Tek Parti Döneminde Değişen Kadın Rolleri ve Kadın Hareketleri

0

ÖZET:

Geçmişten günümüze Türk toplumu içerisinde kadının konumu sürekli olarak sorgulanmıştır. Süreç içerisinde çeşitli atılımların, düzenlemelerin ve mücadelelerin var olduğu gözlemlenmiştir. Türk kadını için en önemli adımların atılması, dönem olarak bakıldığında Cumhuriyetin ilanı ile başladığı söylenebilir. Bu dönemle birlikte pek çok alanda yenilikler yaşanmıştır. Özellikle Medeni Kanun ile kadınlar oldukça önemli haklar elde etmiştir. Örneğin; mirasta eşitlik, boşanma hakkı, seçme ve seçilme hakkı bu kanunla sağlanmıştır (Kartal, 2005). Atatürk, ülkenin erkek kadın bütün vatandaşları arasında ayrım yapılmadan çağdaşlaşması ve kalkınması gerektiği düşüncesinde olmuş, bu düşünceye bağlı kalınarak kadının sosyal; siyasal ve ekonomik konumunu daha iyi seviyeye getirecek adımlar atılması gerektiğini vurgulamıştır. Bundan sonraki süreçte, tek parti dönemi içerisinde yaşanan yenilikler oldukça önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı tek parti döneminde kadının toplum nezdinde ne ifade ettiği, dönemde yaşanan kadın hareketleri, eğitim hayatını, iş hayatındaki rolünü, kadının kazandığı siyasi ve toplumsal haklarını aktarmaktır. Tek parti döneminde gerçekleşen yeniliklerin kadının hem aile hayatına hem de toplum içerisindeki konumuna ne yönde etkiler yaptığı, kadının kamu ve sosyal hayatta sahip olduğu statüsü incelenmiştir.

Anahtar sözcükler: kadın, tek parti dönemi, kadın hakları, eşitlik.

ABSTRACT

From the past to the present, the position of women in Turkish society has been constantly questioned. It has been observed that various breakthroughs, regulations, and struggles exist in the process. Can be said that taking the most important steps for the Turkish woman began with the proclamation of the Republic when viewed as a period. With this period, novelties took place in many areas. Especially with the code of civil law, women have gained very important rights. For instance, equality in inheritance, the right to divorce, the right to choose and be elected are provided for by this law (Kartal, 2005). Atatürk believed that the country should be modernized and developed without distinction between all citizens of men and women, and emphasized that steps should be taken to improve the social, political and economic position of women by adhering to this idea. In the next process, the innovations experienced during the one-party period are very important. The aim of this study is to deliver what women express in society during the one-party period, women’s movements during the period, educational life, their role in business life, and the political and social rights gained by women. In the direction in which novelties that took place during the one-party period affected both the family life and the position of the woman in society, the status of the woman in public and social life was examined.

Key words: women, single-party period, women’s rights, equality.

1. Giriş

Cumhuriyetin ilanından önce, Osmanlı toplumunun aile bünyesine bakıldığında ataerkil yapının baskın olduğu görülmektedir. Dönem içerisinde yürürlükte olan yasalara bakıldığında kadın-erkek eşitliğinin olmaması ve aile içerisinde alınan kararların erkek baskınlığında verilmesi söz konusudur (Metintaş, 2018). Özetle, kadın siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda geri plana atılmıştır. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte ise kadın farklı alanlarda ön plana çıkmış, devam eden süreçte kadınlara kademeli olarak çeşitli haklar sağlanmıştır. Kadınların sahip olduğu haklarda en etkin unsurun Mustafa Kemal Atatürk olduğu söylenebilir. O dönemde Mustafa Kemal Atatürk, kadın-erkek eşitliği sağlanabilecek ve toplumun her alanında kadın gücünün (siyasi, sosyal, ekonomik) varlığını sürdürülebilecek bir düzeni ön görmüştür. Atatürk kadının değerini şu sözleri ile ifade etmektedir:

‘‘Bizim toplumumuzun başarı gösterememesinin sebebi kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktadır… Yaşamak demek faaliyet demektir. Bir toplumun bir organı faaliyette bulunurken diğer organı işlemezse o toplum felç olmuştur… Bizim toplumumuz için ilim ve teknik gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın edinmeleri lazımdır. Malumdur ki, her safhada olduğu gibi sosyal hayatta dahi iş bölümü vardır… Bugünün gereklerinden biri kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir’’ (İçli, 1998: 93).

Atatürk’ün düşüncelerini yansıttığı bu sözler ile kadının tabiri yerindeyse eklem görevini üstlendiği görülmektedir. Eklemi olmayan bir vücudun, hareket sisteminin çalışamayacağı gibi kadının aktif olmadığı bir toplum da ilerleme gösteremez. Bu düşünce ışığında 1926 yılında Medeni Kanun’un kabulü ile farklı alanlarda kadınlara haklar sağlanmıştır. Örnek vermek gerekirse, aile ve sosyal hayat içerisinde kadın-erkek eşitliği sağlanmaya çalışılmış, boşanma ve mirasta eşit pay hakkı verilmiş, tek eşli evlilik ve resmi nikah zorunlu hale getirilmiştir (Yüksel, 2014).

Kadına çeşitli hakların sağlandığı cumhuriyet, kuvvetini halktan alan devlet biçimini ifade etmektedir. Dolayısıyla milletten beslenen bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Cumhuriyet elitizm yapılanmasına karşıt olarak; toplumun tüm kesimlerine ulaşan, bireyler arası hiçbir ayrım gütmeden ülkeyi çağdaş bir seviyeye getiren, toplumu her alanda kalkındırmayı hedefleyen bir devlet biçimidir. Türkiye’de 1923 yılında cumhuriyetin ilanından 1945 yılları arasındaki süreçte tek parti sisteminin hâkim olduğu görülmektedir. Bu zaman aralığında çeşitli yeni parti açma girişimleri ve çok partili sisteme geçiş çabaları var olsa da başarıyla sonuçlanmamıştır. Yirmi iki yıllık zaman diliminde Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) egemen olmuştur (Hamzaoğlu, 2017).

Tek parti dönemi sadece siyasal alandaki düzen ve iktidar değişikliğini ifade etmemektedir. Yaşanan değişim sadece siyasi alan baz alınarak değil sosyal, ekonomik ve kültürel alandaki hareketler de göz önünde bulundurularak yürütülmek istenmiştir. Türkiye’de yaşanan siyasi değişim, batının gelişmişlik düzeyine Türk kültürüyle harmanlanarak erişmeyi hedeflemiş ve toplumun her kesimini etkisi altına almıştır. Bu duruma paralel olarak köktenci bir değişim anlayışıyla hareket edilmiş, yapılması düşünülen yenilikler için de uygun ortam ve zaman yaratılmak istenmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, Batı’da var olan yaşam tarzını, düşünce yapısını, sosyal alanda uygulanan politikaları, medeniyet ve yenilik gibi kavramları Türk Milletinin benimseyeceği şekilde ve dönemin şartlarına uygun bir biçimde topluma uyarlamıştır (Zafer, 2013). Kadınların nezdinde yapılan yenilikler incelendiğinde bu çalışmanın temel tezi, tek parti döneminde gelişen kadın rolleri ve hareketlerini dönemin şartları çerçevesinde incelemeye çalışmaktadır.

2. Tek Partili Dönemde Kadının Aile ve Sosyal Hayatı

Cumhuriyet’in ilanından sonra aile yapısı ve sosyal hayat üzerinde önemli değişimler meydana gelmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, erkeklerin her alanda özgür olduğu gibi kadınların da özgür olması gerektiğini vurgulamıştır. Türkiye’de Medeni Kanun’un esas aldığı nokta ailenin demokratik seviyeye ulaşmasına yardımcı olmaktır. Büyük ölçekli değişimler çekirdekten başladığı için ailenin önemine dikkat çekilmiştir. Bu noktada yapılan yenilikler modern çekirdek aile yapısını topluma entegre etme yolunda önem arz etmektedir. Aile içerisinde paylaşılan sorumluluklar; rol dağılımı, anne ve eş kimliği, kadının toplum hayatındaki işlevi yeni anlamlar kazanmıştır (Yüksel, 2014).

Aile hayatını kapsayan yenilikler şu şekilde sıralanabilir:

  • Boşanma hakkı: Osmanlı’da boşanma hakkı erkeğe aitken ve yalnızca söz ile bildirmesi yeterli görülüyorken cumhuriyetle birlikte kadına resmi bir şekilde boşanma hakkı tanınmıştır.
  • Velayet hakkı: Medeni kanunla kadın, çocuğunu kendi himayesi altına alması, koruması ve temsil etmesi hakkına erişebilmiştir.
  • Miras hakkı: Daha önceki dönemlerde miras payı konusunda eşitlik görülmezken 1926’dan sonra kadın-erkek arasında miras eşit bölüştürülmüş, adaletsizlik ortadan kaldırılmıştır (Yüksel, 2014).

2.1. Basın Faaliyetleri

Tanzimat ile başlayan gazetecilik faaliyetlerinde kadın haklarını savunan yazılara kısıtlı olsa da yer verilmiştir. Meşrutiyet döneminde bahsedilmesi mümkün olmayan konular cumhuriyetin ilanıyla birlikte yazılı basında yer bulmaya başlamıştır. Tek partili dönemde kadın hareketleri ve kadın gelişimi yazılı basın tarafından da desteklenmiştir. Dönem içerisinde çıkarılan dergilere bakıldığında kadınlara yönelik hakların, atılımların ön plana çıkması göze çarpan bir noktadır. 1930 yılından 1950 yılına kadar kadına yönelik yirmi dokuz tane dergi çıkarılmıştır. Bu dergilerin genel yayın yönetmeni çoğunlukla kadındır. Belkıs Zincirkıran’ın 1940 tarihinde “Sesimiz” dergisinin genel yayın yönetmen koltuğuna oturduğu, İffet Halim Oruz (Kadın Gazetesi) ve Nezihe Sahim Güngör’ün (Güngör Gazetesi) gazete sahibi ve baş yazar olarak basın hayatında yer aldıkları görülmektedir. Bu dergiler; kadınların kendilerini ifade etmesi, kamuoyu oluşturması, birlik-beraberlik bilinciyle faaliyet göstermesiyle kadın hareketlerine katkı sağlanmıştır. Kadının toplumdaki konumu; çalışma hayatı, sosyal hayata sağladığı katkılar, annelik, moda, eğitim gibi farklı alanlarda işlenen konularda batılılaşma ve kadını daha iyi seviyeye taşıma fikri ortaya çıkmıştır (Yıldız, 2019). Basında yayımlanan yazıların amacı, kadınları her konuda bilgilendirmek ve bilinçlendirmektir. Tek parti döneminde kadınlara sağlanan haklar çerçevesinde basında kadınlara yönelik dergi ve gazete sayısında ciddi artış gözlemlenmiştir. Bunlardan önemli olanlar “Türk Kadın Yolu”, “Türk Kadını” “Ev-İş”, “Kadın Dünyası”, “Cumhuriyet Kadını”, “Kadın Dünyası”, “Moda Albümü”, “Kadınlar Alemi”, “Asrın Kadını”, olarak sıralanabilir. Bu yazılardaki temel amaç kadının sosyal yaşamda aktif varlık göstermesidir (Kılıç ve Yılmaz, 2019). 1934 senesinde çıkan ‘‘Cumhuriyet Kadını’’ adlı dergide şu ifadelere yer verilmiştir:

“Cumhuriyet devrinde yaşayan kadın bir cepheli kadın değildir. Bütün manası ile iş hayatında olduğu kadar eğlenceli cemiyet hayatında da kendisini gösteren kadındır. Fikir mücadelelerine, edebiyat hareketlerine, spora ve aynı zamanda ev kadınlığına, anneliğine ve zevceliğine merbut mükemmel bir kadındır”. (Karabulut, 2011: 89).

Kadın Gazetesi 1947 yılı itibariyle faaliyet göstermiş olup sloganında ise yuvayı dişi kuşun yaptığından, toplumsal ve ekonomik konularda kadının her türlü desteğine muhtaç olunduğundan bahsetmişlerdir. Kadın Gazetesi yayımlanan diğer gazete ve dergilerden farklı olarak sosyal ve siyasi konuları odak noktası haline getirmiştir. Bilhassa, Türk kadınının toplum içerisindeki yerini daha etkin hale getirme gayesi ile hareket etmiştir. Sosyal hayat içerisinde var olan durumlar karşısında kadınlara ithafen mühim bilgiler sunulmuştur. Kadın atılımlarına destek veren ilk kadın pilot olan Sabiha Gökçen, bu desteğiyle Kadın Gazetesi’nde yer almıştır (Karabulut, 2011).

Türk Kadın Yolu ise Türk Kadınlar Birliği tarafından kadın hareketleri tarihine mühim katkılar sağlaması amacıyla çıkartılmış bir dergidir. Türk Kadınlar Birliği, bu dergiyi yayımlamanın yanı sıra Anadolulu kadınlara eğitim hayatlarında yardımcı olmak, kadının siyasal hakları için mücadele etmek gayesi içerisinde olmuştur (Metintaş, 2018). Türk Kadınlar Birliği’nin kurucusu olan Nezihe Muhiddin bir Türk düşünür, yazar, gazeteci ve kadın hakları savunucusudur. Cumhuriyet Halk Fırkası bile kurulmamışken, Kadınlar Halk Fırkası (KHF) isimli siyasi partinin kuruculuğunu üstlenmiş ve Türkiye’deki ilk siyasi partinin kurulmasına öncülük etmiştir. Kendisinin üç yüz kadar öyküsü, yirmi adet romanı, senaryoları, piyesleri ve operetleri vardır. Nezihe Muhiddin; Almanca, Arapça ve Fransızca dillerine hâkim olmuş, jimnastik; piyano, dikiş-nakış ve dil hocalığı yapmıştır. Edgar Allen Poe, Goethe gibi yazarların çevirilerini yapmıştır. “Türk Hanımları Esirgeme Derneği” isimli hayır kurumunun kuruluşunda görev almıştır ve derneğin sekreterliğini de üstlenmiştir (Balcı, 2017).

2.2. 1923-1947 Yıllarındaki Sanatsal Gelişmeler

a. Tiyatro

Tek partili dönem ele alındığında toplumda batılılaşma algısı doğru bir şekilde yerleşmemiş olup, bu durum tiyatro oyunlarına konu edilmiştir. Yazarlar, yanlış batılılaşmanın temelde aile sorunlarına sebep olduğu ve toplumu yozlaştırdığı konusunda hemfikir olmuştur. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1933 yılında kaleme aldığı “Kadın Erkekleşince” adlı edebi eseri tiyatroya uyarlanmış ve Nebahat karakteriyle güçlü, idealist, eşitliği savunan, ekonomik bağımsızlığını elde etmiş batılı kadın tipi temsil edilmiştir. Aynı zamanda ev içerisinde iş bölümünün ve çocuk bakımının ortak olmasının altı çizilmiştir. Yeni sistemin sağlamış olduğu olanaklar sonucunda ekonomik özgürlüğünü elde etmiş olan karakter Nebahat, ev içerisindeki işlerin sadece kadınlara ait bir sorumluluk olmadığını, erkeklerin de kadınlar kadar sorumlu olduğunu vurgulamıştır. Bu açıdan bakıldığında Nebahat karakteri, dönemin kadınlarının baş ettiği sorunların sesi olmuştur (Karaca, 2006).

Ahmet Muhip Dranas ise 1947 tarihli “Gölgeler” adlı oyununda modernleşmenin karşısında yok olan alışageldik ataerkil değerleri işlemiştir. Kadın figürü, oyunun merkezinde konumlanmasa da ailenin dönüşüm aşamasında önemli unsur olarak yer almıştır. Oyunda öne çıkarılan noktalardan bir tanesi de kadının modern ve geleneksel yaşam arasında sıkışıp kalması durumudur. Kadının toplum içerisindeki konumunun modernleşmeyle beraber daha iyi seviyeye gelmesi beklenirken, geleneksel çizgilerin varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Bu sebeple kadın, kendine atfedilen roller arasında kaybolmaktadır. Diğer bir öne çıkarılan nokta ise kadının aile ve iş hayatında aynı ölçüde etkin rol alması vaziyetidir. Tiyatro oyunlarındaki konular ise toplumsal gerçekçi bakış açısıyla aktarılmıştır. Tiyatro-toplum ilişkisinin ise realist bir çizgide ilerlediği söylenilebilir (Coşkun, Yurt, 2016).

Modernleşmenin olumlu etkilerinden ziyade olumsuz yönlerini ele alan yazarlar da bulunmaktadır. Örneğin, Cevat Fehmi Başkut’un “Paydos” adlı oyununda bu negatif etkiler gözlemlenmektedir. Oyunda kadının modernize olmuş hayatının aile yapısına temelden zarar verdiği ileri sürülmüştür. Buradaki kadın karakteriyle hiçbir şeyden memnun olmayan; hep daha fazlasını isteyen, doyumsuz, modern ve lüks bir yaşam arzusu içinde olan, batı normlarını bütünüyle benimseyip kendi kültürünün değerlerinden uzaklaşmış bir kadın portresi çizilmiştir (Coşkun ve Yurt, 2016).

b. Kılık-Kıyafet ve Güzellik-Moda

25 Aralık 1925 tarihinde çıkan kanunla kılık kıyafet alanında pek çok yenilik gerçekleşmiştir. Fes, peçe, çarşaf, kalpak gibi çağa uygun görülmeyen parçalar yasaklanmış, bunun nedeni olarak da çağdaş bir seviyeye ulaşmanın önünde engel teşkil etmesi öne sürülmüştür. Bu noktada batılı ülkelerin giyim tarzlarını benimsenme yoluna gidilmiştir. Diğer alanlarda olduğu gibi bu konuda da kadınları çağdaş bir düzeye getirmek hedeflenmiştir. Yeni sistemin takdiminde kadınlara sembolik bir anlam da yüklenmiştir. Resmî törenlerde atlet ve şortla yürüyen kız öğrenciler, devlet kurumlarında tesettür zorunluluğu olmadan çalışan kadın kamu personelleri, özel davet ve balolara şık giyimleriyle katılan kadınlar modern kadın imgelerini temsil etmektedir. Ayrıca tek parti döneminde düzenlenen güzellik yarışmalarında kadınlar, dış görünümleriyle ve çağdaş tutumlarıyla cumhuriyetin modern kadın kesimini temsil etmektedirler. Cumhuriyet döneminde güzellik yarışmaları yeni bir uygulama olarak sosyal hayatta yerini almıştır. Bu güzellik yarışmalarıyla Türk kadınının güzelliğini dünyaya ispatlama ve küresel ölçekte aktif kılma çabası söz konusudur. Cumhuriyet Gazetesi’nin atılımlarıyla ilki 1929 yılında gerçekleşmiştir. 1932 senesinde Türkiye’yi temsil eden Keriman Halis Ece dünya güzeli seçilmiştir (Yıldız, 2019).

3. Kadının Eğitim Hayatı

Eğitim gerek bireysel gerek toplumsal olarak hayati bir değere sahiptir. Bireyin bilinçlenmesi ve üretime katkıda bulunması ülkelerin kalkınması bazında bakıldığında altı çizilmesi gereken konulardan bir tanesidir. Toplum içerisinde bulunan ve dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadın eğitimi ise oldukça önem taşımaktadır. Devlet ve halk, kadın eğitiminin eksikliği ve eğitilmiş kadın gücünün azlığının negatif etkilerini trajik bir şekilde yaşamıştır. Halbuki kadın, dönüştürücü gücünü mevcut gücüne ek olarak annelik kimliğinden de almaktadır. Eğer anne eğitim alırsa, bilinçlenirse çocuğuna da edimlerini aktarır. Dolayısıyla kültür ve nesil yaratma yetisi daha çok kadına ait olmaktadır.

Tek parti döneminde okuryazarlık oranının cinsiyete göre dağılımı arasında fazlaca farkın olduğu, kadının eğitim alanında geri kalmışlığı yıllara nazaran iyileştirme ve geliştirme politikalarıyla kadınlardaki okuryazarlık oranının artmakta olduğu gözlemlenmektedir (Kırkpınar, 1998). Aşağıdaki tabloda yıllara göre ayrıştığında okuma-yazma oranının ne denli değişim gösterdiği fark edilebilir.

Tablo 1: Cinsiyete Göre Okuryazarlık Oranı

Sayım
Yılı
Okuryazarlık Durumunun Toplam içindeki
Oranı (%)
Okuryazarlık Durumunun
Kendi İçindeki Oranı (%)
Okuma Yazma Bilmeyen Okuma Yazma Bilen Okuma Yazma
Bilmeyen
Okuma Yazma
Bilen
Toplam Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın Erkek Kadın Erkek Kadın
1935 80,75 70.65 90,19 19.25 29.35 9.81 42.26 57.74 73.65 26.35
1940 (1) 75,45 63,80 87,08 24.55 36.20 12.92 42.22 57.78 73.64 26.36
1945 (2) 69,78 56,33 83,16 30.22 43.67 16.84 40.27 59.73 72.08 27.92
1950 (3) 67,18 54,26 80,15 32.37 45.34 19.35 40.45 59.55 70.16 29.84
1955 58,83 43,94 74,14 40.87 55.79 25.52 37.87 62.13 69.22 30.78
1960 60,44 46,33 75.11 39.49 53.59 24.83 39.08 60.92 69.18 30.82

Kaynak: DİE, 1990 Nüfus Sayımı İstatistikleri

Bir ülkenin her alanda kalkınabilmesi ve çağdaşlarıyla yarışabilir pozisyonda olması için eğitimde cinsiyet eşitliğinin sağlanması gerekir. Tek parti dönemine baktığımızda da Mustafa Kemal Atatürk mevcut süreci ele aldığında eğitim alanında bir reformun yapılması gerektiğini düşünüyordu ve bunu gerçekleştirmek için uygun zeminin oluşmasını bekliyordu. Bu konuya verilen önem şu sözlerle ifade edilmiştir:

“Milletimiz güçlü bir millet olmaya azmetmiştir. Bunun gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız ilim ve fen sahibi olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğretim basamaklarından geçeceklerdir.” (Cöhce, 2014: 4).

Atatürk’ün bu sözlerinin de ışığında 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunda tüm eğitim kurumları tek bir elden yönetilme amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Aynı dönemde ilköğretim, devlet okullarında zorunlu ve ücretsiz hale getirilmiştir. 1925 yılında ise toplanan Üçüncü Heyet-i İlmiye’de kızların eğitimine ilişkin olarak karma eğitim modeline geçilmesi, tek okul düzeninin kurulması, kızların eğitimdeki noksanlarının tamamlanması, üretim ağırlıklı eğitim ilkelerine önem verilmesi uygun görülmüştür. 1924 yılı itibariyle ortaöğretim; üç yıl ortaokul, üç yıl lise haline geldi. Liselerde edebiyat ve fen bölümleri Cumhuriyetin ilk zamanlarında açılmıştır. Eğitimciler bir taraftan kız öğrencileri hayata hazırlarken, diğer taraftan büyük bir çoğunluk için ümitsiz bakmışlardır. Bu sebeple “Aile Bilgisi” dersleri verilerek bilinçli ev kadını yetiştirme gayesinde bulunmuşlardır. Faal, haklarının bilincinde, meslek sahibi, eğitimli bir kadın profili hedefiyle toplumsal yaşamda varlık göstermesi beklenen kadının, toplumun mevcut koşulları gereğince buna kolay ulaşılamayacağı da göz önünde bulundurulmuştur. Sonuç olarak o zamanlarda kız çocuklarından “Cumhuriyet kadını” inşa edilmek istenmiştir. Varoluşunu bu yönde anlamlandıramayanlar ise “Cumhuriyet ev kadını” olmalıydı. Ortaöğretim ölçeğinde bakacak olursak, teknik eğitim alan erkek öğrenci sayısı yıldan yıla azalırken, kız öğrencilerin nüfusu artış göstermiştir. 1927 yılında yalnızca iki adet bulunan kız sanat okulları 1938 yılında yedi kat artarak on dördü buldu ve bu okulların öğretmen eksiğini giderme amaçlı 1935 senesinde, Ankara’da Kız Sanat Öğretmen Okulu açılmıştır (Çetin, 2003).

4. Tek Parti Döneminde Kadının Siyasal Hayatı

Erk zihniyetinin ürünü olan kadınların arka planda olması gerektiği düşüncesi, kadının sosyal hayattan uzak tutulması ve kültürel baskının söz konusu olması, kadının siyasi arenada ses çıkarması ve varlık göstermesi ihtiyacını doğurmuştur. Velhasıl, kadınların siyasal alanda yer alması kademe kademe gerçekleşmiştir. Cumhuriyetin ilanıyla kadınların siyasi varlığına yönelik çeşitli haklar sağlanmıştır. Ülkede söz sahibi olan zümre, toplum içerisindeki bireyler arasında herhangi bir ayrımın olmaması neticesinde ülkenin kalkınmasının kolaylaşacağı fikrindeydi. Millî Mücadele’de kadın-erkek birlikte savaşılması, mücadelenin herkesin ortak seferberliğiyle kazanılmış olması durumu kadınlara yönelik bazı kanuni düzenlemelerin yapılmasının temelini atmıştır (Demir, 2015).

Kısaca kadınların zamanla kazanmış olduğu siyasi hakların kronolojik sıraya koyacak olursak:

1926: Türk Medeni Kanunu kabul edilmiştir. Kadınlara velayet hakkı, boşanma ve mallarda tasarruf hakkı tanınmıştır.

1928: İlk defa kadınlar mahkemelerde avukat olarak görev almışlardır.

1930: Belediye seçimlerinde kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

1933: Köy Kanunu’nda değişiklik yapılarak kadınlara köylerde muhtar olma ve ihtiyar meclisine seçilme hakları verilmiştir. 12 Kasım 1933 yılında yapılan muhtarlık seçiminde aday olan Gül Esin ilk kadın muhtar olarak seçilmiştir.

1934: Anayasa değişikliği ile kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca Türkiye bu hakkı kadınlara tanıyan ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Kadınlara tanınan bu hak, birçok ülkede yankı uyandırmış ve öncülük etmiştir.

1935: Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ilk kez 18 kadın milletvekili almıştır.

1950: İlk kadın belediye başkanı olan Müfide İlhan, Mersin ilinden seçilmiştir (Demir, 2015).

Tüm bu kazanılan haklar (seçme ve seçilme, meslek tercihi, kamu görevleri yapma vs.) Türk Medeni Kanunu ile yürürlüğe girmiştir. Ancak Medeni Kanun, genel olarak kadına yönelik eşitlikçi bir yaklaşım izlemesine rağmen 132. maddesi aynı çizgide değildir. Bu madde ile kadının boşanmasından sonra üç yüz günlük bekleme süresi olarak adlandırılan ‘‘iddet’’ yasa haline getirilmiştir (Yıldız, 2015).

Tek partili dönem içerisinde kadınlara atfedilen siyasi yöndeki haklar Cumhuriyetçilik ve Halkçılık ilkeleriyle doğrudan ilişkilidir. Eşitlik kavramı bazında bakıldığında bu süreçte ses getirecek atılımların var olması Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine yakınsama sürecini hızlandırmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin reformist yapısı sayesinde sürekli olarak gelişmiş ve günümüze kadar olan süreçte anayasal değişikliklere gidilmiştir.

5. Tek Parti Döneminde Kadının İş Hayatı

Osmanlı döneminde kadının başlıca çalışma alanı tarımdır. Diğer önemli çalışma alanları ev ortamında kurulan tezgahlarda üretilen faaliyetleri; halıcılık, dokumacılık olarak görülmektedir. Kadınların çalışma hayatlarının evden dışarı çıkması ise 1860’lı yıllardan sonra Bursa fabrikalarında çalışmaya başlamaları ile gerçekleşmiştir. Ücretli kadın emeğine ihtiyaç duyulmasının ana nedenlerinden biri, erkeklerin savaşa gitmesiyle oluşan iş gücü boşluğudur. Yani, kadının iş hayatında varlık göstermesi niyeti güdülerek yapılmış bir atılım söz konusu değildir. Bütünüyle gereksinim sonucu ortaya çıkmış bir gelişmedir. Bu dönemde fabrika işçiliği, yol yapımı, sokak temizliği gibi pek çok alanda kadın emeği kullanılmaya başlanmış, kamu kurum ve kuruluşlarında memur olarak da çalıştırılmıştır. Bu sebeple, erkeklerin savaştan dönmesiyle işten çıkarmalar başlamıştır. Bunların yanı sıra kız çocuklarının günlük ücretleri erkek çocuklardan yarı yarıya daha düşüktür. Günde on dört saate varan çalışma koşulları söz konusudur (Makal, 2010).

Tablo 2: İş Kanunu Kapsamına Giren Ücretliler İçerisinde Kadın ve Çocuk Çalışanlar (1937-1947)

1937 1943 1947
Sayı % Sayı % Sayı %
Çocuk (12-18 yaş) 23 347 8.80 51 871 18.86 20 845 7.21
Kadın 50 131 18.89 56 937 20.70 50 851 17.59
Erkek 191 863 72.11 166 275 60.45 217 451 75.20
Toplam 265 341 100.00 275 083 100.00 289 147 100.00

 Kaynak: Başbakanlık İstatistik Genel Müdürlüğü, 1945: 7; Çalışma Dergisi, 1978: 146’daki verilerden düzenlenmiştir.

Tabloda göze çarpan bulgu 1937-1943 yılları aralığında kadın istihdamında bir artış gözlemlenmiş olması ve asıl artışın ise çocuk ve genç istihdamında görülmesidir.

Tek parti dönemine bakıldığında ise ilginç veriler karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, işçiler arasında yabancı asıllı kadınların oranı bir hayli düşükken, patronlar arasında bu oranın oldukça yüksek olduğu görülmektedir. 1940 yılında savaş şartlarında çıkarılan Milli Koruma Kanunu’nun amacı, olağan dışı dönemlerde ürünlere el koymada, fiyatları saptama konusunda ve zorunlu çalışma mecburiyeti getirmede birtakım izinler veren hükümlerken, kadın ve çocuk işçilerle ilgili düzenlemeler askıya alındığı için daha geniş çalışma alanlarına yayılmalarına olanak sağlamıştır. Bir başka çarpıcı nokta ise Çukurova bölgesinde resmi verilere göre kadın ve erkek çalışanların ücretleri arasında fark görülmezken, ücretlerin dağıtımını yapan aracının işverenden tam para alıp kadın ve çocuk işçilere pay edeceğini beyan ettiği halde etik olmayan bir davranış sergileyerek buradan kazanç sağladıkları görülmektedir (Boykoy, 2013).

Çalışma alanlarına dönecek olursak Osmanlı dönemindeki gibi kadın işçiler ağırlıklı olarak dokumacılık ve tarımsal ürünler veren endüstrilerde çalışmaktadırlar. Aynı zamanda içki, tütün, gıda ve tekstil sektörlerinde de varlık göstermektedirler. Kadın işçilerin büyük bir çoğunluğunun İstanbul ve İzmir’de istihdam edildiği görülmektedir.

Cinsiyete bağlı ücret değişiklikleri ise 1936 yılında çıkarılan İş Kanunu’na göre işveren kişi aracılığıyla yapılması zorunlu “dahili talimatnamelerde” bulmak mümkündür. Örnek vermek gerekirse, çakmak ve kibrit tekeli elinde olan bir Amerikan şirketinin cinsiyete ve yaşa dayalı saatlik ücretleri şu şekildeydi:

  • On üç ve on altı yaş aralığındaki çocuk çalışanlar: 6 kuruş,
  • On yedi ve on sekiz yaşındaki kadın ve erkek çalışanlar: 7 kuruş,
  • On dokuz yaş üstü erkek çalışanlar: 8 kuruş,
  • On dokuz yaş üstü kadın çalışanlar: 7 kuruş almaktadır.

Osmanlı Dönemi’nde kadını koruyan hiçbir sosyal politika bulunmazken, cumhuriyetle beraber kadının iş hayatına yönelik kanunlar çıkarılmaya başlanmıştır. Bu kanunların en önemli ve kapsayıcı olanı 1936 tarihli İş Kanunu’dur. Devamında gelen sürece bakıldığında 1940 senesinde çıkarılan Milli Korunma Kanunu’na göre yapılan çalışmalar kadınların çalışma alanları, süreçleri ve onları korumaya yönelik politikalar göz ardı edilmiştir. Çalışan kadınların çalışma koşulları ve iş güvenliği bazında olumlu gelişmelerin uzun süre devam etmediği de görülmektedir. Tek parti döneminde Osmanlı Devleti’nde olduğu gibi kadın işçi ücretlerinin düşük olduğu fark edilmektedir. Ayrıca işçi ücretlerinde cinsiyete dayalı bir eşitsizlik durumunun devam ettiği de söylenebilir. (Makal, 2010).

6. Sonuç

Tek parti döneminde kadın hareketleri ele alınan bu makalede kadının sosyal hayatından iş hayatına, eğitim hayatından siyasal hayatına parmak basılmış ve bunlara alt başlık olarak ise basın, moda, tiyatro, kılık-kıyafet gibi alanlardan bahsedilmiştir. Bu incelemeler ışığında bakılacak olduğunda, kadının bazı alanlarda Osmanlı’dan Cumhuriyetin ilanından sonraki tek partili döneme geçildiğinde fazlasıyla radikal değişimler yaşandığı görülürken, bazı alanlarda ise yok denecek kadar az değişimin yaşandığı gözlemlenmiştir. İş hayatında kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği ve kadının adalet şiarıyla değil, ekonomik kaygılardan ötürü iş hayatına katılmış olduğu gerçeğine karşılık kılık-kıyafet alanında köklü ve büyük çaplı devrimler yaşandığı görülmektedir. Tek Partili dönem, kadının yaşam koşullarını iyileştiren bir dönem özelliği taşımasına rağmen tüm sorunlara tam anlamıyla çözüm sunduğu, cevap verdiği söylenemez. O dönemde kadın, değişen dünya dengelerinin Türkiye’ye yansımalarına göre belli bir yol katetmişse de bu değişimin halk tarafından içselleştirilmesi, kitlesel düşünce sisteminde yer bulması, ortak kültüre nüfuz etmesi için zamana ihtiyaç duyulmuştur. Ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve kadın özgürlüğü gibi kavramlar günümüzdeki anlamıyla yer edinmemiştir. Günümüz dünyasında da kadına yönelik süregelen ayrımcılık, eşitsizlik, adaletsizlik her alanda farklı şekillerde gün yüzüne çıkmaktadır. Bu makalede Cumhuriyet’in ilk günlerinden yüzüncü yılına yaklaştığımız bu zaman diliminde kadının varlık mücadelesi süreci konusunda farkındalık yaratılmak istenmiştir.

Ecem AYBEY

Esra GÖRGÜLÜ

Sıla BAYRAKTAR

Zeynep Buse CANDEMİR

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

KAYNAKÇA

Balcı, M, & Tuzak, M. (2017). Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Nezihe Muhiddin Özelinde Türk Kadınlarının Siyasi Hakları İçin Mücadelesi. Marmara Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Dergisi, 1(1), 43-51.

Bilge Zafer, A. (2013). Cumhuriyet ile Birlikte Değişen Türk Aile Yapısı ve Kadının Durumu. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 14(24), 121-134.

Boykoy, S. (2013). 1908-1923 Sürecinde Bursa’da Koza Üreticiliği ve İpekli Dokumacılık Sektörü. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 14(24), 19-44.

Cöhce, S. (2014). İnsan Atatürk. International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkiç. 9(4), 225-234.

Çetin, F. (2003). Cumhuriyet Dönemi’nde kadın eğitimi. Milli Eğitim Dergisi, (160).

Demir, Z. (2015). Kadınların Siyasete Katılımı ve Katılımı Artırmaya Yönelik Stratejiler. KADEM Kadın Araştırmaları Dergisi, 1(2), 35-47.

Hamzaoğlu, M. (2018). Tanzimat’tan Erken Cumhuriyet Dönemine Türk Sosyopolitik Yaşamında Öne Çıkan Kadınlar. Lectio Socialis, 2(1), 74-92.

İçli, T. (1998). Cumhuriyet döneminde kadının sosyal konumu. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 15, Özel Sayı, 93-103.

Karabulut, S. (2011). 1950’lerde Kadının Sosyalleşmesinde Basının Önemi: “Kadın Gazetesi Örneği”. Belgi Dergisi, (1), 87-97.

Karaca, Ş. (2006). Tanzimat’tan Cumhuriyete Türk Tiyatro Edebiyatı Literatürü. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, (7), 143-173.

Kartal, C. (2016). Türkiye’de Kadınların İlk Defa Oy Kullandığı 1930 Belediye Seçimlerinde Türk Kadınlar Birliği’nin Faaliyetleri. Üsküdar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 0(3), 165-197.

Kırkpınar, L. (1998). Cumhuriyet ve Kadın. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 3(8), 93-114.

Koçak, D. (2019). 17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu’na göre Türk kadınının hak ve özgürlükleri. Atatürk Dergisi, Erzurum Kongresi’nin 100.Yıl Özel Sayısı, 79-98.

Makal, A. (2010). Türkiye’de Erken Cumhuriyet Döneminde Kadın Emeği. Çalışma ve Toplum Ekonomi ve Hukuk Dergisi. 2(25). 13-40.

Malkoç Kılıç, S, Vefikuluçay Yılmaz, D. (2019). Cumhuriyet Dönemi Kadın Dergileri (1923-1992). OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 10(17), 2139-2156.

Meti̇ntaş, M (2018). Erken cumhuriyet döneminde feminizm hareketlerinin ilerleyen dönemde Türk sosyolojisine yansımaları. Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Yakın Tarih Dergisi, 2(3), 109-117.

Yıldız, F. (2019). Türkiye’de İlk Güzellik Yarışmaları ve Basının Öncü Rolü: Genç Cumhuriyet’in Asri Güzelleri. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi Etkileşim, (4), 66-87.

Yıldız, F. (2019). Türkiye’de İlk Güzellik Yarışmaları ve Basının Öncü Rolü: Genç Cumhuriyet’in Asri Güzelleri. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi Etkileşim, (4), 66-87.

Yurt, G, Coşkun, S (2016). Batılılaşma Meselesi Bağlamında Tek Parti Dönemi Tiyatro Eserlerinde Yeni Kadın Tipi ve Aile. Journal of International Social Research, 9(44), 325-336.

Yüksel, S. (2014). Türk Medenî Kanunu Bakımından Kadın-Erkek Eşitliği. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 18(2), 175-200.

1990 Genel Nüfus Sayımı İdari Bölünüş (Rep. No. 1458). (1991). Ankara: T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü.

Yıldız, H. (2015). Türkiye’de kadınların Siyasi Haklar Mücadelesi ve Nakiye Elgün (Master’s thesis, Ankara Üniversitesi). Ankara.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here