Liberalizm

0
6006

 

Anlamı “özgür” olan ve Latince “liber” kelimesinden gelen “liberal” terimi, aslen özgürlük felsefesine işaret etmektedir. “Liberalizm ise belli bir amaç ve idealleri olan bir siyasal düşünce geleneğini temsil etmektedir.

Liberalizm bir ideoloji olarak özellikle İngiltere ve ABD’de XVIII. ve XIX. yüzyıl siyasal ve ekonomik düşünce tarihinde etkili olmuştur.” Ancak aslında liberalizm, 1688 ile 1789 yılları arasını kapsayan Aydınlanma çağı filozoflarının temel felsefelerini oluşturmuştur. Bunun yanı sıra liberalizmin felsefi kökenleri de John Locke, David Hume, Adam Smith, Jeremy Bentham, J. Stuart Mill, Herbert Spencer, Benjamin Constant ve Alexis de Tocqueville gibi düşünürlerin görüşleriyle şekillenmiştir.

 

“John Locke, liberalizmin öncüsü olarak kabul edilmektedir. Devletin amacının özgürlüğü güvence altına almak olduğunu, devletin kaynağının ve meşruiyetinin toplum sözleşmesinde aranması gerektiğini, iktidarın bireysel kabulü amaçlamak zorunda olduğunu belirten görüşleriyle liberal düşüncenin kuruluşuna katkıda bulunmuştur. David Hume, aklın bireysel fayda peşinde koştuğu, kendiliğinden düzenin en adil düzen olduğu ve devletin buna asla karışmaması gerektiği, faydacılık ve özgürlüğün insanın doğası olduğunu savunmuştur. Adam Smith’in insanın çıkarları peşinde koşarak toplumsal çıkarı arttırdığı, doğal düzenin en özgür düzen olduğu, devletin iç ve dış güvenlik görevleri dışında hiçbir şeye karışmaması gerektiği görüşleri; Jeremy Bentham’ın devletin amacının bireysel çıkarı arttırmak olduğu, özgürlük olmadan fayda, fayda olmadan ekonomik özgürlük, ekonomik özgürlük olmadan mülkiyet, bunların hepsi olmadan da mutluluk olmayacağı düşünceleri ve J.Stuart Mill’in devleti ve ahlakı, hazzın belirlediğini, en büyük hazzın özgürlük olduğunu, devletin de amacının bu hazzı maksimize etmek olduğunu söylemesi liberal düşüncenin gelişmesini sağlamıştır. Herbert Spencer, en uygun olanın ayakta kalmasını sağladığı için sosyal ayıklanmayı, “laissez faire”i, rasyonel bireyi savunarak liberalizme katkıda bulunmuştur. Benjamin Constant, basında, dinde, ekonomide, mülkiyette kısaca her şeyde azami özgürlüğü savunmuş liberalizm ile doğrudan katılımı birleştirmeye çalışmıştır. Alexis de Tocqueville de liberalizm ile demokrasiyi özdeşleştirip birbirinin olmazsa olmaz şartı olarak göstermiş, tarihin amacının özgürlük ve eşitliği gerçekleştirmek olduğunu savunarak liberalizmin günümüzde anlaşılan temel ilkelerinin belirginleşmesine katkıda bulunmuştur.”

Liberalizmin Temel İlkeleri

“Klasik liberal düşünce, eşitlik, rasyonellik, özgürlük ve mülkiyet kavramları üzerine inşa edilmiştir.Liberalizme göre, tüm insanlar eşit yaratılmışlardır ve yaşama hakkı, özgür olma ve mutluluğunu sürdürme hakkı gibi birtakım dokunulmaz haklarla donatılmışlardır. Kaynakların ve zenginliğin eşit dağıtıldığı anlamına gelmeyen fırsat eşitliği kavramı, XIX. yüzyıl liberalizminin birinci temel kuralını oluşturmuştur. Liberalizmin ikinci kuralı bireyin doğal gereksinimlerini rasyonel yollarla karşılama ve isteme kapasitesine sahip olduğu ilkesidir. Doğru ve ahlaksal eylemin akla dayanacağını öngören yaklaşıma rasyonalizm denmiştir. Liberalizme göre kişi çevresinde olup biten fiziksel ve toplumsal gerçekleri kavrayacak kapasiteye sahiptir. Dolayısıyla birey kendini geliştirme yetisine sahiptir ve kendine güvenen ve bu kapasiteye sahip olan insana, kendi mutluluğunu arama hak ve özgürlüğü tanınmalıdır. Üçüncü ilke, bireyin temel alınması ve özgürleştirilmesidir. Toplumsal politikanın amacı bireyin özgürlüğünü ve özerkliğini genişletmektir. En iyi toplum, bireye daha fazla özgürlük tanıyan toplumdur. Liberalizmin dördüncü ilkesi özel mülkiyetin önemidir. Özel mülkiyet sayesinde birey özel amaçlarına ulaşabilir. Bu durum bireyi çalışmaya teşvik eder ve çalışması sayesinde birey sadece kendisinin değil, aynı zamanda toplumun zenginleşmesini de sağlar.”

Uluslararası ilişkiler açısından liberalizmin temel varsayımları ve ilkelerine bakacak olursak, öncelikle liberalizm devletleri uluslararası ilişkilerdeki en önemli aktörler ve incelenmesi gereken tek analiz birimi olarak görmemektedirler. Liberalizme göre uluslararası sistem devlet, birey, baskı grupları, uluslararası örgütler gibi birçok aktörden oluşmaktadır. Bu aktörler rasyoneldir ve devletlerin tercihlerini ve davranışlarını etkileyerek kendi çıkarlarını maksimize etmeye çalışırlar.

Realistlerin aksine insan doğasının iyi olduğunu düşünen liberaller, çatışma ortamının aktörler arasındaki yanlış anlaşılmalara dayandığını savunmaktadırlar. Bu çatışma ortamının da işbirliği yoluyla çözülebileceğini belirtmişlerdir. Liberalizme göre, uluslararası ilişkiler sadece güç ilişkileri açısından ele alınmamalıdır. Uluslararası sistem, karşılıklılık ve işbirliğine bağlı olarak uluslararası normlar, örgütler ve hatta uluslararası hukuk tarafından değiştirilebilir. Bununla birlikte liberalizme göre, devletler belli ve sabit bir dış politika tercihine sahip değildirler. Devletlerin davranışları bazı iç aktörler tarafından belirlenir. Son olarak ise liberaller  uluslararası ilişkilerde askeri gücün kullanılmasının maliyetinin giderek arttığını ve devletler için en son başvurulacak bir araç olduğunu savunmaktadırlar.

Neo-liberalizmin Temel İlkeleri

Liberalizm uluslararası ilişkiler disiplininde pek çok teorinin dayanağını oluşturmuştur. I. Dünya Savaşı sonrası dönemde savaşların yıkımından oldukça fazla zarar gören devletlerin savaş ve çatışmaları önleme çabası liberalizmin uluslararası ilişkileri açıklamaya yönelen bir teori olarak ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İki savaş arası dönemde barışın sağlanamaması ve daha büyük bir yıkımla sonuçlanan ikinci dünya savaşının patlak vermesi barış çabalarını daha da artırmıştır. Bu anlamda, 1980’lerde realizme alternatif olarak öne çıkan en önemli teori neo-liberalizm olmuştur. Neo-liberaller, kendilerinden önceki liberallerden birçok noktada ayrılmışlardır.

Neo-liberalizmin temel özelliklerine baktığımız zaman, öncelikle barış ve işbirliğini analiz etmesi karşımıza çıkmaktadır. Neo-liberalizm uluslararası ilişkileri birim düzeyinde analiz etmektedir. Bununla birlikte neo-liberaller, birim düzeyindeki nedenlerin sistem düzeyindeki sonuçlarıyla ilgilenmektedirler.

Liberalizmin temel ilkesi olan demokrasi, neo-liberalizmin de en temel ilkesi olmaya devam etmektedir.Neo-liberallere göre, liberal demokratik devletler arasında işbirliği mümkündür. Bununla birlikte, devletleri karşılıklı olarak işbirliğine razı edecek çok sayıda faktör bulunmaktadır. Devletleri işbirliğine götüren nedenlerin başında uluslararası örgütler, uluslararası hukuk, devletlerin rasyonel davranması gibi etkenler vardır.

Neo-liberaller, realistlerden farklı olarak devletlerin uluslararası ilişkilerin tek aktörü olmasa bile en önemli aktörü olmaya devam ettiklerini düşünmektedirler. Aynı zamanda neo-liberalizme göre devletler rasyonel aktörlerdir.Ancak neo-liberaller devletten başka aktörlerin de varlığını kabul etmektedirler. Neo-liberallere göre, uluslararası ilişkilerde devletlerden başka birey, uluslararası örgütler, baskı grupları gibi birçok aktör vardır.

Gizem Nida Mercan

TUİÇ Stajyeri

Kaynakça

1) ARI, Tayyar, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa Basım Yayım, İstanbul, 2004

2) ARI, Tayyar, TOPRAK, Elif (Ed.) , Uluslararası İlişkiler Kuramları I, Açıköğretim Fakültesi Yayını, No:1612

3) ÇAKMAK, Haydar (Ed.), Uluslararası İlişkiler: Giriş, Kavramlar ve Teoriler, Barış Platin Yayınları, Ankara, 2007

4) ÇETİN, Halis, “Liberalizmin Tarihsel Kökenleri”, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 3. Cilt, Sayı 1, 2002

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.