Uğursuz

0
237

“Uğursuz” Necad İbrişimoviç, Ketebe Yayınları-Modern Klasikler Dizisi 1, 2018, 1. Baskı, 264 Sayfa, ISBN 978-975-2482-86-9

 

Değerlendirme

Uğursuz; Balkanlar coğrafyasında Bosna Savaşı döneminde yazılmış, köklü bir aile olan Abazoviçlerin dallanıp budaklanan ve kasvetli gelişimi içinde hayatı sürekli sorgulayan bir kölenin gözlemleriyle betimlenen ve neticede insanoğlunun acımasızlığının sebeplerini irdeleyen bir başyapıt olarak kabul edilebilir. Yazar Necad İbrişimoviç, eseri kaleme alırken on dokuzuncu yüzyıl Bosna’sındaki yozlaşmış bir bey ailesinin çöküşünü, Abazoviç ailesinin beyi İhtar’ın kuma getirdiği çingene Nurka’dan olma dilsiz, onların deyimiyle uğursuz Muzaffer’in ağzından anlatmıştır. Eserin üslubu modernist Faulkner’in eserlerinden yansımalar taşımaktadır zira farklı bakış açılarıyla otorite, şiddet ve ruhsal karmaşayı dile getirirken olay örgüsünü anlatıcının bile kavrayamayacağı bir altyapıyla aktararak bir taraftan gizemi artırdığı gibi diğer taraftan karmaşa ortamını merak uyandırarak dikkat çeker hale getirmiştir. Olay akışında kronolojik bir sıranın takip edilmemesi kavrayışı güçleştiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Modernist yazarların genel bakış açısıyla kaleme alınmış olan eser, tutarlı bir üslupla sürekli sorgulayan, gerçeği ve adaleti arayan bir karaktere vurgu yapmaktadır. Eser temelde vermek istediği sorgulayıcı tavrı, yozlaşmış bir ailenin yaşadıklarını ve sonuç olarak içten içe birbirine düşmanlık besleyen fertlerin çöküşü kaçınılmaz kılan vesveselerini betimleyerek bir düzlemde topluyor. Hardekovast bölgesinin beylik idaresini elinde tutan bu büyük ailenin ayanlık esasıyla yönetimin babadan oğula geçişi ile dönemin Bosna’sının gayrimüslim “başıbozuk” tüccarlardan alınan vergilerle yürüdüğü tarihsel bir perspektiften okuyucuya yansıtılmıştır.

Necad İbrişimoviç, Muzaffer’in ağzından Abazoviç ailesinin hikâyesini anlatırken yardımcı karakterlerin ruhsal durumlarını vesvese ekseninde tahlil ederek döneme ait algıların, kadın ve erkeğe biçilen kaftanların tabulaştırıldığını okuyucuya başarılı bir biçimde aktarmıştır. Bir bütün olarak değil, sayılarla olaylara atıf verilerek bölmeler halinde genele ulaşılan eserde, farklı duygu durumlarının gizemi arttıran sorgulamalara hizmet ettiği söylenebilir. Dönemin kadın ve erkek figürlerini dinsel inanç ekseninde ele alan eser, Balkanlar coğrafyasının tebaasının yaşama bakış açılarını ve zihinsel sorgulayıcılığı ve aslında hiç tamamlanamayan içsel yolculuklarıyla karmaşayı birleştirmiş, okuyucuyu çıkmaza sürüklemektedir. Eserin kahramanı Muzaffer’in annesini ararken şahit olduklarının kitabın sonunda okuyucuya birer karakter analizi şeklinde açığa çıkarıldığı görülmektedir. Eserde ele alınan konu bakımından, acı ve bilinmezliğin kadınlarla kendisini gösterdiği, iyiliğin elinin erkek eli değil kadın eli olduğunu okuyucuya başarılı biçimde aktarmış, kadının rolünü yüceltmiş, böylece dönemin ezilen kadınlarının arkasındaki duruşuyla karakter analizlerini derinleştirmemizi sağlamıştır. Eserde süreklilik kazandırılmış olan sorgulayıcı üslubun ve karakter tespitlerinin oldukça kuvvetli olduğunu belirtmek gerekir. Zira eserin merkeze aldığı ve karakterlerin ayrı ayrı sahip olduğu vesvese neticesinde gazabın Hardekovast’a sirayet ettiğini sorgulamaları sorunun içinde soru, şüphenin içinde şüphe doğurmasıyla betimleniyor. Tüm yaşanan karmaşanın arasında olayın kahramanı Muzaffer, kendi benliğini sorgulayarak eseri başka bir boyuta taşımaktadır. Söz konusu sorgu, hayatın amacı, öbür dünyanın varlığına ilişkin kesin delillere erişme isteğiyle aslında okuyucunun iç dünyasına sirayet eden felsefi dayanaklardır.

Öte yandan din unsurunun toplumsal ilişkilere yön verdiği ancak ele alınan olaylar bakımından birbirine taban tabana zıt durumda betimlenen davranışların, toplumun en küçük yapı taşı olan aile yapısını yozlaşmadan kotarma çabaları olarak yorumlanabilir. Sonuç olarak Uğursuz, eleştirmenlerin birinci sınıf bir eser olarak kabul ettiği, karakter analizleriyle sorgulayıcı tavrın kendi içinde sonuca ulaşmadaki etkisini ortaya koymaktadır. “Bu bilgisizlik kötülüğün ta kendisidir” diyerek aslında içerisinde sorgu olmayan bir hayatın, çöküşü kaçınılmaz kılacağı vurgulanmak istenmiştir.

 

GİZEM UYSAL

TUİÇ Balkan Çalışmaları Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.