2011 Geride Kalırken Dünya Paramparça

0

2011 yılı, dünyada kimi iyi, kimi kötü, çok önemli değişikliklerin yaşandığı bir yıl olmuştur.  Fakat hala öyle çok haksızlık ve baskı var ki, küresel toplumun ahlaki bir zafer kazandığından söz edilemez. Küreselleşmeyle yerelleşmenin eşzamanlı gerçekleştiği bir süreç olan “glokalleşme”ye rağmen, dünya hala parçalanmış, gidişatı belirsiz ve çığrından çıkmış durumdadır. Peki 2012 yılı farklı olur mu?

Farklı olayları, farklı ivedilik derecesiyle ve farklı duygularla hatırlayacağız. Bu, yaşadığımız derin parçalanma sürecinin ufak bir yan etkisidir. Birkaç örnek bu durumu anlamaya yardımcı olacaktır.

Amerikalı’lar Usame Bin Ladin’in öldürülmesini kutlarken Pakistanlılar kendi topraklarında gizlice Amerikan operasyonlarının gerçekleştirilmesinden ötürü duydukları utancı hatırlayacaklardır. 11 Eylül saldırılarının üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen, ABD ve Müslüman dünyası arasında güvensizlik ve şüphecilik hala fazlasıyla mevcuttur. Amerikan kuvvetlerinin Irak’tan çekilmesi bile başlıca iki nedenden dolayı bu durumu daha iyiye götürmeyecektir. İlk neden, Amerikalıların geride bıraktığı siyasi yapının Iraklılar için çok büyük sorunlar yaratacağının kaçınılmaz olmasıdır. İkincisi ise, ABD’nin Orta Doğu politikasının, siyasi adalet adına vereceği asıl sınavın hala Filistin meselesi olmasıdır.

Avrupalılar, 2011 yılıyla ilgili avro krizini ve AB projesinin ekonomi ayağının nasıl aksadığını hatırlayacaklar. Avrupa’nın büyük bir kısmı için, aşırı harcamalar, rekabetçi ruhun eksikliği, yaşlanan bir toplum ve ne yapacağını bilmeyen bir siyasi irade 2011’e damgasını vurdu. Çok kültürlülük, ya da daha doğrusu böyle bir ortamın sağlanamaması, göç, entegrasyon ve, kimileri ciddiyetini kavramayı reddetse de, artan İslam karşıtlığı dalgası, Avrupalılar arasında 2012 yılında da bölücü meseleler olmaya devam edecek. Avrupa’nın kimliği gündemin düşmeyen parçası olacak.

2012’de Araplar, Arap Baharının başlangıcını kutlayacaklar ve diktatörlerin devrilişinden sevinç duyacaklar. Fakat aynı zamanda, Libya’da, Suriye’de, Yemen’de, Irak’ta, Mısır’da ve başka yerlerde ölen binlerce insanı anacaklar. Filistinliler 2011 yılını “eski hamam eski tas” diye, başka bir deyişle, İsrail’in politikaları altında devam eden işgal, küçük düşürülme ve mal ve mülklerine el konulmasıyla hatırlayacaklar. Arap devrimlerinin bedelinin ağır olmasına rağmen, yeni Arap dünyası Tunus, Libya ve Mısır’da kendini gösteriyor. 2012 yılında da isyanlar, siyasi çatışmalar, ekonomik zorluklar ve toplumsal gerginlik sürecek. Bütün bunlara rağmen, Araplar yıllardır süregelen baskı ve unutkanlık uykusundan uyanmaya devam edecekler.

Türkler 2011’i nasıl hatırlayacaklar? Haziran’daki seçimlerden, sonu gelmeyen Kürt sorununa ve PKK operasyonlarına, 2011 Türkiye için yoğun bir yıl oldu. Türkiye’de demokrasinin pekiştirilmesi, yeni bir Meclis’in seçilmesiyle ve şu anda meclis başkanının liderliğinde süren yeni anayasa çalışmalarıyla devam etti. Gelecek yıl Türkiye’yle ilgili en büyük haber yeni anayasanın hazırlanması ve onaylanması olacak. Öyle ya da böyle, bu süreç Türk siyasi partilerinin olgunluk derecesini ve 21. yüzyılın ikinci on yılı için belirledikleri Türkiye vizyonunu sınayacak.

Arap Baharı, Türkiye için yeni zorluklar ve yeni fırsatlar getirdi. İsyan edenlerin meşru taleplerinden yana taraf tutarak Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti yeni dostlar edinirken yeni düşmanlar da edindi. Arap Birliği ülkeleri kadar Türkiye ve İran için de Suriye en acil çözüm bekleyen sorundur. Irak’taki mevcut gerilimin Suriye’deki iktidar mücadelesiyle bağlantılı olduğu herkesçe biliniyor. Ben, Suriye konusunda Türkiye’nin tarihte galip gelecek tarafta olduğunu düşünüyorum. Yıllardır süren baskı rejiminin ardından Baas/Esed yönetiminin Suriye’de meşruluğu olamaz. İktidarda kalmasının tek yolu baskı ve şiddettir. Bu yol da rejimi çok ileri götüremez.

2011 yılını geride bırakırken, dünya siyasi, ekonomik ve duygusal açıdan parçalanmış durumdadır. Bu aynı, yegane gezegenin sakinleri olarak, sayısız adaletsizlik, baskı, açlık, yoksunluk ve yoksulluk karşısında ahlakı üstün tuttuğumuzu söyleyemeyiz. Dünyanın metalaştırılması ve ticarileştirilmesi durdurulamaz bir hızla devam etmektedir. William Blake bir sefer, “ülkeler yaşlanır, o vakit sanat gittikçe solar ve ticaret her ağaca yayılır,” demiştir.

Gidişata bakılırsa insanlık yaşlanıyor ve kaba, maddeci anlamıyla “ticaret” her insanın ruhunda yer ediyor.

Yazının İngilizcesi için tıklayınız…

 

Doç. Dr. İbrahim Kalın

T.C. Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörü

 

Çeviri: Gönenç İnal

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here