İdeoloji-II: Ataerkil Düzende Var Olma Savaşı “Feminizm”

0
1158

Toplumsal yaşamın varoluşundan beridir güçlü olanın önde olduğu bir sosyal düzen söz konusudur. Bu olagelişin en belirgin örneği ise kadınlar ile erkekler arasındaki ilişkidir. Salt kadın-erkek eşitsizliğinden bahsetmek feminizm konusunda dar bir pencereden bakmamıza neden olacaktır. Erkek egemen bir toplumsal yaşamda kadınların sosyal ve kültürel ortak alanda ve ekonomik ve politik kararda yok sayılması ikincil değerde ve önemde bir konuma taşınmalarına neden olmuştur. Günümüzde adından sıkça söz ettiğimiz ideoloji “feminizm” temel olarak bu durumdan ortaya çıkmıştır.

Feminizm Nedir?

Feminizm denince; kadınların kurtuluş, özgürlük, eşitlik çabası ve de kadın haklarına halef olmak için yürüttükleri mücadele anlaşılmaktadır.[1] Feminizm ile ilgili en genel tanımlama kadınların sosyal düzende kendilerine karşı kurulan bakı ve sunulan zor şartlar altında var olma mücadelesinfeminist-e877-7374-c262i siyasal anlamda gerçekleştirme hareketi olarak yapılabilir.[2]

Başlayan eşitlik hareketleriyle birlikte feminizmin bu alanda örgütlenmesi de gerçekleşti. Kadın hareketi olarak pek çok noktada kendi seslerini duyurmaya başlayan kadınlar modern dönemlerde pratikte örgütsel şekilde kampanya, şenlikler, festivaller düzenleyerek varlıklarını ortaya koydular. Ayrıca çeşitli kadın merkezleriyle günümüze kadar uzanmayı da başardılar. Kadın hareketinin ne yazık ki tek çıkmazı kadınların kendi içlerindeki gerçek olmayan hiyerarşi düzeni ve kişisel çatışmalar olmuştur bu durum bir yandan hareketteki kadınların birbirlerine üstünlük kurmalarında etkili olacak düşüncesiyle çalışma ve ilerleme duygusunu arttırırken diğer yandan da karşı mücadelesini verdikleri eşitsizlik, baskı gibi olguların batağına saplanıyorlardı. Yürütülen bazı projeler, kampanyalar bu yeğden askıda kalmaya mahkûm olmuştu.[3]

Bilimsel anlamda kadın hareketinin işlenmesi kadınların öncelikle erkek egemen bilim dünyasına girmesiyle başladı. 1970’li yılların başlarında geliştirilmeye başlanan kadın araştırmaları, üniversitelerde, araştırma merkezlerinde yüksekokullarda yer bulmuştur. Feminizmin bilim kanadında da bulması; kadın hakları adına gerçekleştirilenlerin yanı sıra erkeklerin de sosyal düzende kadınlara karşı olan tavırlarını ve bu duruma kaşı olan durumlarını sorgulamalarını sağlamıştı. Yine de feminizmin hareket ve bilim olarak aralarındaki pratik bağlantısızlık siyasal arenada zayıf kalmalarına neden olmuştur.[4]

 Tarihsel Arka Plan

Kadın haklarının dile getirilmesi ilk kez orta çağda olmuştur diyebiliriz. Bu mücadelenin ilk ismi Venedikli Christine de Pizan’dır. Dönemde kadın düşmanlığı içerikli Gül Romanı’na(Guillaume de Lorris) karşı yazdığı Aşk Tanrısı kitabı feminist hareketin başlangıç noktası sayılabilmektedir.[5]  Tarihi bu kadar gerilere gitmesine ve taleplerle ilgili seslerin yükselmesine rağmen destek bulup hareket haline gelmesi çok zaman almıştır.[6] 17. ve 18. Yüzyılda yaşanan kapitalist gelişmeler sosyal düzende kadınların ikinci plana atılmalarına neden olmuştur. Kapitalist sitemde erkek üretimin birincil varlığı haline gelirken kadın ise ev-ev işleri ile görevlendirilerek üretimin dışında bırakılmıştır. Bununla birlikte kadın-erkek arasında sosyal düzende hissedilen bir eşitsizlik meydana gelmiştir. Yine bu yüzyıllarda ortaya çıkan insan hakları karamı ise kadın bilincinde farkındalıklar oluşturmuştur. İnsan hakları kavramıyla birlikte söylemlerde yer bulan eşitlik, adalet ve özgürlük gibi olgular kadınların sistem ve hayat içinde ötekileştirildiklerini anlamalarını sağlamıştır.[7]

Birinci Dalga Feminizm

Batı toplumlarında Birinci Dünya Savaşı’ndan önce “Birinci Dalga” olarak adlandırılan feminist hareketten söz edebiliriz.[8] Birinci dalganın feminizmin kadın aktivistleri, eğitimli seçkinlerden oluşuyordu. Dayanışmaya dayalı kitlesel hareketin bir lideri yoktu. Toplumsal hayata ve siyasal düzene katılım birinci dalgada en önemli taleplerdi. [9] Bu dönemde zor şartlar altında olsa da mutlaka gerçekleştirilmesi gereken bir örgütlenmeye gidip eylemler ve kampanyalar yaparak haklarını arayan kadınlar Birinci Dünya Savaşı sonunda oy hakkı elde etmeleriyle sonuçlanmıştır.[10]

İkinci Dalga Feminizm

Birinci dalga feminizm belirli yenilikler elde etse de geniş kitlelere yayılamamıştı. 1960’lara gelindiğinde İkinci dalga feminizm daha farklı olarak ortaya çıkmıştır.[11]  Bu yıllarda Simone de Beauvoir eserleriyle feminizmin algılanışını ve amaçlarını dönüştürmeye başlamıştır. Feminist kadınlara feminizmi, kadınların baskı altında ezilmesini ve erkek temelli toplumun kadınlar üzerindeki etkisini açıklamıştır. Kadını ötekileştirilmesinden ziyade erkekten aşağı görülmesini, bunun nasıl gerçekleştiği bağlamında teorik olarak ve buna nasıl duracakları bağlamın pratik olarak açıklamalar getirmiştir.[12]

Belirlenen sorunlar ve ilgilenilmesi gereken konular doğrultusunda feminist hareket kendilerine sosyal, kültürel ve siyasal tavırlar geliştirip bu tutumu tüm kadınlar arasında yaygınlaştırmayı hedeflemiştir.[13]

İkinci dalga feminizm daha örgütsel hareket etmeye çalışmıştır ve hareketi yeniden programlamaya koyulmuştur. Kadın emeğinin yanında cinsel kimliği de erkek baskısı altında yok olmaktaydı ve bu durumu değiştirmek gerekmekteydi. Toplumsal düzeni bu şekilde devam ettiren ve ayakta tutan kişi, kurum ve kuruluşlarla mücadele içince olunması fikri ikinci dalga feminizmin hedefiydi.[14]

Feminist hareket 1968 sonrasında daha geniş bir kitleye yayılmıştır kitlesel olarak genişlemenin yanında liberalizm, radikalizm, sosyalizm gibi ideolojik olarak kendilerine farklı düşünülerin içinde de yer bulabilmişlerdir.[15]

Liberal Feminizm

Kadın haklarının gelişmesinde önemli bir yer tutan liberal anlayış kadının siyasal hayattaki yerinin yok edilmesine ve iş hayatında ötekileştirilmesine karşı çıkmıştır. Kadın varlığının erkek egemenliğinin gölgesinde kalmasını eleştirmiş ve kadının sosyal ve siyasal haklarının öncelikle gerçekleştirilmesini ardında da korunması adına önemli adımlar atmıştır. Liberal feminizmin düşünürleri arasından Mary Wollstonecraf öne çıkmaktadır. Yazdığı yazılarda ve kitaplarda kadınların erkeklerle eşit olduğunu ve kadınların eğitimleri ve kendilerini geliştirme adına yapacaklarını özgürce yapması gerektiğini dile getirmiştir.[16]

Radikal Feminizm

Radikal feminizm için feminizmin en saf hali denilebilmektedir.  Radikal feminizm sorunun köküne inerek haksızlıkları ve eşitsizliği ortadan kaldırmak yerine bu düzene neden olan kaynağı bulmanın peşinden gider. Bulduğu sonuç olarak ise “erkek egemenliği” ortaya çıkar.[17] Esnek gruplarla örgütlenen radikal feministlerde en önemli nokta kadınlardaki bilincin yükseltilmesi ve geliştirilmesidir. [18]

Sosyalist Feminizm

Sosyalizmin temelinden geldiği gibi devletin ve hiyerarşinin tüm kurum ve yapılarının parçalanması gerekir ki kadınların kurtuluşu gerçekleşebilsin.[19] Diğer düşünce yapılarıyla aynı sorunlar tespit edilmiş ve çözüm yolu olarak kökten bir değişim öngörülmüştür. Sosyalizmsiz feminizm feminizmsiz sosyalizmin hiçbir zaman tam anlamını bulamayacağı kabul edilmiştir.[20]

SONUÇ

Ortaya çıkışından itibaren hep aynı sorunun, haksızlığın ve eşitsizliğin düzeltilmesi ve yeni bir düzen oluşturmanın; kadın haklarının sosyal hayatın her alanında kadınlara adil bir şekilde sağlanmasının derdinde olan feminizm hareketi; zaman içinde farklı ideolojilerle de kaynaşarak her kitleye hitap ederek bir taban oluşturmuş olsa da kadın ve kadına ait sorunları –eskisi gibi ağır şekilde yaşanıyor olmasa da- ne acıdır ki yine de tam anlamıyla ortadan kaldıracak bilinç düzeyine kendi kitlesi de dâhil olmak üzere ulaşamamıştır.

Ümran Güneş

 

[1] Gisela Notz, Feminizm, Phoenix Yayınevi, Ankara 2012, s.13.

[2] Serpil Çakır, “Feminizm: Ataerkil İktidarın Eleştirisi”, 19. Yüzyıldan 20. Yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, H.Birsen Örs(der.), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2009, s.416.

[3] Gisela Notz, a.g.e., s.25-28.

[4] Gisela Notz, a.g.e., s.28-32.

[5] Gisela Notz, a.g.e., s.33-34.

[6] Andrew Heywood, Siyaset, Adres Yayınları, Ankara 2007, .s.86.

[7] Serpil Çakır, a.g.m., s.416-417.

[8] Şirin Tekeli, “Birinci ve İkinci Dalga Feminist Hareketlerinin Karşılaştırmalı İncelenmesi”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler, Ayşe B. Hacımirazoğlu (der.), Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul 1998, s.338.

[9] Şirin Tekeli, a.g.m., s.339-341.

[10] Serpil Çakır, a.g.m., s.418; Şirin Tekeli, a.g.m., s.344.

[11] Andrew Heywood, a.g.e., s.86.

[12] Serpil Çakır, a.g.e., s.435-437.

[13] Gisela Notz, a.g.e., a.75.

[14] Şirin Tekeli, a.g.m., s.341.

[15] Dilek İmançer,”Feminizm ve Yeni Yöneimler”, Doğu Batı Düşünce Dergisi, Yıl:6 Sayı: 19 (Mayıs-Haziran-Temmuz), Doğu Batı Yayınları, Ankara 2002, s.156.

[16] Dilek İmançer, a.g.m., s.156-157.

[17] Serpil Çakır, a.g.m., s.447-448.

[18] Serpil Çakır, a.g.m., s.454-457.

[19] Daniéle Kergoat (çev.Zeynep Kıvılcım), “Cinsiyete Dayalı İşbölüm ve Cinsiyetin Toplumsal İlişkileri”, Praksis Üç Aylık Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı:20(Maddeci Feminizm), Dipnot Yayınları, Ankara 2009, s.20.

[20] Gisela Notz, a.g.e., s.88-89.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.