Çeviri: Neoliberalizmin Enkazı

Bu yazı, Chris Murphy1’nin ‘The Atlantic’ için kaleme almış olduğu “The Wreckage of Neoliberalism” başlıklı görüş yazısından çevrilmiştir. Yazının aslına aşağıdaki bağlantıdan erişebilirsiniz.

The Wreckage of Neoliberalism

İkinci Dünya Savaşı sonrası üretilen neoliberal ekonomi projesi sona yaklaşıyor. Asıl soru ise son bölümü kimin yazacağı: Demokratlar mı yoksa totaliterler mi?

Milyonlarca Amerikalı için -özellikle de yüksek gelirli mega kent ekonomilerinde yaşamayanlar için- yaşamın bizzat kendisi rayından çıkmış gibi geliyor.

Bu yerinden edilmişlik hissi, Donald Trump’ın 2015 yılında başkanlık kampanyasını başlattığında kullandığı şikâyet siyasetinin temelindeydi. Trump, pek çok Amerikalının hissettiği anlam ve ekonomik özgürlük kaybı için suçlayacak göçmenler, Müslümanlar ve ekonomik elitler gibi kolay günah keçileri sundu. Amerika’yı dünya ekonomisinden ve uluslararası düzenden koparma niyetinin sinyallerini verdi. Ahlaki düzenin yeni uygulayıcıları olarak ailelerin ve kiliselerin yerini almış gibi görünen teknoloji şirketlerine ateş püskürdü. Üzücü bir şekilde, bu işe yaradı. Açıkçası, Trump’ın başkanlık yarışında olası bir 2024 eşleşmesinde Başkan Joe Biden ile başa baş gittiği düşünüldüğünde, hala da işe yarıyor.

Trump’ın saldırdığı şey aslında neoliberalizmin kendisidir. Ekonomik neoliberalizm, Batı’nın son 70 yıllık ekonomik ve kültürel düzeninin temelini oluşturmaktadır. Neoliberalizm genel olarak ticaret bariyerlerinden arındırılmış uluslararası piyasalar, hızla gelişen iletişim teknolojisi ve otomasyon, azaltılmış regülasyon ve güçlendirilmiş vatandaş-tüketicilerin refah, mutluluk ve güçlü demokrasinin anahtarı olduğunu savunmaktadır.

“Liberal” kelimesini içermesine rağmen neoliberalizm, özgürlükçü-muhafazakâr ekonomistler ve siyaset bilimciler tarafından Komünistler ve diğer otoriterler tarafından tercih edilen devlet kontrollü komuta ekonomisine bir alternatif olarak geliştirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden onlarca yıl sonrasında Amerikalılar bu yeni paradigmayı rahatça kabullendiler ve bunun nimetlerinden faydalanmaya oldukça hazır ve hevesliydiler. Bunun meyveleri bir süreliğine fazlasıyla toplandı. Ama sonrasında, bundan yaklaşık 30 yıl önce, proje uçlardan aşınmaya başladı. Yeni küresel ekonomi, Amerika’nın 20. yüzyılın başlarında ve ortalarında mavi yakalı aristokrasisini yaratan iyi ücretli işlerini yabancı ülkelere taşıdı ancak bunların yerlerini alan işler daha düşük ücret, daha az sosyal hak ve daha az ilerleme fırsatı sunuyordu. Hayatlarımızı daha kolay ve birbirine daha bağlı hale getirmeyi vaat eden teknoloji o kadar karmaşıklaşmaya ve baş döndürücü bir hızla gelişmeye başladı ki artık kontrolümüz altında olmadığını hissettik. Sosyal medya hayatımıza girerken kızgınlık ve toplumsal parçalanmayı da aynı zamanda beraberinde getirdi. Otomasyon ve çevrimiçi ticaret yerel ekonomilerimizi, yerel buluşma noktalarımızı ve yerel haber kaynaklarımızı sildi. Ve hayatlarımızı mutluluk için gerekli olan maddi ödüllerle doldurması beklenen tüketim kültürü; kültür ve kimliklerimizin şekilsiz, antiseptik ve kâr takıntılı uluslararası ekonomi tarafından yutulmasıyla pek çok kişinin kendini boşlukta hissetmesine neden oldu.

Bugün ortaya çıkan netice, gerçek bir Amerikan mutsuzluğu salgınıdır. Son on yılda yapılan anketler Amerikalıların hiç olmadığı kadar karamsar olduğunu gösteriyor. Kesintisiz bilgi akışına rağmen, bugün daha fazla Amerikalı daha önce hiç olmadığı kadar yoğun bir yalnızlık duygusu yaşadığını ifade ediyor. İnsanlar bir şeylere – parlak, süslü, karmaşık şeylere – daha fazla erişimleri olduğunu biliyorlar ancak anlam arayışı içindeler ve kendi gelecekleri üzerindeki bireysel kontrollerinin iç karartıcı şekilde azaldığını hissediyorlar.

Trump’ın neoliberalizm karşıtı mesajları başarılı olsa da, politikaları hiçbir zaman söylemleri ile örtüşmedi. Başkanlık koltuğunu terk ettiğinde Amerika’da iyi ücretli imalat işleri artmak yerine daha da azalmıştı. Trump, şirketlerin aşırılıklarını engellemek ya da ailelere ve işçilere güçlerini geri kazandırmak için hiçbir şey yapmadı – en önemli ulusal yasama başarısı, faydaların yüzde 83’ünün konuşmalarında saldırdığı nüfusun yüzde 1’ine gideceği bir vergi indirimi oldu. Ve sosyal medyanın yıpratıcı etkisini ya da kontrolsüz otomasyonu dizginleyecek hiçbir yasayı gündeme getirmedi. Gerçekten de ekonomik neoliberalizmi geri alma vaatlerinin hepsi boş söylemlerdi; bunun yerine tüm başkanlık dönemi, iktidara yükselirken kınadığı statüko güçlerine verilen bitmek bilmeyen bir ödül geçidi gibiydi.

Cumhuriyetçiler Washington’da yeniden iktidara gelirse hiçbir şey değişmeyecek. Cumhuriyetçi nihilistler devlet yönetiminden o kadar nefret ediyorlar ki partileri, Amerika’ya yenilik ve üretim işlerini geri getirmek için gerekli olan ulusal sanayi politikasını yaratacak mevzuatı asla geçiremeyecek. Cumhuriyetçilerin ortalama Amerikalıları kontrolsüz şirket gücünden ya da modern teknolojinin aşırılıklarından korumak için gereken tüketici dostu düzenleme çerçevelerine yönelik herhangi bir ilgisi de yok.

Trump ve destekçileri, neoliberal düzen hakkında basmakalıp eleştirel laflar ederken nihayetinde bu düzenin en büyük lehtarlarına hizmet eden sahtekarlardır ve Demokratlar onları bu şekilde afişe etmelidir. Elitlere yönelik retorik saldırıları ne olursa olsun, Cumhuriyetçilerin gündemi hala devleti milyarder ve kurumsal dostlarına iltimas sağlamak için kaba bir araç olarak kullanmakla başlayıp bitiyor. Demokrat dostlarım bu ikiyüzlülüğü ortaya çıkarma konusunda daha iyi bir iş çıkarmalı ve ardından bizi, hükümetin yalnızca hayalperest bir neoliberal idealinin kolaylaştırıcısı olarak değil, halkın çıkarları doğrultusunda hareket etmesini isteyen Amerikalıların doğal tercihi haline getirecek çalışmalarda bulunmalıdır.

Neyse ki, Başkan Biden’ın ilk iki yılındaki çabaları Demokratlara, neoliberalizmin başarısızlıklarına karşı bir panzehir olarak uygulanabilir ekonomik milliyetçiliği yeni ve kazandırıcı bir mesajı olarak pazarlama fırsatı sunuyor. Biden şimdiden ekonomik milliyetçiliğin pratikte nasıl işlediğini gösteren üç önemli yasa tasarısı sundu. İlk olarak, Bipartisan Altyapı Yasası (Bipartisan Infrastructure Law), Amerika’nın yollarını, demiryollarını ve elektrik hatlarını yeniden inşa etme çalışmalarını başlattı ve bu da kaybedilen işleri Amerika’ya geri çekecek. İkinci olarak ise CHIPS Yasası, Ohio’da kurulacak 20 milyar dolarlık ve 3.000 kişiyi istihdam edecek bir mikroçip fabrikasının yakın zamanda duyurulmasının da ortaya koyduğu üzere Amerikan mikroçip endüstrisini yeniden canlandırdı. Son olarak, Enflasyonu Düşürme Yasası (Inflation Reduction Act) yerli yenilenebilir enerji sektörünü güçlendirdi ve bir tahmine göre, bu yasa önümüzdeki on yıl içinde 9 milyon yeni iş yaratacak.

Bunlar sadece laf değil, icraat. Bu, ekonomik milliyetçiliğin gerçek gündemi. Ve Demokratların, sağın sahte, neoliberalizm karşıtı popülizmini geride bırakmak için bu yasama başarıları silsilesini avantaja çevirmesi gerekiyor. Bunun için Demokratların, Cumhuriyetçilerin elitlere verdiği desteği (zenginler için vergi indirimleri, Sosyal Güvenliğin özelleştirilmesi), Demokratların Amerikan sanayisinin yeniden doğuşuna ve iyi ücretli işlere olan bağlılığıyla karşı karşıya koymaları gerekiyor. Demokratlar sanayi politikaları konusundaki mücadeleyi kazanabilir, yeter ki bu tartışmayı yürütmeye kararlı olalım.

Demokratlar ayrıca Amerikalıların savaş sonrası neoliberalizmle ilgili diğer şikayetlerini de dikkate almalıdır. Örneğin insanların teknoloji için çalışması yerine teknolojinin insanlar için çalışmasını güvence altına alacak asıl parti Cumhuriyetçiler değil Demokratlardır. Cumhuriyetçilerin düzenlemelere karşı olan düşmanlıkları, onları sosyal medya için yeni kurallar koymaya karşı alerjik hale getirecektir. Ancak şu da bir gerçek ki hiçbir teknoloji şirketi, tek bir CEO’nun bir algoritma hakkındaki kararının piyasaları hareketlendireceği ya da siyasi konuşmaları yeniden tanımlayacağı kadar büyük olmamalıdır. Hiçbir sosyal medya şirketinin küçük çocukları kasıtlı olarak hedef almasına izin verilmemelidir. Amerikalılar teknolojinin kendilerine hizmet etmesini istiyor, hükmetmesini değil.

Demokratlar tüketici ahlakının, aile ve toplum temelli ahlaki standartların yerine ikame edilmesinin zararları hususunda seslerini yükseltmelidir. Mevcut Amerikan kültürünün bizi inandırmak istediğinin aksine, iyi bir tüketici olmak iyi bir insan olmak anlamına gelmez. Değer yapılarını piyasalar değil aileler belirlemelidir. Ancak Cumhuriyetçiler durmaksızın “aile yanlısı” parti olduklarını iddia ederek şu anda bu alanda avantajı ele geçirmiş durumdalar. Gerçek şu ki, “aileyi” tanımlamak için kullandıkları kriterler de dahil olmak üzere Cumhuriyetçilerle ilgili pek az şey “aile yanlısı”. Aile oluşumuyla ilgili temel kararların -evlilik ve doğumla ilgili kararların- bireylerin değil hükümetin elinde olmasını istiyorlar. Çocuklu aileler için vergi indirimlerine karşı çıkıyorlar. Çocuklarımızı eğiten devlet okulu öğretmenlerine savaş açıyorlar. Ekonomik küreselleşme konusunda da olduğu gibi, aileler söz konusu olduğunda da Cumhuriyetçilerin söyledikleri hep lafta kalıyor. Çocuklu aileler için vergi indiriminin, kamu eğitiminin ve uygun fiyatlı üniversitelerin partisi olan Demokratlar, asıl aile yanlısı olan partidir. Ailelere güç ve karar yetkisi vermek için daha iyi politikalara sahibiz ve bu politikaları tüketim ekonomisinin aşırılıklarına karşı bir panzehir olarak çerçevelemek, partimizi ahlakın piyasaya devredilmesi karşısında artan hoşnutsuzluğun doğru tarafında konumlandırmaya yardımcı olur.

Demokratlar, sağlıklı dozda teknoloji şüpheciliği ile bezenmiş aile yanlısı bir ekonomik milliyetçilik anlayışını vurgulayarak, toplumumuzun neoliberal uzlaşı altında acı çeken ve bu uzlaşıdan usanmış kesimlerine hitap eden yeni bir koalisyon kurabilirler. Demokrasimizin geleceğinin, hangi partinin neoliberal düzene en gerçekçi alternatifi sunduğu sorusuna bağlı olduğunu söylemek pek de abartı sayılmaz. Cumhuriyetçilerin sahte popülizmi, iktidarı bütünüyle ele geçirmenin bir aracıdır. Bu artık demokrasi sonrası Cumhuriyetçi Parti dönemidir ve eğer Cumhuriyetçilerin neoliberalizm eleştirisi 2024 seçimlerinde partilerini iktidara taşır ve tam güç getirirse Demokratların bir daha asla kazanmamasını sağlamak için demokrasinin işleyiş kurallarını değiştirmeleri kuvvetle muhtemeldir. Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, Demokratların Amerika için varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna inanıyor ve bu nedenle solu yenmek için her türlü yöntemi – demokrasinin sonunu bile- meşru görüyor. İster binlerce profesyonel devlet memurunun tasfiyesi, ister oy kullanma haklarına yönelik baskıların devam etmesi, isterse de seçimlere hile karıştırılması olsun, Trump ve müttefikleri Kongre ve Beyaz Saray’ın kontrolünü tekrar ele geçirirse 250 yıllık maceramız sona erebilir.

Ulusumuzun kaderi bu olmak zorunda değil. Demokrasiyi kurtarırken neoliberal dünya düzeninin zararlı etkilerini tersine çevirmek mümkündür. Bugün Demokratlar, Amerikan eyaletlerinin yarısında rekabet edemiyor. Ülkenin büyük ölçüde kırsal olan kesimlerinde neoliberal ekonomi tarafından arkada bırakıldıklarını hisseden Amerikalılar, ekonomik kaderleri üzerindeki kontrollerini yeniden kazanmak istiyorlar. Sosyal medyanın çocuklarını esir almasından ve küresel ticaretin küçük esnafı yok etmesinden endişe ediyorlar. Ailelerin ve yerel kurumların gücünün azalması, gece uykularını kaçırıyor. Bugün bu şekilde düşünen seçmenin büyük çoğunluğu Trump’ı destekliyor. Bu durum demokrasimizin geleceği için bir felaket niteliğinde. Ancak henüz çok geç değil. Demokratlar, bu endişeyi en iyi anlayan ve gideren parti olursa yeni ve kalıcı bir siyasi ittifak kurabilirler. Bu görev hayati olduğu kadar gerçekleştirilebilir de.

1 Chris Murphy, Demokrat Parti’nin kıdemsiz Connecticut eyaleti senatörü ve ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin bir üyesi.

Çeviri: Derya AZER

Editör: Ayşenur ALİŞİROĞLU

Sosyal Medyada Paylaş

[td_block_social_counter open_in_new_window="y" social_rel="nofollow" facebook="tuicakademi" twitter="tuicakademi" youtube="c/TUİÇAkademi" manual_count_youtube="2586" instagram="tuicakademi"]
Derya Azer
Derya Azer
Lisans eğitimini Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladı. 2022 yılında Bologna Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü, Adalet-Suç-Güvenlik yüksek lisans programından "Neoliberal Governmentality of Crime: A Genealogical Study on the Rationalities of Contemporary Crime Control" başlıklı teziyle mezun olmuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Çeviri Röportaj: Kapitalizmin Üstesinden Nasıl Geliriz?

Tom Wetzel, planlı bir sosyalist ekonominin nasıl görüneceğini ve sosyalizmi gerçeğe dönüştürmek için ihtiyacımız olan stratejiyi açıklıyor.

Çeviri: Avrupa Kendi Çöküşüne Giden Yolda Birleşmiş Durumda

Bu yazı, Jan Krikke’nin ‘Asia Times’ için kaleme almış olduğu “Europe united on road to its own decline” başlıklı makaleden çevrilmiştir.

Uluslararası Hukuk Değerlendirmesi ve KKTC’nin Deniz Yetki Alanları

Deniz Çalışmaları stajyeri Halit Gür'ün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin deniz yetki alanlarını değerlendirdiği araştırma yazısı yayında!

TUİÇ Üniversite Elçileri Başvuruları Açıldı!

Siz de TUİÇ Üniversite Elçisi olmak istiyorsanız, linkte yer alan başvuru formunu doldurabilirsiniz.