Uluslararası Yeni Pazar Üniversitesi Soykırım Enstitüsü

0
273

Gözde Kılıç Yaşın’ın Sırbistan’da 2002’de açılan Uluslararası Yeni Pazar Üniversitesi (Internacionalni Univerzitet u Novom Pazaru) bünyesinde 18 Nisan 2011’de kurulan Soykırım Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Admir Muratovic ile Enstitü’nün kuruluşu, işlevleri, araştırma sonuçları hakkında gerçekleştirdiği röportaj:

GKY: Soykırımı nasıl tanımlarsınız?

Muratoviç: Hukuki tanımını siz zaten biliyorsunuz. Bunun dışında kısaca bir devlet, kurum ya da kişinin, bir toplumun parçasını sadece adı ya da inancı nedeniyle yok etmeye çalışması soykırımdır. Bosna savaşı sonrasında, savaş suçlarına ilişkin mahkemelerde soykırım olabilmesi için binden fazla kişinin ölmesinin arandığı yönünde bir eğilim gördük. Aslında bu politik bir çözümlemeydi çünkü başka bir davada 100 kişi öldüğünde de soykırım tanımına alınabileceğini biliyoruz. İşin gerçeği, sizin de bildiğiniz gibi hukuk rakam aramıyor, bir toplumu ya da grubu yok etme niyeti arıyor. Bana göre de sayı önemli değil, suçsuz bir kişi kimliğine ilişkin bir sebepten ötürü o kimliği yok etme amacıyla öldürülüyorsa benim için soykırımdır.

GKY: Uluslararası Yeni Pazar Üniversitesi bünyesinde kurulan ve sizin direktörü olduğunuz Soykırım Enstitüsü henüz çok yeni, hangi esaslarla çalışmayı planlıyorsunuz? Ama daha önce neden böyle bir Enstitü kurulması ihtiyacı doğdu sorusunu cevaplayalım. Çünkü zaten SarayBosna’da bir Soykırım Enstitüsü kurulmuştu.  

Muratoviç: Son 200 yıldır Boşnakların yaşadığı topraklarda saymayı imkansızlaştıracak kadar çok soykırım yaşandı. 17. Yüzyıldan bu yana Sancak ve Bosna topraklarında Boşnaklara karşı belgelendirebildiğimiz 11 büyük soykırım oldu. Örneğin 1689’da Avusturya ve Sırp askerlerinin bu topraklarda gerçekleştirdiği bir soykırım mevcut. Bahsettiğimiz soykırımların yarısından fazlası Sancak topraklarında oldu. Bunu niye söylüyorum? Çünkü bu soykırımlardan hiç birisini hiçbir kitapta bulamazsınız. Evlatlarımızın bilmesini istemiyorlar, tarihi susturmak istiyorlar. Buna ilişkin bilgiler sadece atalarından çocukların kulağına söylenerek geçiyordu ya da özel kütüphanelerde elle yazılan belgelerde kalıyordu. Yahudilere karşı yapılan soykırım kadar Boşnaklara da yapıldı. Yahudiler Holocaust’tan sonra bir kırmızı çizgi koyabildiler kendilerine karşı yapılan soykırımlara. Ama Boşnaklar Srebrenica (Srebrenitzsa) olana dek o kırmızı çizgiyi koyamadılar. Soykırımlar neden sürekli tekrarlanıyor? Çünkü bir önceki soykırımı unutuyorduk ve yenisi geliyordu. Unuttuğumuz için yeniden başımıza geliyordu.

Savaş zamanında 1992 yılında Sarajevo’da (SarayBosna) Soykırım Enstitüsü kuruldu. O zaman Sancak’ta kurmak mümkün değildi. Çünkü İslam Birliği (Meşihat-İslamic Community) dışında bize ait hiçbir şey yoktu, sahip olamıyorduk. Gücümüz yoktu böyle bir enstitü kurmaya. Geçen sene yaşadığımız bir olaydan sonra biz de soykırım konusunda araştırmaya yapmaya karar verdik.

Başından itibaren anlatmalıyım. Novi Pazar yerel yönetimi yani belediyesi, bize ciddi baskı yaptı bu baskıyı daha iyi yapabilmek için Belgrad’daki hükümetten ve polisten destek aldılar. 1945 yılından sonra yani komünist zamanında komünistler, iki binden fazla Boşnak öldürmüştü ve yerel hükümet o mezarların üzerinde geçen yıl bir bina yapmak istedi. Temel kazıldığında kemikler ortaya çıktı, anlayacağınız toplu mezarların üzerine anaokulu yapmak istediler. Üstelik bu binanın yapıldığı arazinin hemen yanında mezarlarımız vardı ve Uglanin zamanında bu mezarlar da yok edilmiş, buraya yol yapılmıştı. Bu yol yapımı sırasında sadece mezarlığımız değil Osmanlı zamanından kalma bir heykelimiz de yok edilmişti. Sorunun büyüklüğünü anlamanız için anaokulu yapılan bu arazinin, heykelin, mezarlarımızın yer aldığı ve üzerine yol yapılan arazinin Vakıf malı olduğunu da söylemeliyim. Devlet arazisi değil, özel mülk değil, toplumumuza ait, Osmanlı’nın bize vakfettiği ve hukuken kimsenin dokunamayacağı topraklar bahsettiğimiz. Elimizde sadece heykelin, mezarların değil anaokulu için yapılan temel çalışması esnasında ortaya çıkan toplu mezarın resimleri var. Şimdiki halini de size göstereceğim. Anaokulunun oraya yapılmasını da açıklamalıyım. Rasim Layiç o soykırımın olduğu yerde doğdu ve bugün en fazla oyu orda kaybetti. Oraya okul yaparak oy kazanmak istedi. Yani Novi Pazar’da Hacet denilen bölgede.

 İşte bu olaydan sonra İslami Birlik (Meşihat) bir toplantı yaptı.

GKY: Sanırım arazinin vakıf malı olması, zaten Meşihat’ı doğrudan konunun ilgilisi ve yetkilisi yapar, değil mi?

Muratoviç: 2006 yılında Sırbistan hükümeti, tüm dini birliklerin kendilerine ait arazileri geri alabileceğine ilişkin bir kanuni düzenleme yaptı. Dolayısıyla Boşnakların da kendine ait malvarlıklarını geri alma hakkı vardı. Yine de söylemeliyim, Uglanin zamanında vakıfa ait binalar, Layiç zamanında da vakıfa ait hamam satılmak ve yukarıdaki şehitlere ait topraklar alınmak istendi.  O toplantıda Meşihat, buraya son yüzyılda yapılan soykırımları anmak için Potiçari benzeri bir anıt yapılmasına karar verdi. Yine Potiçari’deki gibi burada ölenlerin isimleri anıtta yer alacaktı.

İslami Birlik herkese açık mektup yayınladı. Mektupta, bize ait olan bu toprakları kurtarmamız için devlet bize yardım etmiyor deniliyor ve buradaki Müslümanlar topraklarımızı kurtarmaya çağırılıyordu. 4 Eylül 2010 tarihinde Hacet denilen bölgeye vardığımızda 1500 özel polis kuvvetinin bizi beklediğini gördük. Polislerin çoğu Kosova’ya yakın bölgede yaşayan polislerdi. Yani Kosova’daki savaşa giren polislerdi. Bu bize Belgrad’dan verilen bir mesajdı, “Kosova’da soykırım yapan polisleri size gönderdik” diyorlardı. Bir anda büyük bir kargaşa çıkabilirdi. Çünkü polis bizi susturmak için kargaşa çıkarmaya hazırdı.  Ama imamların sayesinde kavga olmadı çünkü buradaki halkla polislerin arasına imamlar girdi.

GKY: Peki, Vakıf mallarının şimdiki durumu nedir?

Muratoviç: Vakıf malları için hala bir çözüm bulamadık. Sonuçta hükümet soykırım yapılan ve toplu mezarların bulunduğu noktaya anaokulu yaptı. Anaokulu yapma amacının hizmet olmadığı ise şimdi anlaşıldı çünkü hala bu okul eğitime açılmadı. Bana kalırsa Boşnakların orayı korumak için geleceğini biliyorlardı ve Hükümet dünyaya Boşnaklar kavga istiyor mesajı vermek istedi. Eğer kargaşa çıksaydı, bu görüntüleri aleyhimizde kullanacaklardı.

4 Eylül tarihini “Şehitleri Anma Günü” olarak tarihimize yazmaya karar verdik. Bundan sonra Boşnak Kültür Merkezi (BKZ), herkese açık mektup yayınlayarak tüm Boşnakları, ellerindeki soykırıma ilişkin kanıtları bize getirmeleri için davet etti. Ellerindeki kanıtları getirmeleri ve soykırım şahitlerinin BKZ’ye başvurmaları istendi. Boşnak Kültür Merkezi’nin içinde Boşnakların haklarını korumak için küçük bir merkez var. Yayınlanan mektupta bu belge ve bilgilerin açmaya hazırlandığımız Soykırım Enstitüsü’nde bize gerektiği de yer alıyordu. Hacet’te ölen Boşnakların torunları bize soykırımı anlatsın istedik.

Tüm hazırlıkları ve kanuni işlemleri yaptıktan sonra 15 Nisan 2011’de Uluslararası Yeni Pazar Üniversitesi ve Boşnak Kültür Merkezi Soykırım Enstitüsü’nün Üniversite bünyesinde açılması konusunda bir sözleşme imzaladı. 18 Nisan’da açılış töreni yapıldı, Bosna Hersek’in dışında Kosova’dan Makedonya’dan ve İsrail’den pek çok konuk katıldı.

Uluslararası Üniversite’nin ve BKZ’nin Enstitü’nün başında olmaları çok önemli çünkü böylesi bir sorumluluğun altından ancak böylesi bir işbirliği ile kalkılabilir. Bunun iki sebebi var. Birincisi BKZ bu işin içinde olmakla bu araştırmalara garanti oluyor, yani bu politik bir çalışma değil Boşnak milleti için yapılan bir çalışma. Uluslararası Yeni Pazar Üniversitesi’nin varlığı ise tüm dünyadan akademik takviye almamızı sağlıyor. Sadece kültürel ya da toplumsal tarih meselesi değil aynı zamanda insanlığa dönük suçların araştırılması söz konusu. Enstitü’yü de uluslarasılaştırmış oluyoruz. Enstitü çalışmalarında soykırımın büyük mü, küçük mü olduğuna ölen kişilere göre karar veriyoruz, onu yapan kişiye göre karar vermiyoruz.

GKY: Çalışma prensipleriniz nedir, hedefleriniz nedir?

Muratoviç: Biz henüz çok yeni bir kurum olduğumuz için yakın zamanda yapılacak planlarımız ve uzun zamanda yapacaklarımız var. Yakın zamanlı planlarımızı gerçekleştirmeye başladık. Tarihimizde bize karşı yapılan soykırımlar, kağıt üzerine ilk defa derlenmiş, toplanmış olacak ve yayınlanacak. Uzun vadeli planlarımız ise bu soykırımların tüm detaylarına ulaşmak ve yayınlamak. Soykırımları çok iyi araştırınca ve herkesin bilmesini sağlayınca böylesi soykırımlar tekrarlanmayacak diye umuyoruz. Bu proje bizim için çok önemli çünkü tarihimiz doğru olmadığı sürece iyi bir geleceğimiz olamaz.

GKY: Soykırım denildiğinde genelde soykırıma ilişkin Ermeni iddiaları akla gelir, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?                                                           

Muratoviç: Bugüne dek koşullarımız fırsat vermediği için Boşnaklara karşı yapılan soykırımları bu güne dek yeterince araştırmadık. Ama soykırım hukukunun milli sınırları yoktur. Ermenilere karşı yapıldığı söylenen soykırım hakkında yeterince bilgim yok. Son dönemde özelikle ABD Kongeresi’ndeki görüşmeler nedeniyle ilgimi çekti ve araştırmaya başladım. Bana kalırsa bu konuda politika devreye girmiş ve bu politikayı yürütenler Türkiye hakkında iyi düşünmeyen kişiler. Profesyonel şekilde Türkiye üzerinde baskı yaratmaya çalışıyorlar. Araştırdığımda Türkiye’de Ermenilere karşı soykırım yapıldığında dair ikna edici belge olmadığını gördüm. Kişisel fikrim de bunun doğru olamayacağı yönünde. Çünkü Müslümanlar tarihte hiçbir zaman hiç kimseye karşı soykırım yapmadılar.

Şimdi size bir şey anlatacağım ve Ermeni iddialarının kaynağının ne olduğuna ilişkin fikrimi söyleyeceğim. Burada, Sancak topraklarında, kendi evlerinin yanında soykırıma uğrayan Boşnaklar, Sırbistan soykırım tarihine göre 2. Dünya Savaşı’nda Hırvatistan’da Jasenovac’da öldürülmüş gibi gözüküyor.  Öldürenler Sırp değilmiş de Hırvat’mış gibi gösteriliyor. Yani Hırvatların Sırplara karşı şimdi Hırvatistan’da bulunan Jasenovac’da gerçekleştirdiğini iddia ettikleri soykırıma ilişkin gösterdikleri listede, sayılan isimlerin bir kısmı aslında burada Sancak’ta Sırplar tarafından soykırıma tabi tutulmuş insanlardı. Hırvatların öldürdüğü Sırpların listesine eklenmişler.

GKY: İsimlerden Boşnak oldukları anlaşılmıyor mu?

Muratoviç: Elbette anlaşılıyor ama Sırplar zaten Boşnakların aslında Sırp olduğunu, sonradan son dönemde, Müslümanlaşmış olduklarını söylerler.

Bu bahsettiğim listeyle Sırplar tarafından ölen kişilerin sayısını böylece arttırmak istediler. Ama aynı zamanda Boşnaklara karşı yapılan kötülüğü de saklamak istediler ve tarihe geçirmediler. Burada Türkler ve Boşnaklar bu konuda yeterince emek vermedi. Çünkü bizler olan şeyleri tarihimiz olarak yazmıyorduk. Biz yazmayınca diğerleri zaman kazandı ve istediklerini çıkarlarına uygun biçimde kendileri ve bizim için yazdılar. Şimdi o zaman yazdıklarını bize gösteriyorlar ve işte o zamandan beri bunlar var elimizde diyorlar. Bu konu Ermenilerin meselesine benziyor. Bence Ermeniler Türklere karşı soykırım yaptı ama siz bunu tarih kitaplarınıza kaydetmediğiniz için şimdi size bunu soykırım olarak gösteriyorlar. Politik anlamda Ermenilerin çok fazla destekçisi olduğu için avantajlılar. Onların Türklere karşı yaptıklarını, Türkler onlara yapmış gibi gösteriyorlar. Aynısını Sırplar şimdi Srebrenica için yapmaya çalışıyorlar. Srebrenica’da kötülük yapan kişileri, orada soykırım yapan kişileri “Bunlar bizim kahramanımız” diye lanse ediyorlar.

GKY: Ratko Mladiç’in nihayet yakalanması hakkında ne düşünüyorsunuz? Tabii, lütfen Sırp medya ve yazılı basınında konunun nasıl işlendiğini ve Sırpların konuya bakışını da paylaşın.

Muratoviç: 2. Dünya Savaşı’ndan sonra en fazla kötülük yapan kişi Ratko Mladiç’tir ancak Sırbistan’da milli kahraman olarak gösteriliyor.

İlk önce benim düşüncemi söyleyeceğim: Sırbistan’daki tüm hükümetler, Miloşeviç’ten sonra iktidara gelen tüm hükümetler, Mladiç’in nerede olduğunu her zaman biliyorlardı. Ama umutları vardı Lahey belki onu istemekten vazgeçer diye düşündüler ve yeterince yaşaması, ölmek üzere olacak kadar yaşlanmasını beklediler. Sırbistan ancak onların üzerinde çok fazla baskı yapıldığı zaman işbirliğine gittiler. Çünkü Ratko Mladiç aynı zamanda Sırbistan için tehlikeli bir şahit olabilir. Sonuçta Ratko Mladiç emirleri yerine getiren kişidir. Soykırımı yapan odur evet ama emri başkasından alıyordu. Önemli olan şu, konuşmaya karar verirse emrin kimden geldiğini söyleyebilir ve bu da Sırbistan için tehlikeli olabilir. Çünkü Miloşeviç’in ismini verecektir, Sırbistan Akademisi ve Sırp Kilisesi’ni ele verecektir. Saklıyorlardı ama şimdi baskılara dayanamayarak vermek zorunda kaldılar.

Yakalandığı gün Başbakanımız Tadiç, Ratko Mladiç’i yakalamakla Sırbistan’ın üzerindeki tüm lekeyi attık dedi. Mladiçle ilgili röportajlara, televizyonlara ya da gazetelere bakarsak Sırbistan’daki hükümetin onu millette farklı şekilde göstermekte olduğunu görürüz: Onu büyük bir kahraman olarak göstermek istiyorlar. Sırpları korumak amacıyla savaştı, kötü hiçbir şey yapmadı sadece kendi milletini korumaya çalıştı. “Uluslararası kamuoyunu gerçeklerle ve Mladiçle ilgili yeterince bilgiye sahip olmadığı için ve Sırbistan’ın ilerleyişini durdurmak için bizi onu vermeye zorluyorlar. Biz onu veriyoruz ama suçlu olduğu için değil,  Sırbistan’ın ilerleyişinin önüne çekilen setlerden kurtulmak ve ülkemizin büyümesi için.”. Ondan sürekli olarak general olarak bahsediyor medya ve hiçbir zaman Srebrenica’dan bahsetmiyorlar.

GKY: Bazı Sırp güçlerce soykırıma tabi tutulmuş bir halkın Sırbistan’daki parçası olarak ne hissediyorsunuz?

Muratoviç: Durumdan hiç memnun değiliz. Kanuni düzenleme yapılsın ve her zaman için soykırım yapan kişilerin hemen yakalanıp ve cezalandırılması sağlansın istiyoruz. Holocaust için yapılan kanun gibi. Bu olmadığı müddetçe memnun olmayacağız. Okul kitaplarına Srebrenica’da yaşananlar girene dek ve Sırbistan Milli Eğitim Bakanlığı bunu kabul edene dek ve Boşnaklara karşı yapılan tüm soykırımlar yazılmadıkça biz durmayacağız, mücadelemizi sürdüreceğiz. Buradaki Boşnaklar ve Sırplar birlikte yaşamak zorunda kalan iki millet. Barış içinde yaşabilmemiz için Sırpların soykırımları kabul etmesi gerekiyor. Aksi takdirde kendimizi güvende hissetmiyoruz.

GKY: O halde, Sırbistan Parlamentosu’nun içinde soykırım kelimesi geçmeyen deklarasyonundan da bahsedelim. Bosna’daki Boşnakların kabul etmediğini, bir kez daha incindiğini biliyoruz. Srebrenica Soykırımı hakkında kabul edilen deklarasyon burada nasıl karşılandı? Parlamento’daki Boşnak milletvekillilerinin tepkisi ne oldu?

Muratoviç: Sırp parlamentosu büyük bir fırsatı kaçırdı, Srebrenica’daki deklarasyonu görüşürken bunun soykırım olduğunu ifade etmediler ve soykırımdı- değildi tartışmasına girdiler. Bazı Boşnak politikacılar da bu deklarasyonu kabul etti. Belki üzerlerinde baskı olduğu için, belki içeriğinden haberdar olmadıkları için. Ama o deklarasyon bizim için geçerli değil. Soykırım kelimesi geçmediği müddetçe bizim için geçerliliği yok. Çünkü bu Boşnaklar için büyük bir tehlike, çünkü bize verilmiş sert bir mesaj aynı zamanda. Sırbistan Hükümeti ve Parlamentosu hala Srebrenica’da olan olayları soykırım olarak görmeyerek ve kabul etmeyerek bir mesaj veriyor. Biz bunu, yeni bir Srebrenica daha olabileceği mesajı olarak algılıyoruz.

GKY: Yanılmıyorsam Liberal Demokratik Parti (LDP)  lideri de bu deklarasyonu gerçekleri yansıtmamakla eleştirmiş ve kabul etmemişti.

Muratoviç: Bakın burada iki güç var: Sancaklılara ait olan vatansever güçler ve Belgrad’a ait olanlar. Bizim politikacılar yanlış anladı ve buradaki Boşnakların Belgrad’daki temsilcisi olmaları gerekirken tersine Sırbistan’ın buradaki temsilcileri oldular. Bakan olabilmek için Sırbistan’ın hazırladığı deklarasyonları sorgulamadan kabul ettiler. Koltuk için. Bölgeleşme konusunda Sırplara destek verdiler. Sancak’ı parçalamak isteyen politikalara destek verdiler. Sırbistan’ın dışında yaşayan Sırpların hakları hakkında yasal düzenleme yapılırken ki bu düzenleme esasen biliyorsunuz Bosna’daki durumu bozuyor ve Bosna’yı bölünmeye götürüyor. Boşnak politikacılar bu düzenlemelere de destek verdi. Tüm bunları kabul ettikten sonra deklarasyonu mu kabul etmeyeceklerdi?

LDP Lideri Çedomir Sırbistan’daki tek düzgün siyasi lider olduğu için ve deklarasyonun doğru yazılmadığını bildiği için destek vermedi. Ülkedeki pek çok dernek de kabul etmedi. Bizler de kabul etmedik.

GKY: Sjnica’da (Sienitsa) yaşanan bir soykırımla ilgili yazdığınız makaleye gelen tepkilerden bahsetmiştiniz. Bu olayı anlatır mısınız?

Muratoviç: Elimizdeki bilgilere göre Sjnica’da yaşanan soykırım, Boşnaklara karşı yapılan üçüncü büyük soykırımdı. Sırpların Türklere karşı ilk ayaklandığı zamanlardaydı, 1809. Sırplar, Sırbistan ve Karadağ arasındaki toprakları temizlemek amacıyla Sancak’ın vilayeti olan Sjnica’nın etrafını çevirmişti. Aslında biliyorsunuz Srebrenica’ya çok benzeyen bir olay. Şehrin yönetiminde olan Ali Beg Caviç ile Karadzordje (Karacorce) toplantı yaptı ve Ali Beg’den sorunsuz şekilde şehri vermesi istendi. Orada yaşayan Boşnaklar ve Türk askerleri, anlaşma uyarınca Sjnica’dan çıkmaya başlayınca Sırplar onları sırayla öldürdü. Boşnaklar Sjnica’ya doğru kaçtılar.  Karacorce, ateş edileceğinden benim haberim yoktu, size hiçbir şey olmayacak garanti veriyorum, sorun çıkarmadan çıkın şehirden dedi. Ona tekrar inandılar. Ne var ki, bu garanti yalandı ve şehirden çıkarlarken 2.500 kişi yani şehir nüfusunun yüzde 30’u orada öldürüldü. 200 sene boyunca hiç kimsenin bundan haberi yoktu çünkü tarih kitaplarının denetimi Sırplardaydı ve bunu tarihe kaydetmemişlerdi. 2 ay önce 202.yılında Boşnak Kültür Merkezi (BKZ) ve Soykırım Enstitüsü, bir basın toplantısı yaparak bu soykırımı açıkladı. Elle yazılan evraklarda ve Sırpların çok eski tarihçilerinin eserlerinde bu soykırım anlatılmaktadır bu da soykırımı ispatlamaktadır.

Örneğin Vuk Karadzic’in eserinde 2500 Türk’ün kafası tahta sopalara geçirildi, kalan pek çok kafa daha vardı ama yeterli tahtamız yoktu diyordu.

Biz bunu söyleyince Sırbistan’daki medya ve entelektüeller ayağa kalktı ve Sırbistan’daki en meşhur tarihçi Predrg Markoviç, “Sjnica’da soykırım olmadı demiyorum ama biz o zaman Boşnakları değil Türkleri öldürdük.”dedi. Şimdi Boşnakları kızdırmanın gereği yok, biz sizi öldürmedik, siz susun anlamına geliyordu. Biz cevap verdik, soykırım, soykırımdır ve o zaman Boşnakları öldürdünüz, Türkleri de öldürdünüz. Bu büyük bir soykırım çünkü askerleri değil sivilleri öldürdünüz. Bu en büyük savaş suçudur. Sjnitza savaşmıyordu, onlar şehri terk ederken öldürdünüz.

Ratko Mladiç’in Srebrenica’da yaptığını Karadzordje (Karacorci) yaptı. Boşnaklar ve bu şehirde şimdi yaşayan Boşnaklar, Karadzordje’yi (Karacorci) Sırbistan’ı kuran kişi olarak kutlamak zorundalar. Bizim için kötü başka bir şey daha Sjnitca’da bu soykırımın yaşandığı sokağın adı Karadzordje. Şimdi de Boşnak Kültür Merkezi ve Soykırım Enstitüsü, bu sokağın adının değiştirilmesini istiyor. Şehrin ana merkezinin “Şehitlerin Merkezi 1809” adını taşımasını istiyoruz.

Size enteresan bir şey daha söyleyeceğim; Osmanlılar buradan gittikten sonra Sırbistan’daki tüm hükümetler buradaki Boşnaklara Türk diyordu. Türkler bizi öldürdü şimdi intikam alıyoruz diyerek kendi halklarının içini rahatlatıyorlardı. Dolayısıyla Predrg Markoviç’in sözleri de gerçeğin ikrarıdır aslında.

Ratko Mladiç, Srebrenica’ya girince aynı şeyi söyledi: Türklerin intikamını alacağız dedi. Soykırım yapmadan önce bunu söyledi. Yani soykırım planlıydı, soykırım yapacaklarını şehre girerken biliyorlardı.

GKY: Bosna’da 1992-1995 arasında ağır bir soykırım yaşandı, vicdanlarımızda bunda Sırbistan’daki liderlerin sorumluluğu olduğunu biliyoruz. O dönemde Sırbistan’ın içindeki Boşnaklar neler yaşadı?

Muratoviç: Bazı örnekler vereceğim. Mesela Prijepolje (Priyepole) şehrine yakın bir noktada geçen tren durduruldu ve sadece 18 kişi aşağıya indirilildi, götürüldü ve Vişe Grad’a yakın bir yerde öldürüldü. Bunlar eski Yugoslavya vatandaşıydı, 17’si Boşnak biri Hırvat’tı. Bunlardan sadece bir kişinin bedenini bulabildik ve 2 ay önce bir cenaze töreniyle defnettik.

Yine Severin’de otobüsten 16 kişi aldılar. Hepsi Boşnaktı, hepsini öldürdüler. Öldürenlerden biri Milan Lukiç idi, şimdi Lahey’deki mahkemede VişeGrad’da işlediği suçlar nedeniyle yargılanıyor ama bu 16 kişi için değil. Suçlamasında bu 16 kişi geçmiyor.

Pljevljata yakın Bukovica’da yapılan soykırımın amacı da Sancak ve Bosna sınırına yakın toprakların Boşnaklardan temizlenmesiydi.  Elimizde kanıtlar var bu kötülüklerin arkasında ismin Dobrica Çosiç olduğunu biliyoruz. Vojislav Şeşelj de aynı şekilde doğrudan sorumluluğu olan isimlerden.

Bunlardan başka 1993-1994 arasında Sancak’ta özellikle NoviPazar ve Sjnica’da, “Silah Arıyoruz” operasyonları yapıldı, 20 bin Boşnak dövüldü. Bu olayla ilgili sadece 3 polis suçlandı ve geçen sene de serbest kaldılar. Olaya katılan tüm polisler de görevlerinde yükseldiler.

Türkiye burada 500 sene kaldı, buradaki Boşnaklara karşı işlenen suçlara müdahil olmaya hakkı var ve buna da zorunlu çünkü burada arkasında bıraktığı bir milleti var. Boşnakların ve Arnavutların durumunu, haklarını takip etmek zorundadır.

Son olarak biz buradaki Boşnaklar ve Soykırım Enstitü olarak Türkiye’deki bu tarz enstitü ve kurumlarla işbirliğine hazırız. Onlara bizdeki tüm belgeleri verebiliriz. Biz de sizin anlattığınız Kıbrıs’taki, Girit’teki soykırımı ve Anadolu da olan tüm diğer soykırımları öğrenmek isteriz.  

** Soykırım Enstitüsü’nün açılış törenine ilişkin görüntüleri izlemek için bkz.: http://www.youtube.com/watch?v=oCW6MIIiUk0

** Vakıf mallarını korumak için Novi Pazar’daki Hacet bölgesine doğru ilerleyen Boşnaklar, onları engellemek için bölgeye gelen 1500 kişilik özel polis gücü ve ropörtajda geçen 4 Eylül 2010 günü yaşananlara ilişkin görüntüler için bkz. http://www.youtube.com/watch?v=e0agxnazafQ

 

http://www.21yyte.org/tr/yazi6198-Uluslararasi_Yeni_Pazar_Universitesi_Soykirim_Enstitusu.html

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.