Afrika’da Bir Osmanlı Bakiyesi: Agadez

0
359
Agadez
Agadez

Osmanlı bakiyesi deyince aklımıza hep Ortadoğu ve Balkanlar gelir. Halbuki Osmanlı çok geniş topraklara hükmetmiş ve uzun yıllar boyunca İslam Dünyası’nın siyasal önderi olarak algılanmıştır. Osmanlı, doğrudan hakimiyet kurduğu topraklar dışında, temsil ettiği dini ve sosyo-kültürel değerler üzerinden etkilediği toplumlar/devletler eliyle de değerlendirilmelidir. Bu çerçevede ele alındığında Güneydoğu Asya’daki Müslüman toplumların özellikle 16. ve 17. yüzyıllar içerisinde Osmanlı’nın desteğini alabilmek için ciddi bir uğraş verdiğini biliyoruz. Ne var ki, Osmanlı’nın dolaylı etkinliği yalnızca Güneydoğu Asya’daki Müslüman toplumlar özelinde sınırlı kalmamıştır. “Kara Afrika” olarak adlandırılan dünyanın siyasal temsilcilerinden biri olan Nijer’deki Agadez Bölgesi bu çerçevede ele alınabilecek önemli bir örnek olarak görülebilir.

Osmanlı’nın Afrika’nın kuzeyinde ve doğusundaki etkinliği bilinen bir gerçektir. Ne var ki, kıtanın batısındaki görünürlüğü hemen hiçbir dönemde sorgulanmamıştır. Esasında bu noktada kanıt oluşturabilecek çok fazla örnek de söz konusu değildir. Afrika’nın toprak bakımından en büyük ülkelerinden biri olan, topraklarının çok büyük bir bölümü çöllerden oluşan ve okyanusa kıyısı olmayan bir ülke olarak bilinen Nijer, Cezayir ve Libya’ya olan komşuluğu sayesinde Osmanlı’nın yarattığı kültürel çekim merkezine dahil olmuştur. Sömürgecilik çağında Fransız kontrol bölgesi içerisine dahil olmuş olan Nijer, halkının çok büyük bir bölümü (bugün itibarıyla %94’ü) Müslüman olmasıyla diğer Fransız sömürgelerinden ayrılmaktadır. 3 Ağustos 1960’da Fransa’dan bağımsızlığını ilan eden ve resmi dil olarak da, diğer eski Fransız sömürgeleri gibi, Fransızca’yı seçen Nijer, kısa bağımsızlık dönemi içerisinde süreklilik arz eden bir siyasal karmaşaya eklemlenmiştir. Ülke, askeri darbeler ve bu darbeler sonrası kurgulanmaya çalışılan başarısız “tek adam” yönetimlerine tanıklık etmiştir. Afrika’nın ve dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Nijer’de (kişi başına düşen milli gelir 400 dolar) 1993 yılından bu yana “parlamenter demokrasi” uygulanmaya çalışılmaktadır. Ne var ki, 1993’ten bu yana geçen 20 yıllık dönemde dahi 3 askeri darbe yaşanmıştır.

Eski bir Fransız sömürgesi olarak Fransa ile yakın bağlara sahip olmasına karşın, Müslüman kimliğini fazla ön planda tutuyor oluşu ve nispeten önemsiz sayılabilecek bir coğrafyada bulunmasından ötürü, Nijer’deki Fransız etkinliği komşu ülke Mali kadar etkin değildir. Nijer, komşusu Nijerya’nın aksine sahip olduğu doğal kaynakların işlenmesi ve dünya piyasasına sunulabilmesi noktasında payına düşeni alabilmiş değildir. Halbuki Nijer, özellikle petrol rezervleri ile altın, uranyum, toryum, fosfat ve demir madenleri konusunda çok zengindir. Ülkedeki siyasal istikrarsızlık ve ülke topraklarının çok büyük bir bölümünün çöllerden oluşuyor oluşu, sahip olunan rezervlerin işlenmesi noktasında Nijer’in yeterli gelişimi gösterememesine neden olmuştur. 16 milyonu biraz aşan bir nüfusa sahip olan Nijer’de yurtdışına göç çok önemli bir sosyal gerçekliktir. Başta Fransa olmak üzere AB üyeleri ve komşu ülke Nijerya, Nijerlilerin göç ettiği en önemli merkezlerdir.

Son dönemde Türkiye’nin Nijer’deki görünürlüğünün artmakta olduğunu gözlemliyoruz. “Afrika Açılımı” çerçevesinde kıtadaki Müslüman ağırlıklı ülkeleri stratejik etkinlik çerçevesi içerisine yerleştiren Türkiye, nüfusunun %94’ü Müslüman olan ve Osmanlı geçmişi nedeniyle Türkiye’yi biraz olsun tanıyan Nijer’i de açılım noktalarından biri olarak görmüştür. Öyle ki, Ocak 2012’de Nijer’in başkenti Niamey’de Türk büyükelçiliği açılmıştır. Türk büyükelçiliğinin açılmasına paralel olarak, Türkiye, Nijer’deki altyapı eksikliklerinin giderilebilmesi ve özellikle Nijerlilerin eğitim eksikliğinin giderilebilmesi hususunda projeler ortaya koymaya başlamıştır. Sağlık, eğitim, ulaştırma ve enerji gibi konularda özellikle başkent Niamey ve çevresinde çeşitli projeler uygulamaya başlayan Türkiye, eğitim programları çerçevesinde yetiştireceği Nijerlilerin bu projelerde önemli rol oynayabileceğine inanmaktadır. Zaten Türk büyükelçiliği açılmadan önce de Türk işadamları ve özellikle Nijer’deki Türk okulları Türkiye’nin ülkedeki görünürlüğünü ve etkinliğini arttıran adımlar atmıştır. Geçtiğimiz yıl Nijer’in Türkiye’ye olan ihracatı 78 milyon dolar olarak gerçekleşirken, Türkiye de bu fakir ülkeye 38,9 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin açtığı büyükelçilik ve geliştirilen siyasal ilişkiler, ticaret ve eğitim odaklı süren iletişimin daha kapsamlı bir hal alabilmesini ve Türkiye’nin Nijer’den başlayarak Batı Afrika’da kaydadeğer bir bölgesel aktör olabilmesini hedeflemektedir.

Nijer’in Türkiye’ye bakışını olumlu yönde etkileyen en önemli faktörlerden biri de Agadez Bölgesi’dir. Ülkenin orta kesiminde yer alan Agadez Bölgesi, Nijer’in Osmanlı ile olan bağlarını betimleyen en ilginç örnektir. Anlatılana göre, 14. yüzyılın sonlarında, Nijer’de yaşayan Tuareg kabileleri arasında anlaşmazlık çıkınca, kalabalık bir Tuareg heyeti Osmanlı’yı ziyaret etmiş ve Müslümanlık ortak paydasında birleştikleri Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid’den anlaşmazlığı giderebilmek için yardım istemişlerdir. Yıldırım Bayezid ise, sorunu çözebilmek ve bölgedeki Osmanlı-Türk tanınırlığını arttırabilmek için, siyahi cariyelerinden olan Yunus isimli oğlunu Fizan Çölü’nün güneyinde yer alan (bugünkü Nijer toprakları) Agadez Bölgesi’ne sultan olarak tayin etmiştir. Bayezid’in oğlu Yunus ve beraberindeki maiyeti Agadez’e gelerek problemi çözmüş ve bölgeye yerleşmiştir. Yunus’un yerleştiği Agadez Bölgesi’ndeki kasabaya da İstanbul’dan esinlenilerek “Istanbulewa” (İstanbul’dan gelen manasına gelmektedir) adı verilmiştir. Yunus’un ölümünün ardından ise Agadez bölgesindeki yönetim babadan oğula aktarılmış ve böylece Osmanlı soyu bugüne kadar gelmiştir. Öyle ki, Agadez Bölgesi’nde bugün hala her Cuma günü Osmanlı padişahları adına hutbe okutulmaktadır. Osmanlı sancağı da halen bölgede dalgalanmaktadır. Kadılık makamı ise çok önemli bir yönetimsel/hukuki pozisyon olarak bölgede aktif durumdadır. Bugünkü Agadez Sultanı Ibrahim Oumarou’dur. Nijer Devlet Başkanı Mahamadou Issoufou ve Nijer’in Türkiye büyükelçisi de Agadez’in merkezi olan Istanbulewa kasabasından olduklarını ifade etmektedirler. Hatta Istanbulewa’lı ve Agadez’li olmak Nijer’de ve komşu ülkelerde oldukça olumlu yansımaları olan bir aidiyet/kimlik olarak görülmektedir.

Agadez Bölgesi’ne ilişkin olarak anlatılan bu rivayetin doğru olup olmadığı tabii ki tartışmalıdır. Zira Yıldırım Bayezid’in siyahi bir cariyeden Yunus isimli bir oğlu olup olmadığı bilinmediği gibi, Yıldırım Bayezid döneminde Osmanlı’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da herhangi bir etkinliği de bulunmuyordu. Yani Agadez’deki Tuareg kabilelerinin Osmanlı’yı bilmesi/tanıması çok düşük bir olasılıktır. Hatta Agadez’in merkezi olarak adlandırılan Istanbulewa’ya ismini veren İstanbul şehri de Yıldırım Bayezid’in ölümünden (8 Mart 1403) 50 yıl sonra fethedilip Osmanlı’ya bağlanacaktır. Bu bağlamda Nijer’de çok önemli bir statü göstergesi olan ve Osmanlı aidiyeti üzerinden Türkiye’nin bu ülkedeki görünümünü olumlayan Agadez konusunun gerçek mi yoksa efsane mi olup olmadığı bilinmemektedir. Bu konuda çok ciddi bir arşiv çalışması yapılması da zorunludur. Ne var ki, Türkiye’ye bu denli yakınlık kuran ve hem Osmanlı hem de İslam gibi kimliğe dair iki önemli bağlantı noktasına vurgu yapılabilecek Nijer ile ilişkilerin geliştirilmesi, Türkiye’nin Afrika açılımına katkı yapacağı gibi, gerek Nijer’in refah seviyesinin yükseltilebilmesi, gerekse de bu ülkedeki yeraltı kaynaklarının işlenerek Türkiye’ye katkı sağlanabilmesi noktasında önemli bir adım olacaktır.

Dr. Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.