Viyana Kongresinden Sonra İttifaklar: Huzur ve Barışı Sağlama Çabaları

0
2277

Avrupa tarihinde önemli bir yere sahip isimlerden Napolyon Bonapart (1769-1821) asker kökenlidir ve savaş stratejilerindeki başarıları, Fransa’da halkın güvenini kazanmasını sağlamıştır. Sonrasında imparatorluğunu ilan etmiş ve yönetimi kendi tekeline almıştır. Bununla yetinmeyen Bonapart, egemenlik alanının Avrupa kıtasının tamamı olmasını istemiştir.

Bu sebeple yaptığı işgaller, başlattığı savaşlar -ki ‘Napolyon savaşları’ adı ile de anılmaktadır- uygulamaya çalıştığı ‘kıta sistemi’, Avrupa’nın tamamında sürekli savaşların var olmasına ve huzursuzluk yaşanmasına neden olmuştur. Başta güçlü ve kararlı askerî kişiliğiyle halkın desteğini kazanan Napolyon, bu desteğin getirdiği gücü sonuna kadar kullanmış ve taht ömrünün sonuna geldiğinde, savaştan bıkmış, huzur isteyen bir Fransa halkı ile karşı karşıya kalmıştır. Aslına bakılırsa, Napolyon döneminin sonlarına gelindiğinde yalnızca Fransa halkı değil bütün Avrupa halkı savaştan bıkmış usanmış bir hâldeydi ve ne şekilde olursa olsun huzur ve istikrarın sağlanması en temel arzu idi.

Napolyon’un yenilgiye uğramasını fırsat bilen diğer Avrupa ülkeleri, savaş sonrası bozulan düzeni yeniden kurmak, kıta genelinde huzuru sağlamak için harekete geçti ve 1815 yılında Viyana kongresi toplandı. Bu kongre, Avrupa tarihinde 1648 tarihli Vestfalya’dan sonra gerçekleştirilen ilk büyük ve çok aktörlü toplantı olmuştur. Avrupa’nın kaderini belirleyen toplantılardan biridir demek de yanlış olmaz. Viyana kongresinde amaç Napolyon’un işgalleriyle genişleyen Fransa’yı durdurmak ve Avrupa haritasını Napolyon’dan önceki hâline döndürmektir. Ancak Fransa’ya karşı toplanmış görünen konferansta Avrupa’nın genelindeki sorunlar gündeme getirilmiş ve böylece konu sadece Fransa iken, bütün bir Avrupa kıtası hâline gelmiştir. Böylesine köklü bir değişim ve yeniden şekillendirme amaçları taşıyan kongrenin tarihi, yani 1815, ‘restorasyon dönemi’nin de başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Ancak Viyana kongresine damgasını vuran güçler, başta Avusturya(Metternich) ve İngiltere(Castlereagh) olmak üzere, içinde bulundukları zamanın şartlarını yeterince gerçekçi bir bakış açısı ile değerlendirememiş ve alınan kararlar sorunlara kökten çözüm bulmak yerine, yüzeysel çözümler üretmiştir. Evet, bu yolla Avrupa’da bir süre için büyük savaşlar yaşanmamış ve görece huzurlu bir ortam oluşmuştur. Ancak, çizilen yapay sınırlar ve Fransız devriminin doğurduğu ‘milliyetçilik’ kavramının getirilerinin yeterince dikkate alınmaması, daha büyük sorunların yaşanmasına neden olmuştur. Burada -anlatılmak istenen konunun dışına çıkmamak adına- Viyana kongresinde alınan kararların neler olduğuna  ayrıntılı olarak yer verilmeyecektir.

Viyana kongresinden sonra Avrupa devletleri ve İngiltere istenilen amaca, yani huzurlu bir ortama ulaşmak için ittifak kurma yoluna gitmişlerdir. Bu amaçla kurulan ittifaklardan ilki kutsal ittifak (1815) tır. Rusya, Avusturya, Prusya ve Fransa arasında kurulan bu ittifak, Rusya’nın önderliğinde, Viyana kongresinde alınan kararları uygulatmak ve denetlemek amacı ile kurulmuştur. Elbette burada asıl amaç, kiliseyi güçlendirmek değildir ancak politik amaçlar için kiliseye başvurulması Avrupa için şaşırtıcı bir durum değildir. Şaşırtıcı olan, önerinin Rusya’dan gelmiş olmasıdır. Bir diğer ittifak ise dörtlü ittifak( 1815) tır.Avusturya lideri Metternich’in kurduğu ve kendi adını verdiği Metternich sisteminin uygulanması ve denetlenmesi için kurulmuş bir ittifaktır. Bu ittifaka daha sonra Fransa da dahil edilmiştir. Böylece ‘beşli ittifak’ adını almıştır. Her iki ittifakın da amacı, Avrupa’daki büyük devletlerin mutlak egemenliğini korumak ve güçlendirmektir.Yani, büyük devletleri Fransa’da filizlenen milliyetçilik akımı ve özgürlükçü düşüncelerden korumak, meşruiyeti kaybetmelerini önlemektir.

Viyana kongresi ile kurulan düzenin özeti bu şekildedir. Bir de sonuçlarına bakmak gerekir ki yukarıda da değindiğimiz gibi sonuçların kesin çözümler olmadığı aşikardır. Bunda, kararların yalnızca Avrupa devletlerinin meşruiyetini ve egemenlik alanlarını korumaya odaklanması, diğer kıtalardaki devletlerin yeterince göz önünde bulundurulmaması etkili olmuştur. Örneğin ilk kez bu konferansta, Rusya tarafından Osmanlı’daki müslüman olmayan azınlıklar meselesi gündeme getirilmiş, ancak konferanstaki diğer devletlerin bu meseleyi de ‘görmezden gelme’si ile sorun üzerine tartışılmamıştır. Böylece büyüyecek ve giderek önemli bir mesele hâlini alacak olan ‘şark meselesi’ büyümeye müsait bir hâle gelmiştir. Bu uygulamada da açıkça görüldüğü gibi, Viyana kongresinin başlattığı restorasyon sürecinin, dünyanın her yerinde etkili olması ve yürütülmesi beklenemez, zira çok zordur.

Beklenen son, 1830 ihtilalleri ile gelmiş ve beşli ittifak çökmüştür. Böylece Avrupa’da iki kutuplu bir sistem oluşmuştur. Fransız devriminin etkilerini kendi içlerinde görmezden gelen Avrupalı devletler, işlerine geldiği ölçüde Doğu Avrupa’da ve Osmanlı’da bu akımın etkilerinden faydalanmak istemiştir.

Bu da çifte standart uygulandığının göstergesidir ve sistemin çökmesine neden olmuştur.

 

Özge Çakır

TUİÇ Stajyeri

 

Kaynakça

1) ERKAN S., (Aralık 2010), Savaş ve Barış Bağlamında XIX.Yüzyıl Uluslararası İlişkileri’nin Özellikleri, SDÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 22, ss. 93-115
2) NICOLSON H., (1946), The Congress of Vienna: A Study in Allied Unity:1812-1822, Harcourt Brace and Company, New York

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.