Türkiye’de Ulusal ve Uluslararası Örgütlerin Kadın Mültecilere Yönelik Çalışmaları

ÖZET:

İnsan onuru, evrensel bir niteliğe sahip ve korunması muhakkak gerekli bir kavram olduğundan insan onuruna yakışır bir hayat sürmek de her bireyin hakkıdır. Ancak, İnsan Hakları Derneği’nin 2020 raporunda görüldüğü üzere, mültecilere yönelik hak ihlalleri her geçen gün artmaktadır. Kadın mülteciler, karşılaşılan tüm diğer sorunlara ilave olarak “kadın” oldukları için, toplumsal eşitsizliklere ve cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Bu çalışma, mültecilerin sorunlarına yönelik sağlık, eğitim, iş istihdamı, sosyal uyum konularında projeler ve programlar geliştiren uluslararası ve ulusal örgütlerin yanında kadın mültecilerin özel problemlerini ortaya koyarak, bu konuda çalışmalarına devam eden kuruluşları, geliştirdikleri projeleri kapsamında incelemiştir. Türkiye’de, mülteci ve sığınmacıların gereksinimleri üzerine faaliyet gösteren en aktif derneklerden biri olan Mülteciler Derneği ile röportaj yapılarak, mevcut durum ve sürdürülebilir çözüm önerileri konusunda fikir ortaya konulmuştur.

Anahtar Kelimeler: kadın mülteciler, insan hakları, cinsel şiddet, sosyal uyum, göç , uluslararası örgütler, ulusal örgütler

ABSTRACT:

Since human dignity is a concept that has a universal quality and must be protected, it is the right of every individual to lead a life worthy of human dignity. However, as seen in the Human Rights Association’s 2020 report, rights violations against refugees are increasing day by day. Female refugees are subjected to social inequalities and sexual violence because they are “women”, in addition to all other problems encountered. This study revealed the specific problems of women refugees as well as international and national organizations that developed projects and programs on health, education, job employment, social cohesion for the problems of refugees and examined the organizations that continue to work on this subject within the scope of the projects they developed. The Refugees Association, one of the most active associations operating on the needs of refugees and asylum seekers in Turkey, was interviewed and an idea was put forward on the current situation and sustainable solution proposals.

Key words: women refugees, human rights, sexual violence, social cohesion, migration, international organizations, national organizations

1. Giriş

Mülteci statüsünün anlamı ve sınırları, 1951 Cenevre Sözleşmesi ile; “ırkı, dini, milliyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen kişi” olarak ortaya koyulmuştur. Türkiye, bu sözleşmeyi coğrafi sınırlama ile imzalamıştır. Coğrafi sınırlamanın gerektirdiği üzere, Avrupa Konsey üyesi olmayan ülkelerden Türkiye’ye iltica etmek isteyen kişilere geçici koruma statüsü vererek kapılarını açmayı kabul etmiştir. Büyük oranda bu statüye sahip kişilerin kaynak ülkesinin Irak, İran, Somali, Afganistan olduğu ve coğrafi sınır nedeniyle mülteci statüsünü almaya hak kazanamayacakları ortadadır. Bu çalışmadaki esas kitle, Türkiye’de olup mülteci statüsüne sahip olan kadınlardır. BM’ye bağlı çalışan Ekonomik ve Sosyal İşler Organizasyonu DESA’nın paylaştığı son raporda dünyadaki mülteci ve göçmen sayısının 272 milyona vardığı görülürken, mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Almanya Uyum ve Göç Araştırmaları yetkilisi Dr. Düvell, bu sayıyı kayıtlı olarak toplam 3,6 milyon olarak açıklarken Türkiye’nin en çok mülteci barındıran ülke olduğunun da altını çizmişti. Mültecilerin yaş aralıklarının yayımladığı Göç İdaresi verilerine göre, Kadın mülteci oranı %46,1’dir. Erkek mülteci oranının daha fazla olmasına rağmen kadınların göç etme eğilimleri daha hızlı olarak artmaktadır. Bunun nedenlerinden ilki, erkeklerin zorlu yaşam koşullarında olan kaynak ülkede kalıp, savaşma ve direnme isteğinin kadın ve çocuklara göre daha gelişmiş olmasıdır. Artan kadın mülteci sayısı beraberinde kadınların eğitimde, istihdamda, sosyal entegrasyonda ve bireysel özgürlüklerinin ihlali konusunda yaşanan problemleri doğurmuştur. Bu çalışma, kadın mültecilerin yaşadığı zorlukların giderilmesi hususunda ulusal ve uluslararası örgütlerce yürütülen faaliyetlerin sahadaki ihtiyaçları ne derecede karşılayabildiğini açıklamayı hedefler. Buna ek olarak, ulusal bir örgüt olup 2014’ten beri Türkiye’de mülteciler üzerine çalışmalarını en aktif şekilde yerine getiren kurumlardan biri olan Mülteciler Derneği ile yapılan röportaj ile araştırmanın çıktılarını destekler.

2. Kadın Mültecilerin Sorunları Nelerdir ve Neden Önemlidir?

Mülteciler göç ettikleri yerde ekonomik ve psikososyal birçok sorunla karşı karşıya kalırlar.

Uluslararası Toplum Araştırmaları Derneği’nin “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Göç Sonrası Yaşadığı Sorunlar” adlı çalışmasında çoğunluğunu kadın katılımcıların oluşturduğu araştırmada başlıca sorunlar belirlenmiştir. Bunlar; dil sorunu, sağlık sorunları, barınma sorunu, maddi sorunlar, eğitim sorunları ve psiko-sosyal sorunlar olarak belirlenmiştir (Aslan & Güngör, 2019).

Katılımcıların %29’u dil sorunu yaşarken, hayatın her alanında dil problemi ile karşı karşıya gelirlerken en çok resmî kurumlarda yaşadıkları sorunlardan ve sağlık hizmetleri talep ederlerken tercüman ihtiyacı duydukları ve kimi zaman yanlarında götürdükleri tercümana rağmen sağlıklı iletişimi sağlayamadıklarından ve dolayısıyla mağduriyetlerinden bahsetmişlerdir. Maddi sorunlar konusunda katılımcıların %68’i kiralarını ödemekte sorun yaşarken bunun sebeplerinden birinin, asıl sahip oldukları meslekleri Türkiye’de icraa edemediklerin kaynaklandığını ve çalışmak zorunda oldukları işlerde sigorta beklentilerinin karşılanmadığını da belirtmişlerdir.

Kendilerini iş piyasasında dışlanmış olarak hisseden sığınmacılar, bu dışlanmışlık hissini sosyal hayat içerisinde de sürdürmektedirler. Katılımcıların %18’i toplum tarafından kötü muamele gördüğünü, istenmediğini açıkça hissettiğini söylerken, olumsuz bir önyargı ile sürekli savaş verdiklerini de görüşmelerde dile getirmişlerdir (Aslan & Güngör, 2019). Mültecilerin, kaynak ülkede gördükleri zulüm, işkence veya tehdit nedeniyle korunmaya ve belirli ölçüde ekonomik, sosyal ve hukuki haklarının gözetilmesine ihtiyaçları var iken, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR)’ne göre, kadınların tüm mülteci haklarına ek olarak özel hakları da bulunur. Kadın mülteciler için korunma sorunları her zaman devam edebileceğinden muhtemel maruz kalınabilecek sorunlar ortaya konularak tehdit gördükleri menşei ülkeden kaçış öncesi, kaçış sırası ve sonrası olmak üzere sınıflandırılmış ve yine UNHCR’e göre gözetilmesi gereken özel hakları bulunur. Kaçış öncesi ve kaçış sırasında, insan tacirleri ve köle ticareti insanların kötü niyetlerine maruz kalabildikleri gibi, cinsel şiddet ve işkence uygulamaları, toplu tecavüz ve iktidar sahipleri veya askerler tarafından taciz gibi insan hakları ihlallerine uğrayabilmektedirler. Kaçtıkları ülkede ise bu baskılar son bulmamakla birlikte aile içi şiddet ve hayatta kalabilmek için fuhuşa zorlanmak gibi cinsiyete şiddete dayanan suçlara maruz kalabilirler. Ayrıca, özel durumları nedeniyle hemcinslerinden daha fazla korunmaya ihtiyacı olan kadınlar da bulunur. UNHCR’e göre, refakatsiz ve yalnız kalan kadınlar güvenlik ihtiyacına daha fazla ihtiyaç duyarken cinsel yönelimi diğerlerinden farklı olan/eşcinsel kadınlar toplumdaki varlıklarını korumakta daha fazla zorlanabilir ve bu sebeple özel koruma altında olmalıdırlar. Buna ek olarak, ruh sağlığı bozuk, gözaltında olan kadınların ekonomik hayata dahil olma imkanları neredeyse yok denecek kadar sınırlı olduğundan yine özel hizmetler talep etme hakkına sahiptirler.

3. Kadın Mültecilere Yönelik Çalışmalar Yapan Kuruluşlar

UNHCR: 1950 yılında, II. Dünya Savaşı ardından kaynak ülkelerini kaybetmiş veya ülkelerinden kaçmak zorunda kalan sayısı milyona varan insana hizmet etmek amacıyla kurulan Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği (UNHCR), 1954 yılında da Nobel ödülüne layık görülmüştür. UNHCR temeldeki önceliklerini 10 farklı alanda ortaya koyarak küresel sözleşmeler ile hedeflerini gerçekleştirmek üzere çalışır. Bu öncelikler; özel ihtiyaçları olan kişiler, kabul standartları, çocukların korunması, kaliteli sığınma prosedürleri, entegrasyon, vatandaşlık alma ve vatandaşlığa son verme, gözaltına almaya alternatifler ve esas inceleme konumuz olan kadınların korunması kapsamında çalışmaları ile ana faaliyetlerini yerine getirir.

Mülteci olmanın getirdiği sorunlar mülteci bir kadın için iki misli zorluklar anlamına gelebilmektedir. UNHCR, kadın mülteci sorunları ile ilgili çalışmalarını yalnızca birey odaklı yerine getirmez, aileleri ile birlikte aktif katılımın sağlanması ve eğitim, entegrasyon gibi sosyal problemleri beraberinde çözmeyi hedefleyen bir çalışma düzenine sahiptir. Bununla beraber cinsiyete bağlı şiddetin engellenmesi üzerine özel bir çalışma yürütür.

Mülteci kadınlara yönelik çalışmalardan biri olan cinsel istismara ve tacize karşı mücadele, 2018’de başlatılmış olan Stratejik Eylem kapsamında fark yaratmaya ve ortaklıklar ile beraber faaliyetlerini güçlendirmeye devam ediyor. Cinsel sömürüye uğrayan veya bundan endişe eden mağdurlara küresel bir korunma hakkı tanıyan örgütün pandemi sonrasında etkilenen koşullar nedeniyle bu planı 2020-2022 Yeni Stratejik Eylem olarak geliştirdiği görülmüştür. Mücadelenin adımları; öncelikle sistematik yönlü bir bilinçlendirme ve önleme hareketidir. Saha çalışmaları ile mağdurlar tespit edilir, eğitim ve farkındalık çalışmaları ile bu küresel ağ içerisinde dayanışma oluşturulur. İkinci adımın merkezi hayatta kalanlardır. Cinsel tacize uğramış olan kişilerin haklarının korunmasını sağlamak amacıyla tıbbi ve psikolojik destekler sağlanır. Mağdurların kendilerini daha güvende hissetmeleri önceliklidir.

Üçüncü adım ise, UNHCR’nin profesyonel avukatları ile gerçekleştirilir. Hukuki işlemler ve mağduriyetin disiplin işlemlerinin yürütüldüğü adımda soruşturmalar tamamlandığında “sıfır tolerans” politikası uygulanır ve UNHCR’de olduğu gibi BM Hukuk İşleri Bürosu mahkemenin sevkini takip eder. Ayrıca iç mekanizmalarını da denetim altında tutan kurum, faillerin organizasyon içerisinde dahil olmasını engellemek için “clear check” uygulayarak sistemi iyileştirmeyi hedefliyor. UNHCR, mücadelesini güçlendirme için farklı organizasyonlar ile de ortaklıklar içerisinde çalışır. Ajanslar Arası Daimî Komite (IASC) ve Cinsel Sömürü ve İstismardan BM Yanıtını İyileştirilmesi Özel Koordinatörü (CEB) ile politika geliştirme ve koordinasyonu sağlama hedefi ile birlikte çalışır.

Kadın mültecilerin maruz kaldığı bir başka sorun ise; ekonomik hayatta dışlanmak, aktif rol oynayamamak ve aile bütçesine katkı sağlayamamaktır. UNHCR, “Made51″ projesi ile zanaat ve el işçiliği üretimi desteklenmiş, bu şekilde ekonomiye katılım teşvik edilmiştir. Geliştirilen ekonomi modeli ile geniş tüketici ağı oluşturulduğundan dünyanın birçok pazarında satış yapılmıştır. Böylelikle gelir elde etmek isteyen mülteci kadınlar hedef alınarak somut bir çıktı elde edilmiştir (Made51.org).

UNICEF: Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni esas alan ve çocuk hakları ve ilkelerinin korunmasını, değerlerinin küresel standartlar ile benimsenmesini hedefleyen Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), özellikle afetler ve büyük yıkımlarda ihtiyaç sahibi çocuklara el uzatmış, yardımlarını özellikle en muhtaç olan ülkelere götürerek tarafsız bir çalışma politikası izlemiştir. Örgüt faaliyetlerini gerçekleştirirken ülke projeleri aracılığı ile kadın haklarını korumaya yönelik çalışmalar izlerken, kadınların ekonomide, sosyal hayatta karşılaştıkları eşitsizliklere de dikkat çekerek ekonomik katılımlarını sağlamayı hedefleyen programlar yürütmüştür (unicefturk.org). UNICEF’in destekçilerinden biri olan Avrupa Komisyonu, insani yardımlar ve sivil koruma aracılığı ile sayısı her yıl 120 milyona varan mağdura yardım götürmüştür. Bu mağduriyetin kapsamı, mülteci olma sınırlarına kadar genişletilmiş olup, 2016’da belirlenen bütçe ile UNICEF’in Türkiye’deki mülteci sorunlarına yönelik mücadelesinde kullanılmak üzere 8 milyon Euro bağışlanmıştır. Bu katkı ile, alışveriş çekleri, hijyen paketleri, gerekli temel ihtiyaçlar, giyecekler ve kritik ilaçlar mülteci çocuklara ve onların ailelerine dağıtılmıştır.

WFP: 1961 yılında dönemin ABD başkanı olan Eisenhower, yakın zamanda meydana gelmiş olan İran depremi ardından, Birleşmiş Milletler çatısı altında faaliyet üreten ve olası kriz durumlarında gıda yardımları ulaştırabilecek bir örgütlenme oluşmasını isteyerek, Dünya Gıda Programı (WFP)’nın kurulmasına öncülük etmiştir. WFP akabindeki senelerde ilk programını Sudan’da gerçekleştirmiş olup, 2020’ye gelince Nobel Ödülü’ne sahip olmaya hak kazandı (wfp.org). Çalışmalarında odaklandığı faaliyetlerde afet risklerinin azaltılması ve önlenmesi, kısıtlı pazar desteği, eşitlik sağlama, sosyal koruma ve güvenlik ağı oluşturma, sürdürülebilir geçim kaynakları ve ekosistemi kurma gibi misyonlara sahiptir. Belirtilen hedef politikalara yönelik programlarını mülteciler için de gerçekleştiren WFP, kadın mültecilerin sorunlarını, yiyecek ve nakit para yardımları ile en aza indirmeye yönelik çalışmalarını Türkiye’de de gerçekleştirmiştir. Projelerini güçlendirmek adına, Türk Kızılayı ile iş birliği yapan örgüt, Sosyal Uyum Yardımı (SUY) programını hayata geçirerek aile ekonomilerine destek olmayı başarmıştır. Mülteci kadınların aile içerisindeki ekonomik katkılarının kısıtlı olması, mülteci ailelerin derin bir geçim sıkıntısı çekmesine neden olduğundan SUY programı aracılığıyla verilen 1.3 milyar avroluk fon desteği, temel yiyecek, ısınma gibi gereksinimlerin karşılanabilmesi konusunda ciddi bir kolaylaştırıcı olmuştur. Türkiye’de bir kadın mülteci olan Amira, bu program sayesinde aldığı desteğin kira, beslenme gibi muhakkak yerine getirilmesi gereken ihtiyaçlarını karşılayabileceğini söyledi (avrupa.info.tr).

4. Kadın Mültecilere Yönelik Ulusal Örgütlerin Program ve Faaliyetleri:

Sığınmacılar Ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği: Kar amacı gütmeden, mülteci ve göçmenlerin haklarının erişilebilir kılınması noktasında şeffaflık, hesap verilebilirlik ve eşitlik vizyonları ile çalışan ve 2016 yılında ilk yurtdışı temsilciliğini de kurarak hizmet veren dernek, üyesi olan psikologlar, avukatlar, saha çalışanları ve merkez bünyede bulunmak üzere idari temsilcileri ile birlikte projeler yürütür ve mültecilerin entegrasyon süreçlerinden istihdam olanaklarını geliştirmeye değin, birçok programı sürdürür. Sığınmacı kadınların sağlık hizmetlerinden yoksun veya yetersiz kaldığı sorunu ile ilgili bizzat çözüm üretmek için saha çalışmaları sürüyor. “Sığınmacı Kadın ve Kız Çocuklarının Sağlık Hizmetlerine Erişimlerinin Güçlendirilmesi Projesi” ile hedeflenen adımlar projenin gerçekleşeceği iller olan Gaziantep ve İstanbul’da hayata geçiriliyor. Özellikle, Türkiye’de bulunan ve geçici koruma altında olan Suriyeli kadın ve kız çocuklarının sağlık hizmetlerine ulaşabilmeleri imkanlarını genişletmeyi gaye edinen projede hizmet verecek olan sağlık çalışanları, Suriyeli kadınlara cinsel sağlık ve sağlıklı üreme konularında da bilgi ve destek vererek farkındalık oluşturmayı da sağlayacaktır. Proje kapsamında faaliyet gösterilecek diğer konular; cinsel şiddet vakalarının tespit edilip takibinin yapılmasını sağlamak, öz bakım ve hijyen eğitimi ve sağlıklı yaşam koşullarını güçlendirmek ve erken evlilikler, toplumsal cinsiyete yönelik hak ihlalleri, doğum kontrol yolları hakkında da düzenli eğitimlerin sağlanması amaçlanmıştır. Projenin güçlendirilmesi ve sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla iş ortaklıkları kurularak yerel yönetimlerden de destek alınmıştır. Programa destek veren kurumlar; uygulama alanı olan ildeki İl Göç İdaresi, ilgili İl Müdürlükleri, bölgedeki ilgili başka sivil toplum örgütleri ve muhtarlıklardır. Projenin gidişatı hakkında güncel ilerlemeler de işbirlik dahilinde olan kurumlar ile direkt paylaşılıyor olması ortak hedefler konusunda mütabakatta olmalarını da sağlar. Ortak amaçlar, projenin kapsamı ve boyutu çerçevesinde belirlenmiş olup, erişilebilir kaynaklarca duyurulmuştur : Anne sağlığını korumanın ve iyileştirmenin, beraberinde bebek ölümlerini de azaltacağı yönünde atılan adımlarda doğum öncesi kontrollerinin sıklaştırılması ve doğum sonrası da bebeğin sağlıklı koşullarda dünyaya gelmesi için çalışmalar yapılmaktadır.

Yuva Derneği: 2010 yılında faaliyetlerine başlayan Yuva, yoksulluğa son vermek ve sürdürülebilirlik adımlarını hayata geçirebilmek üzere kaynaklarını; doğa ve insan olarak ele almış bu sebeple ekosistemin ve insan haklarının gözetilmesini birbirinden ayrımadan ortak bir gaye ile projelerini geliştirmiştir.

Sürekli eğitim programları ile bireylerin birer dünya vatandaşı perspektifi ile sorunlar üzerinde farkındalık bilincine sahip olmasını sağlar. Mültecilerin toplumdaki yerini iyileştirmek ve bunu sağlarken kaynak ülkenin bireyleri genelinde var olan önyargıları yok etmek üzere düzenlediği proje Birlikte Yaşam: Göç ve Sosyal Uyum kapsamında, gençlere psikososyal eğitimler veriyor. Her yıl yaklaşık olarak 14 bin genç bu eğitim programlarından yararlanıyor (Mazman ve İzci, 2018).

Mülteciler Derneği: 2014 yılında faaliyetlere başlarken mülteciler ve sığınmacıların insan onuruna yakışır düzeyde bir muamele görebilmesini hedefleyen dernek, mülteci kadınların dil yetersizliklerini gidermek ve psikososyal eğitimler alarak topluma uyum koşullarını iyileştirerek istihdam oluşturabilmelerine imkan sağlamak için birçok proje oluşturmuştur. “Makrome Atölyesi” projesi ile dernek içerisinde bulunan Kadın Dayanışma Merkezi’nde anahtarlık, ayna çerçevesi gibi dekoratif ürünler üretiliyor ve kadınların istihdamına katkı sağlanıyor. Kadınların haklarını bilmesi ve savunabilmesi için geliştirilen projelerini Kadın Koruma Birimi faaliyet alanı içerisinde hayata geçirmektedirler. Bunun yanı sıra, Suriyeli olup geçici koruma statüsü sahibi kişiler hakkında medyada oluşturulan dezenformasyonun da önüne geçmek adına sosyal medyayı aktif bir biçimde kullanmaktadır.

5. Röportaj Çalışması

Merkez ofislerinde yürüttükleri birçok eğitim programları ve sahada gerçekleşen projelerini onlardan dinlemek ve misyonlarını anlamak için Mülteciler Derneği ile gerçekleştirdiğim röportaj aşağıdaki gibidir:

Röportaj tarihi: 5.02.2021

Mülteciler Derneği’nin 2014 yılından itibaren din, dil veya herhangi bir ayrım gözetmeksizin uluslararası korumaya muhtaç insanların temel ihtiyaçlarının karşılanması üzerine gayret sarf ettiklerini biliyorum. Derneğin hizmet politikasından ve işleyişinden biraz bahseder misiniz?

Derneğimiz ülkemize gelen mültecilere din, dil, ırk, etnik grup, siyasi görüş veya herhangi bir önyargı bulunmaksızın yardımda bulunmak için elinden geleni yapmaktadır. Dolayısıyla belirli gruplar için oluşan bir hizmet politikası bulunmamaktadır. Dezavantajlı durumda bulunan bütün mülteciler için derneğimiz hizmet vermektedir. Derneğimiz 24 farklı alanda hizmet vermektedir ve bütün bu alanların tümünde kendi iç işleyiş sistemleri ve dernekle bağlılıkları vardır. Farklı departmanların aynı anda yürütülmesinin sonucunda ise Mülteciler Derneği gibi Türkiye’nin göç alanında en kapsamlı faaliyet veren derneklerinden biri ortaya çıkmaktadır.

Mülteci olmak temel ihtiyaç sorunlarının yanında yeni bir kültüre uyum sağlamanın gerektirdiği zorlukları da taşıyor elbette. Mülteciler Derneği olarak topluma uyumun kazandırılması konusundaki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Mülteciler Derneği olarak mültecilerin topluma uyum sağlaması için birçok çalışmamız bulunmaktadır. Dernek neslindeki bu çalışmaları yürüten ana birimimiz ise “Sosyal Uyum” birimimizdir. Sosyal Uyum birimimizin ise kapsamlı çalışmaları oldukça çeşitlidir. Bunlara örnek olarak başlıca olanları; Mülteciler Meclisi çalışması, Farkındalık Çalışmaları, Geziler, Atölye Çalışmaları, Sosyal Kültürel Etkinlikler, Sosyal Uyum Projeleri, Spor Faaliyetleri, Veli buluşmaları gibi hem yerel halkın hem de mültecilerin aktif olarak katılıp, beraber oldukları etkinliklerden oluşmaktadır.

Kâr amacı taşımadan yıllardır bu çalışmayı sürdürmek için gönüllü olmanın verdiği motivasyon dışında sizi harekete geçiren gücü sorabilir miyim?

Mülteciler Derneği Suriye iç savaşı başladıktan sonra 2014’te belediyelerin mültecilere yönelik yardımlar konusunda yaşadığı zorluklar ve hukuki kısıtlamalar sebebiyle Sultanbeyli Belediyesi desteğiyle ve işbirliği ile kurulmuştur. Kurulumundaki imkansızlıklar ve zorluklar süreci yavaşlatmamıştır tam aksine bu kuruluş oldukça kapsayıcı bir şekilde gelişmiştir. Sultanbeyli Belediyesi’nde Strateji Geliştirme Müdürlüğü’nde başlayan bu fikir Kanaat önderleri, yerel unsurlar ve fikir sahiplerinin dahil olmasıyla genişlemiştir. Bütün bu zorluklara rağmen mültecilere kesintisiz yardım ve destek sağlayan derneğimizin kuruluşu bu zorlu şartlar altında gerçekleşmiştir ve motivasyonumuzu sağlamıştır.

Yaptığınız işlerin somut çıktılarından bahsedersek bize anlatacağınız, yüzümüzü güldürecek bir anektod var mıdır?

Relief International ile çalışan ve doğrudan engellilerle iç savaşta bir uzuvlunu yitirmiş ve dezavantajlı duruma gelmiş mültecilerle çalıştıkları için bu tarz anekdotları çokça duymaktayız. Tam olarak bir örnek vermek gerekirse bacağı olmadığı için aylardır çalışamayan bir mülteci arkadaşımız geçimini sağlayamıyor ve hayatını düzgün şekilde devam ettiremiyor ancak bizim beraber ilerlettiğimiz süreçte maliyeti fazla olan ve 1 ay süren süreçle protez bacak takılıyor ve daha sonrasında bu kişi hayatına devam edebiliyor hatta bir tekstil atölyesinde iş bularak istihdam ediliyor. Bu arkadaşlarımız arasında tebessüm ettiren gurur dolu anlardan biri olmuştur.

Sosyal medya paylaşımlarınızda özellikle doğru bilinen yanlışlar hakkında verimli içerikler paylaştığınızı görüyorum. Türkiye’de mültecilere karşı uygulanan dezenformasyonun ve ön yargının önüne geçebilmek için ihtiyacımız olan şey sizce nedir/neden?

Bizim Suriyeliler özelinde doğru bilinen yanlışlar içeriğini oluşturmamızın sebebi belirli dönemlerde Suriyelilerin hedef gösterilmesi üzerine başladı. Önyargılarımızın esiri olmamak için yapacağımız ilk şey, sosyal medyadan aldığımız haberin doğruluğu konusunda şüpheye düşmemiz gerekliliğidir. Yanlış bilginin üretimini durdurmak için yanlış bilginin tüketimini durdurmamız gerekiyor. Bunun yanında mültecilere yönelik önyargının yıkılması ise daha meşakkatli bir konu. Bunun için tüm ülkenin birlikte çalışması gerekiyor; medya, akademi dünyası, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, halk, siyasi iktidar, özel sektör, kamu bunların tümü iş birliği halinde olmalı ve aynı zamanda hem dezenformasyona hem de mültecilerin sürdürülebilir bir şekilde yardım, bakım, sağlık, istihdamına destek olursa bu sorun köklü bir şekilde halledilebilir.

Mülteciler Derneği’ne destek vermek isteyen genç arkadaşlarımız için hangi olanaklar sunuluyor, derneğe üye olmak için gerekli nitelikler nelerdir?

Staj ve gönüllülük gibi unsurların derneğe katılım, destek için genç arkadaşlarımıza sunulan başlıca fırsatlardan birkaçı olduğunu söyleyebiliriz. Gönüllülük imkanıyla birçok birim içerisinde hizmet verebilmek mümkün. Gönüllülük için ise gerekli nitelikler istediği veya bağlantıya geçtiği birimle uyumlu ve iki taraflı fayda sağlanabilmesi. Eğer gerçekleştirilen çalışma sürecinde hem kurum hem de gönüllü kendi için faydalı bir süreç yönetebiliyorsa bu ilişki en sağlıklı ve sürdürülebilir ilişki olacaktır. Bunun yanında öğretim aldığı kurum ile veya gelecek planıyla uyumlu olması hem gönüllünün gelişimine hem de derneğe katkı sağlamaktadır.

6. Sonuç

Mülteci ve sığınmacılara en çok ev sahipliği yapan ülke olarak Türkiye için mültecilerin haklarına ve gerekli hizmetlere erişebilmesi yönünde programlar geliştirmek oldukça önem arz etmelidir. Özellikle, sağlık yetersizliklerinden dolayı mağdur olan kadınlar için üreme sağlığı, doğum kontrolleri gibi öncelikli hizmetler, anne ve bebek ölümlerini azaltabilecek bir adımdır. Bununla beraber kadınların iş piyasasındaki dışlanmışlığı, dil yetersizlikleri onların sosyal hayata uyumunu zorlaştıran problemlerdir. Bu çalışma, kadın mültecilerin yaşadıkları problemleri açıkça ortaya koyarken bu sorunlara ilişkin uluslararası örgütlerce yürütülen ve hedefledikleri program için iş birlikleri oluşturan kuruluşlar ve Türkiye merkezli geliştirilen ulusal derneklerin çalışmalarını incelemiştir.

Yağmur BAŞ

Göç Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça:

Aslan, G. G., Güngör, F. (2019). Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye göç sonrası yaşadığı sorunlar: İstanbul örneği. OPUS Uluslararası Toplum Araştırmaları Dergisi, 11(18), 1602-1632.

Arslan, K. O. (2015). İnsan onuru kavramı ve koruma tedbirleri bağlamında temel bir ilke olarak insan onurunun korunması. TBB Dergisi, (120), 155-172.

Güvenç, B. Ö. Feminist Uluslararası İlişkiler Yaklaşımı açısından Mülteci Kadın Sorunu: Suriyeli Mülteci Kadınlar Örneği. In Uluslararası İlişkilerde Güvenlik Kuramları ve Sorunlarına Çağdaş Yaklaşımlar. (pp. 155-175). Transnational Press London.

Karaküçük, S., Ayyıldız Durhan, T., Çakır, M. (2020). Türkiye’de Geçici Koruma Statüsündeki Suriyelilerin Boş Zaman Davranışlarına Etki Eden Faktörler. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (41), 510-528.

Mazman, İ., & Lale, İ. Z. C. İ. (2018). Ulusal ve Uluslararası Örgütler Tarafından Desteklenen Suriyeli Göçmenler. Journal of Institute of Economic Development And Social Researches, 4(9), 277-293.

Türk, G. D. (2016). Türkiye’de Suriyeli Mültecilere Yönelik Sivil Toplum Kuruluşlarının Faaliyetlerine İlişkin Bir Değerlendirme. Marmara İletişim Dergisi, (25), 145-157.

Yağmur, Y., & Aytekin, S. (2018). Mülteci Kadınların Üreme Sağlığı Sorunları ve Çözüm Önerileri. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Elektronik Dergisi, 11(1), 56-60.

Sosyal Medyada Paylaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Partilerin Siyasal Söylemi Olarak Seçim Şarkıları

Özet Demokrasilerde bilindiği üzere toplumu temsil etmeye talip kişi ve...