Siyaset Ötesinde Demokrasiyi Hatırlamak

0
66

“Demokrasi”nin—geçerli olmasa da—genelde tarifi halkın, “halk tarafından” yönetimidir.  Yunancada “halk” anlamına gelen “demos” ve “iktidar” anlamına gelen “kratos” kelimelerinden oluşur. İktidar her tür idare şeklinde vardır. Demokrasinin varlığı asıl, muhalefet özgürlüğünü yaygın ve derin, kurumsal ve bireysel olarak –imtiyaz değil– hak olarak tanımasında yatar. Yani demokrasiyi var eden muhalefettir.

“Muhalefeti” sadece siyasal parti ya da iktidar karşıtlığı olarak değil, tamamen bireysel bir sivil itaatsizlik kavramı doğrultusunda algılamak gerekiyor. Sadece iktidar-muhalefet olarak iki eksenden ibaret bir siyasal yapı yerine, aslında her iki eksen içinde de var kuramsal olarak “muhalefet”in varlığı her ikisinin de demokratik olmasını sağlar. Aksi bakış açıları ise, ikisini de lider etrafına kitlenmiş biat kitlesine dönüştürür.

Bir toplumdaki bireylerin yönetime katılma şeklini, oranını ve organlarını tayin eden demokrasi, iktidarı tanımlayan siyasal sistem olduğu kadar, seçilen iktidarın muhaliflerine karşı tutumunu ve vicdanını teftiş etme mekanizmalarını da içerir. Hukukî olanla meşru olan arasında ince çizgileri olan demokrasi din, dil, ırk, toplumsal cinsiyet, toplumsal statü vb. farkları gözetmeden her bireyin yasalar ve fırsatlar açısından eşitliği esasını öngörür.

Sponsorlu

Öte yandan demokrasi, özellikle soğuk savaş yıllarının akabinde “Yeni Dünya Düzeni”nin ilan edilmesiyle, belagati en çok yapılan ve farklı tanımlarla kolayca yeniden şekillenebilen elastik bir kavram olagelmiştir.

Batı kapitalizminin tamamlayıcı parçalarından biri olan demokrasinin temel referansları, Eski Yunan’da Atina’ya, M.Ö. beşinci yüzyıla tekabül etmektedir. Atina’ya rakip olan ise Sparta’daki uygulamalardı.

Demokrasiye delalet eden bazı öncül uygulamalar, tarih öncesi Orta Doğu ve Uzak Doğu toplumlarında da görülmüştür. Fakat Batılı etnik-merkezci kuramcıların çabaları ve bilgiyi güç olarak görüp, onu üreten, yönlendiren ideolojik sömürgecilik, demokrasi ve medeniyetin beşiği olarak sadece Eski Yunan’ı görmüştür.

Eski Yunan, iddiaların aksine medeniyete dair ne varsa her şeyin sıfırdan üretildiği coğrafya değildi. Diğer medeniyetlerden ödünç aldığı, alfabe, sanat, bilim, felsefi ve dini tartışma konularını sadece taklitle kalmadı, sentezini yaptı ve kendi başına bir tez oldu. M.Ö. dokuzuncu yüzyıldan itibaren farklı Yunan lehçelerinde ilk yazılı mahalli eserler çıkmaya başlamıştı; Homer ve Hesiod’un eserleri zamanla onlardan doğan yeni bir yazılı kültüre ve tarih hafızasının oluşmasına kapı araladı.

M.Ö. beşinci yüzyıl, Eski Yunan medeniyetinin siyasi, idari, felsefi, edebi, mimari göstergelerinin en mükemmel ve yaldızlı örneklerinin topyekûn ortaya çıktığı bir dönem oldu. Demokrasinin bu dönemde kurumsal bir nitelik kazanması da sadece siyaset değil, sosyal-kültürel alanlarda da kendini tamamlayan birikimlerin oluşmasıyla meydana geldi.

Demokrasi Eski Yunan’da edebiyatçı ve hukukçu Solon’la ve onun M.Ö. altıncı yüzyılda kanun ve hukuku kurumsallaştırma çabalarıyla uç vermeye başladı. Felsefe ve güzel sanatların, edebiyatın, bazen propaganda merkezi olarak da kullanılan tiyatroların inşasıyla gelişti.  Solon’un hukukta gözettiği temel düstur, zaten güçlü olan aristokrasinin haklarını ikrar ederken, güçsüz halk kitlelerinin de benzer haklara sahip olmasına çabalamak oldu. Solon timokrasi (mülk sahipleri ve/ya eşrafın yönetimi) ve demokrasi karışımı bir yönetim tarzını, farklı mülk sahiplerine farklı hak ve sorumluluk yükleyerek ortaya koydu.

Demokrasiyi bir siyasal sistem olarak Devlet (ya da Cumhuriyet) adlı eserinde ele alan ilk felsefeci Eflatun’dur. Üstadı Sokrat’ın fikirlerini kaleme alırken ne kadar değiştirdiğini bilmediğimiz Eflatun, diyaloglarında farklı kişilerin ağzından demokrasi, “monarşi” (bir kişinin yönetimi), “oligarşi” (azınlık bir topluluğun yönetimi), “timokrasi” gibi yönetim şekillerini tartışır ve eleştirir. Doğal olarak, Eflatun zamanında devlet düzeni ve toplumsal hayat günümüzdeki kadar karmaşık değildi. Eserini yazarken amaçladığı “devlet”in, daha doğrusu şehir-devletin idaresine yönelik tezleri ortaya koymaktı. Öte yandan Eflatun, Sokrat’ın şahsında, hayalindeki devlet için demokrasiyi ideal yönetim tarzı olarak görmez.

Dahası da var…

Şehir-devletler arasında karşılaştırmalar yapan Eflatun’un gönlünde yatan Atina tarzı demokrasi değil, seçkinci siyasal yapıya sahip olan Sparta tarzı bir yönetimdi. Sparta bir kışla-şehir görünümündeydi ve halk kendi varlığını şehir-devletin varlığında erittiği ölçüde anlam ve kimlik kazanıyordu.

Sparta ve Atina arasında süregelen çekişmelerde iki ayrı siyasi yaklaşımın farkı, temel ilkelerinde başarı ya da insan haklarını, fiziki güç ya da entelektüel gücü, askeri örgütlenmeyi ya da sivil birliktelikleri, güvenlik endişelerini ya da hür düşünceyi, iktidar ya da hukuku, devlet ya da halkı esas almakta yatıyordu.

Bu farklılıkların arasında kesinkes ayrılan mutlak çizgiler yoktu. Ancak anlayıştaki temel farklardan birisi, güvenlik stratejileri ve asayiş açısından Sparta’nın kendini dış tehlikeye karşı hassas ve teyakkuzda hissetmesi yatmaktaydı. Atina dikkatini daha çok dâhili siyasete ve asayişe, medeniyet unsurlarında zarafete yöneltmişti. Sparta’nın aksine Atina’da, halkın etrafında devletin örgütlenmesi yatıyordu. Disiplinin, itaatin, fiziki gücün, beden eğitiminin, cengâverliğin, katı kuralcılığın en önemli değerler olduğu Sparta, nispeten daha kayıtsız, daha serbest ve entelektüel güce önem veren, daha sorgulayan, yumuşak güce inanan Atina’ya tezat oluşturuyordu.

Türkiye’nin hangi tip demokrasiye dâhil olduğunu, zamanla göreceğiz.

 

Metin BOŞNAK

Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Öğretim Üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here