Zorunlu Göç Politikaları ve Köy Boşaltmaların Nedenleri -1

0
431

Köye Dönüş Çağrısı

Geçtiğimiz Temmuz ayında sosyal medyada ve basında öne çıkan açıklamalardan biri Cemil Bayık’ın ‘köye dönüş çağrısıydı’. Malum yapılan değişikle KCK’de sistem değişikliğine geçilmesiyle Cemil Bayık eşbaşkan seçildi.

Bu değişikliğin basına duyurulmasından bir kaç gün önce Azadiya Welat gazetesinde “Kadim topraklar bizi bekliyor” başlıklı yazısında Bayık Türkiye metropolleri ve Avrupa’ya göçertilmiş Kürt halkına köye dönüş çağrısında bulunarak, “demokratik uluslaşmanın en büyük hamlesi köye dönüşle olacaktır… Köye dönüşler birkaç ailenin dönüşü ya da yazın birkaç ay tatil yapmak için geri gitme biçiminde olmamalıdır; bir yurtseverlik tutumu, tarihe ve toprağa sahip çıkma biçiminde olmalıdır. Bu dönemin en temel görevlerinden biri de budur. Köye dönüşü de bir serhildan olarak görmek gerekmektedir” dedi. (1)

Köye dönüş çağrısının bu süreçte ve etkili bir isimden geliyor olması önemli olmakla birlikte köylerinden yıllar önce zorla çıkartılan, göç ettirilenlerin durumu ve bu çağrıya ne kadar kulak verileceği üzerinde durulmalı. Konu ile ilgili kaynaklar kısıtlı olmakla beraber bilinen kaynaklar; bazı Sivil Toplum Kuruluşları’nın ve üniversitelerin konuyla ilgili hazırladığı raporlar, sosyolojik çalışmalar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Boşaltılan Yerleşim Birimleri Nedeniyle Göç Eden Yurttaşlarımızın Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Tedbirlerin Tespit Edilmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu’nun hazırladığı rapor ve Hollandalı akademisyen Joost Jongerden’in “Türkiye’de İskân Sorunu ve Kürtler” adlı bu alanda yapılmış bilinen tek bilimsel araştırma kitabı şeklindedir.

Konunun çetrefilliğini anlamak adına köy boşaltmaların bilimsel kullanımıyla ‘yeniden iskânın’ tarihsel sürecine, nedenlerine, etkilerine, sonuçlarına ve çözüm önerilerine bakmak gerekiyor.

Jongerden’nin 1990’lar sürecindeki zorunlu göçle ilgili araştırmaları neticesinde vardığı kanı şu: “Bu tahliye etme değil açık bir yeniden iskandır; çünkü Kürtler zorla yaşadıkları bölgeden şehirlere göç ettirilmiştir. Bu insanlar sözcüğün dar anlamında, yani yeniden ev sahibi kılınarak başka bir yerde iskan ettirilmemiş, yalnızca sözcüğün geniş anlamında onlara bulundukları yerden ayrılarak başka bir kasabaya/şehre gitmeleri (genellikle en yakın şehir merkezine, daha sonra başka şehirlere) söylenmiştir.” (2)

Günümüze kadar etkileri süren zorunlu göçlerin kitapta alıntı yapılan Micheal Cernea’nın yeniden iskanın olası riskleri çerçevesinde anlaşılması ve değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyim. Bu riskler şöyle sıralanmıştır: “topraksızlık, evsizlik, işsizlik, güvenilmez (sağlıksız) yiyecek, artan hastalık tehdidi, marjinalleşme, uygun genel kaynaklara erişim engelleri ve bütünleşemeyen topluluk.”

OHAL Dönemi Köy Boşaltmaları ve Zorunlu Göç

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 80 sonrası göç politikalarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yoğunlaştığını görmek mümkün. Bu bölgelerde 1987’de ilk olarak 8 ilde ( Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Mardin, Siirt, Tunceli, Van) başlayıp ardından komşu illerin ( Adıyaman, Bitlis, Muş, Batman, Şırnak) dahil edilmesiyle 13 ilde Olağanüstü Hal ilan edildi ve geniş yetkilere sahip Olağanüstü Hal Valiliklerin denetimine tabi kılındı.

OHAL sürecinde ulusal ve uluslararası hukuka aykırı olarak 285 sayılı Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 4. Maddesindeki,

“Olağanüstü Hal Bölge Valisi güvenlik yönünden gerekli düzenlemeleri yapabilmek için geçici veya sürekli olarak görev alanı içinde bulunan köy, mezra, kom ve benzeri yerleşim birimlerini boşalttırabilir, yerlerini değiştirebilir, birleştirebilir ve bu maksatla gereken kamulaştırma ve diğer işlemleri re’sen ve ivedilikle yapabilir” yetkisi ile dönemin “süper valiler”i köyleri boşaltırma politikasını uygulamaya başladı.

Bölgede devletin güvenlik güçleri ve PKK arasındaki düşük olmayan yoğunluktaki savaş, devletin koruculuk sistemi dayatması ve güvenlik güçlerinin insan hakları ihlalleri altında yaşam alanları gittikçe kısıtlanan köylülerin çoğu çareyi şehirlere göç etmekte buldu.

TBMM Raporunda, yapılan sosyolojik araştırmaların göç nedenleri olarak şunlar sıralanmış:

1) Olağanüstü Hal uygulaması, Olağanüstü halin baskıya dönüşen uygulamaları.

2) Yayla yasağının uygulanması.

3) Çatışmalara dayalı olarak kır ölçekli yerleşim alanlarında can güvenliği riskinin fazla olması.

4) Güvensizlik ortamı, şiddet ortamından uzaklaşma isteği.

5) Hane halkı reislerinin çocuklarının geleceğine ilişkin duydukları kaygılar.

6) Çatışma ortamının ailelerin ve işletmelerin ekonomik işleyişini bozması.

7) Özel birlikler, özel kuvvetler ve koruculuk sisteminden kaynaklanan rahatsızlıklar.

8) Silahlı illegal örgütlerin kendine destek vermeyen, vermek istemeyen köy ve mezralara yönelik baskı sistemi.

9) Silahlı illegal örgüte gider endişesiyle birçok bölgelerde gıda ambargosu uygulanması.

10) Siyasi faili meçhul cinayetlerin işlenmesi.

İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı, valiliklerden doğrudan sağladığı bilgiler çerçevesinde, Haziran 1995 itibariyle, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki 19 ilde, terör nedeniyle boşalmış veya boşalttırılmış köy sayısını 809, mezra sayısını ise l 612 olarak açıklamıştı.

Olağanüstü Bölge Valiliği ise; tamamen boşalan köy sayısını 753, mezra sayısını 1 535 olarak, kısmen boşalan köy sayısını 235, mezra sayısını ise 141 olarak kamuoyuna duyurmuştur.

İçişleri Bakanlığı, aynı döneme ilişkin 945 köyün, 2.021 mezranın boşaltıldığını ve 358.335 kişin yerinden olduğunu açıklamaktadır.(3)

Yerinden edilmiş nüfus konusunda Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nün (HÜNEE) Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) koordinatörlüğünde gerçekleştirdiği araştırmada (2004-2006) yerinden edilen kişilerin sayısı, 953.680-1.201.000 şeklinde bildirilmektedir. (4)

Ancak TBMM Komisyonunun Raporu da dahil yukarda verilen rakamlara zorunlu olarak yerinden edilmiş olan ilçe ve il merkezlerinden yapılan göçler dahil edilmemektedir. Oysaki o döneme ait ilçe ve il merkezlerinden de yoğun göçlerin yapıldığı biliniyor.

Görüldüğü gibi İç İşleri Bakanlığı, Olağanüstü Bölge Valiliği, TBMM Göç Komisyonu Raporu ve son olarak Abdülkadir Aksu’nun İçişleri Bakanlığı döneminde DPT ve HÜNEE ortaklığında yapılan araştırmanın göçle ilgili verdikleri rakamlar birbiriyle uyuşmuyor.

Bunların dışında Avrupa’da ve Türkiye’de birçok STK’nın hazırladığı raporlarda 1984-1999 arası dönemde zorunlu göçe maruz kalan, yerinden edilen kişi sayısının 3-4 milyon olarak ifade edildiğini de belirtelim. (5)

Özellikle 90’ların başında artan köy boşaltmaların hiçbir hukuki dayanağı olmadan yapıldığının en belirgin göstergesi, köylerini mezralarını terk etmek zorunda kalanların sayıları, göç ettikleri yerler, göç etme nedenleri ile ilgili bilgilerin muhtarlıklar, kaymakamlıklar ve valilikler tarafından kayıt altına alınmamış olmasıdır. Göçle ilgili niceliksel ve niteliksel bilgilerin yetersizliği ve birbiriyle uyuşmazlığı da bu nedenden kaynaklanmaktadır.

Çiğdem KAPAN

TUİÇ Organizasyondan Sorumlu Başkan Yardımcısı

Yıldız Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 4. Sınıf Öğrencisi

Kaynakça:

(1) “Bayık’tan köye dönüş çağrısı” Bianet, Azadiya Welat

(2) Türkiye’de İskan Sorunu ve Kürtler (Modernite, Savaş ve Mekan Politikaları Üzerine Bir Çözümleme

(3) TBMM Meclis Araştırma Komisyonu Raporu

(4) Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nün (HÜNEE) Devlet Planlama Teşkilatı Raporu – Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) Zorunlu Göç Raporu

(5) Committee for Refugees (USCRI, 1998) yerinden edilmiş kişi sayısını 380.000 ile 1 milyon arasında olduğunu tahmin etmektedir. İnsan Haklar İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW) 2 milyon rakamını telaffuz etmiştir (HRW, 2002). Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Derneği ve Göç Edenler Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği (Göç-Der) ortak basın bildirilerinde, 3 ile 4 milyon tahminlerinde bulunmaktadır (2001).

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.