Kalkınmaya Alternatif Yaklaşımlar: Buen Vivir

0
181

 

ÖZET

Bu çalışma öncelikle kalkınma yaklaşımını, alternatiflerini, bir alternatif olarak kalkınma sonrası  yaklaşımı tartışmayı hedeflemekte; daha sonra ise kalkınmaya alternatif Latin Amerika’dan  alternatif bir yaşam bilgisi olarak buen vivir etrafında bir tartışma önermektedir. Günümüzde hakim Avrupa merkezli bakış açısı bitmeyen büyümeye, kaçınılmaz kalkınmaya, kapitalizme, bireyin hakları ve insan merkezciliğe dayanmaktadır. Bu varsayımları takip ederek kalkınma  merkezli yaklaşımın izi sürülerek bunun sonuçlarına odaklanma sağlanacaktır. Akabinde kalkınmaya  alternatif arayışlar ve kalkınma sonrası yaklaşım imkan ve sınırları çerçevesinde incelenecektir. Son olarak ise buen vivir alternatif yaşam bilgisini tanımak ve araştırmak için incelenecek,  ardından olanaklar ve sınırlar tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kalkınma, Kalkınmaya Alternatifler, Kalkınma Sonrası, Buen Vivir.

Sponsorlu

ABSTRACT

This study objects to discuss development approach, its alternatives and post-development  approach as an alternative; then, it proposes a discussion around buen vivir as an alternative  knowledge of living from Latin America, alternative to the development. In the recent world, the dominant Eurocentric perspective is based on and promotes never ending growth, inevitable  development, capitalism, individual rights and anthropocentrism. Following these assumptions,  the development-centered approach will be traced and its consequences will be focused on. Then, alternatives to development and post-development approach will be examined within the  framework of its possibilities and limits. Finally, buen vivir will be examined to recognize and  investigate the alternative knowledge of living’s: then, the possibilities and limits will be  discussed.

Keywords: Development, Alternatives to Development, Post Development, Buen Vivir.

 

 

 

Giriş

İçinde yaşadığımız dünyada hakim Avrupa merkezli bakış açısı, ekonomik olarak sayısal verilerle daha fazla büyüme ve gelişmeyi, piyasa ekonomisinin kaçınılmazlığını ve insan odaklılığını önermektedir. Bu bakış açısı, insanlara sürekli olarak metaryalizmi ve tüketimi  aşılarken içinde yaşadığımız gezegenin ve doğanın toplumdan ayrılmazlığını göz ardı  etmektedir. Toplumu ve doğayı birbirinden ayıran düşünce, bunları bir ikiliğin içine  çekmektedir. Ne var ki doğayla uyumsuzluk ve ekonomik ve toplumsal alanın birbirinden  ayrılması krizlerin başlamasına neden olurken bu ayrımın daha da arttığı toplumlarda krizler  derinleşmekte ve bu krizlerle Avrupa merkezli bakış açısının önerdiği yol ve yöntemlerle başa  çıkmak gittikçe imkansız hale gelmektedir.

Bu çalışma, içinde bulunduğumuz ekolojik, toplumsal ve ekonomik krizlerin kalkınmacı  yaklaşımla derinleştiğini ve kalkınma yaklaşımı önerilerinin başarısız olduğunu önermektedir. Bu  başarısızlık sonucu sosyo-ekonomik krizlere ek olarak artık sıkça duyulan küresel iklim  krizi de sürdürülemez bu yaşam biçiminin alternatiflerinin aranmasının mecburiyetini ve  aciliyetini göstermektedir. Bu önermelerden yola çıkarak, bu çalışmada kalkınmaya  yaklaşımların izi sürülmektedir.

İlk bölümde kavramsal açıdan kalkınmanın gelişimi, kalkınma politikalarının teşvikleri ve bu politikaların sonuçları tartışılacaktır. Kalkınmanın eleştirisinden sonraki ikinci bölümde kalkınmaya alternatif yaklaşımlar incelenirken “Mevcut krizlerle başa çıkmada kalkınmaya  alternatif mi yoksa alternatif kalkınma yaklaşımları mı izlenmelidir?” sorusuyla yeni bir  tahayyülde hangi method ve esasların izlenmesi gerektiği sorgulanacaktır. Son bölümde ise  soyut düzlemdeki tartışma pratiği düzleme taşınmakta ve kalkınma merkezli yaklaşıma  alternatif olarak buen vivir incelenmektedir. 2008 ve 2009 yıllarında Ekvador ve Bolivya  anayasalarına da eklenmiş olan buen vivir, geleneksel Latin Amerika yerlilerinin yaşamı bilme  yönetiminden çıkarılarak nasıl ve hangi kapsamda günümüz aktivizmine, toplumsal  hareketlerine ve akademik çalışmalarına katkı sunabileceği tartışılacaktır.

 

1.Kalkınma

İkinci Dünya Savaşı sonrası kalkınma, politik düzeyde bir söylem olarak 20 Ocak 1949’da ABD  Başkanı Harry S. Truman’ın başkanlık konuşmasında ABD olarak “Bilimsel üstünlüğümüzün  ve endüstriyel ilerlememizin faydalarını az gelişmiş alanların iyileştirilmesi ve büyümesini kullanılabilir kılmak için cesur yeni bir program başlatmalıyız.” ve “Daha iyi bir yaşam  arzularını gerçekleştirmelerine yardımcı olmak için, barışsever insanlara teknik bilgi  birikimimizin faydalarını sunmamız gerektiğine inanıyorum. Ve diğer uluslarla işbirliği içinde, kalkınmaya ihtiyaç duyan alanlarda sermaye yatırımını teşvik etmeliyiz.”[1] sözleriyle kavramı hem siyasi düzleme taşımış hem de kendilerine siyasi bir misyon yüklemiştir. Kalkınma projesiyle birlikte dünyanın bir kısmı kurtarıcı rol üstlenirken diğerleri kalkınma projelerine ihtiyaç duyan, kurtarılması gerekenler olarak resmedilmiştir.[2] Aynı zamanda az gelişmişliği, gelişmiş ülkeler olarak adlandırdığı kendilerinin karşısında aşılması gereken bir ikilem olarak sunmuştur. Az gelişmiş olarak adlandırdığı ulusların kendileri gibi olmaya istek ve arzu  duyduklarını, bunun için de gerekli olan sermaye yatırımı teşviğine hazır olduklarını ifade  etmiştir. Truman’ın bu söyleminden yola çıkarak kalkınma, ABD ve onun gibi kapitalist  gelişmiş ülkeleri işaret ederek belirli bir jeopolitik bağlamın ortasında şekillenen, özlemi  duyulan, teşvik edilmesi gereken bir strateji olarak anlaşılmaktadır.

Kalkınmanın ekonomik düzlemdeki temsilleri ise ekonomistler tarafından uygulama stratejileri olarak üzerinde çalışılmıştır. Kuzey Amerikalı ekonomist Walter Whitman Rostow’un 1960  yılında yayımladığı “Ekonomik Büyümenin Aşamanları: Komünist Olmayan Bir Manifesto” adlı kitabı ekonomik kalkınma olarak büyümenin en önemli temsilcilerindendir. Gelişmeyi tüm  toplumların içinden geçmesi gereken aşamalar dizisi olarak tanımlamıştır ve detaylandırdığı büyüme aşamaları modeli kalkınmanın ve modernleşmenin temel planı haline gelmiştir. Rostow’un kalkınma modeli ve siyaset teorisi olarak önemli görülen teorisinde, toplumlar, geleneksel toplumdan tüketim toplumuna beş aşamalı olarak analiz edilmektedir. İlk aşamadan  son aşamaya doğru geleneksel toplum, geçiş dönemi toplumu, kalkış aşamasındaki toplum,  olgunlaşma aşamasındaki toplum ve son olarak kitle tüketim çağındaki toplum nihai hedef olarak ifade edilmiştir. İlk aşamadaki tarım toplumları yoksul toplumlardır ve amaç yaygın tüketim ekonomisi olan nihai aşamaya ulaşmaktır.[3] Rostow’un teorisi ekonomik modellerin  teşviğinde önemli yer tutmuştur.

Kalkınmaya dair siyasi ve ekonomik temellendirmeler sonrası arzulanan büyüme hayali nasıl  bir kalkınma olacağı üzerine 1949’da Truman’ın konuşmasından bugüne, teorik ve politik çabalara rağmen kalkınma stratejisi başarılı olmamıştır. Kalkınmaya dair uygulanan  modellerden ziyade “kapitalist üretim biçimlerinin yarattığı yapısal eşitsizlikler”[4] üzerinden  gelinemeyen sorunlar olarak kalmıştır. Kalkınma, evrensellik iddiasıyla eşitsizliklerin  derinleştiği bir dünyaya yol açmıştır ve kalkınma ile ilgili temel sorunlar şöyledir: İlki,  kalkınma kaçınılmaz bir gereklilik olarak görülmektedir. İkincisi, kalkınmaya dair en önemli  gösterge ekonomik büyüme olarak görülmüştür ancak adil bir bölüşüm sistemi olmadan  büyüme, toplumsal gelişme ve refah hedefine ulaşamaz. Üçüncüsü, kalkınma için  sanayileşmenin gerekliliği, sanayileşmesiz kalkınma olamayacağı anlayışıdır. Son olarak, kalkınma makro ölçekte düşünülmüştür ve yerel toplulukları, yerel koşulları göz ardı etmiştir.[5] Kalkınmanın ekonomik büyüme, evrensel ve biricik değerler, sanayileşme yoluyla  gerçekleşeceği, geri kalmış toplumlar için arzulanan ve kaçınılmaz bir yol olduğu varsayımları  gerçekleşmemiştir. Kalkınmanın başarısızlığına işaret eden akademik yazın yeni bir alternatif  arayışına girmiştir.

2.Kalkınma Sonrası Yaklaşım

Kalkınma sonrası yaklaşımın öncülerinden görülen 1992 yılında Wolfgang Sachs editörlüğünde  derleme yazılardan oluşan “Kalkınma Sözlüğü: Bir Güç Olarak Bilgiye Giriş” kitabının önsözü,  “Geride bıraktığımız ve artık sona ermek üzere olan son kırk yıla kalkınma çağı denilebilir.  Kalkınma çağının ölüm ilanını kaleme alma vakti gelmiş bulunuyor.” sözleriyle başlamaktadır.[6]

Kalkınma sonrası yazında mevcut kalkınmanın alternatifi mi yoksa alternatif kalkınmanın mı  izinin sürdüldüğü sorusunu bu geleneğin öncülerinden Arturo Escobar yanıtlamıştır. Kalkınma  sonrası yaklaşım, kalkınmaya dair paradigmaları tümden reddetmektedir. Alternatif kalkınmayı  reddederken kalkınma sonrası yaklaşımları da kalkınmanın alternatifi olarak görmektedir. Bu alternatifler kalkınma paradigmasından tamamen kopuşu öngörürken yerli kültürleri ve  yerlilerin bilgilerine, hakim bilimselliğe karşı eleştirelliğe, yerelden çoğulcu taban  hareketlerinin savunulmasına dayanan bir alternatif olarak açıklamaktadır.[7]

Kalkınmaya dair bilginin, eleştirelliğinin temeli pek çok kez Micheal Foucault’ya  dayanmaktadır. Aram Ziai; Foucault’nun izini, giden kalkınma eleşitirlerindeki ilk çalışmalarında kalkınma arkeolojisi, güç olarak bilgi, hakikatin özerk üretimi ve ikincil bilginin ayaklanması kavramsallaştırmalarında Foucault’nun etkisini görür. Özellikle de bir söylem olarak kalkınmanın eleştirildiği kalkınma sonrası yazının fikirsel dayanağına işaret etmektedir, kalkınma sonrası teorilerin büyük çoğunluğu kalkınmayı bir söylem olarak görmektedir. [8]

Aram Ziai, kalkınma sonrası yaklaşımı kendi içinde tartışmalar yarattığına dikkat çeker. Bu  tartışmaları da dört noktada açıklar: İlki, kalkınma sonrası yaklaşım kültürü ve yerel  toplulukların romantikleşirilmesinin eleştirilmesi gereken noktaları olduğuna dikkat çeker.  Kalkınma sonrası yaklaşım bazı geleneksel yaklaşımlara eleştirel ve şüpheci bakmadan  desteklemez. İkincisi, kalkınma sonrası yaklaşımlarda bazıları kalkınma ve moderniteye dair  tümden reddi savunurken bazıları da kalkınmanın olumlu unsurlarının tümden  reddedilmemesi gerektiğini düşünür. Üçüncüsü, bazı kalkınma sonrası yaklaşımlarda kültürler  değişmez olarak ele alınırken diğerleri bunları değişken görürler. Son olarak da bazı kalkınma  sonrası yaklaşımların tarıma dönme gibi planlı stratejileri diğerleri tarafından  reddedilmemektedir. [9]

Ziai, bu yaklaşımlara göre iki ayrı kalkınma sonrası yaklaşım olduğunu ileri sürer. Modernite ve kalkınmanın tamamen reddini, yerel topulukları, geleneklerin romantize edilmesini, kültürlerin sabitliğini romantize ederek kültürel relativizme giden bakışı, moderniteyi reddedip  geçimlik tarıma geri dönüşü savunmayı “neo-popülist kalkınma sonrası yaklaşım” olarak  adlandırır. Modernitenin bazı yararlı olabilecek unsurlarını reddetmemeyi, bazı konularda  geleneklere ve kültürlere şüpheci yaklaşılması gerektiği; kültürlerin değişken oldukları ve toplumsal dönüşüm için planlamacı bakışın terk edilmesi gerektiği düşüncelerinin de “şüpheci kalkınma sonrası yaklaşıma” ait grupta olduğunu ifade eder. Bu noktada neo-popülist kalkınma yaklaşımından yola çıkan planlı hareketler, moderniteyi reddedip modernite karşıtı ataerkil değerlerle geleneksel elitlerin projesi haline gelebileceği konusunda uyarmaktadır. Örneğin; İran’da İslami devrim moderniteyi, Batı merkezli bakış açısını reddederek yola çıkarken kültürel ve geleneksel kodlara referansla kadın hareketinin bastırılmasına neden olmuştur.  İkinci yaklaşımda şüpheci yaklaşımın radikal demokrasi içine yerleştirilmesi üzerinden okuma  yapmaktadır. Bir yandan neo-popülist yaklaşım romantiklikle eleştirilebilirken diğer yandan radikal demokrasinin özgürleştirici potansiyelinin bu noktada gözden kaçırılmaması noktasına dikkat  çekmektedir.[10]

Radikal demokrasinin kalkınma sonrası yaklaşıma eklemlenmesinde Ernesto Laclau ve Chantal  Mouffe’un Marksist yaklaşımdan tamamiyle kopmadan ancak Marksizm’in göz ardı ettiği  diğer baskı ve sömürü ilişkilerine dikkat çektikleri radikal ve çoğulcu demokrasi projesi[11] önemlidir. Kalkınma sonrası yaklaşımda gücün yerelleştirildiği, iktidarın halk tarafından  kullanıldığı bir demokrasi tahayyülü vardır.[12] Bu noktadan hareketle Bolivya ve Ekvador  anayasalarına giren buen vivir, kalkınma sonrası radikal demokrasinin özgürleştirici  potansiyelinin uygulamadaki ilk denemeleri olarak değerlendirilebilir. Son bölümde ele alınan  buen vivir ile kalkınmaya alternatif arayışında yerli bilgilerinden yola çıkarak yerel  bağlamların ülke geneline yayılabilecek potansiyeli tartışılacaktır.

3.Buen Vivir

Kavram; bireyin, toplumun ve doğanın ayrılmazlığına, varoluşun mekansal, zamansal ve  uyumlu bütünlüğüne, birlikte varoluşuna işaret eder. Buen vivir, basitçe bir topluluğa özgü  yaşam pratiği gibi görünse de aslında bilginin, aklın, varoluşun ve eylemlerin karşılıklılığını  gerektiren bir yaşam sistemidir.[13] İspanyolca “buen vivir” ve “vivir bien”; İngilizce’de well  livingve living well”, Türkçe’de iyi yaşamolarak yaklaşık çevirisi yapılmaya çalışılsa da aslında bugünün yaşam sisteminde kavram oldukça zor anlaşıldığından basitçe ifade  edilememektedir. Ayrıca farklı topluluklarda farklı karşılıkları olduğundan tek ve değişmez bir  yaşam felsefesine işaret etmemektedir, bu yüzden buen vivir içinde çoğulculuğu ve kültürlerarasılığı barındırır. Tek bir buen vivir olduğu öne sürülemez. Yerli halkların bilgisinin ve yaşam felsefelerinin kültürlerarası, farklılaşmış, bugün yeniden tasarlanıp yorumlanması  sonucu ortaya çıkan bir kavramsallaştırma olarak açıklanabilir.

Aymaralılar’da suma qamaña, Quechualar’da sumac kawsay, Guaraniler’de ñande reko,  Ashuarlar’da shiir waras, Mapucheler’de küme mongen gibi pek çok yerli halkın benzer bilgilere sahip olduğu görülmektedir. En çok atıfta bulunulan örneklerinden Bolivya’daki Aymara topluluğunda suma qamaña, Ekvador’da sumac kawsay fikri bugün ifade edilmeye çalışılan buen vivir olarak çokça referans gösterilse de kendi aralarında da bazı noktalarda farklılaşırlar. Suma qamaña kavramı; bölgedeki diğer canlıları, doğayı da kapsayıcı anlamı olan topluluk içindeki karşılıklı derin ilişkilerin sonucu mutlu, tatminkar bir hayata ulaşmak için gerekli olan duyarlılığı ifade etmektedir. Ekvador’daki sumac kawsay da Bolivya’dakine benzer ilişkileri işaret etse de doğayla uyumun, ekosisteme saygının burada daha önemli olduğu söylenebilir.[14]

Buen vivir, kavramsal olarak Peru’da kullanıldığı 1990’lardan sonra ilk olarak Ekvador ve  Bolivya’ya yayılmıştır.[15] Daha sonra kavrama duyulan ilgi gitgide artmış, araştırmalara daha  fazla konu olmuş ve toplumsal hareketler tarafından sahiplenilmiştir. Kavramın kullanımı  kültürel yapılagelenin tasviri olsa da daha sonra Latin Amerika’daki And Dağları yerli halklarının felsefesi olarak ele alınmıştır. Felsefe olarak ele alınması buen vivirin yeniden  keşfi olarak görülebilir. Yerli halkları için bu yaşamın kendisi olsa da moderniteden zehirlemiş  olarak tasvir edilebilecek koca bir dünyanın halkları için “iyi yaşam”ın yeniden keşfi olarak  adlandırılabilir. Ancak tek, biricik ve evrensel doğruların olmadığı noktasında buen vivirin  farklı yerli halklarının bilgilerinden doğan ve modern düşünceyle farklılaşan bir kavram olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Kavramın işaret ettiği iyi yaşam, modern Batı düşüncesindeki anlamıyla bireylere özgü iyi bir yaşama işaret etmemektedir. İyi yaşam; metalar ve tüketimden  bağımsız, topluluğun her bir unsurunun iyi olması, kolektif iyilik halidir. Bu kavram, yerli  halkların yaşam bilgisini aşarak ulusların stratejilerini etkilemeye kadar gitmektedir. Bir sonraki bölümde, kalkınma sonrası yaklaşımda ve ulusal çaptaki çabanın ilk örnekleri olarak  21. yüzyılda Bolivya ve Ekvador anayasalarında buen vivir tartışılacaktır.

3.1 Kalkınma Sonrası Yaklaşımda Buen Vivir

Günümüzde buen vivir’in üç ayrı kullanımı olduğu ifade edilmektedir: genel kullanım, dar  kullanım ve tözel kullanım. Kavramın özgün kullanımı tözel anlamlıdır ve genel ve dar  kullanım daha sonra ortaya çıkarılmıştır. İlk kullanım biçimi, kalkınma yaklaşımının genel bir  eleştirisine işaret eder. İkinci kullanım, kapitalizme eleştiri getirerek günümüz sosyalizminde  başka türlü bir kalkınma biçiminin tahayyülüdür. Burada devlete, mülkiyete, büyümeye,  doğanın metalaşmasına eleştiri getirilmemiştir. Devletin, kaynakların mülkiyet ve dağıtımındaki  rolü sorunlaştırılmıştır. Ekvador ve Bolivya anayasalarında yer aldığı şekliyle buen vivir  bütüncül bir kalkınma olarak yorumlanmaktadır. Üçüncü kullanım ise kalkınmaya ilişkin  yaklaşımları bütüncül bir biçimde eleştirir, sosyalizm ile buen vivir’in ilişkilendirildiği dar kullanımı aşmaktadır. Genel kullanımda eleştirilen kapitalizmi içererek ikinci kullanımındaki  sosyalist tahayyülün eleştirisini de vermektedir. Tözel kullanımıyla buen vivir post-kapitalist  ve post-sosyalist alternatiflerle kültürlerarası, çoğulcu kalkınmaya alternatif bir yaklaşımdır.[16]

Buen vivir, kalkınma merkezli bir yaklaşıma alternatif olarak iyi yaşamın, bir topluluğun  parçası olarak topluluk ve doğayla uyum içinde gerçekleşebileceği inancına dayanmaktadır.  İçinde yaşanılan topluluk yalnızca bireylerden ibaret görülmez. Bu fikre göre topluluk içinde  yaşanılan çevre, diğer canlılar ve gezegenin ayrılmaz bir parçası olarak görülür. Bunlar da topluluğun değerli parçalarıdır. Topluluğun tüm bileşenlerinin iyiliği, bireysel iyiliği  kendiliğinden getirir.

Kalkınma sonrası yaklaşımlarda büyüme yerine çevresel ve toplumsal hedefleri öncülemesi[17] bilginin özgürleştirilmesi çabası sonucu alternatiflerin keşfedilmesi olarak değerlendirilebilir.  Kolonyal dönem sonrası buen vivir’in anayasalara girmesi, aktivistler ve toplumsal hareketler  tarafından sahiplenilmesi; bilginin ve dilin sömürgesine, Batılı bilginin gücüne ve egemenliğine karşı yerli halkların bilgilerinin ve düşüncelerinin yeniden değerlendirilmesi açısından  önemlidir. [18]

3.2 Bolivya ve Ekvador Anayasalarında Buen Vivir

2006-2019 yılları arasında Bolivya Devlet Başkanlığı görevini yürüten Eva Morales ve 2007-2017 yılları arasında Ekvador Devlet Başkanlığı görevini yürüten Rafael Correa’nın  başkanlıkları sırasında bu iki ülkede yeni anayasa yürürlüğe girmiştir. Yeni anayasalar 2008  yılında Ekvador’da, 2009 yılında ise Bolivya’da yürürlüğe girmiştir. Bolivya’da ve Ekvador’da yeni anayasa yapma konusundaki süreçlerin başlamasında bu  değişimin sebepleri olarak bu iki ülkede nüfusun çoğunluğunun yerli halkların oluşturduğu ülkeler olması ve dönemin konjonktürel koşulları önemli olmuştur.

Bolivya’da yerliler, yoğunlukla da Quechua ve Aymara halkları, nüfusun %55’ini  oluşturmaktadır. Ülkede en az 36 etnik grup yaşarken beyazlar nüfusun yalnızca %15’i kadardır. Bolivya’da anayasa değişim sürecine de başkanlık eden Eva Morales, Bolivya tarihinin ilk seçilmiş yerli başkanı olmuştur. Ekvador’da ise yerli halklar nüfusun %35’ini, kendisini Afro-Ekvadorlu olarak tanımlayanlar %10’unu ve beyazlar %10’u oluşturmaktadır. Mestizolar, nüfus  içinde en büyük grubu oluşturmaktadır.[19]

Anayasanın yapıldığı dönemde iki ülke, yasaların yapıldığı süreçte kendilerini çok uluslu devletler olarak tanımlamış, sürece yerlileri dahil etmiş ve her iki ülke de bu yeni anayasaları  sömürge tarihinden bir kopuş olarak görmüşlerdir. Bu süreçle hem Bolivya hem de Ekvador anayasaları, topluluk yapılarını güçlendirme ve katılımcı demokrasi modeli uygulama konusunda ilk girişimleri olmuştur.[20] Hem Bolivya hem de Ekvador’daki anayasa günümüz liberal yaklaşımı aşan ve post-liberal yaklaşım olarak adlandırılan demokrasinin daha katılımcı, sosyal ve kapsayıcı biçimini yansıtmaktadır.[21]

Devletin bunu anayasal güvenceye almasının önemli sonuçlarından biri, devletin artık buen vivir hedefi için sorumlu olması gerektiğidir. Gerçekten bunun uygulanabileceği devletlerde sosyal, ekonomik ve politik sonuçlar olacaktır çünkü ekonomik kararların insanın gelişmesine, doğayla uyumluluğa ve ona karşı sorumluluğa, kar mantığından uzak bir yaklaşıma dayanması  gerekecektir.[22] Ancak belirtilmelidir ki anayasanın yapılış sürecinde de tartışıldığı gibi doğanın hakları ve iyi yaşam gibi soyut kavramların tamamiyle uygulamada sorunsuz olacağı, birden bire keskin bir dönüşüme neden olacağı gibi bir çıkarım yapılmamalı; anayasal değişimler romantize edilmeden, kutsanmadan değerlendirilmelidir.

Ekvador anayasasında belirtildiği üzere bu anayasal değişimler “doğa ile çeşitlilik ve uyum  içinde yurttaşların bir arada yaşaması için yeni bir yol inşa etme, iyi yaşama, sumak kawsay’a ulaşma”yı hedeflemiştir.[23] Ayrıca anayasadaki buen viviri pratiğe geçirmek için Ekvador‘da 2009-2013 Ulusal Kalkınma Planı, geleneksel kalkınma yaklaşımını aşarak planlanmıştır.  Biyopolis’in geliştirilmesi, biyo-bilgi, eko-turizm ve agro-ekoloji temelinde bir toplumsal dönüşüm için ithalatın seçici ikamesi, temiz enerji kullanımı, ihracatın çeşitlendirilmesi ve  ikamesi, biyo-hizmetler ve teknoloji uygulamaları olmak üzere 4 aşama öngörülmüştür.  Bolivya’da ise topluluğun, yani içinde yaşadıkları ekosistem ve insanların, altyapı ve kalkınma  projelerinden etkilenmemesi oldukça önemsemektedir. 2011 yılında dünyada ilk kez Bolivya ile birlikte Doğa Ana Hakları yasal düzeyde tanımlanmıştır.[24] Genel olarak haklar değerlendirildiğinde ise üçüncü kuşak insan hakları olarak adlandırılan ekonomik, sosyal ve  kültürel hakları içerdiği ifade edilmektedir. Örneğin Ekvador’da iyi yaşam için gerekli  beslenme, sağlık, eğitim, su gibi hakları içermektedir. Bolivya’da devlet çoğulcu toplumun etik  ve ahlakını tembel olma, yalan söyleme, çalma yerine buen vivir, bozulmamış çevre, bilgeliğin yolu gibi anayasaya koyduğu prensiplerle teşvik etmektedir.[25] Bu kavramlar soyut ve  romantik görünse de anayasada tanınması ve uygulanmasının teşvik edilmesi açısından  önemlidir.

Yerli halkların küçük topluluklarından Ekvador ve Bolivya’da ülke genelinde anayasal  düzlemde karşılık bulması; yerli geleneklerin arkaik ve eskiye ait olmadığını, bugün modern  düşüncenin eleştirisi ile yerli halkların bilgisinin geleceğe dönük bir mücadelede önemli  olacağını göstermektedir. Bu anayasalar buen vivir’in geçmişte kalan, arkaik, eskiye dönüş  arzusu olmadığını, günümüzdeki mevcut sorunlarla mücadelede yerli halkların bilgisine işaret  etmektedir. Ayrıca, Eduardo Gudynas’ın ifade ettiği gibi kültürlerarası gerçekleşen ve  karşılılıklığa dayanan buen vivir, bazı yerli topluluklarındaki erilliği aşabilmeyi gerektirirken  Batılı modern düşüncede de topluluğun insanlar dışında bir ekosistemi de içerdiğini anlamayı  gerektirecektir. Yani, buen vivir yalnızca yerlilerin kültürel pratiklerine referans  vermemektedir.[26] Ayrıca gelişmiş ülkelerdeki modernizme ve kalkınmaya yapılan eleştirilerin  Güney’den de güçlü bir biçimde gelebileceğini göstermesi açısından da önemlidir çünkü  Kuzey kadar Güney de bu durumdan etkilenmektedir. Çevreye karşı kalkınma yaklaşımına  karşı çıkıp çevrenin topluluktan ayrı olmayan bir şey olduğunu, yalnızca topluluğun bir unsuru  olduğunu hatırlatması bakımından önemlidir.[27]

Son olarak, ekosistemin ayrılmazlığı ve yerli halkların haklarının vurgulandığı oldukça önemli ilk uluslararası mahkeme kararı da 2012 yılında alınmıştır. Ekvador’un Sarayaku bölgesinde  petrol arama ve çıkarma çalışmaları sonrası son yıllarda ekosistemin değiştiğini, bunun  kültürlerine ve yaşamlarına da zarar verdiğini dile getiren Kiwcha halkı, Ekvador devletine açtıkları davada sonuç alamayınca 2007 yılında Amarikalılar Arası İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, yerlilerin mülkiyet ile ilişkisinin yalnızca toprak ve üretimle ilgili olmadığına; kültürlerini gelecek nesillere tam aktarma hakları kapsamında bu mülkiyetten tam yararlanma hakları olduğuna; yerlilerin ortak mülkiyetinin meşruiyetine kültürel, manevi ve  maddi ilişkiler bağlamında atalarından kalan ortak miras olarak karar vermiştir. Ekvador  hükümetini de yerlilerin haklarından tam ve eksiksiz yararlanmasındaki sorumluluğu yerine  getirmediğine işaret edip yerli toplulukların atalarından kalma topraklara, kültürlerini devam ettirmek ya da geçim için kaynaklara erişim engellenirse özel mülk sahipleri yasal olarak o  topların mülkiyetine sahip olsalar bile bu bölgelerin yerli topluluklara iade hakkını güvence  altına alması gerektiği hükmüne varmıştır. [28]

 Sonuç

Çalışmada; ekonomik büyüme, kaçınılmazlık, tek ve değişmez bir yol olarak kalkınma  yaklaşımı, hedeflenen toplumsal iyilik ve refahı getirmediğinde eleştirilmiş ve kalkınmaya  alternatif yaklaşımlardan kalkınma sonrası yaklaşım değerlendirilmiştir. Kalkınma sonrası  yaklaşım çoğulcu, kültürlerarası, hiyerarşisiz bir mücadelede bireyin değil topluluğun kolektif  iyiliğini öncüleyen bir yaklaşım öngörmektedir. Bahsedilen bu topluluk içinde yaşadığı  ekosistemden bağımsız değil, aksine birbirlerine içkindirler. Çevre, doğa, toprak, insan, bitkiler ve  hayvanlar birbirlerinden ayrılmaz unsurlardır. Bu yaklaşımla kalkınma sonrası tahayyül,  toplumsal uyumu beraberinde getirecektir. Bu teorik çaba, romantiklikle ve pratikte  uygulanabilirliği açısından eleştirilmiştir. Ayrıca bu çaba arkaiklik, geçmişe dönüş ve kültürel  relativizmle suçlanmıştır. Ancak Zaim’in de ayrımını yaptığı ve skeptik olarak nitelendirdiği  kalkınma sonrası teorik yaklaşımın radikal demokrasinin özgürleştirici potansiyeliyle pratikte  uygulanabilirliği gözden kaçırılmamalıdır.

Ekvador ve Bolivya’da kalkınma sonrası bir yaklaşım olarak buen vivir’in tartışılması, kolektif  bir çabanın sonucu anayasalarına eklenmesi, anayasa sonrası davalarda kazanımlar ve yeni  beyannamelerle desteklenmesi açısından umut vericidir. Ancak daha önce de tartışıldığı üzere  Ekvador ve Bolivya anayasalarında geçen buen vivir, bugün bu ülkelerde yeni bir düzen veya sistemik değişiklikler getirmemiştir. Anayasadaki haliyle iyi yaşam ve doğanın hakları da soyut düzlemde kalmaktadır ve pratikte nasıl uygulanacağı çok net değildir. Bu açıdan anayasal değişikliklerin kısa vadede muazzam etkiler yaratacak olması yanılgısına düşülmemelidir.

Anayasal değişikliklerin kısa vadede uygulanabilir olması yalnızca bu konu özelinde değil, toplumsal konularda da geçerlidir. Tarihsel ve bağlamsal kopuşlar, kısa vadede tabandan  çoğulcu taleplerde gerçekleşememektedir. Örneğin, Batı’da yaklaşık 80 yıldır savunuculuğu  yapılan insan hakları hala sorunsuz değildir. Ekonomik ve politik nedenlerle dış dünyanın da  etkisinde kalınan stratejiler ve kararlarda birden bire radikal bir değişim beklemek, bu  değişimin yavaşlığını sorunlu bulmak yanlış bir okuma olabilir. Değişimin yavaşlığına rağmen “varolan kapitalizm bağlamında umut alanlarının yaratılması”[29], bilginin, kültürün, insanların  arasındaki hiyerarşinin yıkılması ve ekosistemin ayrılmazlığının kabul edilmesi açısından buen  vivir, kutsanmadan 21. yüzyılda uygulanabilecek Latin Amerika’nın kalkınma sonrası  alternatiflerine bir örnek olarak değerlendirilmelidir. Bu açıdan eleştiriler ve yeni tartışmalar da bağlama özgü olmalıdır. Başka coğrafyalardan yerli halkların bilgilerinin günümüz  koşullarında anayasalarda, beyannamelerde, politika önerilerinde yer alması kalkınma sonrası  çabayı pratikte zenginleştirecek ve yeni zihin açıcı tartışmalar açacaktır.

 

 

KARDELEN DİLARA CAZGIR

LATAM STAJYERİ

 

 

BİBLİYOGRAFYA

[1] Inaugural Address of Harry S. Truman. 20 Ocak 1949.

[2] ESCOBAR Arturo. Post Development as Concept and Social Practice. 2007. (s.19-20).

[3] ROSTOW Walt Whitman. The Stages of Economic Growth: A non-Comunist Manifesto.1960.

[4] AYKAÇ Aslıhan. Dayanışma Ekonomileri: Üretim ve Bölüşüme Alternatif Yaklaşımlar. 2018.(S.19).

[5] AYKAÇ Aslıhan. Dayanışma Ekonomileri: Üretim ve Bölüşüme Alternatif Yaklaşımlar. 2018. (S.20-21).

[6] SACHS Wolfgang. Kalkınma Sözlüğü: Bir Güç Olarak Bilgiye Giriş. 2007 (S.1).

[7] ESCOBAR Arturo. Encountering Development: The Making and Unmaking of the Third World. 1995 (S.215).

[8] ZIAI Aram. The ambivalence of post‐development: between reactionary populism and radical democracy. 2004. (ss. 1046-1047).

[9] ZIAI Aram. The ambivalence of post‐development: between reactionary populism and radical democracy. 2004. (s. 1053).

[10] ZIAI Aram. The ambivalence of post‐development: between reactionary populism and radical democracy. 2004. (s. 1053-1058).

[11] LACLAU Ernesto ve MOUFFE Chantal. Hegemonya ve Sosyalist Strateji. 2015.

[12]  ZIAI Aram. Exploring Post-Development. 2007. (S. 122-124).

[13] WALSH Catherine. Development as Buen Vivir: Institutional arrangements and (de)colonial entanglements. 2010.

[14] GUDYNAS Eduardo, Buen Vivir, içinde Küçülme Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı, Metis, 2020. (S. 281- 2.).

[15] GUDYNAS Eduardo, Buen Vivir, içinde Küçülme Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı, Metis, 2020. (S. 279.).

[16] GUDYNAS Eduardo, Buen Vivir, içinde Küçülme Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı, Metis, 2020, (S. 279- 280).

[17] GUDYNAS Eduardo, Buen Vivir, içinde Küçülme Yeni Bir Çağ İçin Kavram Dağarcığı, Metis, 2020. (S. 283).

[18] CUESTAS-CAZA, Javier (2019). Sumak Kawsay between Western Post-development and Andean Philosophy.  Ánfora, 26(47),111 – 142. (S.119.).

[19] FATHEUER Thomas. Buen Vivir a brief introduction to Latin America’s new concepts for the good life and  the rights of nature. 2011. (S. 14)

[20] FATHEUER Thomas. Buen Vivir a brief introduction to Latin America’s new concepts for the good life and  the rights of nature. 2011. (S. 15-16)

[21] WOLFF Jonas. (2012). The New Constitutions and the Transformation of Democracy in Bolivia and Ecuador. (S.19)

[22] WALDMÜLLER Johannes M. (2014). Buen Vivir, Sumak Kawsay, ‘Good Living’: An Introduction and  Overview. 2014. (S.14).

[23] CUESTAS-CAZA, Javier (2019). Sumak Kawsay between Western Post-development and Andean Philosophy.  (S.114.).

[24] Buen Vivir: The Rights of Nature in Bolivia and Ecuador. 2020.

[25] FATHEUER Thomas. Buen Vivir a brief introduction to Latin America’s new concepts for the good life and  the rights of nature. 2011. (S. 16-18).

[26] GUDYNAS Eduardo, Buen Vivir. 2020. (S. 282).

[27] FATHEUER Thomas. Buen Vivir a brief introduction to Latin America’s new concepts for the good life and  the rights of nature. (S. 29).

[28] SCHETTINI Andrea. Toward a New Paradigm of Human Rights Protection for Indigenous Peoples: A Critical  Analysis of the Parameters Established by the Inter-American Court of Human Rights. 2012.

[29] ANDERSON Ben. Becoming and Being Hopeful: Towards a Theory of Affect. 2006. (S.734).

 

KAYNAKÇA

Anderson, B. (2006). Becoming and Being Hopeful: Towards a Theory of Affect. Environment  and Planning D: Society and Space, 24(5), 733–752.

Aykaç, A. (2018). Dayanışma Ekonomileri: Üretim ve Bölüşüme Alternatif Yaklaşımlar.  İstanbul: Metis Yayınları.

Buen Vivir: The Rights of Nature in Bolivia and Ecuador. Erişim tarihi: 20.11.2020. Erişim  adresi: https://www.rapidtransition.org/stories/the-rights-of-nature-in-bolivia-and ecuador/#:~:text=The%20Bolivian%20Constitution%20of%202009,principle%20to%20guide%20state%20action.&text=Once%20in%20power%2C%20both%20Presidents,of%20the%20 rights%20of%20nature.

Cuestas-Caza, Javier (2019). Sumak Kawsay between Western Post-development and Andean  Philosophy. Ánfora, 26(47),111 – 142.

D’Alisa, G., Demaria, Giorgos Kallis, G. (2020). Küçülme Yeni Bir Çağ İçin Kavram  Dağarcığı. Metis Yayınları.

Escobar, A. (1995) Encountering Development: The Making and Unmaking of the Third World.

Escobar, A. (2007). Post Development as Concept and Social Practice. İçinde, Exploring Post Development Theory and Practice, Problems and Perspectives (18-33). New York: Routledge. Princeton, NJ: Princeton University Press.

Fatheuer, T. (2011). Buen Vivir a brief introduction to Latin America’s new concepts for the  good life and the rights of nature. Berlin: Heinrich Böll Foundation.

Inaugural Address of Harry S. Truman. 20 Ocak 1949. Erişim Adresi:  https://avalon.law.yale.edu/20th_century/truman.asp

Laclau, E., Mouffe, C. (2015). Hegemonya ve Sosyalist Strateji. (Çev. Ahmet Kardam).  İstanbul, İletişim Yayınları.

Rostow, W. W. (1960) The Stages of Economic Growth: A non-Comunist Manifesto.  Cambridge: Cambridge University Press.

Sachs, W. (1992). Kalkınma Sözlüğü Bir İktidar Olarak Bilgiye Giriş. (Çev. Oktay Etiman).  Ankara, Özgür Üniversite.

Schettini, A. (2012). Toward a New Paradigm of Human Rights Protection for Indigenous  Peoples: A Critical Analysis of the Parameters Established by the Inter-American Court of  Human Rights. Sur International Journal on Human Rights, Vol. 9, No. 17. London: Zed Books.

Waldmüller, J. M. (2014). Buen Vivir, Sumak Kawsay, ‘Good Living’: An Introduction and  Overview. 2014. Erişim Adresi: alternautas.net/blog/2014/5/14/buen-vivir-sumak-kawsay good-living-an-introduction-and-overview

Walsh, C. (2010). Development as Buen Vivir: Institutional arrangements and (de)colonial  entanglements. Development, 53(1), 15–21. doi:10.1057/dev.2009.93

Wolff, Jonas. (2012). The New Constitutions and the Transformation of Democracy in Bolivia  and Ecuador. Içinde New Constitutionalism in Latin America: Promises and Practices Chapter:  9. (ss. 183-202).

Ziai Aram. (2004). The ambivalence of post‐development: between reactionary populism and  radical democracy. Third World Quarterly. 25:6, 1045-1060.

Ziai, A. (2007). Exploring Post-Development: Theory and Practice, Problems and Perspectives.  New York: Routledge.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here