Arap Baharı ve Türk Dış Politikası

0
535

Tunus, Mısır, Libya derken Suriye’nin de dâhil olduğu Ortadoğu’yu saran isyan ateşinde Türkiye dış politikasında en önemli nokta gördüğü Ortadoğu ‘ya büyük bir önem atfetmektedir…

2010 yılı sonlarına gelindiğinde Ortadoğu’yu saran isyan ateşi ve buna bağlı olarak yaşanan Yönetim değişikliklerinde kimi diktatörlerin devrilmesine kimininse ısrar etmesine sahne oldu. 2011 yılına geldiğimizde halk ayaklanmaları devamına şahit olduk. Zincirleme şeklinde bir ülkeden diğerine sıçrayan muhalif hareketler başta Arap yarımadasında etkili olan ülkeler olmak üzere birçok ülkenin Ortadoğu’ya yönelik politikalarını değişmiştir. Öte yandan hareketin içten gelen ve halkın hemen hemen her kesimi tarafından desteklenmesi de dikkat çekmiştir. Oluşan bu isyan hareketlerinde genel olarak işsizlik, temel hak ve özgürlüğe ulaşma isteği, yoksulluk, Diktatör ve otoriter rejimlerden bıkma gıda fiyatlarındaki artış ve bunun gibi birçok neden ayaklanmaların temelinde yatan olgulardır. Buraya kadar gerçekleşen olaylar Arap halkının haklı istemi sonucunda oluşmuştur. 2010 yılının sonlarından itibaren başlayan ayaklanmaların bölgedeki önemli güçlerin ve Türk dış politikasını nasıl etkilediği ve nasıl belirlediği üzerinde durmak gerekir ‘’Arap Baharını’’ analiz ederken.  Türkiye dış politikasında en önemli nokta gördüğü Ortadoğu ‘ya büyük bir önem atfetmektedir. Uluslararası aktörlerde bu ayaklanmalar sonucu stratejilerini yeniden şekillendirmeye başlamıştır.

Bu tür olayların yaşanması gerek bölgesel gerekse uluslararası aktörlerin ilgisini bu yöne çekmiştir. Ülkelerden uluslararası aktörlere kadar yaşanan bu süreçte olayların çözümü amaçlı çeşitli politikalar ve müdahaleler gerçekleştirilmiştir. Hiç kuşkusuz ki Türk dış politikası açısından da yakın çevresinde gelişen bu olaylar oldukça önem arz etmiştir. Türkiye bölgede etkin ve küresel bir güç olmaya çalışan bir ülke olarak olaylara kayıtsız kalmamıştır. Bölgede yaşanan kaosa çözüm önerileriyle etkin bir konumda yer almak istemiş ve bu konuda çeşitli politikalar üretme uğraşısına girişmiştir. 2002 yılında yönetim başına geçen Adalet ve kalkınma partisiyle birlikte Türkiye bölgede ki gücünü arttırmış ve yükselen bir güç haline gelmiştir.  Türkiye dış politikasında Ortadoğu’ya büyük önem atfetmektedir. Türkiye’nin 2003 yılı sonrası dış politikası ile ekonomi politikaları yakın seyir izlemiştir. En büyük ihracatçısı olduğumuz Avrupa birliği ile 2004 yılında tam üyelik için müzakereler başlamıştır. 2008 yılı itibariyle Avrupa da ekonomik krizin patlak vermesiyle Türkiye yönünü Ortadoğu’ya çevirmiştir. Bununla birlikte Ahmet Davutoğlu’nun dış işleri bakanı olmasıyla bölgede stratejik derinlik, bölge ülkeleriyle ekonomik antlaşmaların yapılması ve sıfır sorun politikası oluşturulmuştur. Bu bağlamda da şu anda, Türkiye özellikle Ortadoğu’nun en yumuşak (soft) ve yükselen gücü olarak tanımlanabilir. Türkiye bölgeyle ilgili politikalarında uluslararası aktörler gibi kendi çıkarlarını düşünmektedir. Bu bağlamda Ahmet Davutoğlu başkanlığında gerçekleştirilen toplantılarda bölgede yaşanan olayların normalleşme süreci olduğu ve bu sürecin başarılı bir şekilde sonuçlandırılması gerektiği belirtilmiş yanı sıra Türkiye’nin bölgede etkin bir rol oynaması gerektiği değerlendirilmiştir. Yaşanan ayaklanmalar Türk dış politikası çerçevesinde değerlendirildiğinde Ortadoğu’da gerçekleşen protestolar ve gösteriler düşünüldüğü zaman Türkiye’nin ayaklanmalara genel bakışı dış politika çıkarlarıyla çatışmadığı görülmektedir. Bu bağlamda da Türkiye bölgede ki reform taleplerini desteklemektedir ve bölgede demokrasinin gelişmesi gerektiğini düşünmektedir. Türk dış politikasının Arap baharı olarak nitelendirilen halk isyanında en önemli yansıması ise kilit bir role sahip olduğu yorumudur. Yapılan yorumun asıl nedeni Türkiye’nin demokratik dinamiklerle yönetilen bir Arap bölgesine model olabileceği şeklinde yorumlanmaktadır. Tüm bunların yanı sıra bardağı ters çevirdiğimizde 2011 yılı Arap baharı Türkiye’ye nasıl zarar veriri diye düşünürsek önümüzdeki Libya örneğinden başlamak gerekir. Kaddafi ile başlayan ticari ilişkiler, anlaşmalar ve üst düzey resmi ziyaretlerle perçinlenmiştir. Libya halk hareketlerinin Türkiye’nin sessiz kalması bu bağlamda düşünülebilir. Bunun yanı sıra Türkiye son ana kadar büyükelçiliğini kapatmamıştır. NATO müdahalesi öncesinde de Kaddafi’ye uyarı iletmiştir ve geride 16 milyon dolarlık üstlenilmiş işin varlığı bile Türkiye’nin buradaki zararını göstermeye kâfidir. Libya sonrasında Suriye de ki ayaklanmalara gelecek olursak Türkiye buradaki ayaklanmalarda dâhil mazlum halkın yanında yer almıştır. Bilindiği üzere Suriye ve Türkiye ilişkiler 2002 öncesinde gerilimli inişli ve çıkışlı bir seyir izlemiştir. Ancak AKP ile birlikte 2002 yılından itibaren Suriye devletiyle yakınlaşmalar gerçekleşmiş ve hatta vizelerin kaldırılmasıyla ikili ilişkiler yükselmiştir. Ancak çıkan ayaklanmalar ile Türkiye bölgede ki mazlum halka sahip çıkmış bunun için güvenli bölge oluşturulmuş aynı şekilde Ortadoğu’nun model ülkesi olma yolunda Esad yönetimiyle ters düşülse dahi izlediği politikadan vazgeçmeyerek çağrı ve uyarıda bulunmuştur.

Sonuç olarak Türkiye bölgede izlediği politikalarla bölgesel bir güç olma yolunda ilerlerken ekonomisi ve demokrasi anlayışıyla model teşkil etmektedir. Özetle Türkiye bir yandan bölgenin yükselen ve yumuşak gücü olurken komşularıyla sorunsuz ve güvene dayalı bir ilişki kurmaya devam etmek isterken diğer yandan da Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda gerçekçi davranabileceğini de göstermektedir.

 

Volkan Türkmen

Trakya Üniversitesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.