Vestfalya Antlaşması

2
22682

Çağdaş uluslararası ilişkilerin temeli, 1648 yılında imzalanan Vestfalya Barış Antlaşması ile atılmıştır. Vestfalya Barış Antlaşması, ‘ulusal devlet egemenliği’ ilkesini temel hak olarak tanımıştır. Bu dönemden itibaren uluslararası ilişkilerde devletler temel oyuncu rolüne bürünmüştür. I. Dünya Savaşı’nın sonucunu belirleyen Versaille-Washington sisteminin yanı sıra, 2000’li yıllarda bilgi teknolojilerindeki dönüşümler, bu ilkeye birçok yenilik getirmiştir. Bununla birlikte günümüzde de temel ilke, her devletin kendi topraklarında egemenlik hakkı olması ve uluslararası toplumun bu devletle ilişkilerini bu prensip üzerinden kurmasıdır.

Otuz Yıl Savaşları, her ne kadar din savaşları olarak adlandırılırsa da dini niteliğinin yanında siyasi bir nitelik de taşımaktadır. Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun topraklarında farklı dillerde konuşan ama aynı dine mensup olan bir halkın varlığı söz konusuydu ve bu insanları bir arada tutan şey sadece dindi. İmparatorluğun bütünlüğü, ortaya çıkan mezhepler yüzünden sarsılmaya başlayınca dini ve siyasi amaçlar ayrılmaz hale geldi.

Otuz Yıl Savaşları’na katılan ve dönemin büyük devletleri olan İspanya ve Avusturya Habsburgları, İsveç, Danimarka ve Fransa kimilerine ise küçük Alman Prensliklerinin de katıldığı beş büyük savaş yaptılar ve 1648’ de otuz yıl süren bu karışıklık ortamına Vestfalya Antlaşması ile son verdiler. Antlaşma sanılarının aksine birçok devlet temsilcisinin bir araya gelip imzaladıkları bir antlaşma değildir. Bu antlaşma Habsburg elçilerinin Fransa ve İsveç’e ayrı ayrı imzalattıkları ikili antlaşmaların toplamına verilen genel isimdir. Buna rağmen Vestfalya Antlaşması, 1815’teki Viyana Kongresi’nde uygulanacak olan ‘Konferans Diplomasisi’ için esin kaynağı olmuştur.

Vestfalya düzeni ile birlikte Avrupa, Ortaçağ’dan modern zamanlara geçiş yapmıştır. Bugün de sıklıkla kullandığımız egemenlik, sınırlar, başka bir devletin iç işlerine karışmama ve elçilik gibi kavramlar Vestfalya düzeninin birer getirisi olmuştur. Bu kavramları toplu olarak ele aldığımızda ise karşımızda ulus- devleti bulmaktayız. Elbette ulus- devlet anlayışı bir anda ortaya çıkmamıştır, tarihsel süreç içerisinde zaman ve koşullara göre kendiliğinden oluşmuştur.

Bu tarihsel sürece kısaca göz atarsak, sınırları belli ve antlaşmalarla korunan bir teritoryal (ülkesel) devletin kendi sınırları içersinde mutlak bir hâkimiyete sahip olması, uluslararası literatüre egemenlik kavramının girmesine neden olmuştur. Vestfalya ile birlikte uluslararası arenada ana aktör haline gelen devletler de birbirlerinin iç işlerine karışmama konusunda taahhütler vermiştir. Yani birbirlerinin haklarını tanıma yoluna gitmişlerdir. Bununla Birlikte din orijinli devlet, yerini laik devlet anlayışına bırakmış ve ulus- devlet günümüzdeki şekline çok yakın bir hale gelmiştir.

Bugün içinde bulunduğumuz uluslararası sistemin temelinde yer alan ulus-devlet, gün geçtikçe değişmekte ve gelişmektedir. Ulus-devletler kendi iradeleri ile birleşip konfederasyon oluşturmakta, uluslararası veya uluslar üstü örgütler kurmaktadırlar. Bütün bunları yukarıda bahsettiğimiz süreç içinde yer alan raison d’etat (devlet çıkarı) ilkesi gereğince yapmaktadır. Çıkarlar söz konusu olduğunda yüz yıl süre boyunca savaşmış olan Fransa ve İngiltere müttefik olup Almanya’yı püskürtmeye çalışmışlardır. Osmanlı’nın parçalanmasıyla 1920’lerde savaşa tutuşan Yunanistan ve Türkiye, Akdeniz’ den gelen İtalyan tehdidine karşı Balkan Antantı’nda buluşmayı bilmiştir.

Dilara Batırer

TUİÇ Stajyeri

Kaynakça

1) 30 Yıl Savaşları ve Ulus Devletin Doğuşu, Web Adresi: http://akademikperspektif.com/2011/08/17/30-yil-savaslari-ve-ulus-devletin-dogusu/

2) Uluslararası İlişkiler Sisteminde Arkaizm, Web Adresi: http://politikaakademisi.org/uluslararasi-iliskiler-sisteminde-arkaizm/

2 Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.