Savaş Suçu-War Crimes

Devletler arası ilişkilerde silahlı kuvvet kullanmanın ancak bazı durumlarda haklı olacağı anlayışı, Birleşmiş Milletler sistemi ile somut bir hukuksal içerik kazanmıştır. BM Antlaşması’nda kuvvet tehdidine ya da kuvvete başvurulması genel olarak yasaklanırken kuvvet kullanmanın haklı olduğu bazı durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Bu durumların ortak özelliği savunma maksatlı olmaları iken, hukuka aykırı kuvvet kullanma durumlarının ortak niteliği ise saldırı maksatlı olmalarıdır.

Uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağının ihlalinin ne tür hukuksal sonuçlara yol açtığı meselesi de, kuvvet kullanma yasağına ilişkin gelişmeler paralelinde gelişme göstermiştir. Şüphesiz ki, silahlı kuvvet kullanma yasağının ağır bir ihlali olan saldırı eylemi, devletin hukuka aykırı bir eylemidir ve sonuçta devletin uluslararası sorumluluğuna yol açar. Bu sorumluluğun niteliği, cezai olmaktan ziyade hukukidir.

Sözlük anlamıyla savaş suçu, herhangi bir savaş sırasında, savaş hukuku kurallarının çiğnenmesi ile ortaya çıkan suçlardır. Savaş suçları, Orta Çağdan beri ulusal mahkemeler tarafından cezalandırılabilmiştir. Savaş suçlarının ilk kez kapsamlı bir kanun halinde toplanması, Amerikan İç Savaşı sırasında Başkan Lincoln tarafından 1863´de çıkarılan Lieber Kuralları´nda gerçekleştirilmiştir. O tarihten bu yana 1907 tarihli La Haye Sözleşmesi ve onun yönetmelikleri, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ve onların 1977 tarihli protokolleri de dâhil olmak üzere pek çok uluslararası insancıl hukuk sözleşmesi hazırlanmıştır. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü´nün 8. Maddesi bu anlaşmalarda ve uluslararası örf ve adet hukukunda tanımlanmış uluslararası silahlı çatışma esnasında işlenen savaş suçlarının büyük bir bölümü üzerinde Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne (UCM) yetki verir. Bu iç savaşlar gibi günümüzün en yaygın çatışmaları olan uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda işlenmiş savaş suçlarını yargılama yetkisinin de Uluslararası Ceza Mahkemesi´ne verilmesi yoluyla uluslararası hukuktaki en son gelişmeleri de teyit etmektedir. İnsanlığa karşı suçlardan farklı olarak bir savaş suçu tek, ayrı, dağınık ya da rastgele bir eylem olabilir. Bu eylemlerin yaygın ve sistematik olmasına yönelik herhangi bir koşul yoktur.

Uluslararası hukuka göre, savaş hukuku kurallarına uymayanlar, hem kendi devletlerince, hem de savaşan karşı devletlerce cezalandırılabilirler. Başlıca savaş suçları; savaş sırasında yaralılara ve esirlere kötü muamele, soykırım, sivil halkı katletme, kimyasal ya da biyolojik yasak silahlar kullanma ve ırza geçmedir.

II. dünya savaşından sonra oluşturulan Nurnberg Mahkemesi’nde Almanya’nın Nazi devlet adamları ve bir kısım komutanları cezalandırılmıştır. ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa ile 19 devletin daha imza koyduğu Londra Antlaşması ile Nurnberg’te bir savaş suçu mahkemesi oluşturulmasına karar verilmiştir. Anlaşmanın dışında kalan aynı devletler tarafından kabul edilen Nurnberg Belgesi’nde savaş suçlarının, barışa karşı işlenen suçlar, insanlığa karşı işlenen suçlar ile diğer öldürme sürgün ve kötü muamele gibi suçlardan oluştuğu ifade edilmiştir. 1948’de BM Genel Kurulu’nda kabul edilen BM soykırım suçlarının cezalandırılması ve soykırımın önlenmesi sözleşmesi, hukuk kuralları geriye dönük işlemediği için Nazi savaş suçluları soykırımla yargılanmamışlardır. Nurnberg Mahkemesi’nin 11 ay süren yargılamalarının sonucunda suçlanan 22 Nazi liderlerinden 12’si idam cezasına diğerleri de müebbet hapse mahkûm edilmiştir.

Savaş suçu, dünya savaşlarının ardından sivil halka yapılan işkencelerle daha çok önemsenmiş ve özel mahkemelerin kurulmasıyla insancıl hak ihlalleri için önlem alınmaya çalışılmıştır. 1970’te Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar Bakımından Kanuni Sınırlamaların Uygulanmayacağına Dair Sözleşme imzalanmasına rağmen savaş suçlarının devam ettiğini görüyoruz. 1992’de Bosna Savaşı’nda, 1994’te Rwanda’da, Orta Afrika’da ve son günlerde fotoğrafların yayınlandığı Suriye’de yaşanan savaş suçlarının önlenemediğini, uluslararası aktörlerin çok da bir katkısı olmadığını söyleyebiliriz.

Büşra Avşar

TUİÇ Stajeri

Kaynakça

1) http://www.usak.org.tr/dosyalar/dergi/nSTHrJvCBIpFugjxxr8covaDKQmO84.pdf

2)http://www.ucmk.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=198&Itemid=107

3)Dağ,  Ahmet Emin, “Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Sözlüğü”, İstanbul, Anka Yayınları, 2005.

4)Arı, Tayyar, “Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika”, Bursa, MKM Yayıncılık, 2013, s. 478.

 

 

Sosyal Medyada Paylaş

48,082BeğenenlerBeğen
6,273TakipçilerTakip Et
8,647TakipçilerTakip Et
2,586AboneAbone Ol
Önceki İçerikGüç Kavramı
Sonraki İçerikDiaspora

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Explained – Politik Doğruculuk Belgesel Analizi

Politik doğruculuk diğer bir deyişle siyaseten doğruculuk günümüz popüler...

Metropol ve Birey: Kapitalizmin Kıskacında Bir Çözülme Hikâyesi

Özet Bu çalışma metropol ve birey arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Ekonomi...

Çin’in Son 10 Yılının En Önemli Siyasi Etkinliği: ÇKP 20. Ulusal Kongresi

2022 yılında, ülkelerin siyasi takvimlerinde önemli bir yere sahip...

1980 Darbesi’nin Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarına Etkisi

Özet Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde sivil toplum kuruluşlarının önemli bir rolü...