Khaled Zwawi ile Röportaj: Filistin’den Türkiye’ye Uzanan Yolculuk

0

1- Kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Khaled Zwawi. Türkçe adım ise Halit Zuvavi. 34 yaşındayım ve İngilizce öğretmeniyim. İngilizce öğretmenliği yapıyorum. 2010 yılında Suriye Halep Üniversitesi’nden mezun oldum. Aslen Filistinliyim, Suriye’de mülteci olarak doğdum. Şu an Hatay/İskenderun’da yaşıyorum.

 

2- Kendi ülkenizden Türkiye’ye olan yolculuğunuzun süreci hakkında bizleri bilgilendirir misiniz?

Küçük yaştan beri Suriye’de yaşıyordum. Suriye’de okula gittim mezun oldum. Suriye’den de bir kızla evlendim. Yine yaşıyorduk hiçbir sıkıntı yoktu yani savaş başlamadan okula gittik, üniversite okuduk, evlendik, çalıştık ve savaş başlayınca Türkiye’ye mecburen kaçmak zorunda kaldımk. Kısmetimiz Türkiye oldu. Filistinlilerin büyük çoğunluğu Avrupa’ya kaçtı ama biz Türkiye’ye yerleştik. Türkiye’deki beşinci senemi bitirdim üç ay önce.  

 

3- Filistin’den neden ayrıldınız?

 Biliyorsunuz ki Filistin’de yaşamak çok zor. Çünkü İsrail Filistin’i işgal etti. Bir sürü Filistinli 1948’den beri kaçıyor. Bazıları Ürdün’e bazıları Lübnan’a kaçıyor. Bazıları da Suriye’de.

 

4- Suriye’de mülteci statüsünde miydiniz? Ne tür yasal haklarınız vardı?

Evet Suriye’de mülteciydim. Mesela ev sahibi olamıyoruz, araba sahibi ve arsa sahibi olamıyoruz. Eğer bunlardan birini almak istersek Suriyeli birini bulup onun adı altında almak zorundaydık. Suriye’de diğer vatandaşlardan çok büyük bir farkımız yoktu ama devlet dairelerinde çalışmak zordu. Evlenebiliyorduk, okuyabiliyorduk ve çalışabiliyorduk.

 

5- Suriye’deki toplumsal yaşamdan biraz bahseder misiniz?

Ben Daraa’da yaşıyordum. Daraa küçük bir yerdi. Herkes birbirini tanırdı, yardımlaşma vardı. Ondan sonra Halep’e gittim, Halep’te okudum ve orada çalıştım. Ama Daraa’daki gibi bir samimiyet yoktu büyük şehirlerde. Yine de Suriye Arap ülkesi olduğu için çok büyük bir kültür farkı yoktu. Sadece mülteci olarak yaşamak acı veriyordu.

 

6- Suriye iç savaşından sonra Türkiye’ye göç etme sürecinizden bahseder misiniz?

Bir evimiz vardı Daraa’da, küçük köyde. Babam ve ben de Birleşmiş Milletler’de çalışıyorduk. Asker bir gün geldi, evimizi yaktı. Savaş başladıktan sonra insanlar öldü. Amcam da onlardan biriydi ve şehit oldu. Babam da Birleşmiş Milletler’ de çalışıyordu, orada memurdu ve tehlikede kaldığımız için göç ettik. Babamın diplomatik pasaportu olduğu için Lübnan Havalimanı’ndan İsviçre’ye gitti ve İsviçre’den Almanya’ya gitti. Ben askerlik hizmeti yapamadığım için pasaport alamadım ve alamayınca kaçak yollarla gitmeye çalıştım. Hapiste kaldım üç ay. Kötü bir anı benim için. Birleşmiş Milletler’de çalıştığım için maaşımı dolarla alıyordum. Şam’da bir kez teftiş noktasında asker evraklarıma bakmayı istedi. Evraklarımı gösterdim. Bana, “Sen Filistinlisin teröristsin,”. Beni dolmuştan indirdi, üstümü aradı. Yanımda 3300 dolarım vardı o zamanlar, paramı almak için beni hapse attı. Üç ay kaldım hapiste ama çok şükür babam beni buldu, kalmadım fazla. Babam, “Yeter yıllardır mülteci olarak yaşıyoruz, daha güvenli bir ülkeye gitmelisin,” dedi. Kaçak yolla Lübnan’a gidecektim ama Lübnan’ın durumu Suriye’den çok da iyi değil. Ürdün sınırları kapatmıştı, o yüzden tek yol Türkiye’ye gelmekti. Türkiye’ye geldik ve sınırlarda kaçakçı insanlar yüzünden biraz sıkıntı yaşadık ve kaçak yollarla geldik. Çünkü, Türkiye’ye sınırlar kapalıydı o zamanlar. Ayrıca Türkiye ve Suriye arasındaki diplomatik ilişkiler savaş yüzünden kesilmişti. İnsan kaçakçıları bizi korkuttular ama Türkiye’de ne asker ne de jandarma bize kötü muamele de bulunmadı. Türkiye’ye gelince ilk varış noktamız Şanlıurfa’ydı sonra İskenderun’a geldik. 27 Aralık 2015 yılında Türkiye’deydik sabah 09.45’te. Bunu asla unutmam. Beş saat falan çöllerde yürüdük. İki kızım vardı, yürüyemediler hep onları omzumda taşıdım.

 

7- Türkiye’deki yaşama ve dile ayak uydurmakta zorlandınız mı? Türkiye Filistin arasındaki belirleyici kültürel farklılıklar hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Türkiye’de ilk çalışmaya başladığım zamanlarda kendi mesleğimi yapamadım ve iş bulamadım. Ailem olduğu için evde oturmak gibi bir lüksüm yoktu. İş aramaya başladım. Bu süreçte benden daha uzun süredir burada yaşayan pekçok Suriyeli ile tanıştım.  Onlar bana yardım ettiler. Zor işlerde çalıştım. İlk çalıştığım yer kebap salonuydu, bulaşıkçılık yaptım. Hiç kimseyle iletişimim yoktu sadece bir kasap vardı, Suriyeli o bana yardım ediyordu dil konusunda. Basit Türkçe kelimeler öğrendim getir, götür ve yap gibi. Bir buçuk sene sonra tesadüfen bir Tunuslu kız vardı, ona İngilizce’de yardım etmeye çalışıyordum. İngilizcem anadilim gibi olduğu için bana neden öğretmenlik yapmıyorsun dediler. Öğretmene ihtiyacımız var dediler ve işe başvurdum. Aldılar beni yavaş yavaş mesleğimi yapabildim. Üç yıldır özel bir okulda çalışıyorum. Kültür farkı çok fazla hissetmedim. Filistin, Suriye ve Türkiye Orta Doğu ülkeleri olduklarından dini olarak aynı. Türkiye daha sanayileşmiş ve Avrupa’ya daha yakın bir ülke olduğu için arada küçük farklar var elbette. Mesela giyim tarzı ve yeme tarzı gibi. Yine de çok büyük farklar yaşamadık ve hissetmedik.

 

8- Türkiye’de vatandaşlık hakkını alırken ne tür süreçlerden geçtiniz?

İlk defa göç idaresine gittiğimiz anda bir sürü soru sordular. Hangi seviyede eğitimimiz olduğunu sordular. Ben ve eşim üniversite mezunuyuz. O yüzden diplomamızı götürdük, çevirdik ve göç idaresine teslim ettik. İki sene sonra bizi aradılar vatandaş olmak ister misiniz diye. Tabi ki isteriz dedik, evimize geldiler, incelediler. Sizi arayacağız dediler. Antakya’ya gittim bir sürü evrakla. En önemlisi diplomamızdı, bu yüzden istisna olarak vatandaşlık kazandık. On ay bekledik ve 28 Eylül 2018 yılında Türkiye vatandaşı olduk. Çok mutluydum, hayatım boyunca mülteci olarak yaşadım, şu an Türkiye vatandaşı olduğum için çok gurur duyuyorum.

 

9- Türkiye’de kendiniz ve aileniz için nasıl bir gelecek görüyorsunuz?

İki gözle bakıyorum bu duruma. Hem negatif hem de pozitif olarak. Negatif olanlardan dil farklı. Kızlarım için ileride ne olur bilmiyorum ama bir sürü pozitif yönü var. Pozitif çok olduğu için negatifleri yok ediyor. Güvendeyiz ve söylediğim gibi hayatımız boyunca mülteci olarak yaşadık ama şu an ailemle vatandaş olarak yaşıyoruz. Evet, ekonomik olarak zor bir süreç yaşamaktayız ama yine de Suriye’de yaşadığım için ve çok zor şartlarda yaşadığım için Türkiye bana cennet gibi geliyor ve insanlara siz bunun farkında değilsiniz diyorum. Kötü görmeden iyilerin farkında olmuyorsunuz.

 

10- Türkiye’nin mülteci ve göçmenlere olan tutumunu nasıl buluyorsunuz?

Bazı vatandaşlar ırkçı olabiliyor. Ben kötü bir olay yaşamadım bununla ilgili ama duydum. Giyim tarzımızdan dolayı birkaç kelime duyduk yürürken ama ciddiye almadım. Onları da anlıyorum hak veriyorum. Her millette iyiler var, kötüler var ama iyiler ne yaptılar belli olmuyor fakat birisi küçük bir hata yapsın herkes ondan bahsediyor. O yüzden bazı hataları büyütmemeleri gerekiyor. Politika ve partilerde de nefret söylemleri oluştu. O yüzden bazı insanlara maalesef ters bakıyorlar. Ama biz alttan almalıyız büyütmeden bitirmeliyiz olayları.

 

11- Neden Türkiye’de kalmak istediniz?

Kültürle alakalı sebeplerden dolayı Türkiye tercihlerimden biri olarak kaldı. Aynı din, aynı gelenekler. Amerika mesela hiç aklımda değil. Şansım da olursa gitmem üç kız çocuğum olduğu için onları çok düşünüyorum. Orada yanlış şeyler öğrenebilirler ve bunları istemem. Arap ülkeleri şu an iyi durumda değil- Arabistan civarındaki ülkeler hariç Dubai, Katar ve Kuveyt gibi. Oralarda çalışma imkânım olursa belki giderim. Orada çalışma şartları çok iyi ve iyi bir paraya sahip olabilirim ama  sonra tekrar Türkiye’ye dönerim çünkü Türkiye’de kalıcı olarak kalmak istiyorum.

 

GİZEM ÇETİN

Göç Çalışmaları Staj Programı

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here