Mısır Halk Gösterileri ve Seçimler

0
76

Yaklaşık 30 yıldır ülkeyi yöneten Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek 25 Ocak olayları denilen halk gösterilerinin tabanda yayılması sonucunda, Şubat 2011 tarihinde görevini Ordu’ya ve Anayasa Mahkemesi’ne devretmek zorunda kalmıştır. Bununla birlikte içine girilen dönem Mısır’ın Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını kazandığı 28 Ocak 1922 tarihinden günümüze kadar otoriter – otokratik cumhuriyet şeklinde tanımlanabilecek bir sistemde idare edilmiştir. Bazılarının da 2.bağımsızlık dedikleri Ocak gösterileri işte böyle bir sürecin Batı sistemine dâhil olmakla birlikte sivil hakların elde edileceği dönemin başlangıcı sayılabilir. Bu çalışmanın da amacı Mısır’ın milat olarak kabul edilebilecek bu tarihe kadar ki dönemden sonra nasıl bir döneme girdiğini incelemek, amaçlarını elde etmek göstericilerin ve diğer grupların hangi hakları talep ettiklerini irdelemektir.

İlk olarak kısaca Mısır Siyasi Tarihi’ni incelersek Mısır;300 yıl kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde idare edildikten sonra da 100 yıl kadar Birleşik Krallık tarafından yönetilmiştir.1922 yılında bağımsızlığını elde eden Mısır 1953 yılında da resmen Cumhuriyet’i ilan etmiştir. Bu dönemden sonra Mısır; Cemal Abdülnasır(1953-1970),Enver Sedat(1970-1981) ve Hüsnü Mübarek(1981-2011) olarak 3 ayrı döneme ayrılabilir.

Sponsorlu

Cemal Abdülnasır, gerek yönetimde kaldığı süre gerek devletin yeni yeni örgütlenmesi sebebiyle, yönetimde kaldığı sürede ilk Anayasa’yı ilanı ve Sosyalist Ekonomi modelini uygulaması şeklinde özetlenebilir. Ayrıca Arap Milliyetçiliği ve bunun getirisi olan Arap-İsrail savaşları da yine bu dönemin diğer özelliği sayılabilir.

Nasır’ın ardından gelen eski Mısır Meclis Başkanı Enver Sedat döneminde(1970-1981) de Sovyetler Birliği’nin de zayıflamasını da göze alırsak Batı yanlısı politikalarını daha kolay anlamlandırabiliriz. Batı yakınlaşmasının parçası olarak ekonomide Nasır’ın aksine birtakım liberal adımlar atılmıştır. Özel mülkiyeti sınırlayan bazı düzenlemeleri kaldırması, basında sansürü azaltması ve siyasal partilerin kurulmasına izin veren politikalar izlemiştir. Bununla birlikte tabanı olan İslamcı diye isimlendireceğimiz birtakım grupların da genişlemesi ve güç kazanması da görülmektedir. Batı ile iyi ilişkilerin parçası olan ABD-İSRAİL ile yakınlaşması ölümüne sebep olan uğradığı suikastın temel sebebi sayılabilir. Bu suiskast sonucu göreve gelen Hüsnü Mübarek 30 yıl süren yönetiminde Sedat’a göre daha otoriter bir çizgide seyretmiş özellikle de muhalefeti bastıracak birtakım düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Brooking Enstitüsü’nden Tarık Yusuf’un da “Mısır gösterilerinin temelinde adaletsizlik, dışlanma gibi moral değerlere eklene ekonomik kaygılar yatmaktadır.”[1]

Hakikaten Mübarek iktidarı; Nasır veya Sedat dönemlerine kıyasla büyük savaşların ve çalkantıların olmadığı, parlamentoların daha uzun süre görevde kaldığı nispeten daha istikrarlı bir dönem olmuş, ancak Sovyetler Birliği ve Doğu bloğunun yıkıldığı ve dünyada demokrasi dalgasının güçlendiği bu 30 yıllık uzun dönemde Mısır’da bireysel özgürlükler konusunda çok az bir ilerleme kaydedilebilmiştir.[2]

Merkezi devletin aşkın gücü Mübarek döneminde de devam ettirilmiş ve özgürlükler daha ziyade siyasal olmayan bireysel özgürlükler alanında merkezi otoriteyi tehdit etmeyecek şekilde geliştirilmiştir. Dış politikada ise Mübarek döneminde de Sedat iktidarında ABD ve İsrail’le geliştirilen olumlu ilişkiler devam ettirilmiş ve İsrail-Filistin çatışmasının Mısır halkında yarattığı büyük tepkilere rağmen Nasır dönemindeki radikal söyleme dönülmemiştir. 1991 yılında Birinci Körfez Savaşı’nda Kuveyt’i işgal eden Irak’a karşı ABD’ye destek veren Mübarek, karşılığında ülkesinde giderek artan ekonomik sorunları biraz olsun hafifletmesini sağlayan hibe ve kredilerle Batı tarafından ödüllendirilmiştir. Arap dünyasıyla da zaman içerisinde ilişkileri düzelten Mübarek, 1989’da Mısır’ın yeniden Arap Ligi’ne kabul edilmesini sağlamıştır. İslamcı Müslüman Kardeşler’in artan halk desteği ve radikal söylemlerini Batı nezdinde kendi merkezi otoritesini güçlendirmek adına bir destek unsuru olarak kullanan Mübarek, Mısır gibi güçlü bir ülkeyi demokratik olmayan seçim sistemine de yaslanarak 30 yıldır son günlerdeki ciddi gösterilere kadar fazla zorlanmadan yönetmiştir.[3]

Sene başında Tunus’ta başlayan gösterilerin Mısır’a da sıçraması üzerine Mübarek birtakım vaatlerde bulunmasına rağmen yönetimini devam ettirememiş bazılarına göre de Mübarek Yönetiminin Miadını doldurduğunu da göstermiştir. Halk tarafından “Samimi” olarak adlandırılabilecek bu gösterilerin ardından yönetimi devralan Yüksek Askeri Şura’nın da kendinden önceki yönetimleri andıran idaresi de yine halk arasında tepkilere yol açmış ve birtakım gösterilere neden olmuştur.[4] 

Sivil yönetime geçişte arabuluculuk eden geçici ordu yönetiminde gerçekleşen baskılar sonucu çıkan gösterilerde ifade edilen “Onurumuzu tekrar geri kazanana dek meydandan çekilmeyeceğiz. Bu kadarı çok fazla. Acı çekiyoruz, millet ekmek bulamıyor.” sıkıntı meselenin hangi boyutta olduğunu açıklar niteliktedir.  Sanal yoldan (Facebook-Twitter vb. iletişim araçları) iyice taban kazanan sivil darbe diyebileceğimiz bu gösterilerin amacı görüldüğü gibi daha fazlar haklar elde etmek, gördükleri diğer ülkelerde yaşayanların elde ettikleri hakları isteyen, daha insan onuruna yaraşır bir yaşamın mücadelesi olan bu gösteriler Mısır’ın siyasi geleneğini değiştireceğe benzemektedir. Demokrasinin olmazsa olmazlarından olan çoğulculuk ve eşit katılım gibi siyasi taleplerin yanında birtakım sosyal hakların elde edilmesi de yine bu göstericilerin dile getirdikleri talepler arasında sayılabilir. Tüm bu taleplerin temeli sayılabilecek seçimlerin dört gözle beklenildiği Mısır’daki asıl demokratikleşme adımları gelecek sene görülmeye başlanacaktır.

Mısır’da normalleşme yolundaki ilk adım geçtiğimiz at atıldı ve Mısır yaklaşık 2,5 ay sürecek bir seçim sürecine girdi. 28 Kasım – 11 Ocak arasında üç turda düzenlenecek olan Halk Meclisi seçimlerinin ilk turu 27 vilayetin 9’unda gerçekleştirildi. Seçimlerde meclisteki sandalyelerin üçte ikisi için siyasi partiler ve ittifaklar, üçte biri içinse siyasi partilerin de aday gösterebildiği bağımsız adaylar yarıştı. Bağımsız adayların % 51’lik yeter oranı yakalayamadığı bölgelerde ise en fazla oy alan iki aday ikinci turda yeniden yarıştı.[5]

Resmi seçim sonuçlarında partilerin kaç milletvekili çıkarttıkları henüz açıklanmamasına rağmen Müslüman Kardeşler’in Hürriyet ve Adalet Partisi’nin başını çektiği Demokratik İttifak seçimlerin ilk turunda birinci çıkmış görülüyor. Selefi akımları temsil eden İslami İttifak’ın öncüsü Nur Partisi ikinci, Seküler partileri temsil eden Mısır Oluşumu’nda başı çeken Özgür Mısırlılar Partisi ise üçüncü oldu. Liberal el Vefd Partisi’nin dördüncü, Müslüman Kardeşler’den ayrılan Al Vasat Partisi’nin beşinci olduğu seçimlerde, irili ufaklı 15 parti ise toplamda ancak % 10 – 15 civarında bir oy alabildi.[6]

Mısır halkı, seçim sürecinden umutlu: “Seçim süreci çok iyi gidiyor ve süreç iyi organize edilmiş. İnşallah hedefimizi gerçekleştireceğiz.” Müslüman Kardeşler’in Hürriyet ve Adalet Partisi, seçimlerin ilk turunda yüzde 36,6’lık oy oranı ile birinci çıkmış, Selefiler’in Nur Partisi ise oyların yüzde 24,4’ünü alarak ikinci olmuştu. Hristiyan işadamı Necip Savirisi’nin kurduğu Liberal Parti liderliğindeki Mısır İttifakı da, seçimlerin ilk aşamasında yüzde 13,4 oy alarak üçüncü sıraya yerleşmişti. Mısır’da seçim sistemi, 508 sandalyeden oluşan Halk Meclisi’nin 498 üyesinin üç turda tamamlanacak seçimlerle belirlenmesini, 10 üyesinin ise iktidarda bulunan Yüksek Askeri Konsey tarafından atanmasını öngörüyor. Yine seçim sistemine göre, Halk Meclisi’nin üçte biri bağımsız adaylara ayrılan kota ile doluyor.[7]

İkinci turların yapıldığı bu günlerde sandık başında olan Mısır halkının açıklanan verilere göre bir önceki seçimde belirlenen katılımların ilk tura % 35 iken 2. Tura %27[8] iken bu seçimlerde belirlenen katılımın ilk tur için yüzde 62 olarak açıklandı.[9]Bu rakamlar da gösteriliyor ki Mısır Siyasi Tarihindeki en büyük siyasi katılım ile demokratikleşme yolunda büyük bir ilerleme kaydetmiştir.

Halkın taleplerinin ve demokratik adımın öncüsü olan bu seçimlerin güvenli ve dürüst bir ortamda sonuçlanması hem Mısır halkı için hem de Mısır demokrasisi için en temel beklentidir. Ayrıca bölgede de devam eden demokrasi rüzgarına örnek teşkil etmek amacıyla Mısır seçimleri son derece önemlidir.

İkinci tura önde giren 2 partinin beklenilen dışında bir gelişme olmadığı takdirde seçimin galipleri olacağı düşünülmektedir. Seçim öncesinde düzenlenen kamuoyu yoklamalarında da görüldüğü üzere Müslüman Kardeşler’in Hürriyet ve Adalet Partisi’nin elde ettiği sonuç da sürpriz görülmüyor. Arap Dünyası’nda egemen olan milliyetçilik rüzgârının 1967 Arap-İsrail savaşındaki yenilgi sebebiyle kırılması sonrası Müslüman Kardeşler öncülüğündeki İslami hareketlerin bölgede yükselişe geçtiği zaten biliniyor. Mısır rejiminin yoğun baskıları altında halkın kendisini ifade ettiği en örgütlü muhalif hareket olan Müslüman Kardeşlerin devletin sosyal hizmetlerdeki eksikliğini de önemli ölçüde doldurmaya çalıştığı ve bu zeminde büyük bir halk tabanı kazandığı da biliniyordu.

Seçimlerin ilk turunda Selefi akımın sürpriz kabul edilen çıkışını okuduğumuzda ise, Mübarek döneminde rejim tarafından el altından Müslüman Kardeşlere alternatif olarak desteklenmeleri, siyasi arenada faaliyet göstermeyen Selefi hareketlerin örgütlenmesinin engellenmemesi, güvenlik güçlerinin operasyonlarına maruz kalmamaları, kitle iletişim araçlarından faydalanmaları ve sahip oldukları finans kaynakları gibi etkenler öne çıkıyor. Üstelik Selefilerin diğer pek çok siyasi grubun aksine seçmenlerini sandık başına götürmekteki başarısının da bu sonuçtaki payının büyüktür. Seçimlerin gelecek iki turu, Selefi akımın siyasi gücüne dair fotoğrafı tam anlamıyla netleştirecektir.[10]

Bu şekilde tarif edilebilecek seçim sonuçlarının sonrasında ise nasıl bir yönetim kurulacağı da ayrı bir tartışma konusudur. Selefiler’e alternatif olan Müslüman Kardeşlerin siyasi kanadı olan Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Başkanın Muhammed Morsy’nin açıklamaları incelendiğinde seçim sonrası süreç için birtakım tahminler yapılabilmektedir. Morsy,” eski düzende her şeyin kar ve faiz temeline oturduğunu ve İslam’ın bu duruma karşı çıktığını” ifade etmiştir. İktidara geldiğiniz takdirde faizi yasaklayacak mısınız? sorusunu “Ekonomik sistemin çökmesini istemiyorum” şeklinde yanıtlamıştır.  [11]Ayrıca partilerinin değişim arzularının sadece ekonomik temelli olmadığını bu değişimlerin diğer alanlarda da görüleceğini belirten Morsy, “Çözüm İslam’da “ ifadesinde de vazgeçtiklerini ifade etmiştir.[12]Bu ifadeler de bize gösteriyor ki H.A.P iktidara geldiği takdirde Müslüman Kardeşler eskide olduğu gibi sert ve katı politikalardan ziyade daha demokratik daha çoğulcu daha Batı yanlısı bir Mısır görülebilecektir. Hürriyet ve Adalet Partisi kurucuları arasında 93 kişinin Kıpti Hıristiyan’ı olması da bu görüşü destekler niteliktedir.[13]

Diğer ikinci parti olarak seçimleri sürdüren En Nur Partisi’ni oluşturan Selefiler ise Müslüman Kardeşlere nazaran daha sert ve tutucu olarak bilinmektedir. Selefiler ve diğer İslami yapılanmalarının amaçlarının “Katı Şeriat” olduğunu söyleyen Muhammed Morsy daha ılımlı bir Şeriat yorumunun getirmenin, hem İslam’ın aslına uyup hem de Mısır’ı daha ileriye götüreceğini ifade etmiştir.[14]Kendilerine rakip grup olan Selefiler ve diğer İslam gruplarına yöneltilen bu iddia, iki parti(Hürriyet ve Adalet Partisi-Müslüman Kardeşler ve En Nur Partisi-Selefiler) arasında belirli bir dönem çekişmenin de işareti sayılabilir. Ayrıca ülkede azınlık oluşturan Kıpti Hristiyanlarının da Selefiler ile çatışma içerisinde olduğu da göz önünde bulundurulursa Müslüman Kardeşler ve Hıristiyan Kıptiler arasında koalisyonun da kurulabileceğinin de ipuçlarını görmekteyiz.

Sonuç olarak 28 Kasım’da başlayan ve askeri yönetimden sivilleşmeye geçiş olarak adlandırabileceğimiz bu dönem gerek Mısır Cumhuriyeti gerekse bölge barışı ve istikrarı için son derece önem teşkil etmektedir. Demokratik ortamdan sonlandırılan bir seçim sonucunda başa gelecek parti(ler)in de kendi aralarında koalisyon kuracakları ve alacakları kararlar, kendi ideoloji ve çıkarları ekseninde değil Mısır halkının sosyal ve ekonomik refahını yükseltme amacında şekillenmelidir. Böyle yapıldığı takdirde iktidar değişimiyle sonuçlanan halk gösterilerinin amaçlarına –kısmen de olsa- ulaştığını gösterir ve binlerce kişinin kanının akması sonlandırılarak daha insanca yaşamın hüküm sürdüğü Mısır Cumhuriyeti ile karşılaşabiliriz. Bunun aksi durumların gerçekleşmesi-şahsi ya da grup temelli çıkar çatışmaları-  veya bu söylemlerin sözde kalması, icraatta bulunulmaması bilinmelidir ki Mısır demokrasisinin önüne koyulacak en büyük engel olacaktır.

 

Halil İbrahim Yeyin

Başkent Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler


[1] Özdemir Akbal, “Küreselleşmenin Baharında Mısır’ın Demokrasi Tecrübesi”, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Yayınları Dergisi, Aralık 2011, Sayı 36, s.17.

[2] Ozan ÖRMECİ, “Mısır: Siyasal Tarihi ve Bugünü”, http://politikadergisi.com/makale/misir-siyasal-tarihi-ve-bugunu, 11 Aralık 2011.

[3] A.g.e.

[4] Mısır’ın nabzı yine Tahrir’de atıyor, http://tr.euronews.net/2011/11/25/misir-in-nabzi-yine-tahrir-de-atiyor ,11 Aralık 2011.

[5] Furkan Torlak, Tahrir’den Parlamentoya Mısır Seçimleri, http://www.setav.org/public/HaberDetay.aspx?Dil=tr&hid=97805&q=tahrir-den-parlamentoya-misir-secimleri, 11 Aralık 2011.

[6] A.g.e.

[10] Furkan Torlak, Tahrir’den Parlamentoya Mısır Seçimleri, http://www.setav.org/public/HaberDetay.aspx?Dil=tr&hid=97805&q=tahrir-den-parlamentoya-misir-secimleri, 11 Aralık 2011.

[11] Özdemir Akbal, “Küreselleşmenin Baharında Mısır’ın Demokrasi Tecrübesi”, 21.Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Yayınları Dergisi, Aralık 2011, Sayı 36, s.13.

[12] A.g.e.

[13] A.g.e.

[14] A.g.e.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here