Amerikan Militarizmi ve Hollywood İşbirliği

0
140

Kabaca 1750’den itibaren Amerikan muhacirleri arasında bir tür sekülerleşme başladı. Henüz Amerika Birleşik Devletleri değildi ülke. Düşük nüfuslu kolonilerden oluşuyordu. İngilizler, “Birleşik Koloniler” diyordu. Artık Amerika ilahiyatçı hanedanların etkisinden çıkmaya başlamıştı. Yeni göçmenler ve kölelerle toplumsal yapı coğrafi ve ekonomik olarak değişirken, biriken sermaye ve koloni yönetimleri İsa’nın sevgi mesajlarını değil, sermaye ve gücün esaslarına dönmeye başlamışlardı.

Yeni nesillerde gelişen “yozlaşma”larla hızlanan bu süreç sadece sermaye gücü için de değildi. Bastırılan, Kilisenin inkâr ettiği onca insani eğilimler, Amerikan Püriten mirasını sarsmaya başlamıştı. Öte yandan iç sömürü mekanizmaları, Hıristiyanlığın bazı unsurlarını sömürülenleri avutmada kullanmaya devam ettiler. Sonradan “Protestan Ahlakı” diye Weber’in tanımladığı şey, aslında Protestanlığın güya çok çalışma doktrini değil, sömürü kalıplarına göre inancı yeniden tanımlamak üzerine kuruluydu. Üstelik eserin başlığı Kapitalizme bir de ruh bağışlamıştı: The Spirit of Capitalism.

Değişen nesil ve dağılan yerleşim merkezleri otoriteyi zayıflatırken, Avrupa’daki Aydınlanma hareketlerinin etkisiyle Amerikan kültüründe sekülerleşme hız kazandı. Papaz etkinliğini müteşebbis ve siyasetçilere bırakmaya başladı. On sekizinci asrın sonlarına doğru (1776) Bağımsızlık Savaşına bu süreçle gelindi. Aslında çoğu İngiltere doğumlu olan insanlar Amerika’yı İngiltere’den ayırmaya çalışırken, kültürel fark değildi mesele. Artık Amerika merkezli burjuva kendi varlığını İngiltere’den bağımsız, ama İngilizlerin usulleriyle devam ettireceklerdi. Savaş nedenleri arasında kullanılan argümanlar temelde bu ayrışımı vurguluyordu. Artık İngiltere’ye vergi verilmeyecekti. İnsan Haklarına dair tespitler Amerikan eyaletlerinin tahriki ve “davanın” kutsanarak desteklenmesi için gerekti.

Bağımsızlık sonrasında Amerika’nın bir kimlik yaratması ve kendini hem Avrupa ve özellikle İngiltere’den farklı konumlandırması gerekiyordu. Bu süreç savaş kahramanlarıyla olmadı. Kahraman asker temaları çok az eserde işlendi. Hatta Kuzey-Güney Savaşı Amerikan edebiyatında çok az yer aldı. Kovboy ise Amerika’nın yeni asli figürü olmaya başladı. Kovboyun edebiyatta yer almaya başlaması, tarih sahnesinden çıkmaya yakın olmuştu.  Bu anlamda Kovboyun at oynattığı alanlar petrolcülere kalacaktı. Petrolcülerin kovboya ihtiyacı zaten yoktu. Hatta özlemli bir geçmişten hoş bir seda olarak kalması daha da iyi olabilirdi. Ancak kovboyun çiftçi Amerikalıdan farklı olarak Amerikan kimliğinin bir parçası olması işe yarayabilirdi. 

Amerikalının Kilise’ye pek de ihtiyaç duymayan, Batı’ya doğru ilerlerken pervasız, sert olması ve yalnız olması gereken figürdü. Hem Avrupa’daki şövalye hem de askerlerin aksine, kovboy bireysel takılan bir kahraman oldu. At üzerindeydi, yalnızdı ve devamlı Batı’ya doğru at koşturması lazımdı. Hatta gönül eğlendirmeleri onun “erkek” tabiatının gereği olsa da evlenmemesi lazımdı. Amerika’nın açılımlarını ifade ediyordu.

Bağımsızlık Savaşı sırasında Avrupa felsefe geleneğine aşina olan siyasetçiler çıktı. İç Savaş kahramanları askeri kahramanlarını çıkardı. Ama çok geçmeden askeri disiplin dışındaki kovboy sahneyi almıştı. Üstelik ne kovboyun kendisi ne de hatta at Kuzey Amerika’da olan şeyler değildi. İspanyollarla atlar ve süvariler gelmişti. Ancak Katolik Güney’in unsurlarından hem kovboyun hem de atın yeniden tasarımı lazımdı. O da kovboy kimliğinde kendini buldu.

Kelime olarak “kovboy” ilk defa 1725 yılında kullanılmıştı ve fakat İspanyolca “vaquero”dan tercüme idi. İspanya’daki Endülüs mirası olarak İspanyollara oradan da Latin Amerika’ya geçmişti. Daha geriye gidilirse kelime Arapça “bakara” kelimesinden evirilmişti. Yani WASP Amerika’sıyla alakası yoktu. 1880lere kadar kelime küçültücü imaları vardı. Hatta Amerikan Devrimi’nde bağımsızlık karşıtı oldukları için kovboyların kötü bir tarihsel bir mirası da vardı. 1866 yılına kadar et işleyen fabrika da olmadığı için ticari anlamda bir değerleri de yoktu. Ancak Kuzey-Güney Savaşı sonrasında artan et ihtiyacı ve etin sanayi ürünü olarak işlenmeye başlaması onu ailenin ihtiyaç için beslediği hayvan ötesinde bir meta yapması zamanla sektörsel et tüketimine ve kovboyların dolaylı olarak sanayiye eklemlerine yol açtı. Artık o beyaz bir kahraman olmaya başlayacaktı. Yirminci asıra gelirken edebiyatta boy göstermesi de bundandı.

Yirminci yüzyılda Amerikan kahramanları Nietzsche’nin “Übermensch” tanımına uyan kahramanlara benzediler. Mitolojik boyutta ve normal insan görünümlü tanrısal güçle donanmışlık arasında bir yere oturmaya başladılar. Bu süper insanların altı milyon dolarlık” biyonik olanından, değişebilen androidlere; seri üretilenden, elektronik kuluçkadan çıkana; başka gezegenden gelenden, misyonu gezegenleri kurtarmak olana kadar bir dizi tiplemeleri oldu. 1920’lerden itibaren sinemaya aktarılan kovboylar artık evirilerek Amerikan kimliğinin temsili parçası unsuru oldular. Büyük baş hayvanlara bakan sığırtmaçtan öteye geçerek, at çiftliklerinde bakıcı olmaya başladılar. At terbiyecisi olması da onda hayvan psikolojisine dair bazı şeyleri tecrübî olarak edinmeye iterken, aslında Endülüs Araplarından, onlarından da Türklerden aldıkları at sürme tecrübeleri gelişti. Çiftlik sığırtmacından milli kahraman doğdu.

Süper insanlar Papazın aksine dış âleme, Kovboyun aksine dış dünyalara, uzak âlemlere yöneliyorlardı. Çizgi filmlerden, romanlara, sanat eserlerine kadar betimlemeleri oldu. En son astronot tipinde Toy Story filmlerinde boy gösterdiğinde, ona teknikten fazla anlamasa da yol gösteren kovboy vardı. Yıldız Savaşları projesine kadar Reagan en yoğun olmak üzere, tüm Amerika başkanları özellikle çiftlikte ve kovboy şapkasıyla poz verirken bu hatırayı yâd ediyorlardı. Marlboro reklamlarında en etkili olan oydu ve yerini usulca Rambo’ya bıraktı.

Rambo askerdi, ama kovboy gibi bireysel hareket ediyordu. Ve tabii ki kendi başına bir orduydu. Rambo imajı Amerikan militarizmi için Vietnam sonrasında psikolojik telafi unsuru oldu. Amerikan askeriyesi Hollywood’la sıkı bağlantılar içindeydi. Hatta bazı dönemlerde Pentagon elemanları gelen senaryoları inceliyor ve “uygun olmayan” kısımları makaslıyordu. Amerika Vietnam’da kaybetmişti; ancak Rambo her yerde olabilir, savaşabilirdi.

Vietnam filmlerinde Amerika’da hazırlık, Vietnam’da savaş, Vietnam savaşı sonrası ülkeye dönüşünde kızgın, itilen asker figürleri çıktı. Ancak Rambo, geçmişe dönen Conan’ın aksine haldeki Amerikan çıkarlarının kahramanı oldu. Terminator rolünde bir sonraki çağın tehlikeleri gündeme gelirken, Rambo Amerika’nın kahramanı olarak kendini çoğaltarak yaşadı. Tora, Tora!’dan Aviator’a gelen süreç bu anlamda önemlidir.

Kovboyun kahraman olarak ortaya çıkması da on dokuzuncu asırda oldu. Yerleşmek için Yerlilerden ve doğal unsurlardan temizlenen yerlerde ziraat yanında çiftliklerde hayvan yetiştirmek sektörsel hal almaya başladı.  Tevrat’ta ilk kan dökülmesi ziraatçı ve hayvan yetiştiren Habil ve Kabil arasında olmuştu. Amerika’da ise, ziraat insan ve hayvan gücünü gerektirdiği için Amerika’ya yedi sene çalışması karşılığında ulaşım masrafları karşılanan beyazlar, aslında Amerika’da önceleri olmayan atları ve tabii siyahî köleleri devreye soktu. Kovboyun çıkışı yakındı.

(Devam edeceğiz.)

 

Metin BOŞNAK

Saraybosna Üniversitesi

Öğretim Üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.