İdeoloji-I: Tarihsel Arka Plan

0
2042

İdeoloji günlük yaşantımızda anlamını bilerek ya da söylenegelişi itibariyle çok kez kullandığımız bir sözcük olarak yer etmektedir. Sözcük olarak geçtiği yer fark etmeksizin çoğu kez bir tedirginliğe sebep olup, olumsuz bir hava oluşturmaktadır.

Sözün ya da düşüncenin içine “ideoloji” katıldığı zaman toplum tarafından algılanan durum, herhangi bir suçun temeli atıldığıdır. Bu tedirginliğin başlıca nedenleri arasında kavramın son iki yüzyılda hayatımıza girmiş olması ve kavramın içeriği ve tanımı bakımından sosyal bilimler çevresinde ve toplumsal olarak da genel bir kanıya varılmamış olmasıdır.

Tarih sahnesinde ortaya çıkışı 18. yüzyılın sonlarına denk gelmiş olan siyasal, sosyal, kültürel ve iktisadi olguları ve olayları yalnızca sosyal bilimlerde değil günlük yaşamda da anlamlandırma görevini üstlenen “ideoloji” kavramı yapısı dolayısıyla önemli ve çok kapsamlı bir terim olarak kullanılmaktadır.

18.yüzyıl Batı’da Fransız, Amerikan ve İngiliz Sanayi Devrimi’ne sahne olmuş ve gelecek yüzyıllar için farklılaşmanın başlayacağının işaretini vermiştir. Bu üç devrim Batı toplumlarında bir dönüşmeye neden olmuştur. Toplumlarda başlayan bu dönüşme düşünce hayatına da etkilerde bulunmuştur. Gelişen düşünce düzeyi ile birlikte insanların düşünsel olarak özgürleşmeye başlaması, dünyayı anlamada daha farklı ihtiyaçlarının olduğunu ortaya koymuştur.  Bu dönüşüm, 19.yüzyılı önceki dönemlerden farklı olarak geniş kitlelerin katılım gösterdiği “İdeolojiler Çağı” olarak nitelendirilmesine neden olmuştur.[1]

Fransız, Amerikan ve İngiliz Sanayi Devrimleri ile vurgulanan temalar toplumda yöneten ve yönetilen arasındaki ilişkinin sorgulanmasına neden olmuştur. Bu devrimlerle açığa çıkan hürriyet, özgürlük, adalet gibi kavramlar bireylerin kendilerini fark etmelerini sağlamıştır.[2]

Aydınlanma dönemiyle birlikte siyasal yönetim ve yönetilen ilişkisinin ve bağının dini değerlere dayandırılmasının doğru olmadığı kabul edilmeye başlanmıştır. Bu doğrultuda bireyin tüm haklarını dini değerler ve gelenekler uğruna iktidara devrettiği yönetim olgusu yerine bireyin doğuştan sahip olduğu “doğal hakları” ve bireyi korumaya yönelik bir mekanizma olduğuna dair düşünceler gelişmeye başlamıştır.[3]

Yüzyıllardan beri devam eden bu düzeni değiştirmeye çalışanlar, düzenin değişmesinden yana olmayanlar tarafından düzeni, sistemi yok etme heveslileri olarak adlandırılmıştır ve böylelikle “ideoloji” ile ilgili olarak siyasal düşünce dünyasında da toplum içinde de akla ilk gelenin olumsuz çağrışımlar olmasına neden olmuştur.

İdeoloji Nedir?

İdeoloji tüm tanımlarından önce pratik olarak açıklamak gerekirse dünyayı anlamak için kullanılan ve dünyanın nasıl bir yer olduğunu bize anlatan bir görüştür. Her birey bir ideolojiye tutunarak dünyada kendisine bir yol çizmeye çalışır.

Etimolojik olarak incelersek; Fransızca idéologie (idée+ologie) kelimesinden türemiştir.[4] Sözlük tanımında; “siyasal veya toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükûmetin, bir partinin, bir grubun davranışlarına yön veren politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dinî, moral, estetik düşünceler bütünü”[5] olarak belirtilmektedir.

İdeoloji kavramı ilk kez Fransız düşünür Destutt de Tracy tarafından kullanılmıştır. Tracy ideoloji için önyargılardan arınarak düşünceleri inceleyen ve tartışan sosyal bir hareket olarak tanımını yapmıştır. Tracy’e göre ideoloji tüm bilimlerin ve düşüncelerin arasındaki ilişkilerin ürünüdür ve bütün bilimlerden üstün konumdadır. Zamanla kavram siyasal ve sosyal fikirlerin bir grup tarafından benimsenmeleri ve savunulması anlamını kazanmıştır.[6]

Sosyal bilimciler tarafından üzerine tanım olarak bir uzlaşma sağlanamamış olması “ideoloji”nin farklı yorumlamalarını görmemize neden olmaktadır. Belirsiz bir kavram olması ve her fikrin kendine göre içeriğini belirtmesi “ideoloji”nin düşünsel düzeyde anlaşılırlığını da etkilemiştir.

Marx ve İdeoloji

İlk olarak Marx’a göre ideoloji anlayışını inceleyebiliriz. Marx kavramın ortaya çıkışından yıllar sonra tekrar kullandığında anlamını daha farklı şekilde yorumlamıştı. Bu doğrultuda ideoloji bireylerin ya da ortak bir kitlenin bağlı olduğu bir düşünce sistemi olmuştu.[7] Toplumdaki sosyal ve ekonomik ilişki bağlamında ideoloji kavramını ana hatlarıyla açıklayabilmek zaman almıştı.[8] Marx’ta ideoloji kavramı iki farklı anlamda kullanılagelmiştir. İlk anlam olarak Marx ideolojiyi, toplumsal ve sosyal gerçekliklerin insanın bilincindeki ve anlayışındaki yansıma olarak görmüştür. Bu tanımlamaya göre ideoloji bir üstyapı unsuru olarak görülmüştür. Bu durum da modern düşünce akımlarının oluşumlarını açıklamaktadır. İkinci anlamda ise Marx ideolojiyi “mistifikasyon” olarak açıklar. Öğretide daha çok kullanılan anlamı ikinci olanıdır. Mistifikasyon toplumsal ve sosyal gerçeklerin çarpıtılmasıdır. Öğretide ideolojiler ve toplumsal sınıflar birbirleriyle ilişkilidir. Buna göre egemen sınıflarda ideoloji, tutucu, yükselen sınıflarda ideoloji; olan düzeni değiştirmeye istekli, devrimci,  çökmüş sınıflarda ise ideoloji; mevcut olayları geçmişin gözleriyle gören gerici bir niteliktedir. Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere Marx’ta ideoloji toplumsa gerçeğin sosyal sınıflar tarafından çarpıtılma halidir ve bu sebeple de gerçekle ilişki yoktur.[9] Marx’ın ideolojiye dair yorumları Batı düşünce tarihinde önemli bir yer etmiştir.[10]

Althusser ve İdeoloji

Louis Althusser de ideoloji kavramına ve kavramın gelişimine büyük katkıda bulunmuştur.  Althusser, genel ideoloji kuramını “bireylerin gerçek varoluş koşulları ile kurdukları imgesel ilişkinin tasarımlanması” üzerine oluşturmuştur.[11] Althusser ideolojinin yalnızca bir yanılsama olmadığını gerçek olayları da açığa çıkardığını açıklar. Althusser’de ideolojinin hayali kavramının gerçekliğin kurulması düzeyinde tanımlanması önemli bir dönüm noktasıdır.[12] Toplumun gerçek ve imgesel algılayışının birbiriyle uyum sağlaması önemlidir. Althusser’e göre ideoloji toplumsal birlikteliğin ve bütünlüğün vazgeçilmez bir parçasıdır.[13] Devletin ideolojik aygıtları teorisiyle de ön plana çıkmıştır. Althusser’e göre devletin ideolojik aygıtları baskı amacında değildir.[14] Devletin baskı amacıyla kullandığı araç tek olmakla beraber ideolojik aygıtlarında sayıda oldukça fazladır. İdeolojik aygıtlarını genellikle özel alanlarda kullanmaktadır.[15] Eğer bir sınıf, devlet iktidarını elinde tutma hedefinde ise devletin kullandığı ideolojik aygıtlar üzerinde dominant bir sistem kurarak devletin ideolojik aygıtları ile baskı aygıtlarını birlikte kullanıp sistemine işlerlik kazandırabilir.[16]

SONUÇ

İdeoloji denilince her bireyin algılayışında bir yansımasının olmasıyla beraber “ideoloji” ile ilgili farklı tanım, tutum ve yorumların olması kaçınılmazdır.

1950-1960 döneminde gelişmiş ülkelerin sınıflı toplumsal yapısındaki farklılıkların azalması ideolojilerin sonunun geldiği tezinin doğmasına neden olmuştur.[17] Tarihsel çerçevede incelediğimizde belli bir kırılma noktasında kavramın geliştirilmesine başlandığı görülse de aslında ideoloji tarihin içinde insanın olduğu her yerde ve her noktada kendisini var edebilmiştir.

Toplumsal yaşayış içinde önemli bir noktada olan ideolojiler, Liberalizm, Feminizm, Marksizm Milliyetçilik ve benzerleri gibi farklı isimlerle günümüzde de kendisini farklı kitleler ve bireyler üzerinde gerçekleştirmeye devam etmektedir.

[1] H. Birsen Örs(der.), 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2009, s.1-2.

[2] Kemal Karpat, “Türkiye’de Bugün İdeoloji Durumu”, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl:8, Sayı:30 Kasım-Aralık-Ocak-2004/05, Ankara, s.25-26.

[3] H. Birsen Örs, İdeoloji: Karmaşık Dünyayı Anlaşılır Kılmak, H. Birsen Örs(der.), a.g.e., s.8-9.

[4] www.etimolojiturkce.com/kelime/ideoloji

[5] http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&kelime=%C4%B0DEOLOJ%C4%B0; Erişim Tarihi: 28.8.2016.

[6] Seydi Yılmaz, Şerif Mardin’e Göre Din ve İdeoloji, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe ve Din Anabilim Dalı Sin Sosyolojisi Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2008, s.11; H. Birsen Örs, a.g.m., s.9.

[7] David MAclellan, İdeoloji, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005, s.80.

[8] David Maclellan, a.g.e., s.11-12.

[9] H. Birsen Örs, a.g.m., s.15-17.

[10] Şerif Mardin, İdeoloji, İletişim Yayınları, 12. Baskı, İstanbul 2007, s.26.

[11] Duygu Onay, Louis Althusser’de İdeoloji ve Bilinç İlişkisi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Felsefe(Sistematik Felsefe ve Mantık) Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2006, s.13.

[12] Kürşad Ertuğrul, Sosyal Teoride İdeolojik Kapanımları Kıra Arayışları ve Doğu/Batı Ayırımı, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl:7, Sayı:28 Ağustos-Eylül-Ekim-1/2004, Ankara, s.29-30.

[13] Duygu Onay, a.g.e., s.13-14.

[14] Louis Althusser, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları,  İthaki Yayınları, İstanbul 2006, s.62-63.

[15] Louis Althusser, a.g.e., s.64-65.

[16] Louis Althusser, a.g.e., s.34,67.

[17] H.Birsen Örs, a.g.m., s.38.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.