Sosyal medyaya düşen Afganistan menşeili göçmenlerin kalabalık gruplar halinde sınırı geçtiğini gösteren videolar ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “2 yıl içinde Suriyelileri ülkelerine geri göndereceğiz.” mealindeki açıklamaları ile göçmenler ve göç meselesi ile ilgili artan tartışmalar önümüzdeki süreçte devam edecek gibi görünüyor. Tartışmalar yeni değil ancak her yeni günde nefret söylemini içeren, ırkçılığa varan bir ivme kazanmakta. Bunun geçici olduğunu düşünmek ise yanıltıcı olacaktır. Türkiye, önümüzdeki on yıllarda sadece Suriyeliler bağlamında değil, Afganistan’dan ve hatta geniş Ortadoğu coğrafyasında yaşanabilecek insani krizlerden gelecek göç akınları açısından da göç meselesini etraflıca ele almak durumundadır. Göç konusu Türkiye’nin hem iç siyasetinde hem de uluslararası ilişkilerinde ve dolayısıyla dış politikasında çok önemli ve hassas bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

2011 Suriye kriziyle başlayan ve 2013’den sonra yükselen bir ivme ile artan nüfus hareketliliğiyle Türkiye’de Geçici Koruma altında bulunan Suriyeli sayısı, Göç İdaresi’nin Temmuz 2021 verilerine göre 3 milyon 688 bin 93 kişi (Göç İdaresi, 2021). Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü 2020 yılı verilerine göre ülkemizde bulunan Afganistan menşeili düzensiz göçmen sayısı ise 116 bin 400 ve uluslararası koruma başvurusu sayısı ise 330 bin (UNHCR, 2020). Göç idaresi istatistiklerine baktığımızda Afganistan’dan gelen kişi sayısında aslında anormal bir artış olmadığını görüyoruz. 2019 yılında düzensiz göç girişiminde bulunan 201.437 Afganistan menşeili yakalanırken bu rakam 2020’de 50.161 olarak gerçekleşiyor ve Temmuz 2021 itibariyle de 25.643 olduğunu görüyoruz (Göç İdaresi, 2021). Benzer şekilde ülkemizdeki Suriyeli sayısında da son iki yılda çok ciddi bir yükseliş olmuyor. Peki, rakamlarda anormal bir yükselme olmamasına rağmen göçmen karşıtı söylem ve paylaşımlar neden gündemde? Öncelikle Kurban Bayramı sebebiyle Suriyelilerin ülkelerine gidebilmeleri, hemen akabinde Afganistan’dan gelenlerle ilgili sosyal medyaya düşen videolar ve en son ise Sn. Kılıçdaroğlu’nun sadece bu konuyu ele alan kısa videosu tartışmaları körükledi diyebiliriz. Ancak bunun yanında süre-sayı-ekonomi olarak belirtebileceğimiz üç önemli etken aslında siyasetçilerin, medyanın ve çeşitli sosyal medya hesaplarının bu konuyu sık sık gündeme getirmelerine imkân tanımaktadır.

Hatırlanacağı üzere Suriye Krizi başladığında ilk göç akınlarında kamuoyunun Suriyeliler ile ilgili genel tavrı “zulümden kaçan mağdur insanlar” veya hiç değilse “misafirlerimiz” şeklindeydi. Ancak geçen süre içerisinde Suriyelilerin sayı olarak artarak kamusal alanda görünürlüklerinin artması ve kalış süresinin uzaması kamuoyundaki algıyı değiştirmeye başladı. Bununla beraber Türkiye ekonomisindeki kötü gidişat, Suriyelilerle ilgili algıyı misafirlikten yük olmaya başlayan ve ileride daha çok sorun oluşturacak meseleye çevirdi. Suriye krizinin devam ediyor oluşu ve kısa-orta vadede bir çözümün görünmeyişi, Türkiye’de doğan Suriyeli sayısının 1 milyonu aşması ve iktidar partisinin Avrupa Birliği’ne rest olarak sınır kapılarını açmasına rağmen Suriyeli nüfusta herhangi bir azalma yaşanmaması Suriyelilerin Türkiye’de kalıcı olduğu algısını pekiştirdi. Ülkenin siyasal olarak kutuplaşmış olması ve ekonomik kötü gidişle birlikte iktidar politikalarına yöneltilecek eleştiriler doğrudan Suriyelilere yönelmeye, Suriyelilerin en insani davranışları bile (Taksim’de yılbaşı kutlaması vb.) büyük tepkiler oluşturmaya başladı. Suriyeliler ilk günden beri siyasi bir gündemdi ancak kutuplaşan siyasal ortamda ve yakın zamanda (erken veya zamanında) gerçekleşecek seçimlerde daha sıcak bir tartışma konusu haline geldi.

Peki, Suriyeliler gerçekten bayramlaşmak için elini kolunu sallayarak ülkelerine gidip geliyor mu? Afganistan’dan gelenlerle ilgili kamuoyunu meşgul eden iddialar ne kadar doğru? Sadece Sn. Kılıçdaroğlu değil herhangi bir siyasi parti lideri Suriyelileri iki sene içerisinde helalleşerek evlerine gönderebilir mi? Göçmenler gerçekten de yük mü, işlerimizi elimizden mi alıyor?

Sponsorlu

Suriyelilerin bayramda tatile gider gibi ülkelerine gittiği iddiasına öncelikle nereye gittiklerini ifade ederek açıklık getirmemiz gerekiyor. Suriyeliler aslında Astana Süreci olarak bildiğimiz Türkiye-Rusya-İran mutabakatıyla geçici güvenli bölge olarak ilan edilen yerlere gidebiliyorlar. Aslında bu bayramlaşma izni Türkiye ile Suriye arasında 1999 yılından beri uygulanıyor çünkü sınırın iki yakasında kalan akrabaların tel örgüler arkasından bayramlaşması yerinde 48 saatlik bir izinle bayramlaşmalarına imkân sağlanıyor. Türkiye’den giden Suriyelilere özel izin veriliyor ve gitme amaçları geride bıraktıkları ailelerini, mallarını, kaybettikleri yakınlarını bulmak ve bu kayıpları ile ilgili bir şeyler yapabilmek (Serbestiyet, 2021). Aslında önemli bir amaç da Suriyelilerin kendi topraklarından tamamen kopmamasını sağlamak. Bayram vesilesiyle yıkılmış evlerine, bahçelerine, şehirlerine giden Suriyelilerin orayla ilgili anıları tazeleniyor ve bir gün geri dönme umudu canlı tutuluyor. Bu aslında herkesin dillendirdiği “geri dönüş” için önemli bir psikolojik zemin oluşmasına imkân tanıyor (Mülteciler Derneği, 2021).

Afganistan’dan gelenler konusu ise biraz daha karmaşık çünkü konu sınır güvenliği, İran ile ilişkiler, Afganistan’dan ABD’nin çekilmesi ve Taliban’ın ilerleyişi gibi boyutları da içeriyor. Ancak şunu ifade etmek gerekir ki Afganistan’dan ülkemize gelişler yeni bir vaka değil. Hatta bu göç sürecinin önemli bir göçmen ağı üzerinden gerçekleştiğini belirtmek gerekir. Ülkemize İran sınırı üzerinden giriş yapan Afganlılar (Çoğunluğu Türkmen-Özbek-Tacik) İran’ı yaklaşık bir ayda yürüyerek aşarak Türkiye’ye ulaşıyorlar. Son yıllarda rakamlarda görülen artışın nedenlerinden biri daha önce gelip Türkiye’de çalışan ve geri dönen veya çalışmaya devam eden Afganlıların yeni gelecek kişilere aracılık etmesi, iş bulması, göç literatüründe göçmen ağı diye tabir edilen ağların Türkiye ile Afganistan arasında oluşmasıdır. Görüştüğüm Afganistanlı Türkmen düzensiz göçmenlerden edindiğim bilgiler Türkiye’ye daha çok para kazanmak, başlık parası biriktirmek, geride bıraktıkları ailelerini geçindirmek amacıyla geldiklerine işaret ediyor. Genel olarak tarım, hayvancılık, inşaat gibi sektörlerde (Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarının tercih etmediği) çalışıyorlar ve İstanbul merkezli bir para transferi, iş bulma gibi konularla ilgilenen ağları da mevcut. En son sosyal medyaya düşen görüntülerde Niğde’de inenlerin çobanlık için bölgedeki köylere gittiği ve Türkiye’de yaklaşık 50 bin çobana ihtiyaç olduğu ile ilgili detaylı bilgileri Yıldıray Oğur’un Karar gazetesindeki yazısında bulabilirsiniz (Karar, 2021). Özetle Afganlılar ile ilgili bugün sosyal medyaya düşenler aslında yeni bir göç akınını ifade etmiyor, Suriyeliler özelinde oluşan ve bazı suç olaylarına karışan Afganistan kökenli düzensiz göçmenler üzerinden oluşturulan bir gündemle karşı karşıyayız.

Sn. Kılıçdaroğlu’nun Suriyelileri iki yıl içerisinde helalleşerek evlerine göndereceğiz söylemi insan hakları ve uluslararası hukuk açısından son derece sorunludur. 1951 Cenevre Sözleşmesinin en önemli maddelerinden birisi olan 33. Madde “geri göndermeme” ilkesini vurgulamaktadır. 33. Maddeye göre mülteci ve sığınmacıların zulüm tehlikesinin olduğu yerlere gönderilmesi yasaktır. İktidar partisinin uluslararası bir sözleşmeden tek bir imza ile geri çekilmesini haklı olarak eleştiren ana muhalefet partisi liderinin Suriyeliler konusunda popülist olarak tabir edebileceğimiz bu söylemi büyük bir paradoks oluşturmaktadır.  Suriye’de henüz zulüm ortamı sona ermemişken Suriyelileri geri göndereceğim demek “Sizi katilinize, celladınıza gönderiyorum” demekten farksızdır. Bu da insan hakları evrensel beyannamesinin “korkusuz yaşama” ilkesine ters düşmektedir. İktidar partisinin göç ve göçmen politikasını eleştirmek ile göçmenleri / mültecileri / olası mültecileri hedef almak arasındaki farkı gözetmeyen muhalefet söylemi maalesef popülizmden öteye gidememektedir. Suriyeliler veya Afganistan’dan gelenler üzerinden yürütülen siyasetin manipüle edilmiş veya edilmeye hazır kitleler üzerinde bir karşılığı olabilir ancak gerçekçi çözümler üretmeyen yaklaşımlar yabancı düşmanlığı, nefret söylemi ve göçmenlere yönelik şiddet olaylarını arttırmaktan başka bir sonuca hizmet etmemektedir.

Yazının başında da belirttiğim gibi göç meselesinin merkezinde her ne kadar Suriyeliler görünse de göç Türkiye için çok boyutlu strateji ve politikalar üretilerek ele alınması gereken bir konu haline gelmiştir. İran – Suriye gibi hem uzun hem de zor coğrafyada olan sınırların kontrolü meselesi her ne kadar zor olsa da radarlar, gözetimsiz yer sensörleri ve görüntüleyiciler gibi yeni teknolojiler kullanılarak sınırdan geçişler kayıt altına alınmaya çalışılmalıdır. Düzensiz göçü kontrol altına almak veya yönetmek düzensiz göçmenlerin tespiti ve belirlenmesi ile mümkündür. Bu yapılırken de sığınmacı ihtiyacı olanlar ile diğerlerinin ilgili uluslararası normlar ve sözleşmeler çerçevesinde çok titiz bir şekilde ayrılması büyük önem taşımaktadır. Sığınma ihtiyacı olmayanların geri iadesi veya sınır dışı edilmesi ülke içindeki düzensiz göçmen sayısının azalmasına veya en kötü ihtimalle stabil kalmasına olanak tanıyacak etkinlikte yapılabilmelidir. Göç ve özel olarak Suriyelilerin zorunlu göçü sadece Türkiye’nin meselesi değildir. Uluslararası kurum ve kuruluşlarla birlikte Suriye İç Savaşında rolü olan ülkelerin de bu insani krizin bitirilmesi için eyleme çağrılması gerekmektedir. Avrupa Birliği’nin daha fazla dayanışma ve işbirliğine zorlanması, uluslararası mali yardımların teşvik edilmesi için kapsamlı çözüm önerileri geliştirilmelidir. Sınır güvenliği, uluslararası dayanışma ve işbirliğine ek olarak Türkiye’nin ülkesindeki Suriyelilerin entegrasyon-uyumu ile ilgili çabalarını arttırması, bunun ön koşulu olarak da kamuoyu ile pozitif yönde iletişim stratejisi geliştirilmesi gerekmektedir. Kamuoyunun sahiplenmeyeceği bir entegrasyon-uyum politikasının başarılı olma şansı neredeyse yoktur. Suriyelilerin ülkemize yaptığı katkıların ön plana çıkarıldığı, göç ve kalkınma eksenli örneklerin öne çıkarıldığı başarı hikâyeleri topluma anlatılmalıdır.

Burak YALIM – TUİÇ Kurucu Başkanı

 

Kaynakça

Oğur Y., 2021. Afganlar tırdan neden Niğde’de indi? https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/afganlar-tirdan-neden-nigdede-indi-1590092

Mülteciler Derneği, 2021. Suriyeliler Bayramda Ülkelerine Gidebiliyorsa Neden Geri Dönüyorlar? https://multeciler.org.tr/suriyeliler-bayramda-ulkelerine-gidebiliyorsa-neden-geri-donuyorlar/

Serbestiyet, 2021. Röportaj: “Suriyeliler bayramlarda sınırı bayramlaşmak için geçmiyorlar”. https://serbestiyet.com/serbestiyet-in-english/roportaj-suriyeliler-bayramlarda-siniri-bayramlasmak-icin-gecmiyorlar-65696/

T.C. İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 2021. Geçici Koruma. https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638

T.C. İçişleri Bakanlığı, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, 2021. Düzensiz Göç. https://www.goc.gov.tr/duzensiz-goc-istatistikler

UNHCR Türkiye, 2020. UNHCR Türkiye İstatistikleri. https://www.unhcr.org/tr/unhcr-turkiye-istatistikleri

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here