Birliği’ne Değil, Avrupa’sına

Son dönemde Avrupa Birliği konusunda yaşanan gelişmeler, Ahmet Davutoğlu ve baş müzakereci Egemen Bağış’ın yönelimleri ve söylemleri de dikkate alınınca, AB Üyeliği’nin Türkiye için eski değer ve önemini kaybettiğini gösteriyor.

Ya da akışına bırakılmış, nihayeti meçhul bir süreç olarak rafa kalktı.

Star gazetesi yazarı Saadet Oruç’un dikkat çektiği, dış ilişkiler komisyonu üyelerinin açıkça sarf ettiği ‘artık Türkiye’nin elini bağlayan bir AB süreci yok’ cümlesi de emin olmak için yeterli sanırım.

Bugüne kadar üyelik hatırına dışlayıcı muamelelere katlanan Türkiye, ekonomik gerilemeye uğrayan AB’nin Ukrayna, Bulgaristan, Romanya, Litvanya, Letonya gibi ülkelerin kötü gidişine çare olamayıp, iflas ülkesi Yunanistan’ı birlik içinde toparlayamamasıyla AB’nin kurumsal bünyesine soğuk bakmaya başladı.

İyice dışarıdan konuşuyor imajına bürünen İngiltere’de tehlikeyi sezip ‘AB üyesi devletler arasındaki bağların daha da gevşetilmesini’ önerdi. Yani her koyun kendi bacağından asılsın, kimse kimsenin ekonomisini sırtlamasın.

Son haberlere göre Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s Fransa’nın kredi notunu AAA dan AA ya düşürdü. Bu, lokomotif ülkelerden birinin ve dolayısıyla birliğin uğradığı güven kaybıdır.

Avrupa, tarihine dayanarak bu krizlerin yeni fırsatlar doğuracağına inana dursun, avro bölgesinde işler kesat.

Tahmin odur ki AB küresel krizde içine girdiği ekonomik çıkmazla beraber Türkiye için cazibesini yitirmeye başladı. Üyelik sürecinde uygulanan çifte standartlar ve Sarkozy’nin aşikar reddiyeleri Türk tarafını durup düşünmeye sevk etti. Yeni dönem başkanı Danimarka’nın açıkladığı 6 aylık raporu da Fransa’dan dinliyor gibiydik.

Sarkozy’nin sözde soykırım yasasını önüne koymasıyla -kişisel hesaptan öte- yasayı AB geneline yaymaya çalışarak Türkiye’yi AB’den soğutmaya çalışması, hükümeti ‘AB üyeliği’ rüyasından uyandırıp, Almanya ve Fransa’nın, ‘unchrist’ ülke Türkiye’yi içine almayan yeni bir hat oluşturma gayretini kabulünü sağladı.

Türkiye elbette yapacağı hamlelerle karşı atakları bertaraf edip, kendi stratejisine sadık kalarak yoluna devam etmeli. Başarılı dış politikası sayesinde tüm dünya ülkeleriyle iyi ilişkiler geliştiren Türkiye, dış ticaret rotasını artık ‘AB üyeliği’ zincirinden kurtarıp geniş manevralar yapmaya başladı.

Sarkozy’nin sinsi atağına mektupla cevap vererek Türk kamuoyunu tavlayıcı, sözde ‘misilleme’ yapmak yerine, üzerimize giydirilmeye çalışılanın aksini ispatlar nitelikte somut adımlar atılmalı. Fransa ile ikili ilişkiler bağlamında soykırım yasasına boykotla tepki vermek yerine, Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan’ın ifadesiyle Sarkozy ile ‘dalga geçmek’ çok daha işimize yarar. Aksi halde koskoca ermeni meselesi bugün aşılabilecek kadar küçük bir mesele değil.

Liderlere takılıp kalmak yerine, Ortadoğu’da yaptığımız gibi halkların gönlünü kazanmaya, onları muhatap almaya uğraşmalı. AB’ye mensup ülkelerle ayrı ayrı yakın ilişkiler geliştirmek, gül çehremizi göstermek, gerçeği anlatmak  gerek.

Zira AB kurumsal anlamda bizim için artık yok.

Nitekim geçtiğimiz son üç haftada hükümetin bu konuda etkili adımlarına şahit olduk.

Önce Fransa’nın karalama kampanyasına karşı İstanbul’da tarihi bir Ermeni kilisesinin açılış haberini duyduk. Bu, hakkımızdaki tüm isnatlara karşı halkları muhatap alan, halklarla müzakere eden bir tavırdı.

Sonra Eurovision şarkı yarışmasına Can Bonomo’nun katılacağı haberi geldi. Bu seçim bir devlet kurumu olan TRT’nin, belli ki tek başına almadığı bir karardı. Yahudi bir Türk vatandaşı bizi tüm dünya halklarının önünde temsil edecek. Verilmesi gereken ‘biz farklılıkları özümseyen özgürlükçü bir ülkeyiz’ mesajının öznesi olacak Can Bonomo.

Türkiye bu gibi açılımları dünya kamuoyunun önünde sürdürürse gelişme eğilimine ivme kazandırabilir. Günün şartlarının getirdiği sosyal ve küresel medya olanağını, lehimize politika malzemesi yapmalı. Ülkelerin anlaşamadığımız hükümet üyeleriyle değil, sosyolojisiyle yapacağımız alış veriş, geleceğe yatırım olacaktır.

Bugünlere dünlerden sonra geldik.

 

Burak BUDAK

Sosyal Medyada Paylaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Partilerin Siyasal Söylemi Olarak Seçim Şarkıları

Özet Demokrasilerde bilindiği üzere toplumu temsil etmeye talip kişi ve...

Operasyon: Argo (2012)

Yapım Adı: Operasyon: Argo Yapım Yılı: 2012 Yönetmen: Ben Affleck Tür: Gerilim/Dram Ben...

Türkiye’deki Gençlerin Eğitim Seviyelerinin Artmasında Gönüllülüğün Rolü

Özet Sivil toplum kuruluşları ve bu kuruluşlara gönüllülük esasıyla katılımın...

Güneşin Bile Patentini Almak İsteyenlerin Aşkı: Kapitalizm

Yapım Adı: Capitalism: A Love Story (Kapitalizm: Bir Aşk...