Türk Dış Politika Gündemine Dair 7 Kısa Not

0
177

Son dönemde Türk dış politikasının önde gelen konuları arasında füze savunması, İsrail ile yaşanan gerilim, Suriye’deki olaylar ve bu ülkede Türkiye’nin oynayabileceği rol, Libya krizi, K. Irak’ta PKK’ya karşı devam eden operasyonlar ve G. Kıbrıs ile Akdeniz’de petrol arama konusundaki anlaşmazlık yer almaktadır.

1) Ankara’nın ilk başta isteksiz görünmesine rağmen, Batı’nın füze savunma sistemi radarlarının topraklarında konuşlanmasına izin vermesi, a) bir orta yol bulma isteği, b) İran ile bir parça bozulan ve Suriye nedeniyle daha gerilebilecek ilişkiler, c) Türkiye’nin Batı blokundan kopmaya başladığı şeklindeki algıyı daha da güçlendirmeme isteği ve d) İsrail ile bir süre daha devam edeceği görülen gerilim sürecinde Batı’nın desteğine ihtiyaç duyma gibi nedenlerle açıklanabilir.

2) Eleştiri veya övgü değil tespit olarak söylenebilir ki, Türkiye artık Orta Doğu denkleminin gerçek bir parçası olmuştur. Ankara, bölgedeki ülkelerin dikkate aldığı, buradaki gelişmelerden birinci derecede etkilenen, ittifaklar kurup bozan ve yenileri kurmaya çalışan ve artık burada askeri güç kullanması düşünülebilir bir aktör olmuştur. Türk karar alıcıların bu bölgede yumuşak güç unsurlarının çıkarları kollamak için yeterli olmayacağını anlamaları isabetli olur.

3) Bir politika olmaktan çok temenni olan Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” yaklaşımının sağlıklı olmadığı artık anlaşılmış olmalıdır. Bu yaklaşım muhataplarımızda Türkiye’nin ödün vermeye çok istekli olduğu yönünde bir algıya neden olmuştur. Sürdürülebilir değildir. Herkesle dost olmaya aşırı istekli görünen birinin hemen kimseyle sağlıklı ilişkiler geliştirememesi insan doğası, tarih, uluslararası ilişkiler ve günlük hayatın gramerini biraz bilenler için sürpriz olmamalıdır. İlişkilerin “iyi” olması dış politikanın amacı değil ancak aracı olabilir. Dış politika “sevilmek için” yapılmaz, bir popülerlik, “iyilik” ve iyimserlik  yarışması değildir. Dış politika, başka şeylerin yanında, milli çıkarların envanterini ve hiyerarşisini tutmayı, mevcut ve muhtemel gelişmelerin bunlara muhtemel etkilerini hesaplamayı gerektirir. Diğer aktörler arasındaki “açı ve mesafeleri” ölçmek, ihtimal hesabı yapmak, amaçlarla araçlar arasında mantıklı ilişkiler kurmak, ahlaki kaygıların bir derecenin ötesinde dış politikayı etkilemesine ve sürüklemesine karşı tetikte olmak, güçlü olmanın bir ayrıntı ya da hobi olmadığını unutmamak dış politikada başarılı olmanın değişmeyen ve muhtemelen değişmeyecek gerekleridir. 

4) Muhalefet, medya ve düşünce kuruluşları İsrail ile gerilen ilişkiler konusunda uyarı ve eleştirilerde bulunmaktan geri kalmamalı, ama aynı zamanda bu milli meselede Hükümetin elini zayıflatacak ifade ve eylemlerden kaçınmalıdır. İsrail içeride birlik olunmaması halinde üstün gelinebilecek bir hasım değildir. Hükümetin bu konuyu bir iç politika meselesi yapmaktan kaçınması, muhalefet partilerini daha sık ve sağlıklı şekilde bilgilendirmesi ve onların görüşlerine kulak vermesi gerekir.

5) Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri koparmanın eşiğine gelmesi Ankara’nın başta Suriye ve İran olmak üzere diğer komşularıyla ilişkilerini nasıl etkileyeceğini izlemek ilginç olacaktır. Ankara kendini bir anda yakın zamana kadar iyi ilişkilere sahip olduğu bölgedeki üç önemli devlet olan İran, İsrail ve Suriye ile değişik neden ve derecelerde de olsa problem yaşarken bulabilir. Aylar geçer ve Baas rejimi Sünnileri öldürerek ayakta kalmaya devam ederse bu durum başka şeylerin yanında biraz da Türkiye’nin başarısızlığı olarak görülebilir.

AKP Hükümeti önümüzdeki dönemde İsrail’e mevcut Baas rejiminden çok daha fazla sorun çıkarabilecek bir Sünni Suriye ortaya çıkarmak için artık daha fazla nedeni olduğunu düşünmeye başlayabilir.

6) Mısır ve Libya’da’da yaşanan, Suriye’de yaşanabilecek siyasi değişimden, Türk-İsrail ilişkilerinin şekil ve içerik değiştirmesinden, bölgede petrol kaynakları keşfedilmesinden ve Ankara’nın AB ile ilgili umut ve isteğinin azalmasından sonra Doğu Akdeniz’in gerçek bir stratejik bir alt bölge olarak ortaya çıkışına tanıklık ediyoruz. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de İsrail hegemonyasını reddetmesi doğrudur ama bu yolda seçeceği eylem, araç ve zamanlamayı çok dikkatli seçmelidir. Türkiye’nin daha ileri askeri teknolojik imkanlara sahip ve üst düzey liderleri hapiste olmadığı için moralsiz olmayan İsrail güvelik güçleri ile bu ülkeye yakın sularda askeri bir gerilim ve hatta çatışma yaşamasının son derece riskli olduğu açıktır. Türk ordusunun yenilmezlik şöhretini tehlikeye atacak maceralardan kaçınılmalıdır.

7) İsrail düşman olmak için çok iyi bir ülke değildir. Hemen herkesin bildiği gibi, “İsrail sadece İsrail değildir.” Türkiye önümüzdeki dönemde ABD ve diğer Batı ülkelerindeki Yahudi lobilerinin saldırılarını göğüslemek zorunda kalacaktır. Bu ifadeler çekingenlik ve korkaklık değil gerçekçilik olarak görülmelidir. Bu zorlu ülkeyle bilek güreşine girilecekse bunun doğru nedenlerle, kontrolsüz olmayan bir şekilde ve mümkün olduğunca endirekt yollarla olması gerekir. Tribünlere oynamaktan kaçınmalı ama çatışmanın prestij boyutu olduğu unutulmamalıdır. Çatışmada hukuki-siyasi-psikolojik-bilgi üstünlüğünün önemi unutulmamalıdır. İsrail’e geri adım atmak için alan ve zaman vermek doğru olabilir. Başka devletler nasıl Türkiye’nin Kürt meselesini zaman zaman “kaşıyarak” Ankara’ya karşı avantaj elde etmeye çalışıyorlarsa, Ankara da Filistin meselesini sadece ahlaki bir konu olmaktan çıkarıp İsrail’e karşı gerektiğinde geri çekilebilecek “seküler ve taktik bir koz” olarak kullanmanın yollarını aramalıdır. İsrail’e cevap K. Irak’ta var olduğu bilinen gizli askeri varlığı üzerinden verilebilir.

 

Şanlı Bahadır Koç

Araştırmacı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.