya verdiği açık destek, hareketin ülke içinde ve dışındaki alanını oldukça genişletmiş ve partinin seçim sonrası için pazarlık gücünü artırmıştır.

23 Ekim seçimlerinin bir diğer galibi, seçim öncesindeki kamuoyu yoklamalarında ismine bile yer verilmeyen Muhammed Haşim Hamdi’nin 17 Mart 2011’de kurduğu Demokrasi, Adalet ve Kalkınma İçin Halk Talebi (El Aridha) adlı oluşumudur. Bağımsız Yüksek Seçim Kurulu, bağımsız adaylar tarafından oluşturulan Al Aridha listesinin Jendouba, Tataouine, Sfax I, Kasserine, Sidi Bouzid ve Fransa 2 adlı seçim bölgelerindeki listeleri iptal etmeden önce El Aridha toplamda  28 sandalye kazanmıştı. Fakat Seçim Kurulu, 3’ü Sidi Bouzid ve 2’si Tataouine olmak üzere partinin 6 seçim bölgesindeki listesini, eski rejimle ilişkili olmak ve seçim kampanyasında yasa dışı yollarla finans edilmekle suçlaması üzerine El Aridha listesindeki kazanan milletvekili sayısı 28’den 19’e düşmüştür. Milletvekilliklerinin düşürülmesinin ardından Haşim Hamdi, Seçim Kurulunun aldığı kararı tanımadığını ve milletvekilliği kazanan diğer tüm adayların da Kurucu Meclisten çekileceğini açıklamıştır. Sonuç olarak, Seçim Kurulu tarafından herhangi bir çözüm bulunamazsa önümüzdeki günlerde El Aridha listesi konusunda Tunus’ta ciddi bir gerilim yaşanacağı açıktır.

Tunus seçimlerine yönelik düzenlenen ulusal ve uluslararası kamuoyu araştırmalarında isminden bile bahsedilmeyen Haşim Hamdi’nin 23 Ekim seçimlerinde elde etmiş olduğu başarı El Nahda’nın kazanmış olduğu başarıyı gölgelemiş durumdadır. Sidi Bouzidli olan ve yaklaşık 25 yıldır Londra’da yaşayan milyoner Muhammed Haşim Hamdi, rakipleri tarafından eski rejimle işbirliği içinde olmakla suçlanmaktadır. Mal varlığının önemli bir kısmını Bin Ali yönetimiyle işbirliğinden dolayı elde ettiği ileri sürülmesine karşın Haşim Hamdi 25 yıldır yurt dışında yaşadığını ve rakipleri gibi Bin Ali döneminde Tunus içinde siyasal faaliyetler yürütmediğine dikkat çekmektedir. Bir diğer deyişle Haşim Hamdi de rakiplerini Bin Ali rejimi döneminde ülke içinde siyasal faaliyetlerde bulunmakla suçlayarak eski rejimle ilişkide olan asıl kimselerin bu siyasi rakipleri olduğunu ileri sürmektedir.[5]

Haşim Hamdi’nin Tunus’un ekonomik olarak geri kalmış ve siyasal olarak da en az temsil edilen kesimlerinden büyük bir destek almayı başardığı görülmektedir. Yerel aksanla Arapçayı konuşan ve kurduğu iki TV kanalı ile doğrudan halka seslenen Haşim Hamdi’nin gençlik yıllarında El Nahda hareketiyle de ilişki içinde olduğu belirtilmektedir. Ayrıca doktora tezini “İslam’ın Siyasallaşması” üzerine yapmıştır. Böylelikle sol veya seküler kesiminden farklı olarak El Nahda gibi kendisi de İslami değerleri seçim sürecinde iyi kullanabilmiştir. Seçim çalışmalarını ağırlıklı olarak kendisine bağlı TV kanalları üzerinden yürüten Haşim Hamdi,  TV programlarının doğrudan halka ulaşmanın en iyi yöntemi olduğunu belirtmektedir. Bunların dışında bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarına vurgu yaparak ülkenin az gelişmiş güney bölgelerinin sorunlarına değinmiş; işsizlere ayda 200 dinar verilmesini gündeme getirerek ilk kez işsizlik sigortasını gündeme taşımış ve 14 Ocak sonrası dönemde Tunus siyasal hayatında yer alan kesimleri kendisine karşı ayrımcılık yapmakla suçlayarak bir anlamda hem Bin Ali hem de yeni liderler tarafından haksızlığa uğradığı söylemini başarıyla kullanmıştır. Bunların dışında güneylilerin, işsizlerin ve yoksul kesimlerin Kuzeyli siyasetçilerden duyduğu rahatsızlığı da iyi kullanabilmiştir.

Seçimlerin ulusal düzeyde bir diğer kazananı ise Cumhuriyet Kongresi Partisi olduğu açıktır. Seçimlerden ikinci parti olarak çıkan Cumhuriyet Kongre Partisi seçim anketlerinde dördüncü veya beşinci parti olarak yer almaktaydı. Merkez sol bir parti olarak öne çıkan Cumhuriyet Kongre Partisi kurulduğu 2001 yılında serbest seçimleri, güçler ayrımını ve yeni bir Anayasa yazımı talebini dile getirmişti. 23 Ekim seçimlerinde toplam 30 sandalye kazanarak Kurucu Meclis’te yüzde 13.83 oranında temsil hakkı elde eden Cumhuriyet Kongre Partisinin lideri Moncef Marzuki, partinin yasaklandığı 2002 tarihinden itibaren Fransa’da sürgünden siyasal faaliyetlerini sürdürmüştür. 14 Ocak devriminden 4 gün sonra Tunus’a dönen Marzuki hem Devlet Başkanı hem de Başbakan’ın doğrudan halkoyu ile seçilmesini savunmaktadır.

Cumhuriyet Kongre Partisinin seçim başarısının altında yatan olguların başında seçim sürecinde parti liderlerinin El Nahda başta olmak üzere sistem içindeki parti ve ideolojilerle karşı uzlaşmacı bir siyaset izlemiş olmaları, bölgesel kalkınma, inanç özgürlüğünü de içeren bireysel özgürlükleri önemsediklerini vurgulamalarının önemli olduğu düşünülmektedir. Tüm bunların yanı sıra partinin seçim çalışması sırasında profesyonel olarak bir Türk şirketinden destek alması ve bu çerçevede doğrudan ev ev dolaşarak partinin programlarını anlatarak üye kaydı yapmasının da önemli olduğu dile getirilmektedir. Partinin Fransız liberalleri ile ilişkisinin de örgütlenme çalışmaları sırasında gerekli olan kaynakların karşılanmasında önemli bir rol oynadığı Tunusluların bir kısmı tarafından dile getirilmektedir. El Nahda tarafından yapılan açıklamalar dikkate alındığında yeni Cumhurbaşkanlığı için desteklenecek isimler arasında Marzuki’nin de ismi geçmektedir.

Tunus seçimlerinde kazananlar tarafına adını yazdıran bir diğer parti de merkez sol bir programa sahip olan Ettakatol partisidir. Eski Komünist parti üyelerinin yanı sıra sosyal demokrat parti üyeleri tarafından desteklenen Ettakatol partisinin liderliğini 9 Nisan 1994’den itibaren Dr. Mustafa Bin Cafer yürütmektedir.  23 Ekim seçim sonuçlarının açıklanmasından sonra Devlet Başkanlığı için aday olduğunu açıklayan Dr. Mustafa Bin Cafer 1991’deki en önemli muhalefet partisi olan Sosyalist Demokratlar Hareketi liderlerindendir. Cafer aynı zamanda Tunus Genel İşçi Birliği’nde de (UGTT) görev almıştı.  1992’de Sosyalist Demokratlar Birliği Tunus’taki en önemli muhalif parti konumundayken Dr. Cafer de partinin Genel Sekreterliğini yürütmekteydi. Ancak aynı yıl Genel Sekreterliğe Mohamed Moadda’nin getirilmesinin ardından Dr. Cafer, partiyi Zeynel Abidin rejimi ile işbirliği yapmakla suçlayarak istifa etmiş ve iki yıl sonra da yeni partinin kuruluşunu ilan etmişti. 1994’de bir kez daha aktif siyasete atıldığında Zeynel Abidin rejimini, tüm devlet kurumlarını ve siyasal partileri baskı altına almakla suçlamıştı 2002 tarihinde yasal bir statü kazanan Ettakatol’un kuruluş dilekçesini, içerisinde akademisyenler, sendikacılar, insan hakları savunucuları, ekonomistlerin de bulunduğu 200 kişilik bir muhalif grup imzalamıştı. 2009 tarihinde Zeynel Abidin’e karşı Devlet Başkanlığı seçimlerine katılması yasaklanan Dr. Cafer, siyasal olarak rejimin muhalif örgüt ve partilere açık olmadığını savunmuştu. Açılımı, “Emek ve Özgürlükler Demokratik Forumu” olan Ettakatol temelde demokratik bir toplum inşasını, siyasal parti ile devlet organlarının birbirinden ayrılmasını, güçler ayrılığı ilkesini, serbest seçimlerin yapılmasını,  siyasi tutukluların serbest bırakılmasını, Araplık ve İslami değerlere saygı ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesini, hukukun üstünlüğünü, inanç özgürlüğünü de içeren bireysel özgürlüklerin korunmasını, kadın erkek eşitliğini ve demokratik değerlerin korunmasını savunmaktadır.[6]

Seçimlerin Uluslararası Düzeydeki Galipleri

Tunus seçimlerinde ulusal düzeyde kazananların dışında bir de uluslararası düzeyde kazananların olduğu görülmektedir. Bu bağlamda uluslararası düzeyde kazananlar listesinde yer alan aktörlerin başında Türkiye’nin geldiği görülmektedir. Hem seçimi kazanan bazı listelerin düşünsel ve örgütleme itibariyle Türkiye’ye yakın olmaları hem de seçim sürecinde doğrudan Türkiye’deki bazı kurumlardan ve şirketlerden destek almaları, gelecek dönemde Türkiye’nin Tunus iç siyasetinde önemli bir güç elde edeceğine işaret etmektedir. El Nahda liderlerinin Türkiye’ye yakınlığı, kişisel düzeyde AK Parti ile kurmuş oldukları ilişkiler, seçim sürecinde AK Parti’yi bir model olarak benimsediklerini sürekli dile getirerek ulusal ve uluslararası düzeyde meşruiyet sağlamaya çalışmaları nedeniyle, gelecek dönemde El Nahda’nın Tunus-Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesi yönünde çokça çaba harcaması beklenebilir. Seçimin galiplerinden Cumhuriyet Kongre Partisi ve Ettakatol gibi sol geleneğe sahip partilerin de, model olarak İslami hassasiyetler ve laiklik arasında bir denge gözeten Türkiye örneğine göndermede bulunmaları dikkat çekmektedir. Anlaşıldığı kadarıyla, son Mısır ziyaretinde Başbakan Erdoğan’ın laik anayasa modelini dile getirmiş olmaları Tunuslu siyasilerin de ilgisini çekmiştir.

Türkiye’nin dışında Tunus seçimlerini kazanan bir diğer aktör ise ABD’dir. Ekonomik ve siyasal olarak Amerikan yönetimi Fransa ile karşılaştırıldığında Tunus üzerinde sınırlı bir etkiye sahip olmuştur. Mc Donalds fastfood zincirinin şube açamadığı ülkelerden biri olan Tunus’ta Amerikan sermayesi Fransa’nın katı rekabetiyle karşı karşıya kalmıştır. Fransa, Tunus devrimi ile birlikte bu ülkenin ekonomik ve siyasal yapısının liberalleşmesini kendi açısından bir kayıp olarak görmektedir. Ancak yeni dönemde özellikle Kuzey Afrika’da olgunlaşan şartların Fransa etkisinin sınırlanmasına ve ABD etkisinin genişlemesine yol açması sürpriz bir gelişme olmayacaktır.

Yazının İngilizcesi için tıklayınız…

 

Doç. Dr. Veysel AYHAN

ORSAM Ortadoğu Danışmanı

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi

 

Kaynak: ORSAM

 

Dipnotlar

[1] Çalışmadaki analizlerin bir kısmı yazar tarafından 20-25 Ekim arası Tunus’ta gerçekleşen gözlem ve mülakatlara dayanmaktadır.

[2]Allan Bradley, “Tunisian Elections – Live Updates – RESULTS”, 28 October 2011, http://www.tunisia-live.net/2011/10/27/tunisian-elections-live-updates-results-3/

[3] Nebahat Tanrıverdi, “Yaklaşan Seçim Öncesi Tunus’ta. Siyasal Denklemler”,
ORSAM Rapor No: 79, Ekim 2011, S. 11

[4] http://carnegie-mec.org/publications/?fa=41926&lang=en

[5]Emily Parker, “Aridha Chaabia, “Popular Petition,” Shocks Tunisian Politics”, 27 October 2011,  http://www.tunisia-live.net/2011/10/27/aridha-chaabia-popular-petition-shocks-tunisian-politics/

[6] Parti hakkında detaylı bilgi için bkz., http://www.ettakatol.org/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.