TURKISH ORIGIN MIGRANTS AND THEIR DESCENDENTS – Hyphenated Identities in Transnational Space

0
98

Kitap incelemesi: Turkish Origin Migrants and Their Descendents – Hyphenated Identities in Transnational Space (Türkiye Kökenli Göçmenler ve Onların Çocukları – Ulusötesi Alanda Melez Kimlikler) Yazar: Ayhan Kaya

Kitap, 2017’deki referandum döneminde Ak Parti’nin yürüttüğü seçim kampanyası üzerinden Türkiye hükümeti ve Avrupalı devletler arasındaki gerilimden hareketle özellikle Avrupa Birliği’nde yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin kimliklerini ve eğilimlerini tekrar masaya yatırmamız gerektiği düşüncesinden yola çıkıyor(Kaya, 2018). Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenlerin politik kültür anlayışının Türkiye’ye mi yakın, yoksa Avrupa değerlerini benimsemiş ya da benimseyecek potansiyele sahip olup olmadığı uzun zamandır tartışılmakta ve referandum tartışmaları vesileyle yeniden gündeme gelmektedir(Kaya, 2018).  İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden Prof. Dr. Ayhan Kaya, yazdığı bu kitapta, ana vatanları Türkiye ile oturdukları ülke arasında gidip gelen ve adeta bu döngüye sıkışmış Türkiye kökenli göçmenler tarafından oluşturulan ulus ötesi alanı birçok açıdan irdelemiştir(Kaya, 2018). Bu anlamda ulus ötesi alanı incelemek, göçmenlerin dünya görüşlerini ve yaşam tarzlarını anlamak için kullanışlı bir yol. Günümüzde özellikle popülizmin yükselişte olduğu ve kültür, ulus, din, vatandaşlık gibi kavramların yüceltildiği ülkelerde toplumsal sorunların arkasındaki sosyoekonomik gerçekliklerin giderek üzerinin örtüldüğü görülmektedir. Kitap, yerli nüfus ile göçmen nüfus arasındaki gerginliklerin çıkış noktasını temelde bu sosyoekonomik gerçekliklerin kimlik siyaseti etkisindeki popülist söyleme yenik düşmesine bağlıyor. Bu anlamda kitap, Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” tezinin önüne geçerek Türkiye kökenli göçmenleri antropolojik, politik ve sosyolojik açılardan çok katmanlı bir biçimde analiz etmeyi hedefliyor. Diğer bir deyişle, sadece kültürel yönüyle Türkiye kökenlilerin dinleri, gelenek-görenekleri köktenci bir bakış açısıyla değil, bu kişilerin değişen sosyal – ekonomik koşullar altındaki varlığını irdeliyor.

Yurtdışında sayıları 5 milyona varan Türk vatandaşının, önemli bir kısmının (yaklaşık 2 milyon) Almanya’da yaşaması sebebiyle Almanya’ya baktığımızda, buradaki birçok Türkiye kökenlinin zaman zaman kendilerini farklı kimliksel tanımlamalar altında bulduğu görülüyor (BBC Türkçe, 2019). Örneğin bütün bir Türkiye kökenliler nüfusu muhafazakâr Müslümanlar, gurbetçiler gibi tektipleştirici basit tanımlamalarla tek bir gruba indirgeniyor(Kaya, 2018). Ancak gerçekte o kişiler kendilerini tek bir gruba ait biçimde mi tanımlıyorlar ya da hissediyorlar? Aslına bakarsak, bugün Avrupa’da yaşayan birçok Türkiye kökenli kendini dindar, seküler, ateist ve daha başka birçok kimlikle ifade ederken, Türkiye gözünde sadece bir gurbetçi olarak tanımlanmak istemiyor(Kaya, 2018). Sosyoekonomik değişimlerle birlikte örneğin bu kişilerin de kendilerini dindar olarak ifade etme derecesi değişkenlik gösterebiliyor. Türkiye kökenli göçmenler arasında nesiller ilerledikçe eğitim durumu, alıcı ve gönderen ülkedeki yapısal değişimler vb. faktörlerin etkisiyle bu değişim daha görünür hale geliyor. Bu nedenle Avrupa’daki Türkiye kökenlileri toptan bir bakış açısıyla “Müslüman muhafazakârlar” olarak tanımlarken bu tür özcü yaklaşımlar karşısında dikkat edilmeli, kimliğin arkasındaki sosyal-ekonomik dinamikler iyi okunmalıdır. Bu anlamda kitapta da anlatıldığı gibi Türkiye kökenliler ve sonradan gelen Türkiye kökenlilerin (descendents) analizini birlikte yapmak değişen yapısal koşulların nesiller üzerine etkisini gösterirken kimliğin arkasındaki sosyal ve ekonomik dinamiklerin açığa çıkmasında yardımcı oluyor(Kaya, 2018).

Genel anlamda göçmenler yaşadıkları toplumun sosyal, politik, ekonomik ve kültürel gündemlerinin dışında tutularak yaşadıkları toplumdan bağımsız olarak değerlendirilir. Bu düşüncenin temelinde aslında göçmenlerin yaşadıkları ülkenin mensubu bireyler olarak değil, salt olarak kendi anavatan deneyimleriyle var olan “yabancılar” olarak algılanmaları vardır. Bu kişilerin göç edilen ülkenin toplumsal yapısı içerisinde ülkenin diğer vatandaşları gibi günlük işlerini sürdürmekte olduğu gerçeği unutulmaktadır(Kaya, 2018). Göçmenlerin kimliklerini statik, özcü ve oryantalist bakış açısıyla yorumlamanın küresel dünyada geçerliliğini yitirdiği bilinciyle, özellikle küreselleşmenin, iletişim ve ulaşım teknolojilerinin ivme kazanmasıyla birlikte göçmen kimliklerinde de akışkanlıklar / geçişkenlikler meydana geldiği görülmelidir(Kaya, 2018). Halbuki göçmenleri kendi ulus ötesi alanlarında değerlendirmek çok boyutlu bir bakış açısını da beraberinde getirecektir. Burada ulus ötesi alandan kasıt göçmenlerin ana yurdu, oturdukları ülke, oturdukları yerler ve küresel değişimler arasındaki ilişkilerden kaynaklı sosyal, ekonomik, politik ve hukuki alanlardaki inşadır(Kaya, 2018). Bu nedenle özcü bir bakış açısıyla yaklaşmama adına ve bu kimliklerin sürekli bir geçişkenlik içinde olduğu düşüncesiyle, Kaya “göçmen”, “Türk”, “Müslüman” gibi ifadeler kullanmak yerine “göçmen kökenli”, “Türkiye kökenli”, “Müslüman kökenli” ifadelerini kullanmayı tercih ediyor(Kaya, 2018). Bu sayede “kökenli” sözcüğünü ekleyerek kimliksel kategorileri homojen biçimde ifade edilmekten kurtarıyor. Kısacası, göçmen kökenlilerin küresel ekonomik, politik, sosyal değişimler karşısındaki aidiyetlerinin ve çevreyle kurdukları ilişkilerin kendilerini yeni koşullara adapte edebilmek için değişmek durumunda kalması beraberinde özcü yaklaşımın reddini getiriyor. Hatta öyle ki özellikle sonraki nesil göçmen kökenlilerin tek bir kimlik yerine çoklu kimlik tercihlerini de görüyoruz. Özetle, Türkiye kökenli göçmenler arasında kuşaklar arası farklılıklar göz önüne alınırken, kuşaklar içi farklılıklar da hesaba katılmalı ve genellemelerden uzak durulmalıdır.

Özellikle 1960’lı yıllarda Batı Avrupa’ya yapılan işçi göçlerinin ardından bu bölgelerde Türkiye kökenli göçmenlerin kendi yaşam alanlarını yarattıkları ve beraberlerinde birçok kültürel geleneği getirdiklerini görüyoruz. Ancak bu geleneklerin Türkiye’deki haliyle yaşanmasının aksine, Türkiye kökenli göçmenlerin bu kültürün üzerine yeni bir kültür inşa ederek onu yeniden ürettiğini görüyoruz. Örneğin Almanya’da bu gençler arasında uzun bir süredir popüler olan ve her iki kültürün izlerini görmenin mümkün olduğu Hip Hop kültürü bunun bir örneğidir(Kaya, 2018). Bugün Avrupa nüfusunun kayda değer bir kısmını oluşturan, eski tabiriyle gurbetçiler, yeni tabiriyle “Euro Türkler”, her ne kadar şartlar göçmen kökenlilerden yana olmasa da, hala bu kültür inşası sürecinin aktif özneleridir. Bu süreçte Batı Avrupa ve Türkiye arasında da politik bağlar güçlenmiş, Cem Özdemir gibi birçok Türkiye kökenli siyasetçi Almanya siyasetinde aktif roller üstlenmiştir. Bütün bu durumlar, Türkiye ve Almanya kültürlerinin birbirlerine zıt olduğu yönündeki görüşün küreselleşme ve hareketliliğin yükselişiyle zayıfladığını ve ulus ötesi alanın güç kazandığını gösteriyor(Kaya, 2018). Yapılan araştırmalara göre Almanya’daki Türkiye kökenli siyasetçilerin sayısı politik entegrasyonu, kültürel alandaki görünürlüğü kültürel entegrasyonu, artan yatırımlar ekonomik entegrasyonun göstergelerindendir(Kaya, 2018:14). Bu, Türkiye kökenlilerin uyum sağlayamadığı görüşünün kültürel köktenci bakış açısına dayandığını gösteriyor. Ancak ekonomik ve sosyal dinamikler hesaba katıldığında, Türkiye kökenlilerin Almanya’ya entegre olma yolunda hayli yol kat ettiği görülüyor.

Ulus ötesi alanın gücünün günümüz koşullarda aynı düzeyde kalmadığı anlaşılıyor. Avrupa’da güçlenen aşırı sağ ve İslamofobi ile birlikte birçok Türkiye kökenli göçmenin Batı Avrupa ile bağlarını koparıp Türkiye’ye dönmesi bugün dahi sıkça görülen bir durum. Türkiye’nin diaspora politikalarında her ne kadar iyileşmeler olsa dahi, bugün içinde olduğumuz koşullarda, artan milliyetçi hareketlerin etkisiyle göçmenlerin ulus ötesi vatandaşlık deneyimlerinin ağırlıklı olarak alıcı ülke toplumu tarafından şekillendiğini ve gönderen ülkenin rolünün azaldığını görüyoruz. Bu durum entegrasyon politikalarının karşılıklılık ve diyalog esasına dayanmaktan çıkıp tek taraflı ve daha asimilasyoncu bir yaklaşımın benimsenmesini tetikliyor.

Kitabın temel argümanlarından biri olarak ne yazık ki günümüzde Avrupa’da yerli topluluk ve göçmen topluluk arasında yaşanan gerginlikler İslamofobi, dinci köktencilik, popülizm, ırkçılık, ve aşırı sağ ile işaret edilebilir(Kaya, 2018:10). Kitabın ikinci bölümünde kimlik politikası ile neoliberalizm arasında kurulan bağa göre, endüstrisizleşmenin bir sonucu olarak alt sınıf göçmen kökenlilerin kendilerini dışarıdaki tehlikelerden korumak amacıyla ağırlıkla etnik ve dini kimliklerine yöneldikleri, içe kapandıkları görülüyor(Kaya, 2018). Bu yönüyle Türkiye kökenli göçmenlerin özellikle çok kültürlülüğe yönelik müdahalelerin son dönemde artışta olduğu Almanya, Fransa gibi ülkelerde etnik ve dini aidiyetleri üzerinden çeşitli sosyal gruplar oluşturduğu ve Arapça’da bu grupların toplumsal dayanışması anlamına gelen “asabiyyayı” güçlendirdiği görülüyor(Kaya, 2018:5). Kurumsallaşmış ırkçılık, işsizlik, eğitimsizlik, yoksulluk gibi faktörler nedeniyle kendini güvende hissetmeyen Türkiye kökenliler için bu gruplar aslında bir konfor alanı yaratarak ulus ötesi alanda sığınılacak bir liman niteliğinde oluyor(Kaya, 2018:19). Bu toplumsal dayanışma halinin ileri boyutlarda gettolaşmaya varan bir sürece yol açtığı ve bu durumun göçmen kökenli topluluk üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği unutulmamalı. Nitekim içe kapanma sorununu sadece göçmenlerin yaşadıkları ülkenin sorumluluğu olarak algılamak yerine, anavatan Türkiye’nin politikalarını da sorgulamak yerinde ve yapıcı olacaktır. Uzun bir dönem Batı Avrupa’daki Türkiye kökenli göçmenlere yönelik politikalarında enstrümantalist biçimde yaklaşan Türkiye’nin tutumu ancak son 10 yılda Türkiye için göçmenler anlayışından göçmenler için Türkiye anlayışına dönüşebilmiştir(Kaya, 2018:19). Bu durumda 2007 senesinde Yunus Emre Enstitüsü’nün, 2010 senesinde Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığının kurulmasının ve bu kurumların faaliyetlerinin önemli bir etkisi vardır. Diğer bir deyişle, Türkiye kökenli göçmenlerin diasporada kendilerini güvensiz hissetmeleri anavatan politikalarındaki gelişmeler ile bir düzey aşılabilmiştir. Ancak bugün, özellikle çok kültürlülüğe karşı artan tepkiler karşısında Batı Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenlilerin kimliklerini rahatlıkla ifade edemediği ve kimliklerinden ötürü baskı altında hissettikleri görülüyor.

Yazar kitabında hem kalitatif, hem kantitatif metodları bir arada kullanıyor. Yazarın diğer çalışmalarındaki deneyimlerinden hareketle sosyal ve antropolojik gözlemleri de içeren kitap aynı zamanda Euro-Türkler üzerine yapılan göç çalışmaları, kimlik çalışmaları, etnik çalışmalar alanlarındaki ikincil literatürü de içeriyor(Kaya, 2018). Özellikle Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerde Euro Türkler, İslamofobi, yabancı düşmanlığı, entegrasyon üzerine kapsamlı araştırma deneyimleri olan Ayhan Kaya bu deneyimlerinden kitabında büyük ölçüde faydalanıyor.

 

ÖZDEN ÖZ

TUİÇ Göç Çalışmaları Stajyeri

 

 

 KAYNAKÇA

“Hangi Ülkede Kaç Türk Vatandaşı Yaşıyor?” BBC News Türkçe, BBC, 6 Feb. 2019, www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-47134873

Kaya, A. (2018). Turkish Origin Migrants and Their Descendents – Hyphenated Identities in Transnational Space (A. Ichijo, Ed.) [ISBN 978-3-319-94995-6]. Cham, Switzerland: Palgrave Macmillan. doi:doi.org/10.1007/978-3-319-94995-6

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.