Türk Dış Politikası Genleşirken

0
13

Türkiye’nin bölgesinde gittikçe etkin bir pozisyona sahip olması dünyadan farklı tepkilerle karşılanmaktadır. 17 Eylül 2010’da Pravda.ru internet sitesinde yer alan bir haberde Türkiye’nin Ortadoğu, Ermenistan, AB ve Türkî Cumhuriyetlerle ilgili siyaseti değerlendirilirken komşu ülkenin hangi eksende hareket etmesinin daha muhtemel olduğuna dair Alman Dış Siyaset Konseyi’nin Rusya ve BDT Bölge Programları Müdürü Alexander Rar ile yapılan bir mülakata yer verilmiştir.

Rar, Türkiye’nin izlediği bu “çok boyutlu dış politika” tercihinin bilinçli ve doğru bir seçim olduğunu ifade etmiştir. Rar’a göre Türkiye’nin bölge ülkeleriyle olan ilişkileri, onu Batı’dan koparmayacağına aksine üyelik için gücünü daha da artıracaktır. Ancak tüm bunlara rağmen AB’nin hâlâ Türkiye’yi kabul etmek niyetinde olmadığını sözlerine ekleyen Rar, bu durumun Türkiye’nin alternatif oluşumlara yönelmesine neden olduğunu belirtmiştir.[1]

Türkiye’nin farklı alternatiflere yönelmesi başka bir cepheden de farklı yorumlanmıştır. İsrail’de yayınlanan Jerusalem Post gazetesinde bir gün arayla yayınlanan iki makale ülkedeki Türkiye algısının ne boyutlara ulaştığının en açık kanıtı olmuştur. 20 Eylül 2010’da Caroline B. Glick’in “AB ve ABD, Türkiye’yi Nasıl Kaybetti?” başlıklı makalesinde yazar, Türkiye’nin 12 Eylül referandumunun hükümet tarafından kazanımlarının pekiştirilmesi için bir araç olarak kullanıldığını ve İslamcı rejimin mutlak gücünün önündeki engellerin bu anayasa değişikliği sayesinde kaldırıldığını ifade etmiştir. Türkiye’nin gittikçe Batı ve değerlerinden uzaklaştığını söyleyen Glick, BM toplantıları sırasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’le görüşmemesini ise “Türkiye’nin İsrail’e yaptığı son saygısızlık” olarak nitelendirmiştir. Son zamanlarda Türkiye’nin ABD ve AB’nin güvendiği bir NATO üyesi olmaktan çok İran’ın güvenilir müttefiki bir ülke haline geldiği yorumu yapılmıştır.[2] Bahsi geçen gazetedeki diğer yazıda ise AK Parti’nin Türkiye’de iktidara geldiğinden bu yana ülkeyi adım adım Batı’dan uzaklaştırıp İran yörüngesine yerleştirdiği ve bunun sonuçlarına da iktidarın katlanması gerektiğinin altı çizilmiştir.  ABD, AB ve İsrail’in Türkiye ile askerî işbirliğini azaltıp ekonomik yaptırımlar uygulamaya başlamasını tavsiyede bulunmuştur. Abdullah Gül’ün BM toplantıları sırasında, İsrail’in Mavi Marmara baskını ile ilgili açıklamalar yapmasının “fırsatçılık” olarak değerlendirildiği yazıda Türkiye’nin İsrail’e rağmen İran ile ilişkilerinin dostane çerçevede yürütülmesi eleştirilmiştir.[3]

Yaşanan son durum itibariyle Türkiye’nin dünya siyasetinde ismi eskiye nazaran oldukça fazla anılmaya başlamıştır. Yürüttüğü dengeli ve proaktif dış politika bazı ülkeler tarafından takdirle karşılanırken bazıları da acımasızca eleştirmektedir. Zamanla yapılabilecek yeni stratejik ortaklıklar kimilerini sevindirirken kimilerini de yine böyle yazılar yazmak zorunda bırakacaktır. Türkiye siyasî ve ekonomik istikrarı sayesinde dünyanın yeni güç noktalarından biri haline gelmesi artık çok da uzak bir gelecek gibi görünmemektedir.

 

Amine Yazıcı

SDE Asistanı

{jcomments on}


[1] “Türkiye Her Yönde Faaliyetlerini Yoğunlaştırıyor,” http://www.timeturk.com/turkiye-her-yonde-faliyetlerini-yogunlastiriyor_142567-haberi.html (21.09.2010)

[2] “AB ve ABD, Türkiye’yi Nasıl Kaybetti?” http://www.timeturk.com/ab-ve-abd-turkiyeyi-nasil-kaybetti-_142666-haberi.html (20.09.2010)

[3] “Batı AKP’yi Cezalandırmalı,” http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetay&Date=23.09.2010&ArticleID=1020316 (23.09.20010)

 

Bu yazı ilk olarak      yayınlanmıştır.

CEVAP VER