Uluslararası Ortadoğu Kongresinin Ardından

0
45

Kocaeli Üniversitesi’nin ev sahipliğinde 1-2 Kasım 2011 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Ortadoğu Kongre’sinde TUİÇ ekibi olarak yerimizi aldık. Kongreye dair gözlemlerim ve notlarıma geçmeden önce organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürü bir borç bilirim.

Bilindiği üzere Arap dünyasında son aylarda yaşanan gelişmeler tüm dünyanın yakın takibinde. Çünkü Ortadoğu, gerek konumu, gerek sahip olduğu değerler açısından gelişmiş ülkeler için çok büyük öneme sahip. Ortadoğu denince aklımıza 3 semavi dinin çıkış noktası, 3 kıtanın yakınlaştığı önemli jeopolitik merkez, büyük bir kültür mirası geliyor. Ancak; dürüst olmak gerekirse, bu sayılanlardan daha çok dünya petrol ve doğalgaz rezervinin %65’ine sahip olması Ortadoğu’yu bizler için daha önemli kılıyor. Ortadoğu’daki siyasi yapıyı, ülkelerin siyasi ilişkilerini iyi analiz etmek için olaya enerji kaynakları üzerinden bakmak çok daha aydınlatıcı olabilir.

Tunus’ta başlayan isyan ateşi tüm Arap dünyasında büyük değişimlere yol açtı. Halkının yüzünü bugüne kadar bir kere bile güldürememiş tüm liderler ya iktidarı bıraktı ya da bırakmak üzere. Bu vedalarda BM ve NATO’nun katkısı tartışılmaz. Özellikle Libya’da yapılan operasyonlar,42 yıllık bir devin, bir kamyon kasasında linç edilmesine uzanan yolu büyük ölçüde kısalttı. Artık gözler Tunus, Mısır ve Libya’nın ardından Suriye’de. Şuan ki sürecin ne yöne gideceğini batı ülkeleri ve Çin-Rusya hattı arasındaki rekabetten kimin galip çıkacağı belirleyecek. Tüm baskılara rağmen Suriye’ye karşı bir askeri operasyon yakın zamanda gözükmemektedir. Ancak Beşar Esad’ın da gidişi git gide yaklaşıyor. Kongre’deki akademisyenlerin ortak görüşü medyada gözüktüğü gibi Esad’ın taraftarlarının çok olmadığıdır. Medyada yer alan Esad taraftarlarının gösterileri, zannedildiği gibi Esad yanlılarının Suriye’de çok olmadığı ve bu görüntülerin özellikle Esad yönetimi tarafından propaganda amacıyla servis edildiği belirtildi.

Batı dünyası Arap devrimlerinde Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’de muhaliflere destek olurken, aynı isyanların yaşandığı Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’de destekleri mevcut iktidardan yana. Ayrıca dikkat edilirse dünya medyasında ve tabi ki Türkiye’de bu iki ülkede yaşanan ayaklanmalardan pek bahsedilmiyor. Avrupa ve ABD’yi belki de zamansız yakalayan bu ayaklanmaların ardından acil durum planları devreye girdi ve destekler istenilen yani kazanacak olana verildi.

Arap halkı, son 100 yılda savaşlar, çekişmeler, zulümler içinden kendisini kurtaramadı. Sahip olduğu zenginlikleri kendisi için değil ülkelerindeki 3-5 ailenin kasaları için kullanıldı. Bu sebeple Arap halkı yoksulluk, eğitimsizlik ve temel kamu hizmetlerinden yoksun bir şekilde yaşamlarını devam ettiriyor. Ayaklanmalar ile artık halk bu gidişe bir dur demiştir. Artık ezilmekten, siyasi çıkarlardan, baskılardan uzak, modern ve rahat bir yaşam arzusu içinde kendilerini yıllardır yöneten ve kendisinden başka kimseyi umursamayan liderlerine karşı direnişe geçmiştir.

Türkiye’nin Arap Dünyasındaki Rolü

Türkiye, Müslüman nüfusun fazla olduğu bir ülke olması ve Ortadoğu ülkeleriyle tarihi ve kültürel bağlarının çok sıkı olması sebebiyle Arap baharında kilit bir role sahip. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bölgedeki sahip olduğu güç ve şöhret, Türkiye’yi Avrupa ülkelerinden bir adım öne çıkarıyor. Nitekim bu farkı Sarkozy ve Erdoğan’ın ziyaretlerine baktığımızda açıkça görebiliriz. Bir fark da yapılan yardım ve desteklerin ardındaki amaç farklılığında beliriyor. Avrupa ve ABD’nin bölgede isyanların başlamasından sonra bir süre durup resmi iyi çözümledikten sonra daha güçlü olan muhalefete destek vermesinde yatan temel sebep, diktatörlerle yaptıkları enerji anlaşmalarını, halkın yönetimi ele geçirmesi karşısında kaybetmeme isteğidir. Türkiye ise tüm desteğini ve yardımlarını insani amaçla ve öncelikle yaptı. Bugün hala binlerce Suriyeli sınırlarımızda kamplarda yaşamlarını sürdürmektedir.

Türkiye, Ortadoğu ülkeleri için rol model olabilecek kapasitede bir güce sahip. Eksiklerine rağmen demokratik bir ülke olması, bir Müslüman devletinin hem laik, hem serbest piyasacı, hem de demokratik olabileceğini tüm dünyaya gösteriyor. Ayrıca, Avrupa ekonomik bunalım yaşarken Türkiye’nin büyüme rakamlarında Çin ile yarışması, iktisadi anlamda da gücünü gösteriyor. Türkiye’nin bu süreçte yapması gereken, bölge ülkeleri ile ilişkileri daha sıkı hale getirmek ve bölge üzerinde alınacak kararları başkasına bırakmamaktır.  Filistin için dünya kamuoyunda yapılan çıkışlar ve İsrail ile yaşanan gerilim bölge ülkelerinin Türkiye’ye olan sempatisini kazanmamıza sebep oldu. Yapılacak en doğru hareket bu sempatiyi daha da arttırmak ve güce dönüştürmektir. Ortadoğu’nun gücünü arkasına alan bir Türkiye gerek BM’de gerekse batı dünyasında daha büyük rollere soyunabilir ve sözü dinlenen bir ülkeden sözü geçen bir ülkeye dönüşür.    

Sonuç olarak Arap dünyası geç de olsa uyanış sürecine girdi. Artık bu yoldan geri dönüş mümkün değildir. Yaşanan devrimler, doğu Avrupa örneğinden çok yönden farklı olsa da özgürlük, demokrasi ve insan hakları temelinde gerçekleşiyor. Başbakan Erdoğan’ın BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmanın batı dünyasında etki yapması beklenmese de, yenidünya düzeninde atılacak adımların insan öncelikli olması gerekir. Enerji, doğal kaynaklar çok önemli şeylerdir ancak yeryüzünde hiçbir şey insandan daha önemli değildir.

 

Şükrü ERCAN

Akdeniz Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.