Yük Paylaşımı ve Koruma Sorumluluğu Çerçevesinde Birleşik Arap Emirlikleri ve Japonya Örneklerinin İncelenmesi

Özet

21. yüzyılın en önemli meselelerinden biri olan uluslararası göç, ulus devlet nosyonuna dayanan uluslararası sistemde oldukça karmaşık bir konumdadır. Bu meselenin çözümü ise tüm ulus devletlerin ortak çabasını gerektiren yük paylaşımı (burden-sharing) ilkesi altında yatmaktadır. Yük paylaşımı ilkesinin genel olarak Avrupalı devletler ekseninde tartışılması, literatürde uluslararası sistemin parçası olan diğer ulusların göç politikalarına yönelik burden-sharing tabanlı yaklaşım konusundaki eksiklik, böyle bir çalışmanın gerekliliğini gözler önüne sermiştir. Bu çalışmada, yük paylaşımı ilkesini ulus devlet bağlamında tartışıp devletlerin bu konudaki isteksizliklerine zemin hazırlayan mevcut düzenlemelerdeki yasal boşlukları “koruma sorumluluğu” (R2P) ilkesiyle doldurmayı önerirken Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni mülteci politikaları çerçevesinde değerlendirerek iki devletin uygulamaları arasındaki benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur.

Anahtar Kelimeler: Yük Paylaşımı, Koruma Sorumluluğu (R2P), Birleşik Arap Emirlikleri, Japonya.

Abstract

International migration, one of the most important issues of the 21st century, is in a very complex position in the international system based on the notion of the nation-state. The solution to this issue lies under the principle of burden-sharing, which requires the joint effort of all nation-states. It is essential for such a study because of the fact that the principle of burden sharing is generally discussed on the axis of European states in the literature and the lack of a burden-sharing-based approach to the migration policies of other nations that are part of the international system. While discussing the burden-sharing principle in the context of the nation-state and suggesting filling the legal gap in the existing regulations, which allows the reluctance of states in this regard, with the principle of responsibility to protect (R2P); the similarities and differences between the practices of the Japan and UAE were examined within the framework of refugee policies.

Key Words: Burden Sharing, Responsibility to Protect (R2P), United Arab Emirates, Japan.

Giriş

İnsanların içinde bulundukları ulusların ötesine göç etmelerinin altında birçok sebep yatmaktadır. Bu sebepler göç literatüründe gönüllü veya gönülsüz göç olarak kategorize edilebilir. Bu çalışmanın esas konusu olan yük paylaşımı bağlamında ele alınacak kategori ise bulunduğu ülkeden savaş, kıtlık, ölüm korkusu gibi nedenlerle göç eden ve diğer ülkelerden sığınma talep eden göçmenler ekseninde olacaktır. Bu tartışmalara detaylı yer verildikten sonra cevaplanmaya çalışılan soru Birleşik Arap Emirlikleri ve Japonya devletinin yük paylaşımı ilkesinin tam olarak neresinde durdukları ve R2P ilkesince nerede durmaları gerektiğidir.

Mülteci statüsü, “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında verilen statüyü ifade eder” (T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı, t.y.).

Mültecilerle ilgili hukuki belgelerde yük paylaşımı ilkesinin oldukça vurgulandığını görülür. Mültecilerin Hukuki Statülerine İlişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin önsözünün dördüncü paragrafında sığınma hakkının tek bir ülkenin sorumluluğuna yüklenmemesi, bu sorunun BM’nin kapsadığı uluslararası alanda doğası gereği iş birliğiyle çözülmesi gereken bir sorun olduğuna değinilmiştir (Executive Commitee of The High Commissioner’s Programme, 1998: 29).  Bu bağlamda Peterson, uluslararası mülteci rejimini yer değiştirmeye karşı insani bir tepki olarak tanımlar (Peterson, 2015: 445). Sonuçları tüm ulusları ilgilendiren mülteci sorununa karşı insani tepkiler tüm ulus devletlerden beklense de devletler bu sorumluluklarından türlü bahanelerle kaçabilmektedir. Musarrat-Akram’a göre mülteci sorunun tüm ulus devletlerin ortaklaşa bir müdahalesiyle çözüleceği konusundaki beklentiler, mültecilerin yükünün -ezici bir çoğunlukla- onunla en az başa çıkabilen devletler tarafından yüklendiği gerçeğiyle yer değiştirmiştir (Musarrat-Akram, 1999:216).

Yük paylaşımı, uluslararası mülteci politikalarının temelinde yatan bir olguyken ulus devletlerin bu meselede eşit sorumluluk almadığını söylemek mümkündür. Bu noktada mülteci akımından en çok etkilenen devletlerin, mülteci üreten ülkelere yakın coğrafi konumda bulunan ülkeler olduğu görülmektedir ve bunlar da genellikle gelişmekte olan ülkelerdir. Örneğin Fargues, sığınmacıların genelde ilk lokasyonu olan Mısır, Ürdün, Türkiye ve Lübnan gibi Doğu Akdeniz devletlerinin yoğun mülteci akımı sebebiyle hem fiziksel olarak (mültecilere sağlanan barınma, gıda, hastane gibi hizmetler) hem de sosyal, güvenlik açılarından baskı altında olduğundan bahsedip Suriye mülteci krizinin 2006-2009 Irak mülteci krizinden sonra geldiğini, dolayısıyla sözü edilen ülkelerin senelerdir mülteci kriziyle mücadele ettiklerini unutulmaması gerektiğini vurgular (Fargues, 2014: 3).

Bu bağlamda bu ülkelere yapılacak destek bu sorunla başa çıkılmasının en etkili yollarından biridir. Acharya ve Dewitt, yazmış oldukları makalelerinde mültecilerin yükünü çeken ilk sığınma ülkelerinin mali kaynak ve altyapı bakımından yetersiz oldukları için ihtiyaçları olan yardımın Kuzey tarafından sağlanması gerektiğini savunurlar çünkü bu iş birliği aynı zamanda soğuk savaş sonrası oluşan kuzey-güney bölünmesinin sürdürülmesi için de gereklidir, dolayısıyla her iki tarafın da yararına olacaktır (Acharya ve Dewitt, 1996: 8). Buna karşılık mali desteğin tek başına yeterli olmadığından mali destek olsa bile mültecilerin uzun vadede ev sahibi toplum açısından sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler üzerinde bir yük oluşturabileceğinden bahsedilebilir (Martin ve diğerleri, 2019: 64). Yine mültecilerin demografik yapıda oluşturacakları değişim sadece mali destekle düzenlenemeyecektir.

Martin ve diğerleri, çalışmasında devletlerin sorumluluk paylaşımı konusundaki isteksizliklerinin arkasındaki sebepleri şöyle sıralar. Bunlardan ilki devletlerin egemenlik haklarını sınırlandırmak istememeleridir. Devletler egemenlik haklarının sınırlandırılması, güvenlik endişeleri gibi sebeplerle böyle bir uluslararası iş birliği içine girmekten çekinebilir. Ancak devletlerin topraklarına kimlerin girip çıkabileceğini belirleme yetkisinin olması egemenliklerine aykırı bir durum yaratmadığı gibi, devletlerin hem ulusal hem de uluslararası normlara karşı sorumluluğu göz önüne alındığında bu durum uluslararası iş birliğini engelleyecek bir argüman olmayacaktır. Dayanışma ilkesinin bağlayıcı olmaktan ziyade gönüllü olması da devletlerin koruma hususunda çıkar gözetmelerine izin veren bir diğer engeldir. Yine devletlerin yük paylaşımından çok yük değişimine (burden shifting) yatkın olması, mülteci yükünün daha güçlü devletler tarafından daha zayıf devletlere kaydırılmasına olanak tanıması iş birliğini zorlaştıran nedenler arasındadır (Martin ve diğerleri, 2019: 65).

Yukarıda da belirtildiği gibi hukuki bir arka planı olmasına rağmen ulus devletler yük paylaşımı ilkesi etrafında toplanıp iş birliği yapmaktan imtina edip, 1951 Sözleşmesi de başta olmak üzere uluslararası sözleşmelerdeki normatif boşluktan yararlanıp bunları kendi çıkarlarıyla yorumlayarak o doğrultuda politikalar benimseyebilmektedir. Devletlerin bu politikalarının arkasında yük paylaşımı konusundaki isteksizliklerini tartışırken yük paylaşımı ilkesine koruma sorumluluğu (R2P) çerçevesinden değinmek bu sebeplerin meşruluğu hakkında yorum yapabilmemizi sağlayacaktır.

1. Koruma Sorumluluğu (R2P)

R2P devlet egemenliğini sorumluluk anlayışıyla ele alır. Buna göre devletler, kendi topraklarında yaşayan insanları korumakla sorumludur. Devletler kendi sınırları içinde yaşanan vahşet suçlarını önlemekle sorumlu olan ilk mercidir. 2005 dünya zirvesi sonuç belgesinde kabul edildiği üzere devletlerin bu sorumluluğu yerine getiremediği ve nüfusunu korumadığı ve/veya koruyamadığı durumlarda bu sorumluluk uluslararası topluluğa geçer. Uluslararası topluluk buna bir tepki vermekle veya durumun ciddiyetine paralel bir şekilde ve ölçekte bu suçları önleme sorumluluğuna sahiptir. Ayrıca devletlerinin vahşet suçlarını önlemedeki başarısızlığı sonucunda, insanlar güvensizlik ortamından kaçmak için başka bir ülkeye sığınmayı seçebilir. Söz konusu insanlara gerekli korumanın sağlanabilmesi ve mültecilere ev sahipliği yapan ülkenin koruma sorumluluğunu yerine getirebilmesi yine uluslararası topluluğun desteğiyle mümkündür (Ercan ve Kul, 2021: 10-12).

Ertuğrul, yük paylaşımını hayata geçirecek uluslararası mekanizmaların eksikliğinden ve yetersizliğinden bahseder. Tam da bu nedenle yük paylaşımı devletler için bağlayıcı değil ahlaki ve vicdani bir eylem olduğunu savunur (Ertuğrul, 2022:667). Bu noktada devletlerden 2005 Dünya Zirvesi’nde kabul ettikleri üzere, mültecilerin korunması ve bu konudaki yük paylaşımını R2P çerçevesinde ele alınması beklenmektedir. 

Yukarıda devletlerin yük paylaşımı ilkesini koruma sorumluluğu ekseninde gözden geçirilmiştir. Sonraki kısımda Avrupa devletleri dışında kalan ülkelerdeki karşılıklarını Birleşik Arap Emirlikleri ve Japonya örnekleri üzerinden değerlendirilecektir.

2. Birleşik Arap Emirlikleri

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), 1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolüne imza atmamıştır. BAE’de bir iltica sistemi neredeyse yoktur ve mülteciler, vatandaş olmayanları sınıflandıran yasal çerçeve içinde tanınmamaktadır. Bu nedenle, BAE hükümeti haklı korku sebebiyle ülkesini terk etmiş kişileri mülteci olarak tanımlamamakta, savaştan zarar görmüş kişilerin ülkeye kabul uygulamalarında çekimser kalmakta ve 1951 Mülteci Sözleşmesi ve 1967 Protokolünde ilan edilen hakları, mültecilerin kırılganlıkları ne olursa olsun onlara vermemektedir (Charles, 2021: 1426). BAE’nin mültecilere yönelik uygulamaları Almanya hariç diğer Avrupa ülkelerininkiyle benzerlik göstermektedir. Bu uygulamalar mültecileri kendi sınırları dışında tutabilmek için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK)’ne veya mültecileri kendi sınırları içerisinde bulunduran ülkelere ödeme yapmak şeklinde özetlenebilir. Mülteci krizine yönelik uluslararası çaba desteklense dahi kendi sınırları içerisinde mültecilerin bulunmasını olumlu karşılamamaktadır (Charles, 2021: 1437). Örneğin BAE’nin Suriyeli mülteci krizine yönelik bir yarı sığınma politikası benimseyerek çok az sayıda ailesi BAE’de yaşayan Suriyeliyi ülkeye kabul etmiştir ve BAE dışındaki Suriyelilere, mülteci barındıran diğer ülkelere, BM kurumlarına önemli miktarda fon sağlamıştır. Ayrıca BAE hükümeti, BAE dışında yaşayan Suriyelilere BAE’deki Suriyelilere verilmeyen temel hizmetler sunmaktadır (Charles, 2021: 1429). BAE’ye mülteci statüsünde kabul edilmeyen Suriyeli veya farklı ülkelerden gelen sığınmacılar BAE’nin göçmen politikasını büyük ölçüde oluşturan Kafala sistemi çerçevesinde kabul edilmiştir (Charles, 2021: 1425). Bu sistem; Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) olarak bilinen Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) (Bajracharya & Sijapati, 2012: 1) ülkelerinin diğer birçok ülkeden ithal edilen farklı meslek gruplarından olan işgücünün güvenliğinin bir kefilin sorumluluğunda olduğu ve -alınan ücretlere bağlı olarak- tüm davranışlarının kontrol edildiği kısa süreli bir ikamet ve çalışma hayatının sağlandığı sponsorluk sistemidir (Damir-Geilsdorf, 2016: 162). Sistemin sponsorlara sağladığı bu kontrol hakkı bazı göçmen işçilerin sömürülmesine yol açmaktadır. Sistem sayesinde belli sosyal haklara erişebilen göçmen işçilerin aksine düzensiz bireyler için BAE’de yaşam oldukça problemlidir. Bu bireyler geçerli oturma vizesi olmadan ücretsiz olarak sağlık hizmetlerine ve örgün eğitime erişimleri mümkün değildir.

3. Japonya

Japonya’daki mülteci kabulünün tarihi kısa ve yenidir. Japonya’nın mülteci kabul etme politikalarını sınırlandıran ve çeşitli yük paylaşımı önerilerine engel olan bazı etkenler bulunmaktadır. Bunlar Japon yasaları (Reed, 1983: 15-21-22), Japon kültürü, mültecilere yönelik yük paylaşımı kabul edildiğinde bunun maliyetli bir uygulama olacağı ve iç siyasi gerilimlere sebep olabileceği yönündeki tutumlar şeklinde sınıflandırılabilir (Shuck,1997; akt. Thielemann, 2017: 12).

Japonya 1956’da Birleşmiş Milletlere katılmasına rağmen, 1981 yılına kadar Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi’ne ve 1967 Protokolü’ne taraf olmamıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya yeniden yapılanma ile meşgul olmuş ve sığınmacılar, mülteciler için bir hedef ülke olmamıştır. Japonya,1970’lerin ortalarına yani Hint-Çinli mültecilerin kıyılarına gelmeye başlamasına kadar ulusal sınırları içindeki mülteciler sorunuyla yüzleşmek zorunda kalmamıştır. Ülke ilk başta Hint-Çinli mülteci akınını kabul etmekte oldukça isteksizdi bunun yanı sıra bu akın ile başa çıkabilecek yasal bir çerçeveye ya da sosyal refah yapılarına sahip değildi fakat uluslararası toplum Japonya’nın yükten payını alması için baskı uygulamıştır. Bunun sonucunda Japonya artık harekete geçmek zorunda kalmıştır. 1951 Göçmenlik Kontrol Yasası’nda- 1981 yılında Göçmenlik Kontrolü ve Mülteci Tanıma Yasası (ICRRL) olmuştur- değişiklik yaparak iç hukukta uygulanmıştır. Japonya’nın mültecilere yönelik yük paylaşımında isteksizliği yeni bir yasa yapmak yerine göç yasasını değiştirerek uygulamasına sebep olmuştur (Dean & Nagasima, 2007: 482-483-484).

Günümüzde ekonomik açıdan dünya devleri arasında bulunan ve neredeyse tamamı Japonlardan oluşan Japonya’nın nüfusu (Cantürk, 2021:189) 125 milyondur (The World Bank, 2022). Japonya’da yaşayan toplam nüfusun yüzde ikisini oluşturan 2 milyonluk bir göçmen grubu bulunmaktadır (Cantürk, 2021: 196). Ülke mültecilere de oldukça kapalıdır ve bu alanda politika ve uygulamalar sınırlıdır. 1982 ve 2004 yılları arasında Japonya 3.544 iltica başvurusu almıştır. Mülteci statüsü sadece 330 vakaya verilmiştir (Dean & Nagasima, 2007: 482). 1951 Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin sözleşmeye taraf olan Japonya (United Nations High Commissioner for Refugees, 1967) yük paylaşımı çerçevesinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre 1994-2002 döneminde sığınma ve yeniden yerleşime ilişkin 15 OECD ülkesi karşılaştırıldığında son sıralarda yer almaktadır (Thielemann, 2017: 6-8) Japonya sığınma ve yeniden yerleşim konusunda çekimser davransa da uzun yıllar boyunca BMMYK’ye en büyük ikinci bağışçı olmuş ve diğer uluslararası kuruluşlara da büyük bir bağışçı olmaya devam etmektedir. Uluslararası sorumluluk yükünü bağış yaparak paylaşırken, yurt içinde mültecilerin haklarına ve sosyal refahlarına ilişkin yük büyük ölçüde devlet tarafından mali açıdan desteklenmeyen sivil toplum kuruluşlarına kaydırılmıştır (Dean & Nagasima, 2007: 524).

Japonya’nın politika ve uygulamalarının ekonomik olarak büyümeye devam edecek tek etnik ve homojen bir toplumun sürdürülmesini koruyacak şekilde çerçevelenmesi ülkeye girmek isteyenlerin çoğunun dışlanmasına yol açar. Japon toplumunun yabancıların Japon kültürünü ve dilini bir Japon kadar iyi bilemeyeceği yönündeki tutumu gelen yabancıların misafir olarak görülmesine ve onların marjinalleştirilmesine sebep olmaktadır (Kocalan, 2020: 737) Örneğin doğum oranlarının düşmesiyle birçok sosyal sorun yaşayan Japonya, Japon kadınların doğum oranlarının artırmaya çalışmasının aksine göçmen kadınların doğum oranlarının artmasından endişe duyulmaktadır. Bu durum göçmen kadınların Japon toplumunda diğer birçok yabancı grup gibi ötekileştirildiğini göstermektedir. Nitelikli göç politikalarından kaçınan Japonya’nın, çok kültürlü bir gelişime dirençli olması ve yabancıya kapalı bir yapıya sahip olması (Cantürk, 2021: 197) mültecilerin sığınmalarının ya da yeniden yerleşimlerinin sınırlandırılmasına yol açmaktadır.

Sonuç

Dünya varoluşundan itibaren birçok savaşa, haksızlığa, zorla yerinden edinme deneyimlerine sahne olmuştur. İnsanın aklıyla tarih sahnesine çıktığı aydınlanma döneminden itibaren sistem insan odaklı bir yol izlemeye başlamış, iki dünya savaşından sonra yeni dünya sisteminin insan hakları temelinde kurulduğu sürece barış getirebileceği kabul edilmiştir. Hem 1948 İnsan Hakları Beyannamesi hem de 1951 Mülteci Sözleşmesi böyle bir atmosferde ortaya çıkmıştır. Ülkelerinde -sebepleri yukarıda da detaylı anlatıldığı üzere- can güvenliğini tehlike altında hisseden insanlar bir başka ülkeye sığınma hakkına sahiptir. 1951 Cenevre Sözleşmesi ile devletler bu durumu yasal olarak kabul etseler devletlerin güvenlik endişeleri insan haklarından daha önemli görülmüştür. Halbuki bütün ulus devletler insan haklarına saygı göstermekle sorumludur. Bir devlet, kendi nüfusunun yaşama hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı gibi temel insan haklarını koruyamıyor, ülkesinde işlenen vahşet suçlarını durduramıyor ve hatta bu hakları bizatihi ihlal ediyorsa, söz konusu nüfusu korumak uluslararası toplumun sorumluluğu altına girecektir. Buradan hareketle mülteciliği doğuran nedenlerin temel insan hakları ihlallerinden çok da farklı olmayacağını kabul etmek gerekir.

Dolayısıyla, yapısı ve sonuçları itibariyle tüm ulusları ilgilendiren bir olgu olan mülteci sorununun çözümünü yük paylaşımı ilkesi etrafında aramak son derece tutarlı olacaktır. Bu noktada yukarıda da değindiğimiz R2P, mevcut rejimi düzenleyen anlaşmalardaki boşluğu doldurabilecek bir kapasiteye sahiptir. Bu bağlamda, araştırma Japonya BAE’yi karşılaştırmakla 1951 Mülteci Sözleşmesinin uygulamadaki eksikliklerini gözler önüne sererken yük paylaşımının koruma sorumluluğunu gözeterek ele alınabileceğini savunmuştur. 

Birbirinden çok farklı coğrafi yapı ve kültürel özelliklere sahip olan Birleşik Arap Emirlikleri ve Japonya’nın göç olgusu çerçevesindeki uygulamaları belli açılardan benzerlik ve farklılık göstermektedir. Mültecilerin hakları ve sosyal iyilik halleri açısından büyük önem taşıyan 1951 Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’nin Japonya tarafından imzalanması fakat Birleşik Arap Emirlikleri tarafından imzalanmaması ülkeler açısından hukuki anlamda önemli bir fark oluşturmaktadır. Yeterince araştırılmadığında bu farkın ülkelerin uygulamaları açısından da fark oluşturabileceği düşünülebilir ama iki ülkenin de mültecilere yönelik tutumlarında benzerlik bulunmaktadır. Kendi ülkeleri dışındaki mültecileri maddi anlamda önemli derecede destekleyen bu iki ülke, mültecilerin iltica talepleri sürecinde ciddi zorluklar çıkarmakta ve çok az sayıda mülteciyi ülkelerine kabul etmektedir. Mültecileri ülkeye kabul etmeme sebepleri yönünden iki ülke birbirinden ayrılmaktadır. Çok kültürlü yapıdan kaçınan Japonya ülkenin kültürel yapısında homojenlik sağlayabilmek için mültecileri kabul etmekte isteksiz davransa da Birleşik Arap Emirlikleri 1951 Sözleşmesini imzalamayarak yasal bir sorumluluğun altına girmemiş ve sığınma talebinde bulunanları da kullandığı Kafala sistemi çerçevesinde işçi olarak kabul etmiştir.

Sonuç olarak bu iki ülkenin politikalarındaki benzerlikleri ve farklılıkları gördükten sonra, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin bünyesinde bulundurduğu normatif boşluklar sebebiyle günümüz mülteci sorununu çözmek için eksik kaldığı söylenebilir. Bu nedenle çözüm hem taraf hem de taraf olmayan devletleri kapsaması bakımından R2P çerçevesinde yük paylaşımı ilkesi etrafında aranmalıdır.

Sevde TABAY 

İsra ERÇAĞLAR

Göç Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça:

Acharya, A., & Dewitt, D. B. (1996). II Fiscal Burden Sharing. Refuge: Canada’s Journal on Refugees / Refuge: Revue Canadienne Sur Les Réfugiés, 15(1), 8–9.

Bajracharya, R., & Sijapati, B. (2012, Mart). The Kafala System and Its Implications for Nepali Domestic Workers. Policy Brief, (1).

Cantürk, S. (2021, 06 30). Gelişmiş Ülkelerde Sosyal Politika Uygulamaları: Japonya Örneği. İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi. https://doi.org/10.47998/ikad.923254

Charles, L. (2021). Refugees but not Refugees: The UAE’s Response to the Syrian Refugee Crisis Viewed through the Lived Experience of Syrians in Abu Dhabi. Journal of Refugee Studies, 34(2).

Damir-Geilsdorf, S. (2016). Contract Labour and Debt Bondage in the Arab Gulf States. Policies and Practices within the Kafala System. S. Damir-Geilsdorf, U. Lindner, G. Müller, O. Tappe, & M. Zeuske içinde, Bonded Labour (s. 162).

Dean, M., & Nagasima, M. (2007). Sharing the Burden: The Role of Government and NGOs Protecting and Providing for Asylum Seekers and Refugees in Japan. Journal of Refugee Studies, 20(3), s. 482-483-484.

Ercan, P. G., & Selin, K. U. L. (2021). Ülkeleri İçinde Yerinden Edilmiş Kişilerin ve Mültecilerin Koruma Sorumluluğu Çerçevesinde Korunması. Uluslararası İlişkiler Dergisi18(71), 1-19.

Ertuğrul, Ü. E. Geçici Koruma ve Mülteci Yükünün Paylaşılmasındaki Normatif Boşlukların Giderilmesiyle Ilgili Öneriler. İstanbul Hukuk Mecmuası80(2), 655-682.

Fargues, P. (2014). Europe Must Take on its Share of the Syrian Refugee Burden, But How? German Marshall Fund of the United States.

General Assembly. (1998). Annual Theme: International Solidarity and Burden-Sharing in All Its Aspects: National, Regional and International Responsibilities for Refugees, A/AC.96/904. Refugee Survey Quarterly, 17(4), 29–36.

Japonya Büyükelçiliği, Türkiye. (2017, 08 18). Japonya Tarihçesi. 08 15, 2022 tarihinde Japonya Büyükelçiliği, Türkiye: https://www.tr.emb-japan.go.jp/itpr_tr/00_000134.html adresinden alındı

Kocalan, E. (2020, 12 30). Japonya’ya Müslüman Göçü. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi.  https://doi.org/10.14395/hititilahiyat.689578

Martin, S. F., Davis, R., Benton, G., & Waliany, Z. (2019). International Responsibility-Sharing for Refugees: Perspectives from the MENA Region. Geopolitics, History, and International Relations, 11(1), 59–91.

Musarat-Akram, S. (1999). The World Refugee Regime in Crisis: A Failure to Fulfill The Burden-Sharing And Humanitarian Requirements of the 1951 Refugee Convention. Proceedings of the Annual Meeting (American Society of International Law), 93, 213–216. http://www.jstor.org/stable/25659295

Peterson, G. (2015). Sovereignty, international law, and the uneven development of the international refugee regime. Modern Asian Studies49(2), 439-468.

Reed, R. F. (1983). The U. S. – Japan Alliance: Sharing the Burden of Defense. DIANE Publishing.

T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı. (t.y.). Mülteci. Erişim Adresi: https://www.goc.gov.tr/multeci (Erişim Tarihi: 24.08.2022)

The World Bank. (2022). Japan| Data. 08 18, 2022 tarihinde The World Bank: https://data.worldbank.org/country/japan?view=chart adresinden alındı

Thielemann, E. R. (2017). Burden Sharing: The International Politics of Refugee Protection. The Center for Comparative Immigration Studies, s. 6-8.

United Nations High Commissioner for Refugees. (1967). States Parties to the 1951 Convention Relating to the Status of Refugees and the 1967 Protocol., (s. 1-5). https://www.unhcr.org/protect/PROTECTION/3b73b0d63.pdf adresinden alındı

Sosyal Medyada Paylaş

[td_block_social_counter open_in_new_window="y" social_rel="nofollow" facebook="tuicakademi" twitter="tuicakademi" youtube="c/TUİÇAkademi" manual_count_youtube="2586" instagram="tuicakademi"]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

TUİÇ Akademi 2023 O-Staj Burs Başvuruları Başladı!

2023 yılı O-Staj programlarımız için burs başvuruları başladı! Seçilen 15 kişi 2023 yılı içerisinde bir programa burslu olarak katılabilecek.

Çeviri: Neoliberalizmden Sonra

Bu yazı, Rana Faroohar'ın ‘Foreign Affairs’ için kaleme almış olduğu “After Neoliberalism: All Economics Is Local” başlıklı görüş yazısından çevrilmiştir.

The Wind That Shakes the Barley (2006)

Avrupa çalışmaları stajyerimiz Ferhat Ege Aksaylı, The Wind That Shakes the Barley filmini sizler için analiz etti.

Paris Attacks and the Role of the European Union

Abstract This article analyzes the attacks of the Islamic State...