11 Temmuz 1995 Srebrenitsa’yı Unutturmamak Adına…

0
92

On yedi yıl önce bugün Avrupa’nın ortasında, tüm dünyanın gözü önünde bir soykırım gerçekleşti. Yaklaşık üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’nın bitmesinin beklendiği günlerdi. General Ratko Mladiç komutasındaki Sırp ordusu, BM’nin “güvenli bölge” ilan ederek silahlardan arındırdığı altı yerleşim yerinden biri olan Srebrenitsa’ya girdi.

 Mladiç’in o gün şehre girdiğinde sarf ettiği sözler, hafızalara kanlı harflerle kazındı:
“İşte 11 Temmuz 1995’te, Sırp şehri Srebrenitsa’dayız. Büyük bir günün arifesindeyiz. Bu şehri Sırp halkına armağan ediyoruz. Nihayet, isyanlardan sonra bu topraklarda Türklerden intikam almamızın zamanı geldi.” 

Sponsorlu

Mladiç’in bu sözlerinin ardından başlayan beş günlük katliam sonucunda sekiz binden fazla Müslüman Boşnak erkek, genç-yaşlı ayırt etmeksizin öldürüldü. 

Uluslararası Toplumun Kolektif Başarısızlığı

 Srebrenitsa, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa kıtasında gerçekleşmiş en büyük insan kıyımının yaşandığı topraklar olarak tarihe geçti. Savaşın başından beri çekingen kalan uluslararası toplum, önleyemediği bu yıkımın bedelini ödetmekte de sınıfta kaldı. 

26 Şubat 2007’de Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, yaklaşık bir hafta süren Srebrenitsa’daki katliamı “soykırım” olarak kabul etti; ancak Sırbistan’ın devlet olarak sorumlu tutulmayacağına karar verdi.

Güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa’da, halkı ve çevre bölgelerden kaçan sığınmacıları korumakla görevli olan BM askerleri görevlerinde başarısız oldu. Nitekim 6 Temmuz’da şehrin Sırplar tarafından kuşatılması ile başlayan gözlerinin önündeki soykırıma hepsi seyirci kaldı. 2006 yılına geldiğimizde ise, Hollanda Savunma Bakanlığınca, Srebrenitsa’da görev alan askerlere “karşılaştıkları zor koşullar” nedeniyle liyakat madalyası takdim edildi.

Diğer taraftan, Bosna Savaşı’nda yaşananların baş sorumlusu olan Slobodan Miloseviç 2001’e kadar Sırbistan Cumhurbaşkanı olarak iktidarda kalmaya devam etti. Uzun pazarlıklardan sonra teslim olan Sırp lider, Mahkeme’deki yargılanma süreci henüz sonuçlanmamışken 2006’da Lahey’deki hücresinde öldü.

Önde gelen diğer iki savaş suçlusu ve soykırım sanıkları, Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç’in yakalanması ise tam on altı yıl aldı. Daha da vahim olan, Karadziç 2008 yılında Belgrad’da bir otobüste yakalandığında üzerinde sahte bir kimlik taşıyor ve alternatif tedavi yöntemleri uygulayan özel bir klinikte çalışıyordu. Benzer şekilde, “Sırp Kasabı” olarak anılan Ratko Mladiç de üzerinde sahte bir kimlikle Sırbistan’a bağlı Voyvodina Bölgesi’ndeki bir köyde günlük hayatını sürdürürken yakalandı. Sırbistan sınırları içerisinde yakalanan her iki soykırım sanığının bu kadar uzun süre saklanabilmiş olması farklı pazarlıkların yapıldığını gündeme getirdi.

Haklarındaki iddianameye göre, sivilleri savaş hukukuna aykırı biçimde öldürme, kasıtlı olarak hedef alma ve toplu imha, cinsel saldırı ve sistematik tecavüz, işkence ve kötü muamele, cinayet, terör yaratma ve rehin alma gibi sayısız suça ilaveten Srebrenitsa’da gerçekleşen iki ayrı soykırım suçuyla karşı karşıya bulunan Karadziç ve Mladiç’in yargılamaları halen devam ediyor. 

Srebrenitsa’da eşlerini ve çocuklarını kaybeden Bosnalı anneler için Karadziç’in ve Mladiç’in geç de olsa yakalanması yaşanan hiçbir acıyı unutturmasa da teskin edici bir adım olmuştu. Hatta Srebrenitsalı anneler, Mladiç yakalanıp Lahey’e götürüldüğünde, Mahkeme önünde günlerce kamp kurup umutla adalet için beklemişlerdi. Fakat geçtiğimiz haftalarda Mahkeme’nin, delil yetersizliğinden dolayı Karadziç’in hakkındaki iki soykırım suçunun birinden beraat etmesine karar vermesi, yüreklerdeki sızıyı daha da derinleştirdi.

Srebrenitsa’da Hayatını Kaybedenler Anılıyor

11 Temmuz birçok kişi için herhangi bir anlam ifade etmiyor olabilir. Ancak Bosnalılar için katliam, vahşet, yitirilen binlerce can, öksüz kalan evlatlar ve “soykırım” demek. 

Srebrenitsa’da yaşananları unutturmamak adına bugün Bosna-Hersek’te olduğu gibi hem kimi Avrupa ülkelerinde hem Türkiye’de çeşitli anma törenleri, yürüyüşler ve etkinlikler düzenleniyor. Bunlar arasında en dikkat çekenlerden biri, Genç Boşnaklar Derneği’nin Ankara Keçiören Belediyesi’nin desteği ile geçtiğimiz Pazar günü düzenlediği “Srebrenitsa Soykırımı Anıtı” açılış töreni oldu. Dernek, geçtiğimiz sene Srebrenitsa’da hayatını kaybedenleri sembolize eden 8372 adet ayakkabı toplamış ve Taksim Meydanı’nda sergilemişti. Bu yıl toplanan ayakkabılar, Ankara’daki Aliya İzzetbegoviç Parkı’na kalıcı anıta dönüştürülmek üzere getirildi. 

Bu sene ayrıca Taksim Meydanı’nda ‘Şto Te Nema’ (Niye Yoksun?) isimli proje hayata geçiriliyor. Srebrenitsa’da hayatını kaybedenlerin yakınlarının gönderdiği Bosna’ya özgü kulpsuz Türk kahvesi fincanlarından oluşan 8372 parçalık koleksiyon, her yıl başka bir ülke ve şehirde sergilenmeye devam edecek. 

Sonuç olarak bundan henüz 17 yıl önce, yirmi birinci yüzyılın eşiğinde ve Avrupa’nın merkezinde gerçekleşen bir insanlık dramı yaşandı. Bu dramın hayat bulmasında Avrupalı devletlerin, uluslararası kuruluşların ve ABD’nin geç müdahale etmesinin büyük rolü vardı. Katliam engellenemediği gibi Bosnalıların aradığı adalet de aradan geçen 17 yılda tam olarak yerini bulmadı. Bu nedenle Srebrenitsa soykırımını hafızalarda diri tutmak ve insanlığın tekrar benzer dramlar yaşamasına engel olmaya çalışmak gerekiyor. 

 

Muzaffer KUTLAY

USAK AB Araştırmaları Merkezi

Balkanlar Uzmanı

 

Kaynak: USAK

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here