Eleştirel Teori (Critical Theory)

0
10226

Eleştirel Teori, Uluslararası İlişkiler disiplinine ilişkin temel teorik akımlardan birisidir. Özellikle Frankfurt Ekolü ve Gramsci tarafından temelleri atılan eleştirel teori, sosyal kurum ve ilişkileri veri olarak kabul etmeyerek bu olguların kültürel, entelektüel ve toplumsal kökenlerine inerek nasıl meydana geldiklerini, nasıl algılandıklarını ve zamanla değişim gösterebileceklerini incelemektedir. Robert Cox’un uluslararası düzenin oluşumunda sosyal yapıların rolü ve bu yapıları çıkarları doğrultusunda destekleyen güçlü devletlerin oluşturduğu hegemonya kavramı etrafında geliştirdiği düşünce, Alexandre Wendt’in önemli katkılarda bulunduğu konstrüktivizt akım sayesinde özerk bir uluslararası ilişkiler teorisi niteliği kazanmıştır.

Akımın temel amacı, sosyal yapıların kimlikleri ve aktörlerin davranışlarını nasıl etkilediği ve söz konusu aktörlerin sosyal yapıları yeniden nasıl biçimlendirdiğini tespit etmektedir. Bu açıdan olaylara tarihsel perspektiften bakılması gerektiği savunulmaktadır. Ancak bu algılama sürecinde her aktör sübjektif olduğu için, diğer teorik akımların objektiflik iddiaları da eleştirilmektedir. Eleştirel teori, determinist genellemelere karşı çıkmaktadır.

“Eleştirel” teori kavramı ilk olarak 1937 yılında Max Horkheimer tarafından “Geleneksel ve Eleştirel Teori” adlı makalesinde ortaya atılmıştır. Horkheimer, toplumun değişimiyle ilgilenmiş, ancak buna ışık tutacak teorilerin gelişiminin doğa bilimlerindeki gibi olamayacağını vurgulamıştır. Bu sebepten dolayı sosyal bilimcilerin, ilgilendikleri konudan bağımsız olma anlamında, doğa bilimlerindeki bilim adamları gibi olamayacağı, çünkü sosyal bilimcilerin inceledikleri toplumun bir parçası olduğu belirtilmiştir. Horkheimere göre,  bilgi ve iktidar arasında yakın bir ilişki vardır. Bu ilişkiyi deşifre etmek isteyen Horkheimer “geleneksel” ve “eleştirel” teori ayrımını dile getirmiştir. Geleneksel teori, dünyayı bilim aracılığıyla keşfedilmesi beklenen bir dizi olgular veya gerçekler olarak görmektedir. Böylece geleneksel teori, teorisyeni incelediği nesnenin dışında görür. Doğa bilimleriyle benzer bir biçimde, inceleyen (özne) ve incelenen (obje/nesne) arasında katı bir ayrım olmasını savunur. Diğer bir deyişle, geleneksel teori inceleyenin değer yargılarını, ideolojisini ve inançlarını dışarıda bırakarak dünyanın objektif bir şekilde incelenebileceğini kabul etmektedir. Buna göre, gerçek bir teori değer yargılardan bağımsız olandır. Bu bakış açısı pozitivizmi yansıtmaktadır. Horkheimere göre bu anlayış zararlıdır, zira insan hayatı üzerinde artan yönlendirmeye teşvik etmektedir. Bu anlayış sosyal dünyayı, doğa gibi, bir kontrol ve hâkimiyet alanı olarak algılamakta ve bu yüzden insanın özgürleşme olanaklarını görmezlikten gelmektedir. Üstelik yapılan analizlerde tarafsızlık ve objektiflik iddia edilerek var olan sosyal düzenin meşrulaştırılmasına ve pekiştirilmesine neden olunmaktadır.

Bunun yerine Horkheimer eleştirel teorinin benimsenmesini önermektedir. Eleştirel teori bilgiyi geleneksel teorinin gördüğü gibi görmez. Eleştirel teorisyenler için bilgi belirli sosyal ve tarihsel bağlamların bir ürünüdür. Teorilerin böyle bir bağlamda geliştiğini kabul eden eleştirel teorisyenler, belirli teorilerin hizmet ettiği çıkarlar üzerinde durmaktadırlar. Eleştirel teorinin açık amacı adaletsizliği kaldırarak insanın özgürleşmesini geliştirmektir/ilerletmektir. Böylece teori hem normatiftir hem de politiktir. Eleştirel teori insanlara kendi tarihlerini kendilerinin yapabilme imkânını sunmaktadır. Bunun bir ileri aşaması ise insan özgürleşmesine doğru adım atmaktır.

20.yüzyılın en önemli düşünce geleneklerinden biri olan Frankfurt Okulu, eleştirel teoriyi radikal anlamda yeni bir bilgi biçimi olarak sunmuş ve bu bilginin bizleri gerçek ve doğru çıkarlarımızın konusunda aydınlatacağı ve çoğu zaman farkında olmadığımız baskı biçimlerinden, zorlamalarından kurtaracağını savunmuştur. Faşizmin en güçlü olduğu dönemde bir direniş söylemi olarak geliştirilmiş olan eleştirel teori, totaliterlikle beraber düşünüldüğünde aydınlanma kavramını da sorunlarından arındırmış, toplum bilimlerini yöntem sorunuyla olan ilişkilerini ortaya çıkarmış ve siyasi bir içerik kazanmıştır. Frankfurt Okulu düşünürlerine göre bu tür bir teoriyi sadece bir araştırma nesnesi olarak toplumsal dünyanın değil, aynı zamanda bugünün dünyasında da bir teori olarak ortaya çıkmalıdır.

Nur Helvalı

TUİÇ Stajyeri

Kaynakça

1)Geuss, R. (2009). Eleştirel Teori: Habermas ve Frankfurt okulu. Temmuz 14, 2014 tarihinde idefix.com: http://www.idefix.com/kitap/elestirel-teori-habermas-ve-frankfurt-okulu-raymond-geuss/tanim.asp?sid=LXEEZAZH4T8T1PF7P72T adresinden alındı.

2)Sönmezoğlu, F. (2009). Uluslararası İlşkiler Sözlüğü. İstanbul: D&R.

3)Yaramış, V., & Kolasi, k. (tarih yok). Eleştirel Teori, Hegemonya ve Güvenlik. Temmuz 14, 2014 tarihinde academia.edu: http://www.academia.edu/5894904/with_Volkan_Yaramis_Elestirel_Teori_Hegemonya_ve_Guvenlik_Critical_Theory_Hegemony_and_Security_Uluslararasi_Iliskiler_Teorileri_Temel_Kavramlar_Ankara_Kripto_2014_p._171-208 adresinden alındı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.