Kendi Kaderini Tayin Etme- Self Determinasyon

0
5791

İnsan kendini gerçekleştirmek isteyen bir varlıktır. İnsan psikolojisinde, birey dışsal motivasyonunu sağlayabilmek için tercihlerini dışsal etkilerden bağımsız olarak gerçekleştirmek isteyecektir. Kişinin kendini gerçekleştirme sürecinde fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamasının ardından gelen ilk ihtiyaç güvenliğin sağlanması isteğidir. İnsanlık var olduğu günden bu yana, barış ve güven içinde olma arzusuyla yaşamıştır.

Uluslararası toplum düzeyinde halkların hak eşitliği ve kendi mukadderatlarını kendilerinin tayini, ulusların barış, özgürlük ve güven içinde yaşamalarını sağlayacak bir uluslararası hukuk kavramı olarak ortaya çıkmıştır: Self Determinasyon.

Self determinasyon, uluslararası hukuk sisteminin en tartışmalı ilkelerinden birisidir. Self determinasyon, bir halkın coğrafi sınırlarını, politik durumunu veya kendi geleceğini diğer devletlerden bağımsız olarak kendisinin özgürce belirlemesi olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir anlamı, bir ülkede yaşayan halkın başka bir devlet etkisi olmaksızın yönetimi hakkında karar vermesidir.

Liberal düşüncenin halk egemenliğine dayanan ilkeleri içerisinde önemli bir yer tutan bu görüş, Amerika Birleşik Devletleri başkanı Woodrow Wilson‘un 1. Dünya Savaşı sonrası oluşturulacak düzenin temel koşullarını belirten “On Dört Nokta” programında yer almasıyla, uluslararası ilişkilerin en önemli parçalarından birisi haline gelmiştir.

1.Dünya Savaşı ve sonrasında uluslararası alanda popüler olan “self determinasyon” kavramı Milletler Cemiyeti Sözleşmesinde yer almamış, Amerikan Bağımsızlık Bildirisi, Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi ile belgelenmiştir. O dönemde Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması aşamalarında anlam kazanan ve 1919 barış görüşmelerinde Arnavutluk, Avusturya, Çekoslovakya, Estonya, Finlandiya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Romanya, Polonya ve Yugoslavya’nın bağımsız devletler olmasına olanak sağlamıştır. 2. Dünya savaşından sonra ise yine gündemde olmuş ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesinde yer alarak sömürge altındaki halkların bağımsızlığını kazanmasında önemli bir rol oynamıştır.

Ülkesel egemenlik ve sınırların belirlenmesine ilişkin sorunlarda uygulanan “plebisit” mekanizmasına da temel oluşturan “kendi kaderini tayin” kavramı, Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın temel ilkelerini belirleyen bölümde bir ilke olarak yer almaktadır.

Çağdaş uluslararası hukuk bu anlayıştan çok uzaklaşmıştır. Bugün artık, self determinasyon’un bir uluslararası hukuk sorunu olduğu kuşkusuzdur. Self determinasyon, uluslararası örgütlerin, özellikle Birleşmiş Milletler Örgütü ve Afrika Birliği Örgütünün, ana amaçları arasındadır. Bu örgütler gerektiğinde, iç çatışmalara bu ilkenin uygulanmasını sağlamak amacıyla da karışmaktadırlar.

BM’nin amaçları ve ilkelerini düzenleyen ilk bölümde 1. maddenin 2. fıkrası ile IX. Bölümün 55. maddesidir. Madde1(2) BM’nin ikinci amacını şöyle belirtmektedir:
“Uluslararasında eşit haklara ve halkların self-determinasyonu ilkelerine saygıya dayanan dostane ilişkileri geliştirmek ve evrensel barışı güçlendirmek için gerekli tedbirleri almak.”

55. madde ise: “…hayat standartlarını yükseltmeyi, tam istihdamı, kültürel işbirliğini ve istikrar ve mutluluk şartlarını oluşturmak amacıyla uluslararasında dostane ve barışa dayanan ilişkilerin gelişebilmesi için eşit haklar prensibine ve halkların self determinasyon’una dayanarak gerçekleşebilecek insan haklarına riayet edilmesi…”şeklinde açıklanmıştır.

Günümüzde, self determinasyonun hak olduğu genellikle kabul edilmektedir. Ancak, bu hak halklara tanındığından ve halk tanımı üzerinde bir uzlaşma olmadığından dolayı tartışmalar sürüp gitmektedir. Burada içsel self determinasyonun sorunun çözümüne katkı sağlayabileceği ifade edilebilir. Eğer, bir devlet ülkede yaşayan etnik, dilsel ya da dinsel açıdan farklı gruplara karşı sistematik bir ayrımcılık yapıyorsa, onların yönetimde söz sahibi olmasını engelliyorsa o grup self determinasyon hakkını kullanabilir aksi halde bu hak kullanılmayacaktır. Örneğin Güney Afrika’da yaşayan zenci halkın bu kapsamda self determinasyon hakkının bulunduğu ileri sürülebilir. Başka bir ifadeyle, temel hak ve özgürlüklerin tanındığı ve güvenceye alındığı demokratik bir sistemde o ülkede yaşayan gruplar self determinasyon hakkından yararlanamayacaktır.

Betül SAĞLAM

TUİÇ Stajyeri

 

Kaynakça

1. ÖZBEK, Cumali, Uluslararası Hukukta Self-Determinasyon Hakkı, http://akademikperspektif.com/2014/03/25/uluslararasi-hukukta-self-determinasyon-hakki/

2. KILINÇ, Doğan, SELF DETERMİNASYON İLKESİNİN AZINLIKLAR AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XII, Y. 2008, s. 1-2

3. SÖNMEZOĞLU, Faruk, Kendi Kaderini Tayin (self determinasyon), Uluslararası ilişkiler sözlüğü, s. 395-396

4. KARAOSMANOĞLU, Ali L., “Kendi Kaderini Tayin, Ülke Bütünlüğü, Uluslararası İstikrar ve
Demokrasi”, Doğu-Batı, (Savaş ve Barış) Yıl: 6, Sayı: 24, Ağustos, Eylül, Ekim 2003, s. 147.

5. BRING, Ove, “Halkların Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı”, Serbesti, Sayı 15, (Kasım-Aralık 2003), s. 22.

6. KARAOSMANOĞLU, Ali L., İçÇatışmalarınÇözümüveUluslararasıÖrgütler, İstanbul-1981,s. 65.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.