Ana Akım Medya Ürünlerinin Toplumsal Cinsiyet Sınavı: Bechdel Testi

0
76

Özet

Medya, toplumsal cinsiyet rollerinin öğrenildiği ve hatta yeniden üretildiği başlıca araçlardandır. Medyanın insanların üzerindeki manipülatif etkiden dolayı feminizm ve erkeklik üzerine çalışmalar yapanlar toplumsal cinsiyetin medyaya nasıl yansıdığını uzun süredir araştırmaktadırlar. Bu araştırma yazısında da ana akım medya ürünlerinde toplumsal cinsiyet olgusunun nasıl işlendiği üzerinde durulmuştur. Toplumsal cinsiyetler arasında eşitsizliklere ve haksızlıklara ne yazık ki hala sık sık rastladığımız günümüzde bu adaletsizliğin ana akım medyada hangi boyutlarda olduğu anlaşılmak istenmiştir. Özellikle sinema ve televizyondaki kadın temsili incelenmiştir. Cinsiyetlerin temsilindeki eşitsizliklere dikkat çekilmiş ve sıklıkla başvurulan stereotiplere ve ön yargılara da yer verilmiştir. Bu bağlamda sinema ve televizyondaki kadın temsilinin bir ölçüm aracı olarak nitelendirilen Bechdel testi incelenmiştir.

Anahtar kelime: toplumsal cinsiyet, ana akım medya, stereotipler, cinsiyet eşitsizliği, Bechdel testi.

Abstract

Media is one of the main tools through which gender roles are learned and even reproduced. Because of this manipulative effect of the media on people, those who work on feminism and masculinity have been researching how gender is reflected in the media for a long time. In this research article, it is focused on how the concept of gender is handled in mainstream media products. In today’s world, where we unfortunately still encounter inequalities and injustices between genders, it is desired to understand the dimensions of this injustice in the mainstream media. Especially the representation of women in cinema and television has been examined. The inequalities in the representation of the genders have been pointed out and frequently used stereotypes and prejudices have also been included. In this context, the Bechdel test, which is described as a measurement tool for the representation of women in cinema and television, has been examined.

Key words: gender, mainstream media, stereotypes, gender inequality, Bechdel test.

Sponsorlu

Giriş

Birçoğumuz insanları iki grup şeklinde kategorize ederiz; kadın ve erkek olarak. Bu ayrımın aslında yeterli olmadığı, yalnızca biyolojik özellikler üzerine kurulu olduğu ve bu konuya sosyokültürel bakış açısından da bakılması gerektiği tartışması toplumsal cinsiyet kavramını doğurmuştur. Toplumsal cinsiyet kavramı kültürlere göre farklılaşan beklentiler ve toplumun kadınlık ve erkeklikle bağdaştırdıkları roller üzerine odaklanır (Lips, 2014, s. 2). Bu ayrım aslında ilk çağlardan itibaren hayatta kalmayı kolaylaştırmak için oluşturulmuştur. Her iki cinsiyete de farklı görev tanımları yapılmıştır ve bu iş bölümüyle de hayat kolaylaşmıştır. Erkekler savaşçı ve liderlik yönleriyle, kadınlar ise muhafaza etme ve bakım verme yönleriyle ortaya çıkmaya başlamıştır (Gürer & Gürer, 2020). 

İngilizcede “gender” olarak adlandırılan toplumsal cinsiyet kavramının kökeni 1970’li yıllara dayanmaktadır. Cinsiyet ve toplumsal cinsiyet kavramlarının birbirinden ayrılması bu ikisinin arasındaki farklılıkların daha da belirginleşmesini sağlamıştır (Çalışır & Çakıcı, 2015). Toplumsal cinsiyet rollerine göre kadın ve erkeklere verilen görevler geçtiğimiz yıllarda yavaş yavaş değişmeye başlamıştır. Bu değişimde feminist hareketlerin etkisi oldukça büyüktür. Kadınlar artık kendilerine verilen görevleri ve rolleri üstlenmek istemedikleri ve bu kurulu düzene karşı çıktıkları için toplumda bazı değişimler meydana gelmiştir. Fakat Marksist ve sosyal feminizmin de savunduğu üzere toplumsal cinsiyet rollerine karar veren mecra aslında devlettir. Devletin politikalarına göre kadınların çalışması gerekip gerekmediğine, anne olmaları için teşvik edilip edilmemelerine karar verilir. Bu noktada devletin ücretli doğum izni gibi teşvik programları devreye girer. Yani aslında kadının baskılanmasının sebebi olarak ekonomik bağımsızlığa sahip olmaması görülür (Lorber, 1997).

1. Ana Akım Medya ve Toplum Üzerindeki Etkileri

Demokratik toplumlarda ana akım medya insanların toplumsal yaşam, siyaset ve ekonomi gibi mevzular hakkında bilgilenmesini sağlayan başlıca araçtır. Geleneksel medya olarak da adlandırılan ana akım medya vatandaşların doğru ve yeterli bilgiler almaları ve bu bilgiler ışığında kendi fikirlerini ve tercihlerini oluşturmaları açısından oldukça önemli bir konumdadır. Medyada işlenen konular kamuoyu için önemli ve öncelikli bir hale gelmektedir. Üzerine yüklenen bu önemli görevlerden dolayı medyaya objektif davranabilmesi ve özgür olması için bazı imtiyazlar verilmiştir. Bu nedenle medya 4.güç olarak da adlandırılmaktadır (Ünlüer, 2016). Fakat geleneksel medya organizasyonlarının kar elde etmeyi öncelikli amaç haline getirmeleriyle ve siyasi sebeplerden ötürü bazı amaçlarını yerine getiremediği saptanmıştır. Güttüğü bu tarz kaygılardan dolayı medya bu organizasyonların ve belli bir kesimin sözcüsü olma konumuna gelmiştir. Medyanın tarafsız olmamasıyla alternatif medyaya ihtiyaç doğmuştur. Alternatif veya muhalif medya ile sıradan insanların sesleri duyurulabilmiş ve dezavantajlı veya azınlıktaki kesimlerin de temsil edildiği bir mecra oluşmuştur. Bu sayede insanların eleştirel ve sorgulayıcı bir bakış açısı geliştirmelerinde de etkili olabilmiştir (Akveran, 2018). Bu yazıda ana akım medya üzerine odaklanılacaktır.

Amerikan davranış bilimcilerinin öncülük etmiş olduğu ana akım medyanın eleştirel yaklaşımdan uzak olduğu ve insanların zihinlerini tek tip haline getirdiği savunulmaktadır. Medyanın bu denli erişebilir hale gelmesiyle beraber bu manipülasyonların özellikle gençleri ve çocukları kötü etkilediği düşünülmektedir. Bu durumun da toplumda bir yozlaşmaya yol açtığı öne sürülmektedir (Koç, 2017). Bu nedenlerden dolayı medyada yer bulan içerik toplumsal değerlerden beslense de her zaman gerçeği yansıtmamaktadır. Birtakım toplumsal değerler işlenerek kurgulanmış olan hikayeler üzerinden izleyicilere ulaşan diziler insanları ciddi bir biçimde etkilemektedir. Diziler hem Türkiye’de hem de bütün dünyada oldukça geniş bir kitleye ulaşan, geniş bir hayran kitlesi olan ve böylelikle de kamuoyunu etkileyen ve örnek alınan bir ana akım medya ürünüdür (Ünlü & Aslan, 2016). Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun 2012 yılında yaptığı araştırmalara göre yerli diziler haber, yerli film ve yarışma türlerindeki ürünler en çok izlenen yapımlardır. Yerli diziler izleme tercihlerine göre ilk sırada yer almaktadır (Özsoy, 2015).

Ana akım medya ürünleri üzerinden topluma bazı toplumsal cinsiyet kalıpları aşılanmaya çalışılır. “Kadının yeri, kocasının yanıdır” ve “elinin hamuruyla erkek işine karşıma” gibi geleneksel söylemler birçok medya yapıtında karşımıza çıkar. Görüldüğü üzere medya ürünlerinde sürekli tekrarlanan bu toplumsal cinsiyet temsilleri iki cinsiyetin toplumsal rolleriyle ilgili olan eşitsizlikleri onaylamakla kalmayıp sürekli yeniden üretilmesine ve meşrulaşmasına yol açar (Yumlu, 2014). Bu alanda yapılan bazı araştırmalar da bireylerin bazı kontrol edemedikleri dürtülerden dolayı medya mesajlarına karşı çok savunmasız ve edilgen oldukları sonucuna varmıştır (Koç, 2017).

Artık toplumsal cinsiyet rolleri yalnızca aile ve çevreyi gözlemlemek sonucu öğrenilmemekte kitle iletişim araçları aracılığıyla da içselleştirilmektedir. İçinde bulunduğumuz çağın en efektif hikaye anlatıcılarından olan televizyon ve içeriğinde bulunan diziler bu noktada vatandaşlara hem toplumsal değerleri yansıtmakta hem de toplumsal cinsiyete bağlı bazı stereotipler aşılamaktadır. Özellikle ana akım medyada bu stereotipler cinsiyet rollerinin normalleştirilmesine yol açmaktadır (Gürer & Gürer, 2020).

Bu araştırma yazısında ana akım medya ürünlerinde, özellikle de dizi ve filmlerde toplumsal cinsiyetle ilgili ne tür mesajların verildiği, kadın ve erkeklerin nasıl temsil edildiği ve hangi stereotiplerin sıkça kullanıldığı araştırılmak istenmiştir. Bu noktada kadınların temsil sorunu ile ilgili bize bir yol gösterici olacak olan Bechdel testinden de bahsedilecektir.

2. Bechdel Testi

Günümüzde kadınlar cumhurbaşkanlığı için yarışıyor, siyasette ve yönetici pozisyonlarda daha fazla yer almaktadırlar ve toplumdaki konumları yükselmektedir ancak film ve televizyonda kadınlar hala basmakalıp şekillerde ve ayrımcı ifadelerle tasvir edilmektedirler. Bechdel testi kadınların filmlerde ve dizilerde temsil edilme biçimini eleştirmektedir. Alison Bechdel adlı Amerikalı karikatürist, televizyonda erkeklerin çok çeşitli konular üzerine konuştuğunu, kadınların ise diyaloglarında daha çok erkeklere odaklandığını fark etmiştir. Fark ettiği bu eşitsizlikten ilham alarak medyanın toplumsal cinsiyet yanlılığını ortaya çıkarmak için bir araç hazırlamıştır: Bechdel testi (Bouchat, 2019).

Bechdel testi, Alison Bechdel isimli karikatüristin 1985 yılında yayımlamış olduğu “The Rule” adlı çizgi romanından esinlenilerek oluşturulmuştur. Bu çizgi romanda iki kadının sinemaya gitmesi ve izleyecekleri filme Bechdel testinin parametrelerine göre karar vermeleri olayı işlenmiştir (Chys, 2019). Bu test kadınların bir filmde adil bir şekilde temsil edilip edilmediğini anlamak için basit bir ölçüm aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu test aynı zamanda Bechdel-Wallace testi olarak da anılmaktadır çünkü Alison Bechdel bu fikrin ilhamını arkadaşı Liz Wallace’den aldığını açıklamıştır (BechdelTestFest.com, 2021).

Bechdel testi yalnızca üç sorudan oluşmaktadır. Bu sorular sırasıyla şu şekildedir:

  • Filmde ismi bilinen en az iki kadın karakter var mı?
  • Bu kadınlar birbirleriyle konuşuyor mu?
  • Bu kadınlar birbirleriyle erkeklerden bağımsız bir şey hakkında konuşuyorlar mı?

Eğer bu üç soruya da filmin sonunda evet cevabı verilebiliyorsa film Bechdel testini geçmektedir (Agarwal, Zheng, Kamath, Balasubramanian, & Dey, 2015).

Bechdel Skoru ve önemiyle ilgili birçok şey söylenmiş ve tartışılmıştır. Alison Bechdel’in testi, sinemada kadınların “susturulmasını” incelemek ve algılamak için sıklıkla kullanılır. Test aşırı derecede basittir ve çizgi roman kökeni göz önüne alındığında, ciddi bir model olarak kullanılmasının asla amaçlanmadığı öne sürülmektedir (O’Meara, 2016). Fakat Kasım 2013’te İsveç sineması, cinsiyetlere karşı yapılan önyargılara dikkat çekmek için film derecelendirmeleri için bir parametre olarak Bechdel Skorunu tanıtmıştır. Bir filmin “A” derecesi alabilmesi için Bechdel puanının yüksek olması, yani üç kriteri de yerine getirmesi gerektiğine karar verilmiştir. İsveç’te bir filmin reytinginin yanı sıra Bechdel test puanının da sergilenmesiyle test dijital bir sansasyon haline gelmiştir. Bu hamle büyük bir kitle tarafından desteklenmiştir ama aynı zamanda birçok kişinin eleştirilerinin odağı haline de gelmiştir (Lakhotia, Nagesh, & Madgula, 2019).

Bu test kadınların filmlerdeki varlığını ve temsil edilme biçimlerini değerlendirmek için oluşturulmuştur ve bazı araştırmacılara göre erkek yanlılığını tespit etmek için de oldukça yararlı bir detektördür (Agarwal, Zheng, Kamath, Balasubramanian, & Dey, 2015). Bu testin feminist alana pek çok katkı sağladığı, sinemada kadınların yokluğuna veya azlığına dikkat çekerek bu konularda bir farkındalık uyandırdığı söylenebilmektedir. Bechdel testi sinemada kadının yerini sorgulayan ve oldukça basit bir analiz yöntemi öneren bir değerlendirme aracı konumuna gelmiştir (Öz & Seçen, 2019). Bunlara rağmen test, bir filmin ne kadar iyi veya ‘feminist’ olduğunun bir ölçüsü değildir. Sinemanın gerçekte ne kadar erkek egemen olduğunu vurgulamak için oluşturulmuştur. Mükemmel olmasa da oldukça basit bir testtir ve bizi düşünmeye ve var olan durumu değiştirmek için bir şeyler yapmaya motive eder ve yönlendirir (BechdelTestFest.com Web sitesi, 2021).

Testin bu kadar basit olmasına rağmen birçok filmin ve dizinin bu testi geçemediği yapılan birçok analiz ve araştırmada saptanmıştır (Bouchat, 2019). Oscar ödül töreninde en iyi film ödülü almış olan 89 film incelendiğinde yalnızca 36’sının Bechdel testini geçebildiği görülmektedir. Bu oran feminist sinema hakkında konuşmak için bir mihenk taşı mahiyetinde olmuştur (Lakhotia, Nagesh, & Madgula, 2019). Birleşik Milletlerde üretilen filmlerin %40’ı bu testi hala geçememektedir (Bouchat, 2019). 2016’nın en çok hasılat yapan 25 filmden yaklaşık yarısının testi geçtiği saptanmıştır (BechdelTestFest.com Web sitesi, 2021). Uluslararası bağlamda yayınlanmış olan filmlerin pek çoğunun testi geçememesi sinemada kadının yokluğunu oldukça belirgin bir şekilde ortaya koymuştur (Öz & Seçen, 2019).

Bu sonuçlar ortaya çıkınca kadınların daha çok konuşmasına ve seslerinin duyurulmasına yönelik bazı kampanyalar başlatılmıştır. Örneğin 2014 yılında kırmızı halıda kadınlara daha çok soru sorulması konusunda ‘’AskHerMore’’ hashtagleri paylaşılmaya başlanmıştır. Sinema sektöründe kadınların susturulmasının, kadınlarla ilgili cinsiyetçi yorumlar yapılmasının ve stereotiplerin kullanılmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Günümüzde bunları engellemek ve bu gibi girişimlerin karşısında durmak feminist medya araştırmacılarının sorumluluğundadır (O’Meara, 2016).

3. Bechdel Testine Eleştiri

Bazı eleştirmenler ve araştırmacılar, Bechdel puanının, filmin cinsiyet açısından dengeli olup olmadığını ortaya çıkarmakta yararlı olmadığını ortaya koymuştur. Kuralların bu denli basit olması örneğin bir filmde geçen iki kadın karakterin yaptıkları alışveriş hakkında kısaca konuşmalarıyla kriterleri sağlamış olmalarına yol açmaktadır. Buna karşın ana kahramanı bir kadın olan bazı filmler bu testi geçmede başarısız olmaktadır (Lakhotia, Nagesh, & Madgula, 2019). Başka bir araştırma sonucuna göre ise testi geçemeyen filmlerdeki kadın karakterlerin gerçekten de daha önemsiz ve ek karakter konumunda olduğu tespit edilmiştir (Agarwal, Zheng, Kamath, Balasubramanian, & Dey, 2015).

Bechdel testinin ölçüm biçiminin sınırlılıklarından dolayı aslında testi başarıyla geçebilen bütün filmlerin feminist bakış açısına sahip olduğunu iddia etmek yanlış olacaktır. Bu testten yola çıkarak yeni film ölçeklerinin geliştirilmesi önerilebilir. Özellikle Türk sinemasında toplumsal cinsiyet eşitliği temelli kriterlerin oluşturulmasına ihtiyaç olduğu düşünülmektedir (Öz & Seçen, 2019).

Bechdel testi, bir eserin kadın düşmanı olup olmadığı sorusuna yalnızca örtük olarak cevap vermektedir. Testi geçen bütün filmlerin feminist olmadığı görülmektedir. Üstelik testi geçemeyen, cinsiyetçi ve kadın düşmanı olmayan eserler de vardır. Bazı filmler, cinsiyet yanlılığıyla ilgisi olmayan nedenlerden dolayı testi geçememektedir. Bu durum özellikle tarihi olayları anlatan filmlerde söz konusudur. Bu hikayelerde genelde kadınların varlığına çok sık rastlanılmaz hatta savaş gibi olgularda o dönemler için kadınların bulunması yasaktır (Chys, 2019). 

Bazı eleştirmenlere göre Bechdel testinin bir şeyleri açığa çıkarmaktan çok gizleme olasılığı daha yüksektir. Testin ne tür kadınlara diyalog verildiğini göz ardı ettiği ve böylece farklı ırklardan veya belirli yaşlardaki bazı kadınların susturulmasını görmezden gelir (O’Meara, 2016). Bu saptamalardan yola çıkarak bu testin kesişimsel bir yaklaşım izlemediği sonucuna varılabilmektedir. Test feminist bir bakış açısından doğmuş olsa da kendi içerisinde bazı grupları dışladığı veya bazı sorunları görmezden geldiği saptanmıştır.

Bir filmi içerisinde geçen tek bir diyaloğa veya filmde yer alan kadın karakter sayısına göre “cinsiyetçi” olarak etiketlemek gerçekten adaletli bir yaklaşım mıdır? Daha doğru bir sonuç elde edebilmek için kadının ekranda nasıl temsil edildiğini ve kadın karakterlerinin filmlerde nasıl tasvir edildiğini incelememiz gerekmektedir (Lakhotia, Nagesh, & Madgula, 2019). Bu nedenle yazının devamında ana akım medyada kadın ve erkek cinsiyetlerinin temsili üzerinde durulacaktır.

4. Kadınların Temsil Sorunu

Kadınların sinemadaki ve televizyondaki temsili ataerkil ve ideolojik kültür ile oldukça uyumludur. Kadının bu tür ürünlerdeki temsilindeki belki de en büyük sorun, bu ürünlerin erkekler üzerine kurulmuş olmasıdır. Birçok film ve dizide kadınlar yalnızca bir nesne, bir aksesuar konumundadır ve genellikle kimliksiz ve işlevsiz bir şekilde kurgulanmışlardır. Erkekler etken ve karar verici bireyler olarak temsil edilirken kadınlar oldukça edilgen, sürekli yönlendirilen ve olaylar üzerinde çok fazla etkisi olmayan bireyler olarak ekranlara yansıtılmaktadırlar. Sinemada kadının yerinin sorgulanması 1960’lı yıllarda ikinci dalga feminizmin etkisiyle başlamıştır (Öz & Seçen, 2019).

Kadınların filmde tasvir edilme şekli genellikle olumsuz bir imajı devam ettirmektedir. Araştırmacılar, kadınların sürekli bu stereotiplerle karşı karşıya kalmalarının, onların başarıya ulaşma yeteneklerini baltaladığını saptamıştır. Kadınların başrol olduğu birçok gençlik filminde, kızlar genellikle agresif ve bir erkek uğruna kendi arkadaşlarını arkadan bıçaklayabilecek kapasitede olarak gösterilmektedirler. Gençlik filmleri, genç kızların “kötü kızlar” olduğu klişesine dayanmaktadır ve onların sosyal olarak daha agresif olduklarını ima etmektedir. Halbuki birçok araştırma bu algının doğru olmadığına ve erkeklerde de aynı derecede sosyal agresyonlarının olduğuna işaret etmektedir (Bouchat, 2019).

Kadınlar medyada genellikle, bir erkeğin diktatörlüğü altında olduğu klişesine dayandırılmaktadırlar ve aşağı varlıklar olarak tasvir edilmektedirler. Ayrıca kadın karakterler genellikle cinsel çekicilikle tasarlanmıştır ve erkekler onlara adeta cinsel bir nesne olarak bakmaktadırlar. Bu nedenle medyada genelde genç, zayıf, güzel ve toplumsal cinsiyet açısından kadınlara uygun bir mesleğe sahip olan kadınlar sergilenmektedir (Bouchat, 2019).

Film, televizyon, gazete ve dergi gibi medya ürünleri, kadınları, gerçek hayatta nasıl yaşadıklarıyla neredeyse tamamen bağımsız bir şekilde işlemekte olduğu saptanmıştır (Byerly & Ross, 2006, s. 18). Kadınların medyanın çeşitli türlerindeki temsilleri analiz edildiğinde “kadın” nesnesinin kurgulanmasının bazı faktörlerden kaynaklandığı saptanmıştır. Bu faktörler kadının etnik kökeni, yaşı, cinselliği ve sakatlığı olup olmamasıdır. Aslında bakıldığında temsil edilen kadın karakterler arasında çok geniş bir çeşitlilik yoktur. Pek çok farklı özellikteki kadının yokluğu dikkat çekmektedir: renkli kadınlar, lezbiyenler, engelli kadınlar ve yaşlı kadınlar. (Byerly & Ross, 2006, s. 28-29). 

Avrupada ve Amerika’da birçok feminist kadınların medyadaki temsilini protesto etmek için yürüyüşler düzenlemiştir. Medya şirketlerinin kadınları ağır yaralanmış bir şekilde göstermesi ve özellikle de sert pornografik görüntülerin yayınlanması bu protestoların ana başlıkları arasında yer almıştır (Byerly, The Geography of Women and Media Scholarship, 2012, s. 4). Özellikle ana akım medyada kadının Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1976 yılında kadınların sorunlarının tartışıldığı bir konferansta bazı saptamalar yapılmıştır. Öncelikle kadınların ciddi medya, yani haberler tarafından görmezden gelindiği kaydedilmiştir. Kadınlar medya içeriğine dahil edildiğinde bile bunun genellikle kalıplaşmış veya çarpıtılmıştır bir biçimde yapıldığı ve son olarak da kadınların medya mesleklerine girmelerinin engellendiği ve böylelikle toplumsal cinsiyete ilişkin içeriğin üzerine bir etkilerinin olmadığı tespit edimiştir. Bu konferansların yapıldığı ve kadınların sorunlarının konuşulduğu on yıllık süreç ‘’Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı’’ olarak adlandırılmıştır (Byerly, The Geography of Women and Media Scholarship, 2012, s. 5). 

Post-feminist dijital kültürün etkisiyle 1980’li yılların sonlarına doğru kadınların görsel medyadaki temsilindeki değişim cinsel nesneleştirmeden cinsel özneleştirmeye doğru olmuştur. Kültür araştırmacıları post-feminist medya ortamında kızların ve genç kadınların eğlenceyi seven, tüketim odaklı ve daha “güçlü”, aktif ve cesur olarak tasvir edildiğini ve ele alındığını belirtmişlerdir (Dobson, 2015). 

Kadının statüsünün ve toplumsal rollerinin dünya çapındaki kadın hareketleri aracılığıyla değişmesiyle toplumsal cinsiyet algısı da yavaş yavaş değişmeye başlamıştır (Byerly & Ross, 2006, s. 18). Kadınların elde ettiği yeni itibar ve haklar, erkeklerin kendilerine ilişkin algısını istikrarsızlaşmasına yol açmıştır ve sözde erkeklik krizi hakkında çağdaş bir tartışma kışkırtmıştır. Erkekler artık dünyadaki yerlerini sorgulamakta ve bu kriz, bazı erkeklerin davranışlarını değiştirmesine yol açmıştır (Ross, 2010).

5. Erkeklerin Temsil Sorunu

Toplumsal cinsiyete ilişkin şemaya bakıldığında erkeklerin güç sahibi olduğunu ve baskın karakter özellikleri gösterdikleri açıkça görülmektedir. Erkekler toplumda her zaman güç ve otoriteleriyle varlıklarını hissettirmektedirler (Aktaş, 2020). Bu duruma erkeklerin medyadaki temsilinde de rastlanılmaktadır. Erkeklerin seks odaklı olduğuna ve kadınları pasif cinsel nesneler olarak gördüklerine dair bir kalıp yargı vardır. Medyada erkeklerin cinselliğe duygulardan daha fazla önem verdiği de sık sık sergilenmektedir (Ward & Grower, 2020).

Fakat bazı erkekler tarafından bu çağdaş erkeklik algısı bir sorun olarak algılanmaktadır. Medyanın da yaratmış olduğu ve devam ettirdiği erkeklikle ilgili toplumsal ve kültürel beklentileri bazı erkekler karşılamakta zorlanır ve bu nedenle maskelerinin düşeceğinden korkmaktadırlar. Gücü, rasyonelliği ve iddialılığı ile ön planda olmayan erkekler erkeksi olarak algılanmamaktan korkarlar ve bu nedenle bir karaktere bürünmek zorunda hissedebilirler. Belki de bu nedenle erkeklerin savaşı ve yarışı aslında kadınlarla değil, diğer erkeklerledir. Hayatta elde ettikleri başarı içinde bulundukları toplumsal sınıf, etnik kökenleri ve yaşlarıyla doğrudan ilişkilidir (Ross, 2010). Bu durum hegemonik erkeklik kavramı ile açıklanabilmektedir. Farklı erkeklikler arasında hiyerarşik bir ilişki vardır. Birçok farklı erkeklik biçimi vardır ve bunlar birbirleriyle olan hiyerarşi ve dışlanma gibi ilişkilerde ortaya çıkmaktadır (Akça & Ergül, 2014). Erkekler onlarla ilgili oluşturulan bu beklentileri karşılayamadıklarında benlik algıları bozulabilmektedir. Farklı olduğunu anlayan erkekler yıkılmış benlik algısı sonucunda ya depresyona girer ya da aşırı maço davranışta bulunabilirler (Ross, 2010).

İkinci dalga erkeklik çalışmaları ile farklı erkeklik biçimlerinin varlığı kabul edilmiştir ve iktidar ilişkileri ve bunların pratikleri sorgulanmaya başlanmıştır (Akça & Ergül, 2014).

Bunlara ek olarak yapılan bir araştırmada erkek karakterlerin, kadın karakterlerden iki kat daha fazla ekran süresine sahip olduğu ve daha fazla konuştukları saptanmıştır. Başrollerin kadın olduğu filmlerde dahi erkek karakterlerin kadın başrollerle hemen hemen aynı konuşma süresine sahip olurken erkek başrolleri içeren filmlerde, kadın karakterlerin erkek başrolden daha az konuştuklarına rastlanılmaktadır (Bouchat, 2019).

Sonuç

Uzun zaman önce kadınlar kadındı ve erkekler de erkekti ve dışarıdan bakıldığında bu durumdan herkes memnun gibiydi. Herkes toplumdaki yerini biliyor ve buna göre davranıyordu. Erkekler kadınların üstündeydi ta ki kadınlar bu kurulu düzene karşı çıkmaya başlayana kadar. Feministlerin ve diğerlerinin elde ettiği haklar ve bağımsızlıklar bu sosyal ilişkilerde değişimlere yol açmıştır (Ross, 2010). Günümüzde kadınların medyada temsili geçmişe göre kesinlikle çok daha iyi bir durumdadır. Bu durum kadınların yapımcılık rollerini ve kameraların kontrollerini ele geçirerek kendi materyallerini üretmeleriyle gerçekleşmiş olabilir. Böylelikle kadınların basmakalıp şekillerde temsil edilmesi azaltılmış ve daha farklı, toplumsal normlara uygun olmayan kadın temsilleri oluşturulmuştur (Byerly & Ross, 2006, s. 35).

Ne yazık ki gündelik hayatımızda kadınların hala erkeklerle eşit muamele göremediği, hala çok fazla önyargı ve ayrımcılık deneyimledikleri görülmektedir. Bu durum doğal olarak medyaya da yansımaktadır. Medyada kadın hala hak ettiği yerde değildir ve oldukça yanlış ve kalıplaşmış bir şekilde temsil edilmektedir. Stereotipler, diğer insanlara yönelik algıyı, yargıları ve davranışı önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Özellikle, kendinden farklı olan bir kişinin veya bir grup insanın bireysel özelliklerini algılamak ve onları bir yargıya dahil etmek için çok az fırsat veya çok az motivasyon olduğunda stereotipler kullanılmaktadır. Bu nedenle medyanın, kullandığı kalıp yargılarla insanların belli kesimler üzerindeki algılarını değiştirdiği söylenebilmektedir (Sommer, 2017). Kadınlarla ilgili ortaya atılan stereotipler, onları alt rollerde tutabilmek için başvurulan en önemli araçlardan biridir. Bu durum göz önünde bulundurulduğunda medyada karşımıza çıkan eril üslubun kadınların hayatlarını zorlaştırdığı ve onları birtakım ataerkil kalıpların etkisinde yaşamak zorunda bıraktığı anlaşılmaktadır (Güneş & Yıldırım, 2019).

Cinsiyetçi bir sistemi değiştirmenin yolu, öncelikle çeşitli kimliklerin varlık ve haklarını tanımlamaktan geçmektedir. Her bireyin, cinsiyeti ve cinsel yönelimi fark etmeksizin eşit haklara sahip olduğu kabul edilmelidir. Bu doğrultuda cinsiyet stereotiplerinin yeniden üretilmesinin ve bir nevi meşrulaştırılmasının önüne geçilmelidir (Güneş & Yıldırım, 2019). Bechdel testi, medyadaki kadın temsillerini sorgulamak ve bir şeylerin değişmesini sağlamak için bir başlangıç noktasıdır. Sadece medyanın ve yapımcıların değil, bu yapımları izleyenlerin de farkındalık kazanması için de bu testin ve daha nicesinin gün ışığına çıkabilmesi açısından oldukça önemlidir. Kadınların ve kızların yeterince ve doğru bir şekilde temsil edilmediğine dikkat çekmek ve medyada feminizmi daha da ilerletebilmek için Bechdel testi önemli bir araçtır. Ne yazık ki sayısız filmin bu denli basit bir testi bile hala geçemediğini görmekteyiz ve bu da bizlere feminizmin filmlerde kadınların eşit temsili için hala savaşması gerektiğini göstermektedir (Bouchat, 2019).

Bechdel testi, kadınların medyadaki temsilinin sorgulanmasını ve bu konuda ses çıkarılmasını sağlayacak bir araç olması açısından oldukça önemlidir. Bir ölçüm aracı olarak ne kadar etkili ve doğru olduğu tartışılabilir fakat burada asıl önemli olan nokta göz ardı edilmemelidir. Bu test medya sektörünün daha dikkatli davranmasına ve toplumsal cinsiyet eşitliğini vurgulayan daha fazla eserin ortaya çıkmasına katkı sağlamıştır. Bundan sonra da Bechdel testi gibi kamuoyunun dikkatini çeken ve bazı şeylerin adaletli olmadığını bize gösteren testler ortaya çıkacaktır ve eşitlik için sürdürülen mücadeleye katkı sağlayacaktır. Medyadaki bu pozitif değişim, hayatımızdaki cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırma yönünde de mutlaka olumlu etkileri olacaktır. Özellikle bizim gibi medya tarafından görece kolay manipüle edilebilen toplumlarda, medyadaki toplumsal cinsiyet temsilindeki değişim toplumun genel hayata bakış açısını da ciddi derecede değiştirebilme potansiyeline sahiptir. Kelebek etkisi misali, çok küçük ve etkisiz görülen bu hareket aslında çok büyük sonuçlar doğurabilecek düzeydedir.

Hatice Kübra Özdemir

Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça

Agarwal, A., Zheng, J., Kamath, S. V., Balasubramanian, S., & Dey, S. A. (2015). Key Female Characters in Film Have More to Talk About Besides Men: Automating the Bechdel Test. Human Language Technologies: The 2015 Annual Conference of the North American Chapter of the ACL (s. 830-840). Denver: Association for Computational Linguistics.

Akça, E. B., & Ergül, S. (2014). Televizyon Dizilerinde Erkeklik Temsili: Kuzey Güney Dizisinde Hegemonik Erkeklik ve Farklı Erkekliklerin Mücadelesi. Global Media Journal: TR Edition, 4 (8), 13-39.

Aktaş, G. (2020). Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Televizyon Dizilerine Yansıması Üzerine Sosyolojik Bir Değerlendirme. Sosyolojik Bağlam, 1 (1), 1-12.

Akveran, S. (2018). Ana Akım Medya Karşısında Alternatif Medya İhtiyacı Ve Etik. Adnan Menderes Üniversitesi Dördüncü Kuvvet Uluslararası Hakemli Dergisi, 10-31.

Bechdel, A. (2021, Haziran 21). “The Bechdel Test.” In Dykes to Watch Out For. http://bechdeltestfest.com/about/ adresinden alındı

BechdelTestFest.com Web sitesi: http://bechdeltestfest.com/about/ adresinden alındı (2021, Haziran 15). 

Bouchat, K. G. (2019, Mayıs 23). Testing the Bechdel Test. University Honors Theses. Portland State University.

Byerly, C. M. (2012). The Geography of Women and Media Scholarship. K. Ross içinde, The Handbook of Gender, Sex, and Media (s. 3-19). West Sussex: John Wiley & Sons Ltd.

Byerly, C. M., & Ross, K. (2006). Women and Media: A Critical Introduction. Oxford: Blackwell Publishing Ltd.

Chys, A. (2019). Behind the Mask of the Bechdel Test: Constructing a Character Network in Alan Moore’s Watchmen. Tez. Ghent, Belçika: Ghent University Faculty of Arts and Philosophy.

Çalışır, G., & Çakıcı, F. O. (2015). Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Sosyal Medyada Kurulan Benlik İnşasının Temsili. International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 10(10), 267-290.

Dobson, A. S. (2015). Postfeminist Digital Cultures: Femininity, Social Media, and Self-Representation. New York: Palgrave Macmillan.

Güneş, G., & Yıldırım, B. (2019). Cinsiyet Temelli Bir Savaş: Kadın Cinayetlerinin Medyada Temsili Üzerine Bir Değerlendirme. Toplum ve Sosyal Hizmet, 30(3), 936-964.

Gürer, S. Z., & Gürer, M. (2020). Toplumsal Cinsiyet Rolleri Bağlamında Türkiye’deki Televizyon Dizilerinde Sunulan Kadın Stereotipi. Alanya Akademik Bakış, 4(3), 631-650.

Koç, P. (2017). Ana Akım Medyanın İnternet Haber Sitelerinde Çevrimiçi Oyunlara Yönelik Bağımlılık Temsili. Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Anabilim Dalı.

Lakhotia, R., Nagesh, C. K., & Madgula, K. (2019). Identifying Missing Component in the Bechdel Test Using Principal Component Analysis Method. World Academy of Science, Engineering and Technology International Journal of Computer and Systems Engineering, 13(6), 324-331.

Lips, H. M. (2014). Gender: The Basics. New York: Routledge.

Lorber, J. (1997). The Variety of Feminisms and their Contributions to Gender Equality. Oldenburger Universitätsreden (s. 5-45). Oldenburg: Bibliotheks- und Informationssystem der Universität Oldenburg.

O’Meara, J. (2016). What “The Bechdel Test” doesn’t tell us: examining women’s verbal and vocal (dis)empowerment in cinema. Feminist Media Studies, 16(6), 1120-1123.

Öz, G. G., & Seçen, D. (2019). Türk Sinemasında Kadının Temsil Sorununa Alternatif Bir Yöntemle Bakmak: Bechdel Test. Erciyes İletişim Dergisi, 6(1), 467-486.

Özsoy, A. (2015). Yerli Televizyon Dizilerinde Farklılaşan Toplumsal Cinsiyet Temsilleri Üzerinde Bir Tartışma. Ş. Yavuz içinde, Toplumsal Cinsiyet ve Medya Temsilleri (s. 226-246). İstanbul: Heyamola Yayınları.

Ross, K. (2010). Gendered Media: Women, Men, and Identity Politics. Maryland: Rowman& Littlefield Publishers Inc.

Sommer, K. (2017). Stereotype und die Wahrnehmung von Medienwirkungen. Wiesbaden: Springer VS.

Ünlü, D. G., & Aslan, P. (2016). Türk Televizyon Dizilerindeki Kadın Rollerine Kadınların Gözünden Bakmak. İnönü Üniversitesi İletişim Fakültesi Elektronik Dergisi (İNİF E-Dergi), 1(2), 191-206.

Ünlüer, A. O. (2016). Ana Akım Medyada Haberler: Televizyon ve Gazetelerin Haber Seçimleri Üzerine Karşılaştırmalı bir Analiz. Selçuk İletişim, 9(2), 138-158.

Ward, L. M., & Grower, P. (2020, Eylül 8). Media and the Development of Gender Role Stereotypes. Annual Reviews: https://www.annualreviews.org/ adresinden alındı

Yumlu, K. (2014). Toplumsal Cinsiyet ve Medya. İletişim, 21, 153-155.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here