WHY THE UK VOTED FOR BREXIT: DAVID CAMERON’S GREAT MISCALCULATION

0
85

ÖZET

Bu analizde Britanya’nın 2016 AB Referandumu’na giden süreç, sürece etki eden gelişmeler, süreçte rol oynayan siyasi aktörler, sürecin sonuçları ve dönemin Muhafazakâr Partisi lideri Başbakan David Cameron’ın politikaları incelenmiştir. Andrew Glencross tarafından yazılan “Why the UK Voted For Brexit: David Cameron’s Great Miscalculation” kitabında aktarılan ve Britanya halkının da tavrını ortaya koyan bu sürecin, yazar gözünden okuyucu ile nasıl  buluşturulduğu, eksik yönleri, artı yönleri ve yöntemleri ortaya konulmuştur. Ayrıca, süreç boyunca Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği arasında yaşanan reform ve düzenleme sorunları tartışılmıştır. Önceki dönemlerde atlatılan siyasal süreçlerin de etkisinin kaleme alındığı kitabın sadece referandum sürecine odaklanması bakımından bilgilendirici ve alanında özel bir kitap olduğu vurgulanmıştır.

 

GİRİŞ

Andrew Glencross. (2016). Why the UK Voted For Brexit: David Cameron’s Great Miscalculation. Londra: Macmillan Yayınları. 98 sayfa, ISBN: 1137590009.

Birmingham Aston Üniversitesi öğretim üyesi olan yazar Andrew Glencross, bu kitabında 23 Haziran 2016 tarihinde Britanya’da gerçekleştirilen ve Avrupa Birliği’nde kalıp kalmama üzerine oylama yapılan 2016 Britanya Referandumu’nu incelemiştir. Yazar, Britanya halkının neden AB’den ayrılma veya kalma referandumuna gittiği sorusu üzerine yoğunlaşmıştır. Yazar soruyu ele alırken, iç siyaseti yoğun bir şekilde kullanmış ve birçok örnekle verdiği argümanları desteklemiştir. David Cameron’un yanlış hesaplaması ile söze başlayan yazar, öncelikle referandum kararının yanlış olduğuna güçlü bir şekilde vurgu yapmış ardından da bu kararın neden yanlış olduğunu ve ne gibi sonuçlar doğurduğunu ortaya koymuştur. Referandum kararı ile 2016’ya kadar olan süreci detaylı bir şekilde anlatan yazar, buna ek olarak sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Süreç anlatımı konusunda problematik bir anlatım dili tercih edilmiştir. Kronolojik sıra ile ilerlememiş ve sorun odaklı bir şekilde anlatılmıştır. Yazarın eksiğini belirtmek gerekirse; birkaç önemli husus üzerine eğilirken; tarım sübvansiyonları gibi önemli konular üzerinde fazla durmamıştır. Ancak yazar sorunlar hakkında verdiği bilgi ve kullandığı üslup ile okuyucunun ilgisini rahatça çekebilmektedir.

 

DEĞERLENDİRME

Kitap, öncelikli olarak Britanya’daki liderlerin ve halkın tutumunu ortaya koymakla başlamıştır. Britanya halkının pragmatik ve faydacı bir toplum olduğunu belirten yazar, halkın neden oy verdiği sorusuna yanıt ararken; sorunun en köküne inmeyi tercih etmiştir. Yazarın bu tutumu ise kitap içeriği ile başlığı uyumlu kılmaktadır. Olay incelemesi yöntemiyle tek tek incelenen sorunlarla birlikte yazar, tarihsel bir bakış açısı sunmaktan daha çok sorunlara çözüm getiren bir bakış açısıyla kitabı kaleme almıştır. Hem eski tarihsel olaylardan örnek verip hem bunu günümüzdeki yansıması veya etkisine odaklaması ise kitabı kendi alanında farklı bir yere koymaktadır. Britanya halkının da bakış açısının yer aldığı kitapta daha çok olay akışının Cameron ve onun yaptığı eylemler -çoğunlukla hatalar- üzerinden ilerlediğini görmekteyiz. Buna ek olarak eksikliklerden biri olarak, Cameron dönemi üzerinde fazlaca durmaktan kaynaklanan eski dönemlere daha az odaklanma sorunu da sayılabilmektedir. Ana sorun Britanya’nın çıkma yönünde karar almasıyken yazar, bu meselenin kökenlerini anlatmakla beraber Cameron döneminde alınan referandum kararına yoğunlaşmıştır. Diğer yandan Cameron ‘un özellikle 2013-2016 arasında yaşadığı süreç, büyük bir titizlikle ve detaylı bir biçimde okuyucuya aktarılmıştır. Zaman zaman 2016 referandumunun daha iyi kavranabilmesi için 1975 ve 2016 referandumlarının karşılaştırıldığı görülmüştür. Birliğe girildikten 2 yıl sonra yapılan referandum ile 2016 referandumu arasındaki farkları göz önüne sermek, yazarın istediklerini daha güçlü bir şekilde anlatabilmesine fırsat tanımıştır. Aradaki en büyük fark ise; Harold Wilson döneminde 1975’te yapılan referandumda yüzde 65 ile AB’de kalma yönünde bir karar çıkarken, Cameron dönemindeki 2016 referandumunda ise yüzde 52 ile ayrılma yönünde bir karar çıkmıştır.

Eserin içine girdiğimizde aslında Britanya’nın uzun yıllardan, hatta daha girdiği ilk yıllardan bu yana Brexit arzusunu içinde taşıdığı daha da iyi anlaşılabilmektedir. Britanya, girdiği ilk yıldan beri AB’ye çoğu güvenlik, yasa, ortak savunma gibi konularda sorun yaratmış ve kendi içişleri hakkında AB’nin karar vermesinden hiçbir zaman hoşnut olmamıştır. Britanya, kendi yasama sistemini önde tutan bir ülke olduğu için 2005 yılında “AB Anayasası” fikrini bile veto etmiştir. Bu bağlamda sadece günümüz değil geçmişi de incelediğimizde zaten Britanya’nın “Schengen” ülkeleri içerisinde yer almadığını ve AB’nin “Euro” adlı ortak para birimine geçmesine rağmen kendi para birimi olan Pound’u kullanmaya devam ettiğini görebiliriz. Birliği her zaman bir uluslararası örgüt olarak görmüş ve federal bir yapı olmasını engellemiştir. Andrew Glencross da kitabında bu noktalara sıklıkla değinmiş ve sorunun temelini bu argümanlar ile oluşturmuştur. Yazar, birçok sorunun yer aldığı bu referanduma giden süreçte tarım sübvansiyonları meselesinin de çokça tartışıldığını belirtmiştir. Birleşik Krallık içindeki devletlerin tutumuna da değinen yazar, Galler’in ayrılma yönünde referandum ile paralel bir tavırda olduğunu ancak İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın tam tersi olarak AB’de kalma yanlısı olduğunun altını çizmiştir. Kitabı okurken çok dikkat çeken konulardan birisi de İskoçya ve onların bağımsızlık istekleridir. Siyasi liderler penceresinden olaya yaklaşan yazar, Cameron yerine gelen Başbakan Theresa May’in “Brexit, Brexit demektir” söylemini ön plana çıkarmıştır. Bir diğer siyasi lider olan aşırı sağcı ve koyu İngiliz milliyetçisi Nigel Farage ve Britanya’nın bütünlüğünü savunan partisi UKIP’tir. Farage’ın birlikten ayrılma konusunda sert politikalar yürüttüğü belirtilen kitapta, bu durumun Cameron açısından daha zorlu bir sürece döndüğü de açıkça görülebilmektedir. Cameron dönemine bakacak olursak Cameron’un seçim kampanyasında referandum sözünü vermesi ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Yazar, bunun ülkedeki AB karşıtlığını ve şüpheciliğini daha da tetiklediğini ve Cameron’un kendi siyasi hayatını bitirecek hamleye yine kendisinin sebep olduğunu belirtmiştir. Aynı zamanda bu kararın yalnızca AB şüphecilerine karşı değil, İşçi Partisi ve Liberal Demokrat Parti’ye karşı seçimlerde zafer kazanmak amacıyla da alındığını vurgulamıştır. Referandum öncesi dönemde, yazarın bize gösterdiği ilginç bir parlamento olayı yaşanmıştır. 2013 yılında aynı zamanda koyu AB karşıtı olan 95 Muhafazakâr Partili Milletvekili, Başbakan Cameron’a, Britanya Parlamentosunun Avrupa Birliği yasama süreçlerinin ve Avrupa Parlamentosu’nun üstünde olması için bir “parlamento vetosu” teklifinde bulunmuşlardır. Yazarın yoğun eleştiriler ile ele aldığı bu konunun aynı zamanda olası bir İskoç bağımsızlığı durumu içinde düşünüldüğü aktarılmıştır. 2014 İskoç Bağımsızlık Referandumu’nda yüzde 53 ile hayır çıkmasını Cameron’un bir başarısı olarak gösteren yazar, devamında Ulster Birlik Partisi’nin (Kuzey İrlanda) “AB’de kalmak, İskoç bağımsızlık hareketine karşı arkamızda AB desteği olması demektir.” görüşünü eklemiştir.

David Cameron’un AB’den ayrılmak yerine onlarla görüşerek Britanya hakkında bazı düzenlemeler ve reformlar yapmak istediği, kitap boyunca okuyucuya anlatılmıştır. Bu bağlamda yazar, Cameron’un düşüncesinin halkın bu yeni reformlarla birlikte AB’de kalma yönünde oy kullanacağı olduğunu ve bunun onun ilk hatası olduğunu net bir şekilde vurgulamıştır. Düzenlemelerde 2017 yılının ilk 6 ayında AB Konseyi Başkanlığı’nın Britanya’ya verilmesi gibi önemli maddelerin görüşüldüğü ve Cameron’un reforma uğramış bir AB’de kalma konusunda savaşmak istediği kaleme alınmıştır. Buna karşılık Aralık 2015’te gerçekleşen görüşmelerin Şubat 2016’ya ertelenmesi ve Haziran’da referandum kararı ile köşeye sıkışan Cameron’un Paris saldırıları ile sekteye uğrayan Şubat görüşmelerinden sonuç alamaması sonucunda bu reformları çok zor bir duruma sokmuştur. Yazar, bu noktada düzenlemeler hakkında bir anlaşma yapılamamasının sebebi olarak masada olan tek pazar, serbest dolaşım, serbest çalışma, İskoçya, ticari antlaşmalar, Britanya’nın ekonomik krizi, göçmen krizi ve göç politikaları gibi pek çok sorunu göstermiştir.

 

SONUÇ

Sonuç olarak analizde de belirtildiği üzere kitabın yazarı Andrew Glencross, Britanya halkının neden referandum sürecine gittiği konusu özelinde dönemin Başbakanı David Cameron’ın politikalarını tartışmıştır. Sorunun çözümüne ilişkin ipuçları da veren yazar, olayları tarihsel açıdan değil, her bir dönemin etki ve sonuçlarını kendi içerisinde inceleyerek kitabı kaleme almıştır. Referandumun sebepleri ve etkileri, politikacıların görüşleriyle harmanlanarak çok sade bir dille okuyucuya aktarılmıştır. Kullanılan örnekler ile okuyucu ile arasında bir köprü kuran Glencross, açık ve net bilgiler kullanmış ve kitabın başından beri ortaya koyduğu soruna çözümler üretmiş, nedenlerini ortaya koymuştur. Böylece okuyucunun aklında soru işareti bırakacak söylemler kullanmamıştır. Cameron’u ve başbakanlığını sert bir dille eleştiren yazar buna ek olarak, verilen referandum sözünün, muhafazakârlar içindeki ayrılıkçıları bir arada tutmak için verildiğini ve yapılan reform görüşmelerinde de Britanya adına büyük tavizler elde edildiğinin altını çizmiştir. Buradan anlaşılacağı gibi çoğunlukla eleştirilen Cameron’un başarılarını da yansıtan yazar, tarafsız bakış açısını korumaya özen göstermiştir.

 

UZAY YÜKSEKKAYA

Uluslararası Örgütler Stajyeri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.