Yeni Anayasa Çalışmaları İle İlgili Röportaj

0
185

TUİÇ Platformu Konya Selçuk Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Gözdenur KAÇAR, yeni anayasa çalışmaları hakkında Haber Türk Gazetesi yazarlarından Muharrem Sarıkaya ile bir röportaj gerçekleştirmiştir.

Gözdenur KAÇAR: En çok merak edilen soru ile başlamak istiyorum. Yeni anayasa yazılabilecek mi? Son zamanlarda mecliste yaşanan gergin olaylar anayasa çalışmalarının rafa kaldırılmasına neden olur mu?

Muharrem SARIKAYA: Bu gerilimlerin çok yüksek seyretmesi tabi ki sıkıntıyı arttıracak onu görüyorum ama masadan hiç kimse kaçma niyetinde değil. Çünkü masadan kaçan insan suçlanacaktır. Bunu bildikleri ve gördükleri için ne kadar gerilim yaratılırsa yaratılsın sonunda o masadan kimse kalkamaz. Çünkü masadan kalkan yarın bir referandum süreci yaşandığında suçlanacak tarafta yer alacağı için, bundan çekinerek kimse masadan kalkma niyetinde değil.

Gözdenur KAÇAR: Rafa kaldırılma diyorsunuz yani?

Muharrem SARIKAYA: Ben bu çalışmaların kısa süre içerisinde rafa kalkacağına inanmıyorum ama anayasa sürecinin uzaması gibi bir sorun ortaya çıkacak. Yani bu yılsonunda bu işi bitirme çabası ve işin çözülmesi niyeti vardı, bu niyeti sekmeye uğratır. Niyeti ciddi anlamda etkiler, çünkü uyumu ortadan kaldırıyor. Son dönemde bakanlar tarafından dile getirilen “Bu anayasa olmaz”, “Bu anayasadan bir sonuç çıkmaz” söylemleri de bu umudu belirli oranda ötelemektedir.

Gözdenur KAÇAR: Ana dil sorunu bir gün askeri-sivil dengesi gibi sorunlar bu anayasa ile çözüme ulaşır mı? Yoksa 2023’e hazırlıkta bu süreci Türkiye’nin geçici anayasası olarak mı görmeliyiz?

Muharrem SARIKAYA: Ana dil sorunu ve asker-sivil dengesi gibi meseleler aslında anayasa ile düzeltilecek meseleler olmamalı ki olamaz da. Yani siz bu meseleyi anayasa içerisine ne kadar koyarsanız koyun asker-sivil ilişkileri şöyle olacak diye bir talimat verebilir misiniz? Hayır. Dolayısıyla bu asker-sivil ilişkilerinin düzenlenmesi gibi bir süreci hiçbir zaman getirmeyecektir. Ana dil konusuna gelince; ana dil bir eğitim dili olarak kullanılacak mı? Buradaki tartışmanın asıl meselesi budur. Ben olacağını zannetmiyorum. Yani nasıl İngiltere’de İngilizce eğitim dili ise, nasıl Frans’da Fransızca eğitim dili ise ki Fransa’nın içerisinde başka unsurlar var. Nasıl İspanya’da İspanyolca eğitim dili ise ki Bask sorunu yaşamış, öbürü İra sorunu yaşamış ülkeler ise burada da ana dilin eğitim dilli olarak hiçbir zaman hayata geçeceğine inanmıyorum. Olması da yanlış olur. Çünkü Kürtçeyi eğitim dili olarak kullanabilecek akademik veriler yok. Bırakın onu öğretmen atamaya çalışıldı, Kürtçe bilen öğretmen de yok. Yedekten ek ders vermek için bile hoca bulunamıyor. Böyle bir dönemde bu sorunu anayasa yazsa ne olacak, yazmasa ne olacak?

Gözdenur KAÇAR: Yeni anayasa da başkanlık modeline geçilmesi hususunda neler düşünüyorsunuz? Başkanlık sistemi denildiğinde akla ilk gelen Kürt sorunu ve bölünme. Bu algı gerçekliği yansıtıyor mu sizce?

Muharrem SARIKAYA: Benim aklıma böyle bir şey gelmiyor. Yani başkanlık sistem denildiğinde bölünme gibi bir şey hiçbir zaman söz konusu olmadı. Ama şunu da görmek lazım; Türkiye bugüne kadar parlamenter sisteme yöneldi ve Türkiye parlamenter sistemi bugüne kadar 1908’den bu tarafa tercih ediyor. Yani 2.Meşrutiyet sonrası oluşan yapılanmaya dönüp bakıldığı zaman aslında bu tarih 1800’lere uzanıyor ama 1908’den bu tarafa gerçek anlamda bir parlamenter sisteme tanıklık ediyoruz. Biz yüz yılı aşkın süredir parlamenter sistemi kendimize ilke olarak almışız. Parlamenter sistem ne zaman ki tökezleyen,  aksayan tarafı ortaya çıkar ise bu dönemde hep başkanlık sistemini özler olmuşuz.

Gözdenur KAÇAR: Başkanlık sistemi Türkiye’ye iyi gelir mi?

Muharrem SARIKAYA: Bunu bilmiyorum. Çünkü başkanlık sistemi acaba Türkiye’ye bir dikta rejimi sistemi olarak mı getirilir? Yani tek adamlık modalitesini mi getirir? Özal döneminde Özal’ın başkan olmasını herkes arzu edebilirdi. Bugünde Erdoğan’ın büyük oranla iktidara gelmesi bu yakıştırmayı yapabilir. Ama unutmamalı ki Türkiye en uzun dönemlerini bile koalisyon hükümetlerle bir araya geçirdi veya koalisyon benzeri hükümetlerle geçirdi. Yani bugün Özal için Başkanlık özleyen yapılanmada da aslında anavatan dört eğiliminden oluşan bir koalisyonu olduğunu herkes kabul ediyordu. Bugün AKP içinde söylenen yine budur dolayısıyla bu tür yapılanmalar bozulduğu zaman ne olacak? Yani anavatan partisi dağıldı, Doğruyol partisi çıktı. Anavatan partisi oldu. Merkez sağdan dört-beş parti harekete geçince Türkiye partisi çıktı. Hatta onlarla bir koalisyon yapılanması oldu. Bu parçalanma süreçlerinde ne yapılacak? O nedenle çok iyi tartışılması gerekir. Üzerinde çok düşünülmesi gerekir ve parlamenter sisteminde Türkiye’de bozulmaması gerekir. Bence parlamenter sistem iyi bir sistemdir. Bu sistem ütün Dünya’da da kabul edilen bir sistem. Ama parlamenter demokraside gitgide yok olmakta ve özelliği kaybolmaya başlamaktadır. Bunun en iyi örneği Yunanistan örneğidir. Yunanistan’da hükümetler parlamentonun içinden çıkar. Yunanistan hükümeti parlamentonun içinden mi çıktı? Hayır. Merkel ile Sarkozy belirledi. Parlamento bir anlamda etkisiz durumda kaldı. Çünkü bir adamı getirdiler başkan yaptılar. Aynı durum İtalya’da da söz konusu oldu. İtalya’da da Berlusconi artık iyice farklılaştırılmıştı. Yani çok önemli bir bakan olarak görünüyordu. Arkasında çok güçlü medyası vardı. Ve bu yapılanma içerisinde Berlusconi de İtalya’da bir anda iktidardan gidebildi. İtalyan parlamentosu mu Berlusconi’nin gitmesine karar verdi? Hayır. İtalya’da ekonominin bozulmasıyla Sarkozy ve Merkel’in para yardımı veririz ama başkanı kendimiz belirleriz demesiyle oldu. Buradan da anlaşıldığı gibi parlamenter sistemin bu şekilde olmaması gerekiyor. Yani parlamenter sistemin kendi dinamiklerine kavuşması ve sağlam yapıda olması gerekir.

Gözdenur KAÇAR: Anayasa çalışmaları çerçevesinde yapılan kamu yoklamaları Kürt halkı aidiyetini ne şekilde ifade ediyor? Süreç içerisinde Türkiye-Kürt aidiyetinde değişmeler ve gelişmeler olduğundan söz edebilir miyiz?

Muharrem SARIKAYA: Aidiyet tarihinde her zaman değişimler söz konusudur. Bu konuda Amin Maalouf’un çok güzel bir kitabı vardır. Aslında bir denemedir. Ölümcül Kimlikler veya Çivisi Çıkmış Dünya da her ikisinde de söz etmiştir. Ama ölümcül kimliklerde aidiyeti sorgular. Bu aidiyeti sorgularken Saraybosna’ya gittiğinden söz eder. Saraybosna’ya gittiğinde bir Saraybosnalıya sorduğunda Saraybosnalı kendisini şöyle tanımlar: “Ben Balkanım, Yugoslavya Federal Cumhuriyetinin bir üyesiyim, Saraybosnalıyım ve Müslümanım” der. Sonra Yazar savaş döneminde sorduğunda şu cevabı alır. O en sondaki Müslümanım demesi birinci önceliğe gelmiştir. İkinci sıraya Bosna Hersekli olduğu ve Bosna Hersek’in Müslüman kesimden olduğu gelir. Ve artık Balkan olduğu en sona düşmüştür. Daha sonrasında AB sürecinde tekrar gider ve tekrar sorar. Bu kez aldığı yanıt çok daha farklıdır. AB müzakerelerini yürüten bir ülkenin vatandaşı olduğundan girer ve Avrupalı olduğundan söz eder. Artık birinci sıraya koyduğu unsurlar en alta düşmüştür. Dolayısıyla bu durum süreçle ilişkilidir. Bu süreçte Kürt sorununun yine veya Kürt aidiyeti diye nitelendirdiğimiz tanımlamanın biraz bölgesel olmaktan çıkıp artık etnik bir kimliğe dönüşmesi gayesinden kaynaklanır.

Gözdenur KAÇAR: Son olarak yeni anayasa Türkiye’de olması gereken bir milat mıdır? Bu milat Türkiye’de zihinsel dönüşüme ne gibi katkı sağlar?

Muharrem SARIKAYA: Hayır değildir. Milat olarak hiçbir zaman hiçbir şey kabul edilemez. Milat teşkil etmez etmemelidir de. Biz belirli şeyleri milat olarak görmeye başladığımızda diğer milatları kaçırıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.