21.yy’ın Barış Projesi – Medeniyetler İttifakı

0
447

             Medeniyetler İttifakı BM Genel Sekreterliği tarafından başlatılan dünya üzerinde farklı kültür ve etnisiteler arasında entegrasyonu ve işbirliğini arttırmayı hedefleyen ve bu bağlamda ilerlemeyi misyon edinen bir projedir. Bu projede odak noktası olan temel düşünce 21.yüzyılda ulusların oluşmasında etkili olan ulus devlet ve din temelli kuruluşu baz alıp revizyonist bir bakış açısıyla ilerlemeyi hedef edinmektir. Bu projenin baş mimarları BM’ nin yanı sıra Türkiye ve İspanya Hükümetleridir.

 

Bu projeyi araştırma sebebim ise dünyanın şu an içinde bulunduğu mezhepler ve kültürlerarası çatışma arasında sıkışıp kalması sebebiyle içinde bulunduğu kaos durumunun, bu projenin bir açıdan medeniyetlere yol göstermek ve özellikle Müslüman-Batılı toplumlar arasında birleştirici niteliğe sahip olmasıdır. Türkiye’ nin Avrupa Birliği süreciyle beraber BM desteği altında küresel bir ittifakın kurucu ülkesi olarak bu projeyi yürütmesinin her türlü sivil toplum kurumlarıyla, vakıflarla ve özel sektörle eş güdümlü çalışmalarının ve bu olumlu tutumunun dünya medeniyetlerine birçok katkısı olacağı kanaatindeyim.

Sponsorlu

Medeniyetler İttifakı projesiyle akla gelen ilk fikirler ABD li siyaset bilimci Samuel Huntington‘un 1993 yılında ‘Foreign Affairs’ isimli dergide yayınlanan ‘Medeniyetler Çatışması’ makalesinin etrafında oluşmuştur. Bu fikirler o dönemde öyle yoğun bir ilgiyle karşılaşmıştır ki Samuel Huntington bu makaleyi zamanla genişletip 1996 yılında ‘Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Yapılması’ adıyla kitaplaştırdı. Bu süreçle beraber özellikle 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra kitap tekrar ilgi odağı olmuştur. Huntington’nın kitabının adını alan medeniyet kavramı ile önümüzdeki dönemde ulusal ittifakların kurulumunu medeniyetlerin belirleyeceği ve dolayısıyla olası çatışmaların farklı medeniyetler arasında gerçekleşeceği ifade edilmektedir. Kitapta Huntington dünyayı farklı periyotlara göre 3 şekilde haritalaştırmıştır. 1920’li yıllarda dünyanın batı tarafından kolonyal bir düzen içerisinde olduğu düşüncesi ön plana çıkmaktadır. O dönemde dünyada iki taraf söz konusudur ve bu tarafların dünyanın batı tarafından yönetilenler ve batıdan bağımsız olanlar olmak üzere 2 şekilde kutuplaştığı ifade edilmektedir. İkinci olarak Soğuk Savaş yılarında yani 1960’lı yılları ele alan dönemde dünyanın tamamen politik ve ideolojik düşünce bazında gruplaşması sonucu oluşan kutuplaşmaya değinilir. Ve son periyotta 1990’lı yılları ele alarak uluslararası ittifaklarda belirleyici unsurun artık politik ve ideolojik değil medeniyetler olduğu görüşüne değinilmiştir. Ve bu durum 21.yüzyılda devam edecek kimlik ve medeniyet unsurlarını öne çıkaracaktır. Bu yüzyılda devletler için sorulması gereken soru ‘Hangi taraftasın?’ sorusu yerine ‘Biz kimiz, nereye aidiz ve kim bizim gibi değil?’ olmaktadır. Huntington’un tezini doğrulayan yaklaşımlar olduğu gibi yanlışlayan yaklaşımlar da vardır ve bu her iki taraftan ele alınmalıdır. Doğruluğunu kanıtlayan noktanın SSCB dağıldıktan sonra Yugoslavya’nın çözülme süreci olduğu söylenebilir. Yugoslavya dağıldıktan sonra birlikteki ülkeler Sırp, Hırvat, Boşnaklar olmak üzere daha küçük devletler halinde siyasal kimliklerini sürdürmektedir. Yugoslavya konusunda Ortodoks Rusların Sırpları, Katolik Almanların Hırvatları desteklemesi, artık dünyada medeniyetlerin söz sahibi olduğu gerçeğinin göstergesi olmaktadır. Çünkü bu süreçte Ruslar ve Almanlar kendilerine yakın olan medeniyetlere destek vermişlerdir. Diğer bir bakış açısından konuyu ele alırsak Huntington dinin zamanla yok olup gideceğini ve bunun yerine bilim, akılcılık ve pragmatizmin geleceğini savunmuştur. Ancak pragmatizmin dini düşünceyi kaldırıp hoşgörülü, rasyonel, ilerlemeci, hümanist ve laik olarak nitelendirilen yeni bir toplum ortaya çıkaracağı görüşü 20.yüzyılın 2.yarısında önemini yitirmiştir. Aksine bu dönemde ülkelerin dış politikalarını incelediğimizde ekonomik ve sosyal anlamda dünya çapında ciddi bir değişim yaşanmış olsa da dini inançların yok olmadığını görebiliriz. İnsanların dine dönmeleriyle birlikte inançlarında aynı şekilde küreselleştiğine ve aktif olduğuna şahit oluyoruz.

Medeniyetler arasında diyalogun önemini ve iyileştirme çabalarının temelinde yatan diğer güncel olayları da ele almamız gerekirse, 30 Eylül 2005 yılında gerçekleşen karikatür krizini de konuşabiliriz. Radikal grupların önderliğinde hazırlanan bir dergide İslam dini peygamberi Hz.Muhammed‘in bir terörist olarak resmedildiği karikatürler, medeniyetler arasında özellikle Müslüman ve batı ülkeleri arasında önemli bir krize sebep olmuştur. Zaman içinde özellikle Danimarka ve Norveç’te büyük krizlere sebep olan bu olay dünya çapında ve medeniyetler arasında din, sanat ve ifade özgürlüğü adı altında birçok tartışmaya sebebiyet vermiştir. 2006 yılında yaşanılan bu karikatür krizinin yönetilmesi ve çözüme ulaştırabilmesi için Türk ve İspanyol başbakanlarının ortak çabası ile ‘Saygıya ve Sükûnete Çağrı’ makalesi uluslararası barış için güzel bir örnektir. Bu makalede Medeniyetler İttifakı‘nın uluslararası arenada küresel güçlerin işbirliği içinde olup yapıcı çalışmalar içerisinde oluşumlar gerçekleştirmesi gerektiğine yönelik düşünceler paylaşılmıştır.

Medeniyetlerin yaşadığı bunalımlara ve bu yüzyıldaki önemine değindiğimizde verilebilecek çok taze bir örnek de halen medyada geniş yer alan ve tüm dünyanın odak noktasında Libya’da gerçekleşen ABD Büyükelçiliği saldırısıdır. Hz.Muhammed’e hakaret içeren filmin gösterimine karşı ayaklanan Libya’daki Müslüman kesim büyükelçilikte trajik ve kabul edilemez bir eylem yapıp başta büyükelçi olmak üzere 4 kişinin ölümüne sebep olmuştur. Libya ile beraber çevre Müslüman ülkelerde de çıkan olaylar halen devam etmektedir. Bu ve yukarıda verilen örnekler medeniyet kavramının 21.yüzyıla damgasını vurmasının en güncel ve hatırlanabilir örneklerindendir. İşte bu örnekler Medeniyetler İttifakı projesinin en önemli noktasına değinmemiz için bizlere yol gösterecektir. Çünkü yaşanan bu olaylar artık akıllarda Müslüman ve batı ilişkilerinin neden bu kadar önemli olması gerektiğini gözler önüne sermektedir. Avrupa’da ve Amerika’da insanlara karşı dini ve ırk farklılığından ötürü doğan ‘islamofobi’ düşüncesinin artmasıyla vatandaşlarının çoğu Müslüman olan Türkiye’nin, Avrupa’da ve tüm dünyada etkinlikleriyle ilgili olumsuz düşüncelere neden olması kaçınılmazdır.

Medeniyetler İttifakı, 21.yüzyılın barış projesinin toplumlararasında barış ve işbirliğine önderlik edeceği bununla beraber savaş ve çatışmaların sayılarının ve kapsamlarının azalması ve insanlık için barış dolu bir geleceğe yönelik adımlar atacağı gerçektir. İşte bu projeyi yönlendiren temel stratejiler şunlardır; çoğulculuk ve çeşitlilik, dostluk ve işbirliği, diyalog ve hoşgörü, insan onuru ve cinsiyet eşitliğine saygıdır. Bu stratejilerin her biri büyük önemle belirtilirken diyalog ve hoşgörünün ana tema olduğunu da belirtmek gerekmektedir. Diyalog ve hoşgörüyle ilgili bu proje kapsamında temel teşkil eden Kültürlerarası Diyalog için Beyaz Kitap-Eşit Bireyler Olarak Onurlu Biçimde Bir arada Yaşamak metni; Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları Tarafından 118.Bakanlar Komitesi Oturumunda uygulamaya konulmuştur (7 Mayıs 2008 Strazburg). Bu kaynak son yıllarda meydana gelen uluslararası arenada oluşan kutuplaşma, anlayış ve diyalog eksikliği ve ayrımcılığın meydana getirdiği gerçeklikleri görme açısından toplumlara önder olmaktadır. Diyalog ve işbirliği içinde birlikte hareket etmenin önemini savunmakta ve tüm insanlığa ayrımcılıklardan ziyade ortak moral değerler kapsamında yol göstermeyi hedef almaktadır. Bu kitapta ele alınan ise ’Çeşitlilik ve küreselleşmenin ivme kazanmasıyla birlikte medeniyetler olarak nasıl hareket edeceğiz ve vizyonumuz ne olmalıdır?’ sorularının cevaplarını aramaktır. Kitap incelendiğinde görülüp dikkat çekilecek güncel sorunlara üretilen çözümlerinde hiç şüphesiz olumlu sonuçlar doğuracağı bir gerçektir. Bu kitapta değinilen en önemli konulardan biri de kültürlerarası diyalogda önümüze çıkan temel sorun olan göçmenler konusu ile bağdaştırılan ve tarafsız bir şekilde ele alınan sosyal entegrasyon kavramıdır. Bu kavramın ortaya çıkıp uygulanması için adım atılmasının sebebi kültürlerarası diyalogda pek çok Avrupa toplumunda olan ‘öteki’, ‘yabancılar’ veya belirli dini kimliklere tahammülsüzlüğüyle bilinen grup ve siyasi örgütlerdir. Bunları sosyolojik boyutuyla incelediğimizde karşımıza önemli üç kavram çıkmaktadır. Etnosentrizm: Kendi kültürünü merkez alıp diğerlerini ötekileştiren ve zaman zaman savaş terörizm ve soykırımla sonuçlanabilen bir olaydır. Aynı şekilde zenofobi kavramı da öne çıkan ve yabancı korkusu olarak atfedilen engellenmesi gereken bir kavramdır. Irkçılık, zenofobi ve etnosentrizm kavramlarının yabancı düşmanlığı ve ötekileştirilme duygusunu toplumsal alanda arttıran eylemler, diyalog fikrinin karşısında ve yalnızca tek yönlü perspektiften olaylara bakan durumlarla sonuçlanabilir. İşte tüm bu kavramsal çerçeve içinde Avrupa da 21.yüzyılda küreselleşen dünyada sınırların ortadan kalkmasıyla ortaya çıkan göç olgusu bizlere bu konunun hassasiyetine dair önemli ipuçları vermektedir. Günümüz ülkeleri göçmenlerin ev sahibi ülkenin yaşamına tam olarak katılmalarını sağlamak için etkili ve ciddi entegrasyon politikalarına ihtiyaç duymaktadır. Göçmenler bulundukları ülkelerdeki kanunlara uyup Avrupa toplumlarının temel değerlerine saygı gösterirken; göç alan ülkelerde bu sosyal entegrasyon politikası içinde barındırdığı tüm kimlikleri kültürel sosyal ve siyasi olarak desteklemelidir. Göçmenlerin ayrı kimliklerine saygı duyulmalı ve bunlara göre politikalar hazırlanmalıdır.

Kültürlerarası diyalogun gerçekleşmesi için temelde alınması gereken birtakım evrensel değerler vardır. Diyalog kavramının gerçekleşmesi için tüm insanların eşit onuruna, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokratik değerlere saygı temel alınmalıdır. Hiçbir koşulda baskın kültürün kuralları, ayrımcılık, nefret söylemleri veya din dil ırk etnik köken sebepli ayrımcılığı haklı görmemeliyiz. Bunların aksine demokrasiyi ve çoğulcu kültürün meydana getirdiği politik kültürün önemine vurgu yapılmalı ve bunun çoksesliliğe getireceği faydalar üzerinde durulmalıdır. Kitapta kültürlerarası diyalogun ilerletilmesine yönelik 5 politik yaklaşım bulunmaktadır. Bunlar;

1.      Kültürel çeşitliliğin demokratik yönetimi,

2.      Demokratik vatandaşlık ve katılım,

3.      Kültürlerarası bilgi birikiminin öğretilmesi ve öğrenilmesi,

4.      Kültürlerarası diyalog ve çoklu perspektif yönleri,

5.      Uluslararası ilişkilerde kültürlerarası diyalog konularıdır.

Ayrıca Medeniyetler İttifakı kapsamında Avrupa Birliği’nin 2008 yılını Avrupa Kültürlerarası Diyalog yılı ilan ettiğini de eklemeliyiz.

Medeniyetler İttifakı Ulusal Planında bu projenin istikrarlı bir şekilde ilerleyebilmesi için bir yapı oluşturulmuştur. Bu yapıda konu ile ilgili bakanlıklar, kurumlar ve sivil toplum örgütleri arasında işbirliği oluşturulabilmesi için öncelikli olarak devlet bakanı Prof.Dr. Mehmet Aydın’a bağlı olarak faaliyet gösteren Ulusal Eşgüdüm Komitesi oluşturulmuştur. Bu komitenin içinde bulunan diğer bakanlıklarımız: Devlet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığıdır. Bu bakanlıklarla birlikte TBMM, belediyeler ve mahalli kuruluşlar, STK ve bazı ulusal ve uluslararası örgütler (UNESCO, AGİT, İKÖ, MÜSİAD, SETA gibi)  faaliyet göstermektedir. Ayrıca gençliğe ilişkin projelerde de Medeniyetler İttifakı Gençlik Girişimi gibi gençlik kuruluşlarıyla eşgüdümlü bir şekilde çalışmaktadır. Ülkemizin önderliğinde yürütülen bu projenin ilerlemesine katkıda bulunmak için yukarıda belirtilen kurum ve kuruluşlarla yürütülen bazı projeler olmaktadır. Bunlara örnek vermek gerekirse: Türkiye İslam Medeniyeti ve Osmanlı Barışı Konferansı, Atatürk’ün Kültür ve Medeniyet Vizyonu Konferansı, Medeniyetler Arası Diyalog ve Kültürel Zenginlik, Medyanın Rolü Konferansı, Medya Okur Yazarlığı- ki bu proje şu anda ilköğretim okullarında ve liselerde hayata geçirilmiş bir projedir- Yurtdışında Yaşayan Türk Kadınlara Yönelik Çalışmalar, Medeniyetler İttifakı ve Dini–Kültürel Etkinlikler gibi benzeri birçok projeye ev sahipliği yapıp uluslararası diyalogun artmasına katkıda bulunacaktır. Tüm bu projeler Avrupa Konseyi- Birleşmiş Milletler- Medeniyetler İttifakı üçgeni ile birlikte tüm insanlığa hizmet etmeyi amaçlamaktadır.

Türkiye’nin Medeniyetler İttifakı projesini birlikte yürüttüğü Birleşmiş Milletler ve birçok Avrupa Birliği ülkesi şüphesiz Türkiye’nin AB yolunda ilerlemesinde olumlu izlenimler bırakacaktır. Ülkemizin 1963’ten beri devam eden Avrupa Birliğine üyelik sürecinin başarılı olması, Medeniyetler İttifakının farklı dinlere ve kültürlere ait insanların barış ve hoşgörü içinde yaşamasına güzel bir örnek olması da olumlu bir sonuçtur. Ancak yine gündemimizde olan Avrupa Birliğinin derinlemesine yönelik birtakım soru işaretleri Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda sorunlar teşkil edebilir. Akla gelen önemli sorunlardan biri şudur: Biz yeterince genişledik, acaba Türkiye’nin üye olmasıyla derinleşme noktasında sorunlarla karşılaşır mıyız? Bu soruya Türkiye’nin üyeliğinin bazı zorluklar çıkarabileceği konusunda hem fikir olanlarla beraber bu zorlukların aşılabileceğini düşünen ülkelerde vardır. Ancak burada ele alınması gereken önemli nokta Türkiye’nin AB’nin derinleşmesinde ve genişlemesinde önemli rol oynadığıdır. Türkiye genç ve dinamik nüfusu, jeopolitik ve jeostratejik konumu, doğu ile batı medeniyetleri arasında bir köprü konumunda olması itibariyle AB’nin içinde barındırmak istediği hedeflerinin yani çok kültürlü ve çok dinli bir yapı olarak etkinlik göstermesi konusunda önemli bir rol üstlenecektir. Türkiye’nin zenginliği ve çeşitliliği bir sorun değil aksine birliğin oluşumunda yelpazeyi genişletecek bir renk olacaktır. Medeniyetler İttifakı projesi de AB ile birlikte Türkiye’nin uluslararası arenada üstlenmek istediği rolün en büyük yardımcısı olacaktır.

Barış içinde bir arada yaşamaya dayalı kültürel mirasın bilicinde olan ülkemiz, medeniyetler arası diyalogun önemini vurgulama ve kültürler arası hoşgörü ve anlayışın önemini belirtmede tarihi ve coğrafi konumu itibariyle söz sahibi olan bir ülkedir. Ülkemiz coğrafyasında binlerce yıl farklı dinlere, dillere, ırklara ve kültürlere mensup birey ve toplumlar, barış ve hoşgörü ortamında bir arada yaşamışlardır. İşte bu misyona sahip bir ülke olan Türkiye başından itibaren bu projeye maddi ve manevi desteğini sürdürmektedir. Bu ittifak kapsamına ele alınan faaliyetleri ulusal, bölgesel ve küresel düzeyde üç ana grupta inceleyebiliriz. Bu üç ana grup içerisinde medeniyetler ittifakı bölgesel stratejileri oluşturulmuştur. Bunun yanı sıra medeniyetler ittifakı kapsamında yayınlanan önemli raporları da ele alırsak bu raporların medeniyetler ittifakını hangi düzeyde değerlendirmemiz gerektiğine dair fikirlerimiz netlik kazanacaktır. İşte bu raporlar;

·         Medeniyetler İttifakı Yüksek Düzeyli Raporu

Aliance Of Civilizations High Level Group Report

·         Medeniyetler İttifakı Ulusal Planı

Alliance Of Civilization National Plan

·         Kültürlerarası Diyalog için Beyaz kitap: ’Eşit bireyler olarak onurlu biçimde bir arada yaşamak’

White Paper On Intercultural Dialogue:’Living together as equal in dignity

Tüm bu gelişmeler çerçevesinde Medeniyetler İttifakı projesinin dinamik bir şekilde özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılın çıkar çatışmaları ve kaosuyla; muhtemel savaşların karşısında olup farklı kültürleri ve medeniyetleri kapsayan barış vizyonlu yaklaşımı birçok olumlu gelişmeye sebebiyet vermektedir. Gerek Batılı ülkelerde gerekse Müslüman ülkelerde karşı tarafa hoşgörü ile yaklaşılması için uğraş verilmektedir. Bu ittifak ulusları barışa hizmet etmek amacıyla medeniyetleri ortak işbirliğine yönlendirmiş, ulusal ve bölgesel stratejiler aracılığıyla olumlu gelişmelere liderlik etmiştir.

 

Kaynakça

Devlet Bakanı Prof.Dr, Mehmet AYDIN, ‘Avrupa Birliği ve Türkiye’

Insight Turkey adlı derginin Temmuz-Eylül 2009 (c.11/3) sayısında yayınlanan Medeniyetler İttifakı ile ilgili makaleler

Mehmet Şahin,’Medeniyetler İttifakı’ İdarecinin Sesi, Ocak-Şubat 2011:74-75

Kültürlerarası Diyalog İçin  Beyaz Kitap, Avrupa Konseyi, Strazburg, 2009

 

Şule Çelik – TUİÇ BALKAM

Yıldız Teknik Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here