Türkler ve Araplar – Yeniden?

0
88

Osmanlı imparatorluğu Mağrip Ülkelerinden Kuzey Yemene dek birçok Arap bölgesini değişik zamanlarda yönetmişti. Osmanlı hükümranlığından adım adım çıkan bu bölgeler genellikle Avrupalı güçlerce dominyonlaştırıldı. Birinci Dünya Savaşı’ndan ve Lozan Barışı’ndan bu yana Türk hükümetler, Anadolu ile Avrupa’da küçük bir alanı kapsayan bugünkü Türk yurdu kadar bir bölgeyi yönetmektedir. Türkiye ile Arap Ülkeleri yeniden birlik olsa mı?

Osmanlı yöntemiyle değil, kuşkusuz. Bilindiği üzere Britanya imparatorluğu İngiliz Milletler Topluluğu’na (British Commonwealth) dönüşmesinin son aşamasında İngiltere Kraliçesi birçok üye devletin başı olarak tanınmıştı. Fransız imparatorluğu da Fransa tarafından yönetilmemiş olanlar dahil 20’si gözlemci devlet ile 57’si üye devletin oluşturduğu Fransızca Konuşan Ülkeler Örgütü’ne dönüşmüştü. Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu ise 1996’dan beri mevcuttur. İki yüzyıldır bağımsız olan eski Latin Amerikan kolonileri bile İspanya Kralı ile birlikte yapılan toplantılara katılmışlardır. Niçin benzer işler eski Osmanlı toprakları için de denenmesin? İkinci Dünya Savaşı sırasında ve öncesinde Hitler Almanya’sı tarafından işgal edilmiş olan ülkelerle Almanya arasında böylesi bağdaşıklıklar kurulmamıştı; Osmanlı tarihi de aynı köşeye yerleştirilmeli midir??? Osmanlı yönetiminin yüzyıllar boyunca Yahudilere karşı birçok Avrupa ülkesine kıyasla hoşgörülü olduğu bilinmektedir.

Şimdi ise, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği uzak bir hedef olarak görünmektedir ve Alman Angela Merkel’in önerdiği imtiyazlı ortaklık bile Türklerin soykırım reddine ilişkin bir sözlü itirazı yüzünden sadece Almanya’ya münhasır kalmıştır. Kuşkusuz bu durum 2 Ağustos 1914’teki katastrofik Türk-Alman ittifakının tekrarına yol açmayacaktır. Şimdilerde Avrupa para birliği kendi ürünü olan kredi ve borç krizini daha da bastırmaya gayret etmelidir. Böylece Avrupa’nın doğuyu kapsamasının bir alternatifi tartışılabilir olmaktadır ki zaten göründüğü kadarıyla bu alternatif Türk hükümetince halihazırda göz önüne alınmıştır.

Osmanlı yönetimi altında kalmış Türkçe konuşulmayan topraklar için “koloni” sözcüğü uygun olabilir de olmayabilir de. Koloni, Birleşmiş Milletler’in (BM) 1960 tarih ve 1541 sayılı kararında hakim güçten coğrafi ayrılık ve etnik/kültürel farklılık olarak tanımlanmıştır. Fransa İkinci Dünya Savaşı’ndan önce Cezayir’i İçişleri Bakanı aracılığıyla yönetmişti, Morokko ve Tunus’u Dışişleri Bakanı, denizaşırı ülkeleri de Koloniler Bakanı aracılığıyla. Şimdi ise Fransız Başkanı Cezayir’in 1962 bağımsızlığından önce Fransa tarafından kolonileştirilmişliğini eleştirmektedir. Bu satırların yazarı Stauffer’in yaşadığı Cologne (Köln) kenti iki binyıl önce kurulmuş ve Roma İmparatorluğu’nca taşra başkentliğine yükseltilmişti. Bu olay bölge için sevinç kaynağı olmuştu. Ayrıca nadiren olumlu anlam taşıyan “koloni” sözcüğü burada iyi bir şey betimlemişti. Buna rağmen “koloni” sözcüğü Anadolu’dan okyanusların ayırmadığı bir bitişik komşuluklar yöresi halindeki Osmanlı bölgeleri için uygun düşmeyebilir.

İsimlerden daha önemli olan, insanların Osmanlı iktidarlarınca yönetilmiş olmaktan hoşnut kalıp kalmadığıdır. İtalya 1911’de Libya’yı işgal ettiğinde Arapların bir kısmı İtalya’ya karşı Osmanlı ile aynı saflarda çarpışmıştı. Ama Birinci Dünya Savaşı sırasında Mekke dolayındaki Araplar (Almanya’dan tavsiye alan) Osmanlı iktidarına karşı İngilizlerle birlikte dövüşmüştü. Sonuçta yenik Almanya ile düzinelerce muzaffer devlet arasında Versay’da (Versailles) 1919’da barış antlaşması imzalanmıştı. Demek ki farklı dünyaları olan Osmanlı ve diğer yöneticiler için Arapların ne hissetmiş olduğuna dair açık cevaplar bir önceki yüzyılın tarihinde bulunmamaktadır.

Birleşmiş Milletlerin modern kararları kolonileştirme, yabancı veya başkadünyalı (“alien”) işgali altındaki (Bkz. DİP NOT 1) yahut da başkadünyalı boyun eğdirmesi, dominyonlaştırması ve imtiyaz sahipliği altındaki (Bkz. DİP NOT 2) halklara başkaldırı hakkı tanımıştır. Başkadünyalı ifadesi, BM’in başkaldırı hakkı tanıyan birçok erken tarihli kararında da yer almaktadır. Din, dil, alfabe ve genetik özellikler bakımından, yüzyıl öncesinin Osmanlı yönetimi altındaki Arap toprakları mı Türkiye için başkadünyalı sayılsa yeridir yoksa Çarlık yanlılarının yönetimindeki Polonya toprakları mı Rusya için? Bu, tartışmaya açık bir konudur. Ama Polonya’nın Rusya’dan bağımsızlığının Birinci Dünya Savaşı mağluplarınca olduğu kadar galiplerince de tanınmış olduğu ve Arap ülkelerinin şimdi Türkiye’den bağımsız olduğu tartışılmazdır. Sonuç olarak, bu Arap ülkeleri üzerinde şimdiki Türkiye’nin hiçbir tarihsel egemenlik hakkı bulunmadığı aşikardır.

Yine de, yukarıda anılan bazı Avrupa imparatorlukları gibi, gönüllü bir işbirliği bazı Arap ülkelerinin ilgisine mazhar olabilir. 1915’de hayal edilmiş olan bir büyük Arap devleti henüz gerçekleştirilmiş değildir. Türkiye, Arapların birleşmesi için katalizörlük yaparak yardımcı olabilir; tıpkı Avrupa Birliği’nin ilk tohumlarını teşkil edecek şekilde birbiriyle ekonomik işbirliği yapan Avrupa ülkelerine yardım edileceğine 1947 Marşal planı çerçevesinde söz veren ABD gibi. Kuşkusuz şimdiki Avro kredi ve borç krizindeki Almanya gibi genel bir düşman haline dönüşmemek için diplomatça davranmak zorundadır Türkler. Şimdiki Türk hükümeti Araplara, eski dünyevi politikalara İslamcıl genişliklerin demokrasiye zarar vermeden nasıl kazandırılabileceğine dair kendi tecrübelerini de anlatabilir.

Özetle, Türkiye ile milletler topluluğu kurmaya ilgi duyabilecek Arap ülkeleri için şimdiki Arap baharı (başkaldırısı, “spring”) bir fırsat olabilir.

 

Yazan: Dietrich Stauffer, Köln Üniversitesi, Teorik Fizik Enstitüsü, Köln, Euroland

Çeviren: Çağlar Tuncay, ODTÜ

 

DİP NOT 1: “under colonial, foreign or alien occupation” (General Assembly resolution 65/201 of 2010).

DİP NOT 2: “alien subjugation, domination and exploitation” (International Court of Justice, July 22, 2010).

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.