Zaho Olaylarının Bölgesel Kürt Yönetimi’ndeki Yansımaları

0
82

Irak’tan ABD askerlerinin çekilme sürecini nedeniyle gerginlik ve tedirginliğin hakim olduğu Irak’ta Muharrem ayının da gelmesiyle birlikte siyasetin durgunluğuna rağmen şiddet eylemleri bütün hızıyla devam etmektedir. Özellikle Hz. Hüseyin Anma törenleri düzenleyen Şiilere yönelik şiddet eylemleri son dönemde artış göstermiştir. Bu durum ülke genelinde endişe ile karşılanırken, ABD sonrası ortaya çıkacak güvenlik boşluğunun boyutu ve bu güvenlik boşluğunun kim tarafından, nasıl ve hangi araçlar vasıtasıyla doldurulacağına ilişkin tartışmalar da alevlenmiştir.

Irak’taki bir kısım siyasi çevre ABD askerlerinin çekilmesinin ardından ülkedeki güvenliğin sağlanması konusunda Irak güvenlik güçlerinin yeterli olmayacağını savunurken, bir kısım da yeterli olacağını iddia etmektedir. Özellikle Kürt grupların ABD sonrası Irak’ta Irak güvenlik güçlerinin yeterli olmayacağını savunarak, ABD güçlerinin ülkede kalmaya devam etmesinden yana olduklarını söylemek mümkündür. Ancak burada Kürt grupların (buradaki ana iki aktörün Mesut Barzani liderliğindeki KDP ve Celal Talabani liderliğindeki KYB olduğu belirtilmelidir) asıl kaygısının güvenlik temelli olmadığını, daha çok siyasi nedenlerden kaynaklandığını ifade etmenin yerinde olacağı değerlendirilmektedir. Zira ABD’nin Irak’tan çekilmesi, tam anlamıyla ABD’nin Irak’taki etkisini ortadan kaldıracağına yönelik net bir algılama ortaya çıkarmasa da yaşanacak etki kaybının ötesinde Kürt gruplar dışındaki siyasi grupların güçlenmesi ve Irak siyasetindeki etkilerini arttırmalarının Kürt siyasetçileri endişelendirdiğini ve siyasal hareket alanlarını daraltacağına yönelik şüpheler yarattığını söylemek mümkündür. Irak’taki genel siyaset içerisinde sıkıntılı günler geçirdiği ifade edilebilecek Kürt grupların son günlerde Bölgesel Kürt Yönetimi sınırları içerisinde yaşanan “ahlaki gerginlik” nedeniyle iç politikada da tansiyon yeniden yükselmiş gözükmektedir.

Bu açıdan Irak’ın Türkiye sınırındaki Zaho’da 2 Kasım 2011 Cuma günü başlayan daha sonra Duhok merkez ve Süleymaniye’ye yayılan olayların yarattığı siyasal etki Bölgesel Kürt Yönetimi içerisindeki dengeleri yeniden yerinden oynatmıştır. Zaho’da Cuma namazı sonrasında bir grubun fuhuş yapıldığı iddiasıyla bazı otelleri, masaj salonu, içki satan dükkanlar ile birahaneleri yakması sonucunda büyüyen olaylar diğer bölgelere de yayılmıştır. KDP olaylardan Kürdistan İslami Birliği’ni sorumlu tutmuş ve üst düzey yetkililer de dahil olmak Kürdistan İslami Birliği üyesi 60’tan fazla kişiyi tutuklamış, daha sonra tutukların bir kısmı salıverilmiştir. KDP’nin Kürdistan İslami Birliği’ni suçlamasının ardından partinin Zaho’daki binası ve partiye ait televizyon bir grup tarafından tahrip edilmiş ve daha sonrasında yakılmıştır. Kürdistan İslami Birliği de bu olaylardan KDP’yi sorumlu tutmuştur.[1] Olaylar üzerine Bölgesel Kürt Yönetimi ve KDP lideri bir açıklama yaparak, olayların sorumlularının mutlaka cezalandırılacağını, bu olayların bir komplo olduğunu dile getirmiştir. Ayrıca Mesut Barzani olaydan sonra Bölgesel Kürt Yönetimi’nin muhalefet partileri olan Goran Hareketi, Kürdistan İslami Birliği ve Kürdistan İslami Grubu ile birlikte bir toplantı yapılmasını talep etmiş, ancak muhalefet grubu bu toplantıyı reddetmiştir. Ardından Bölgesel Kürt Yönetimi hükümetindeki iki parti olan KDP ve KYB bir toplantı yapmıştır.

Sıradan ahlaki tepkilerle başlayan olayların hemen ardından siyasi platformun da hareketlenmesi, bu olayların siyasal temellerinin daha büyük olduğunu gösterir niteliktedir. Bu açıdan olayların bir siyasal birikim sonucu ortaya çıkmış olabileceğini ifade etmek mümkündür. Nitekim 2011’in Şubat ayında başlayan ve Bölgesel Kürt Yönetimi’ni protesto eden gösterilerin ardından yaşanan siyasi gerginlikler halen hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. Şubat ayındaki Bölgesel Kürt Yönetimi içerisindeki halk ayaklanmalarının ardından yerel hükümetin açıkladığı reform paketlerine rağmen önemli derecede sayılabilecek siyasal adımların atıldığını söylemek mümkün değildir. Zaten Zaho’daki olayların ardından muhalefet partileri tarafından yapılan açıklamalarda da bu vurgu gözlerden kaçmamıştır.[2] Özellikle muhalefet partilerinin gelir dağılımındaki adaletsizlik, ifade özgürlüğü, seçimler, yönetim paylaşımı gibi konularda reform talepleri olduğu bilinmektedir. Muhalefet partileri yönetimi bu reformların yapılması için zorlarken, halkın da siyasal sürece etki yapmasına çalışıldığı söylenebilir. Bölgesel Kürt Yönetimi içerisinde muhalefetin giderek güçlenmesi, KDP’nin egemenliğini sarsmakla birlikte, Barzani’yi de tedirgin ettiği görülmektedir. Kronolojik olarak Bölgesel Kürt Yönetimi içerisindeki olaylar da incelenecek olursa, Zaho olaylarının Kürdistan İslami Birliği’nin, “gelecek dönemde kurulacak hükümette yer almayacağını” açıklamasının ardından yaşanması dikkat çekmektedir. Buradan hareketle “yönetim muhalefete mesaj mı veriyor” sorusu akıllara gelmektedir.

Bölgedeki olayların ortaya çıkardığı endişenin bir diğer nedenini de bölgedeki İslamcı hareketlerin yükselişinin yarattığı algıdan kaynaklandığını düşünülmektedir. Mevcut durumda Duhok’un kontrolü KDP’de olmasına rağmen, özellikle 2009 seçimlerinde de somut olarak görüldüğü gibi, İslami hareketlerin bu bölgede etkisini hissedilir derecede arttırması, KDP’nin siyasal etkisini sınırlandırıcı bir etki yaptığını ifade etmek yerinde olacaktır. Bu bölgede KDP’nin siyasal etkisini kaybetmesi, Duhok ve Süleymaniye arasında KDP’nin Erbil’de sıkışmasına neden olabilecektir. Bu açıdan KDP’nin hem Duhok’ta etkinliğini sürdürmeyi hem de Süleymaniye’de etkinliğini arttırmayı istediği değerlendirilmektedir. Süleymaniye’de KDP’nin hükümet ortağı olmasına rağmen, sorunlu bir ilişkiye sahip KYB ile birlikte muhalefetinde burada güçlenmesinin KDP tarafından dikkatle izlendiği gözlemlenmektedir.

Başta KDP olmak üzere Bölgesel Kürt Yönetimi içerisinde İslamcı akımların yükselişiyle ilgili bir diğer endişenin yeniden Ensar El-İslam adlı örgütün taban bulma ihtimalinden kaynaklandığı belirtilebilir. El-Kaide ile yakın ilişkileri bulunan Ensar El-İslam’ın özellikle 2004 ve 2005 yıllarında Bölgesel Kürt Yönetimi içerisinde yaptığı şiddet eylemleriyle KDP ve KYB’ye büyük zarar verdiği bilinmektedir. Bu açıdan İslami grupların bölgede etkinliğini arttırması, Ensar El-İslam’ın yeniden aktif olmasına yol açabilecek niteliktedir. Burada ifade edilen cümleden bölgedeki İslami partilerin Ensar El-İslam’la ilişkileri olduğu çıkarılmamalıdır. Ancak İslami grupların etkinliğini arttırması, Ensar El-İslam adlı örgütün bu etkinliği kötüye kullanabileceği değerlendirilmektedir. Öte yandan Türkiye’nin etkin mücadelesi sonucu bu bölgedeki terör örgütü PKK’nın da temizlenmesi, özellikle kırsal alanlarda, bir güç boşluğu yaratacağından buranın başka örgütler tarafında kullanılmasına meydan verebilecektir. Nitekim Bölgesel Kürt Yönetimi içerisinde bu yönde görüşlerle sıkça karşılaşmak mümkündür.

Bu durumun sosyal taban içerisinde olumsuz etkiler yapabileceği söylenebilir. Bu noktada bölgede yaşayan azınlık gruplarının da durumunun değerlendirilmesi yerinde olacaktır. Özellikle Iraklı Hıristiyanların yaşadığı ve “Bahdinan” olarak anılan Duhok ve çevresinde İslami grupların etkinlik kazanması, bölgede etnik ve dini tansiyonu arttırabilir. Küçük bir detay olmakla birlikte, Irak’ta içki satma izninin sadece Müslüman olmayan kişilere verildiği ve Zaho’daki olaylarda zarar gören işyerlerinin Hıristiyanlara ait olduğu düşünüldüğünde, azınlıkların günlük yaşamlarıyla ilgili sıkıntılar ortaya çıkabileceği söylenebilir.

Bakış açısını biraz daha genişletecek olursak, bölgede İslami grupların etkinlik kazanmasının İran’ın da elini güçlendirebileceği düşünülmektedir. Zira son dönemde İslami gruplarla İran arasında iyi ilişkiler olduğu genel bir gözlem olarak dikkat çekmektedir. Irak’tan çekilme sürecine giren ABD’nin, Irak’taki en güçlü müttefiki konumundaki Bölgesel Kürt Yönetimi’nin başat güçleri olan KDP ve KYB’nin etkisini yitirmesini istemeyeceği gibi, bölgede İran’ın güçlenmesine karşı çıkması muhtemeldir. Bu açıdan KDP’nin etkinliğini koruması, ABD’nin Irak’taki etkisini devam ettirmesi açısından önemli olduğu düşünülmektedir.

Sonuç olarak, Zaho’da çıkan olayları aniden gelişen olaylar olarak nitelendirilmekten öte, siyasal sürecin de tetiklediği birikimlerin sonucu ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Olayları değerlendirirken iç politikanın etkisinin de göz önünde tutulması gerektiği düşünülmektedir. Sosyal bir tepki olarak ortaya çıkan Zaho olaylarının etkisinin Bölgesel Kürt Yönetimi’nin iç politikasında önümüzdeki dönemde hissedilir derecede artacağı değerlendirilmektedir. Bu açıdan önümüzdeki dönemde Bölgesel Kürt Yönetimi’nin yönetici kadrosunun olaylara vereceği tepkinin siyasal çarpan etkisinin, bölgenin iç politikasının yanı sıra bölgesel politika açısından da önemli sonuçlar ortaya çıkarabileceği söylenebilir.

Yazının İngilizcesi için tıklayınız…

 

Bilgay DUMAN

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

A.İ.B.Ü. Uluslararası İlişkiler Doktora programı

 

Kaynak: ORSAM

 

Dipnotlar


[1] “Kürdistan İslam Birliği Bürolarına Saldırı”, http://www.yakindoguhaber.com/HD9564_kurdistan-islam-birligi-burolarina-saldiri.html, Erişim: 7 Aralık 2011.

[2] Açıklamalar için bkz. “Opposition Forces Boiycott Barzani’s Meeting About Duhok Unrest”, http://aknews.com/en/aknews/4/276601/, Erişim: 7 Aralık 2011.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.