Türkiye-Ermenistan Protokolleri

0
133

Geçen hafta itibariyle Dünya kamuoyunun gözü Zürih’teydi. Yıllardır birbirleriyle uluslararası alanda mücadeleyi alışkanlık haline getirmiş iki ülke Türkiye ve Ermenistan aralarındaki gerilimi azaltabilecek belki de en önemli adımı attılar. Protokolleri Türkiye adına Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ermenistan adına ise Dışişleri Bakanı Edward Nalbandyan imzaladı. Türkiye ile Ermenistan arasındaki son resmi belgenin 13 Ekim 1921’de Kars’ta imzalandığını düşünürsek bu protokollerin ne kadar büyük önem arz ettiğini görebiliriz. Peki bu protokollerin içeriğinde ne var?

·         Protokoller, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden inşa edilmesini öngörüyor.

·         Protokole göre, Türkiye ve Ermenistan karşılıklı olarak temsilcilikler açacak ve dışişleri bakanlıkları arasında düzenli siyasi istişare gerçekleştirilecek.

·         Ayrıca Türkiye ve Ermenistan, aralarındaki sınırı uluslararası hukukun ilgili antlaşmalarında tarif edildiği şekliyle karşılıklı olarak tanıdıklarını teyit etmiş olacak.

·         Protokolün yürürlüğe girmesinden itibaren 2 ay içerisinde de sınır açılacak.

·         Tarihsel sorunlar için de, kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelemesini yapmak üzere bir alt komite kurulacak. Komitede Türk, Ermeni ve İsviçre temsilcileriyle diğer uluslararası uzmanlar yer alacak.

            İmza Öncesi Kriz

Tabii ki böyle bir protokolün imzalanması esnasında bir krizin gerçekleşme olasılığı akıllardaydı ve beklenen oldu. İmzaya saatler kala Ermenistan tarafından gerçekleşen bir tepki nedeniyle imza belirsiz bir süre zarfında ertelendi. Basın mensupları dışarıya çıkartıldı yapılan tek açıklama imzanın ertelendiğiydi. Sorunun kaynağının Ermeni tarafının yeni maddeler eklemesi ve Türk tarafından da Ahmet Davutoğlu’nun konuşma metini içerisinde Dağlık Karabağ ile ilgili cümlelerin geçmesi gösterildi. Bu sorunun ardından heyetler arasında mekik diplomasisi başlarken, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile İsviçre Dışişleri Bakanı Calmy Rey etkin rol oynayarak, tarafları ikna etmeye çalıştı. Türk ve Ermeni heyetlerin konuşma metinlerinde değişikliğe gitmek istememeleri üzerine Türk tarafı konuşmaların hiç yapılmaması önerisi getirdi. Ermeniler ise konuşmalarını yapmakta ısrarcı davrandı. Ermenileri bu ısrarlarından döndüren ise Clinton ile Calmy Rey oldu. Sıkıntının aşılmasının ardından konuşmaların hiç yapılmamasına ancak protokollerin imzalanmasına karar verildi.

İmza Sonrası Gelen Tepkiler

            İmzanın hemen arkasından ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton protokollerin imza töreninin gecikmesinin Türkiye ve Ermenistan’ın taşıdığı endişelerden kaynaklandığını söyledi. ABD Dışişleri Bakanı, ülkesinin Türkiye ve Ermenistan ilişkilerinin daha da iyileşmesini istediğini kaydederek, “Süreci ileri taşımakta kararlıyız.” dedi.

            Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise protokollerin imzalanmasından “içten bir memnuniyet” duyduğunu söyledi. İmzaların ardından “hızlı bir onay ve uygulama” beklediklerini ifade eden Rus bakan, Moskova’nın destek vermeye hazır olduğunu ifade etti. Lavrov, Ermeni ve Türk yetkililerin “pragmatik ve bir işadamı gibi çalışarak” karmaşık problemleri çözmeye çalışmasını takdir etti.

            İspanya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Türk ve Ermeni hükümetleri, uzlaşma arzuları ve verdikleri taahhütlerden” dolayı kutlanırken, imzalanan protokollerin İspanyol hükümeti tarafından “memnuniyetle karşılandığı” ifade edildi. Protokollerin her iki ülkenin parlamentolarında onaylanmasının “Türkiye ve Ermenistan’ın ikili diplomatik ilişkilerine istikrar getireceği” belirtilen açıklamada, protokollerin “her iki ülke arasındaki ihtilafların aşılması sürecine anlamlı bir katkı sağlayacağı ve güney Kafkasya’nın istikrarını sağlamlaştıracağı” değerlendirmesinde bulunuldu.

            Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulması ve ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin protokollerin imzalanmasından dolayı memnun olduğunu bildirdi. Jagland, bunun, sonu iki ülke arasında kalıcı bir uzlaşıya ve güney Kafkasya bölgesinin tümünde istikrarı sağlamaya varması gereken tarihi bir adım olduğunu kaydetti. Avrupa Konseyi’nin, Türkiye ve Ermenistan hükümetleriyle tam bir işbirliği içinde bu süreçte yardımcı olmaya hazır olduğunu belirten Jagland, iki ülkenin yakınlaştırılması için İsviçre, AB, Rusya, Fransa ve ABD’nin önemli rol oynadığını vurgulayarak, “dün imzalanan protokollerin tam olarak uygulanmasının zaman alacağını ve her iki tarafın da çabalarını gerektireceğini” söyledi.

            İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada protokolün memnuniyetle karşılandığı belirtilerek, bunun bölgeyi sürekli bir barışa ve işbirliğine götüreceği umudunda oldukları vurgulandı.

            Avusturya Devlet Televizyonu (ORF), Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan protokolü, “Türkiye ile Ermenistan yılların düşmanlığını gömmek istiyor” ifadesiyle yorumladı. ORF iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin başlaması ve sınır kapılarının açılmasını öngören protokolün “tarihi bir anlaşma olduğunu” belirtti.

            Tabii gelen tüm tepkiler olumlu değil özellikle Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklama Azeri tarafının bu imzaya ne kadar karşı olduğunun göstergesi olabilir. Bakanlıktan yapılan açıklamada “Ermenistan güçleri Azerbaycan’ın işgal edilmiş topraklarından çıkarılmadan, Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesi Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarına doğrudan aykırıdır ve Azerbaycan ile Türkiye arasında tarihi köklere dayanan kardeşlik ilişkilerinin ruhuna gölge düşürür” ifadeleri kullanıldı. “Şu andaki durumda Türkiye’nin Ermenistan sınırlarını açması bölgesel barış ve güvenlik yapısını şüphe altına koyar” görüşü dile getirilirken, BM, AGİT, AKPM gibi uluslararası kuruluşların kararlarına rağmen Ermenistan’ın saldırganlığı ve işgaline son verilmesi konusunda bir ilerleme sağlanamadığı, Azeri topraklarının yüzde 20’sinin işgal altında ve 2 milyon Azerinin mülteci konumunda olduğu hatırlatıldı. Daha önce Türk yetkililerin Dağlık Karabağ’da Ermeni işgali bitmeden sınırın açılmayacağı vaatlerinin Ankara tarafından tutulmasının beklendiğini vurgulayan Dışişleri Bakanlığı, özellikle Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs 2009’da Azeri meclisine hitaben yaptığı konuşmanın Bakü tarafından esas kabul edildiğini belirtti.

Ermeni Diasporası’nın Protokollere Bakışı

            Ermeni diasporası, Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki kurulması ve geliştirilmesine ilişkin imzalanan protokollere sert tepki gösterdi. Merkezi Erivan’da bulunan Arminfo ajansının haberine göre, İsveç’teki Ermeni Federasyonu Başkanı Vahagn Avediyan, söz konusu protokollerin Ermenistan ile diaspora arasındaki ilişkileri “parçaladığını” ifade ederek, “Protokollerin imzalanmasından sonra, diasporanın atacağı ilk adım, Ermenistan’ı finanse etmeyi durdurmaktır.” dedi.

            Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi (ANCA) Başkanı Ken Hachikian da protokollerin “tek taraflı” olduğunu savunarak, “üzücü olmasına rağmen bunun Türkiye’nin başarısı olduğunu” dile getirdi. “ANCA ile ABD’deki tüm Ermenilerin adalet için mücadelelerini bundan sonra da sürdüreceklerini” söyleyen Hachikian, “Türkiye’nin bu protokollerden 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarına karşı çıkmasına imkân vermeyeceklerini” söyledi. Hachikian, “Biz Ermeni halkının haklarını ve Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığını her hal ve şartta koruyacağız.” şeklinde konuştu. Aşırı milliyetçi Ermeni kuruluşlarından “Hay Dat” Derneği Kudüs Temsilcisi Georgette Avagian ise diasporanın susmayacağını ve gereken neyse yapacaklarını belirterek, “Bundan sonra bizim için 24 Nisan ile 10 Ekim matem günüdür; çünkü bugün biz tarihî topraklarımızı kaybettik, soykırımın tanınması meselesi de toz oldu.” şeklinde konuştu.

İmzanın akabinde Abd’deki Ermeni Lobisi de hemen harekete geçti. ABD Temsilciler Meclisi’nin Ermeni lobisi mensubu bir grup milletvekili, 1915 olaylarının araştırılması için tarih komisyonu kurulması olasılığı konusunda ABD’li Ermenilerin duyduğu endişeyi paylaştıklarını bildirdi. Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi’nin (ANCA) bildirdiğine göre, kongreye son 10 yılda her fırsatta Ermeni tasarılarını sunan Demokrat ve Cumhuriyetçi milletvekilleri, yaptıkları ortak açıklamada, “Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerini normalleştirmesi pahasına tarihinin bu trajik kısmını yeniden icat etmesine izin verilemez.” ifadesini kullandı. “Tarih komisyonu kurulmasını kabul etmenin kurbanların anısına hakaret anlamını taşıdığı” ifadesine yer verilen açıklamada, ABD yönetiminden diplomatik çabalarının Ermenistan’ın Türkiye tarafından kuşatılması ve ezilmesine son vermesini sağlaması için gayret göstermesi istendi.

İmza Sonrası Türk Ve Ermeni Taraflarından Gelen Açıklamalar

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 10 Ekim’de İsviçre’de iki ülke ilişkilerinin normalleştirilmesini öngören protokollerin imzalanmasının ardından Türkiye’ye tarihî bir ziyaret gerçekleştirdi. Abdullah Gül ile bir araya gelen Sarkisyan protokol sürecinde yaşadığı sıkıntıları belirterek “Büyük zorluklar yaşadım. Bütün zorluklara göğüs gerdim.” diyen Ermeni lider, “Diasporayı bilgilendirme sürecini zorluklara göğüs gererek yaptık. Diasporaya izin almak için gitmedim. Hükümetin aldığı kararları onlara anlatmak, bilgilendirmek için gittim. Her iki tarafta da farklı düşünen toplumsal kesimler var. Attığımız adımı destekleyenler var. Önemli olan bu adımların pozitif olduğunu düşünenlerin sayısının artmasıdır. Bu giderek de artacaktır çünkü iyi bir şey yapıyoruz. Doğru bir şey yapıyoruz.” diye konuştu.

 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise “Biz burada tarih yazmıyoruz. Tarih yapıyoruz.” sözleriyle yaşanan gelişmeleri özetledi. Tarih yapmanın bir süreç olduğunu, bir günde yapılamayacağını vurgulayan Gül, şunları söyledi: “Geride kalan bir yılda büyük adımlar attık. Bununla hukuki zemini oluşturduk. Önümüzdeki dönemde yapmamız gereken, bu hukuki zeminle hazırlanan bu süreci hayata geçirmek olacaktır. Büyük zorluklarla karşılaştık. Bu zor meselelerin üstesinden geleceğiz. Bu, sadece bölgemiz, komşular için değil tüm dünyanın gözünü diktiği bir süreç. Tüm dünyanın gözü bizim üzerimizde.”

Ayrıca Fransa’da yayımlanan L’Express dergisine bir demeçte bulunan Abdullah Gül bütün ülkelerin kendi halklarını memnun etmek ve işbirliği yoluna gitmek istediğini belirterek, “Uyuyan savaşlar her an tekrar alevlenebilir, biz bunu Rusya ve Gürcistan arasında gördük, Kafkasya’daki sorunlar çözülmeli” diye konuştu. “Ermenistan ile Türkiye arasında ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda dışarıdan baskı gelip gelmediği” sorusunu Gül, “Hiçbir dış baskı olmadı. Bizim politikamız bu bölgede barış ve istikrarı getirmeyi ve komşularımızla iyi ilişkiler kurmayı hedefliyor. Bununla birlikte bu sürece yardımcı olanlara teşekkür ederiz” diye yanıtladı.

 Peki İmza Sonrası Süreçte Neler Yaşanabilir?

            Zorlu geçen bir dönemden sonra nihayet Türkiye ve Ermenistan arasında iki ülke arasındaki tüm tıkanmış ilişkilere nihai bir son verebilecek bir imza gerçekleşti. Tabii ki bu imzanın resmiyeti için meclislerden onay gelmesi gerekiyor. İşte bu süreç esnasında iki ülke de temkinle olmakla beraber soğukkanlılıklarını korumak ile sorumlular. Özellikle Ermeni tarafı gerçekten şu ana kadar hiç göstermedikleri ılımlı yaklaşımlarını devam ettirmeliler. İmzadan hemen sonra Ermeni Diasporasından gelen mali yardımların kesimi ve Ermeni Soykırımı’nın kabul ettirilmesi ile ilgili çalışmalarının devam ettireceklerini belirten tepki Ermenistan’ın tutumunu değiştirmemeli.

            Türkiye tarafına bakıldığında ise Son dönemlerde kırılması başarılan pasif yerine aktif dış politika mantığı devam etmeli. Sözde Ermeni Soykırımı konusunda Türkiye’nin elinden geldiğince ılımlı ve mantıklı hareket etmesi gerekiyor. Çünkü 2015 yılı Ermeniler için çok önemli bir yıl olacak. Sözde Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı için Ermeni Diaspora’sının çok önemli planlar yaptığı aşikâr işte o zamana kadar Türkiye’de eline geçen fırsatı iyi değerlendirip dış politikasında izlediği politikayı devam ettirip Dünya kamuoyunda bu sorun konusunda çözüm için ılımlı olduğunu göstermesi gerekiyor.

            Tabii Ermenistan ile yapılan protokoller sonucu Türkiye’nin Azerbaycan’ı da biraz dışarıda bırakması Azerbaycan ile olan ilişkiler sorunlara sebebiyet verebilir. Bu noktada da Türkiye’nin yapıcı yaklaşımlara devam etmesi gerekmekte. Sonuçta Türk-Ermeni sınırlarının açılmasına kadar süre gelebilecek bir anlaşma imzalanması Azerbaycan’ın pek de işine gelmemekte. Ermenistan’a ekonomik, sosyal ve siyasal büyük artılar getirebilecek bu imzalar hala Karabağ sorunu ile somut bir adım atamamış olan Azerbaycan’ın dış politikasında özellikle Türkiye’ye agresif bir dış politika geliştirmesine yol açabilir. Burada özellikle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na büyük iş düşmekte. Sonuçta yıllar boyunca birbirine paralel bir dış politika yürüten iki ülke arasındaki bir soğukluk bölgedeki diğer ülkeleri de etkileyecektir.

            Sonuç olarak 10 Ekim 2009’da imzalanan protokoller gerçekten de büyük bir öneme sahip olmakla beraber iki ülkenin artık daha da aktif ilişkiler geliştirmeleri gerektiğini zorunlu kılmakta. Resmiyete kavuşmasa da bu protokoller Karabağ Sorunu’na, Sınırların açılmasına ve ikili ilişkilere Azerbaycan gibi bir devletin katılmasına kadar sonuçlanabilecek bir zincir potansiyeline sahip. Bu noktadan sonra İki ülkede mantık çerçevesinde hareket etmeye devam edip, yıllardan beri süregelen kısır ilişkilere bir aktiflik getirme amacında olmalıdır.

Erdem PARLAK

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler 2.Sınıf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.