Captain Phillips (2013)

Paul Greengrass’ın yönetmen koltuğunda oturduğu, 55 milyon dolarlık bir bütçeyle çekilmiş olan Captain Phillips filmi 2013 senesinde gösterime girmiştir. Oyuncu kadrosunun içinde Tom Hanks, Barkhad Abdi, Faysal Ahmed, Max Martini, Billy Ray gibi isimlerin yer aldığı, 2009 senesinde yaşanmış olan gerçek bir olaydan esinlenilerek çekilmiş olan bu film, hem deniz haydutlarının yaşam koşullarını hem de korsanlık tehdidiyle karşılaşan denizcilerin korkularını, izleyicilere çarpıcı bir şekilde yansıtmayı hedeflemiştir.

Filmin konusu, ana karakterimiz olan Kaptan Phillips’in, ihtiyaç sahibi olan Afrika ülkelerine erzak taşıyan yardım gemisi Maersk Alabama İle birlikte Somali yakınlarına ulaştıklarında, mürettebatıyla birlikte karşılaştıkları korsan saldırısına karşı verdikleri mücadele ve kaptanın korsanlar tarafından fidye için rehine olarak alınmasının ardından USS Bainbridge Korsanlıkla Mücadele Gücü 151 ve ABD özel timleri tarafından kurtarılışıdır.

Korsanlık faaliyetlerinde bulunanların, bu işi yapmalarındaki temel motivasyonları filmin ilk sahnelerinde izleyiciye gösterilmektedir. Bu hukuksuz faaliyeti sürdürenler, karınlarını doyurmak, ailelerine bakmak, yaşamlarını sürdürmek için para kazanmak zorundadırlar ve bu yüzden bölgede korsanlık faaliyeti adeta ekonomik bir sektöre dönüşmüştür. Bu korsanlık eylemlerini yürüten kişiler, patronları tarafından belirli periyotlarla seçilerek “gemi avına” gönderilirler. Zaten deniz haydutluğunu uluslararası hukukta “bireysel suç” kategorisine yerleştiren unsur da budur; eylemin şahsi amaçlara hizmet etmesi… Filmde de deniz haydutluğunu bir terör faaliyetinden farklı kılan bu niteliğine çeşitli diyaloglarla işaret edilmiştir. Örneğin:

Kaptan sakin ol, burada El Kaide yok. Sadece iş… Para istiyoruz, paramızı alınca her şey yoluna girecek…

Bunun yanında, filmde korsanların silahları vardır fakat bu silahları öldürmekten ziyade tehdit amacıyla kullanırlar ve yine filmde gördüğümüz üzere bu yöntem belli bir noktaya kadar işlerine yaramaktadır.

Kaptan Phillips ve mürettebatının motivasyonlarına bakacak olursak; herkes kendi görev tanımının sorumluluğunu almış vaziyettedir ve korsanlarla mücadele etmenin bu tanımın içerisinde yer alıp almadığı filmin ilerleyen sahnelerinde işçiler tarafından sorgulanmıştır. Kendilerinin silahları yoktur ama korsanların vardır. Bu durum, mevcut riskleri güvenlik açısından daha da üst bir perdeye taşımaktadır ve denizde seyir halindeyken, kendilerini koruyabilecek ya da hukuki bir tavsiye verebilecek bir sendika da mevcut değildir, yani işler karada olduğundan çok daha zordur… Bunun anlamı, gemi çalışanlarının, kendi görev tanımları içerisinde yer almasa da korsanlara karşı mücadele etmekten başka bir seçeneklerinin olmamasıdır.

Filmin ilerleyen sahnelerinde, gemideki işçilerin korsanlara karşı verdikleri mücadeleyi kaybetmelerinin ardından gelişen olaylar neticesinde korsanlar, Maersk Alabama’nın kaptanı olan Phillips’i fidye istemek amacıyla rehin alıp cankurtaran aracılığıyla Somali’ye doğru yola çıkarlar. Bu haydutluk eyleminin uluslararası sularda gerçekleştirilmesinden dolayı, bahsedilen eyleme karşı gerçekleştirilecek olan müdahale de bu bölgede gerçekleşmelidir. Kurtarma ekibinin ya da korsanların Somali’ye girmesi halinde işler hukuki olarak zorlaşacaktır. Bu sebeple hızlıca bir operasyon başlatılır ve korsanların bulundukları yer, bir hava istihbarat aracı sayesinde tespit edilir. İlgili ekipler kurtarma operasyonu için harekete geçmişken, bizler izleyiciler olarak, kaptanla korsanlar arasındaki -eşitsiz gelişim teorisine işaret eden ve filmin izleyiciye vermek istediği mesajların özünü yansıtan- bazı diyaloglara şahitlik ederiz:

“Bizim sularımıza gelirseniz bunun bedelini ödersiniz…

  • Uluslararası sulardaydık, sizin sularınızda değil… Afrika’daki açlar için yiyecek taşıyoruz, Somalililer için bile…
  • Tabii, zengin ülkeler Somalililere yardım etmeye bayılır… Büyük gemiler sularımıza gelir ve tüm balıkları avlar. Bize tutacak hangi balık kalır?
  • Balıkçı mısınız?
  • Evet, hepimiz balıkçıyız.”

Bu diyalogda seyirciye verilmek istenen iki mesaj oldukça dikkat çekicidir. Birincisi, Somali’nin uzun yıllar boyunca Batı Avrupa devletlerinin sömürge yönetimleri altında var olması ve günümüzde bağımsızlığını kazanmış bir devlet olmasına rağmen, bir “üçüncü dünya” ülkesi olarak kapitalizm içerisindeki eşitsiz gelişim sürecinin yarattığı krizden nasibini dramatik bir boyutta almış olmasıdır. Öyle ki kolonyalizmin çöküşüyle birlikte siyasi bağımsızlığını kazanmış ve 1960’ta Birleşmiş Milletlere üye olmuş olan Somali’nin, ekonomik ve toplumsal olarak hala sömürge dönemindeki acılarını ve fakirliğini sürdürdüğünü bizlere gösterir. Diğer taraftan, bir yardım gemisi olan Maersk Alabama’nın, Batılı sömürgeciler tarafından yardıma muhtaç hale getirilen Somali’deki korsanlar tarafından ele geçirilmesinin bedelinin 1 kişinin alacağı 30 senelik cezayla çözüme kavuşturulmaya çalışılması oldukça ironiktir. Bunun yanında fakirlik, yardımlarla çözülemeyecek kadar derin ve yapısal bir sorundur. Bu diyalog, fakir ülkelere yönelik olarak gerçekleştirilen yardım faaliyetlerinin altında yatan derin bir riyakarlığı gözler önüne serer.

Diyalogda verilmek istenen ikinci mesaj ise, başlangıçta uluslararası sulardaki kontrolsüz avcılık faaliyetlerine işaret ediyormuş gibi görünür. Balıkçılık bölgesi tabiriyle işaret edilen alan, 1974’te İngiltere ve İzlanda arasındaki Balıkçılık Davası (UAD) sonucunda nispeten belirginleşmiştir ve 12 millik münhasır balıkçılık bölgesi uygulaması bir yapılageliş değeri kazanmıştır. Fakat söz konusu diyalogla izleyiciye anlatılmak istenen asıl şey, balıkçılığın nerede başlayıp nerede bittiği meselesinden ziyade bir metafordur. Elinde tutacak bir balığı kalmadığı zaman, en cılız balıkçı bile ürkütücü bir korsana dönüşür. Cılız balıkçı korsana dönüştüğündeyse artık avlanacak olan şey büyük gemilerdir.

Son olarak, başlangıçta da değinildiği gibi Captain Phillips filmi hem deniz haydutlarının yaşam koşullarını hem de korsanlık tehdidiyle karşılaşan denizcilerin korkularını, yaşanmış bir olay üzerinden izleyicilere aktarmayı hedeflemiş gibi görünmektedir. Yine de yönetmenin filmi işleyişi açısından şu eleştiriyi yapmak gerekir ki; eğer yapımcı ya da yönetmen, deniz haydutluğunun çok yoğun bir şekilde yaşandığı ve korsanlığın adeta bir sektör haline geldiği Somali’nin toplumsal, ekonomik ve siyasal koşullarının arka planına, Amerikan güvenlik güçlerinin denizdeki operasyonel çabalarına yer verdiği ölçüde bir alan tanımış olsaydı, film muhtemelen çok daha nesnel bir hal alırdı.

Dilara Korkmaz

Deniz Çalışmaları Staj Programı

Editör: Eda KURT

 

Sosyal Medyada Paylaş

[td_block_social_counter open_in_new_window="y" social_rel="nofollow" facebook="tuicakademi" twitter="tuicakademi" youtube="c/TUİÇAkademi" manual_count_youtube="2586" instagram="tuicakademi"]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Çeviri Röportaj: Kapitalizmin Üstesinden Nasıl Geliriz?

Tom Wetzel, planlı bir sosyalist ekonominin nasıl görüneceğini ve sosyalizmi gerçeğe dönüştürmek için ihtiyacımız olan stratejiyi açıklıyor.

Çeviri: Avrupa Kendi Çöküşüne Giden Yolda Birleşmiş Durumda

Bu yazı, Jan Krikke’nin ‘Asia Times’ için kaleme almış olduğu “Europe united on road to its own decline” başlıklı makaleden çevrilmiştir.

Uluslararası Hukuk Değerlendirmesi ve KKTC’nin Deniz Yetki Alanları

Deniz Çalışmaları stajyeri Halit Gür'ün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin deniz yetki alanlarını değerlendirdiği araştırma yazısı yayında!

TUİÇ Üniversite Elçileri Başvuruları Açıldı!

Siz de TUİÇ Üniversite Elçisi olmak istiyorsanız, linkte yer alan başvuru formunu doldurabilirsiniz.