Arap Milliyetçiliği

0
570

Arapça öğrenmeye başladığınızda zayıf hadis olarak kabul edilen şu cümleyle karşılaşırsınız:

‘’من يتكلم اللغة العربية وهو عرب Türkçesi: ’Kim Arapça konuşursa o Arap‘tır.’ Yani Araplığın kanla değil, dille olduğu vurgulanır. Pek çok âlim de bunu böyle kabul etmiştir. Peki biz bunu neresinden okumalıyız?

Osmanlı devletinin çok uluslu yapısında ‘millet sistemi’ din ve mezhep esasına göreydi. Resmi din İslamiyet olduğundan Müslüman ve Gayri Müslimleri ayırmak için bu esasları kullanmıştır. Etnik bir ayrım yapmadan Müslüman olanlar bir milletten sayılmıştır. Yani millet kavramını daha basite indirgersek ‘Kardeş’ topluluk bir millet sayılmıştır. Bu da Kur-an-ı Kerimde geçen (Hucurat 10) ‘Müslümanlar ancak kardeştir’. Ayet-i kelimesine binaen oluşmuştur.

Bu gün ise yaygınca kullanılan ‘Natio’ kelimesi millet kavramının Latincesidir ve bu kavram Romalılar tarafından yabancıları aşağılamak için kullanılıyordu. Fakat daha sonra Avrupa da yayılan bu kavram Yüzyıl savaşlarının ardından Fransa’da devlet inşası için kullanılmıştır. İngiliz ve Fransız filozoflarına göre milleti tamamen devlet oluşturur, onları kalıba sokarak biçim verir ve hatta bazen sakat bırakarak inşa ederdi. Yani millet kavramı devletten ayrı düşünülemezdi. Almanlar da ise bu kavram farklıydı. Şöyle ki; Milletler siyasal yapılar değil, Kültürel oluşumlardı. Milletler çağlar öncesinde vardı. Sonrasında aynı dili konuşan topluluklar olarak ortaya çıkmıştı.

Yazar Adid Davişa, kitabında ‘millet’in kavramsal olarak farklı toplumlardaki algılanışına detaylı bir şekilde yer vermiş, Şark ve Garb’tan çeşitli siyasal bilimci, filozoflardan örnekler vererek karşılaştırmalı bir biçimde anlatmıştır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi.

Birazda yazarı tanıyalım; Adid Davişa, Irak’ta doğup büyümüş. Hala Miami Üniversitesinde Siyaset Bilimi Profesörüdür. Egypt in the Arap World ve Syria and the Lebanese Crisis adlı kitapların yazarıdır. Arap dünyası ve Ortadoğu üzerine pek çok kitabın editörlüğünü yapmıştır.

Yazar kitabında bölüm bölüm Arap Milliyetçiliği hakkında bürokratların teorilerinden bahsetmiş ve tarihsel sıralama ile Arap Milliyetçiliği’nin nelerden müteşekkil olduğunu anlatmıştır.

Ben biraz da buradan yola çıkarak günümüze gelmek istiyorum. Son yaşanan Arap Bahar’ı neticesinde devletler kendi içinde en ufak etnik yapılara bölünme tehlikesi geçirmiştir. Bunu daha iyi anlamak için ’Arap milliyetçilik’ söyleminin günümüz yakın tarihinde nerede doğduğuna bir göz atalım:

Mısır’la pek alakalı olduğum için her insanın aklına da Nasır dönemi geleceğini düşünerek konuyu bu yönden ele alacağım. Mesela bir soruyla başlayalım: Arap milliyetçiliğinin ana vatanı sayılan Mısır etnik kimlik olarak Arap mı?

Mısır, Ömer bin Hattab döneminde, Amr bin Asr komutasında fetih edilerek islamiyetle tanışmış ve islamiyeti kabul etmiştir. Bölgeye çok fazla göçer Arap kabileleri yerleşmiş, böylece halklar birbirine karışmıştır. Daha öncesinde kendine özgü bir dili olan ‘Kıpti’ etnik yapısındayken bu yapı değişmiş ve günümüzde Kıptiler bile Arapça konuşmakta ve kendilerini Arap olarak tanımlamaktadırlar. Kitapta olduğu gibi burada da görüyoruz ki dil birliği ile İslam birliği özleştirilmiş ve bu siyasi argümana dökülerek Arap milliyetçiliği şiarını oluşturulmuştur. Konuya bir de şu şekilde bakalım:

Arap milliyetçiliği karşımıza iki terim olarak çıkmıştır:

1. Pan-Arabizim: Etnik köken ve dine bakılmaksızın Arapça konuşan herkesin bir olması gerektiğini savunan bir yaklaşımı içerir. Milliyetçiliğin entelektüel temasını oluşturmasına rağmen halk nezdinde bu anlayış pek de kabul görmemiştir. Bunu 1963 savaşlarında yenik düşen Mısır’ın Filistin meselesine top yekûn ortak olmak ve kendini kanıtlamak için edindiği İslamcılık söyleminden anlıyoruz.

Pan-Arabizim, Hıristiyan aydın kademesinin gelişmesinde büyük katkı sağlamıştır. Tabii sürekli olmamıştır. Ömrü Nasır’ın ömrü kadardır.

2. İslamcı Arapçılık: İslam, coğrafyanın ortak kesişim noktalarının en tesirlisi olduğu için hemen hemen her Arap devleti içinde barındığı etnik yapısı farklı insanları bir arada tutabilmek için bu şiarı çokça kullanmıştır. Fakat tesir etkisi oldukça sınırlı kalmıştır. Çünkü Müslümanlar kendilerini itikadi mezhepler düzleminde parçalamış, birbirlerini kendilerine düşman edinen gruplar Ümmet olabilme ekseninden uzaklaşmıştır.

90 derecede kaynamakta olan Arap toplumu,100 dereceye geldiğinde yaşadığı hayal kırıklığı hızlı düşüşe sebebiyet vermiştir. Böylesine birbiri içine geçmiş toplumda yaşanan fay hattı depremi büyük kayıpların verilmesine sebep olmuş ve ciddi bir kültür emperyalizmine dönüşmüştür. Çünkü artık edebi hareketlerin başkenti Bağdat veya Kahire değil, New York, Paris ve Londra olmuştur. Kurulan kulüplerle buralardaki fikirsel değişmeler topluma uygunluğuna bakılmaksızın aktarılarak uygulamaya geçilmiştir.

Sonrasında askeri darbelerle başa gelenler umut vaat ettiyse de hüsrana giden yol olmuştur.

‘Hür Subaylar’ Karizmatikliği

23 Temmuz 1952 ‘de Cemal Abdul Nasır’ın Mısır’da Hür Subayların yaptığı darbe başkanlığı ile başlayan ‘Arap Milliyetçiliği’ söylemi, milliyetçi Arap örgütü olan Baas Partisi tarafından 1947’de parti programının birinci maddesi olarak şöyle ifade edilmişti: ‘’Araplar tek millettir. Bu millet doğal bir hak olan tek devlet olarak yaşama hakkına sahiptir.(Böylece)Arapların anavatanı bölünemez siyasal ve ekonomik bir bütündür. Hiçbir Arap ülkesi diğerinden ayrı yaşayamaz.’’ Bu kaideler meydanlarda şiarlara dönüşüyordu. Anderson hayali cemaat olarak tanımladığı millet kavramı Yakındoğu coğrafyasında pek de yer edinememişti. Çünkü bir kavram olarak ‘Arap Milliyetçiliği’, Ortadoğu siyaseti ve tarihiyle ilgili literatürde, kültürel yakınlıkla siyasal eylem arzusunu da bir arada içerecek biçimde, Arapçılık, Pan- Arapçılık ve hatta bazen Arap radikalizmi kavramları yerine de kullanılabilmektedir. Birisinin Arap olduğunu söylemek onun Arap milliyetçisi olduğunu söylemekten farklı bir çağrışım uyandırmalıdır. İlki ’Arapçılık’ kavramında en iyi biçimde ifade edilen kültürel mirası esas alırken, ikincisi kültürel bütünlüğü siyasal tanınma unsurunu ekler.

Mısır siyaset biliminin piri Ali Hillal Dessouki, Pan –Arapçılık ve Arapçılığı, Arap devletini de aşan ’daha geniş bir insani ve sosyal organ’a siyasal bağlılık duygusunu belirtmek için kullandı.

Arapçılık halk tarafından ‘Ummet’, yani ‘İslami’ birlik gibi anlaşıldı. Çünkü coğrafi olarak mesafeler ne kadar fazla olsa da din bütünlüğü ve dil bütünlüğü halk nezdinde yeterli gerekçelerdi. Sömürgeleşmenin arttığı, kendi topraklarında misafirliğe zorlanan halk bu söylemleri bir çıkış yolu sandı. Pan-Arapçılık söylemi ise sadece siyasal bütünlüğü kapsıyordu. İp üstünde cambazlık! Halkı harekete geçirmek için kullanılan İsrail meselesi Haziran 1967’ deki Arap -İsrail savaşıyla son buldu.

Nasır‘ın hayli karizma sahibi olduğu bu dönem Mısır’ın kültürel hayatına ve aydın kesim yetişmesinde büyük katkısı vardır. Ortak coğrafyanın ürünü olan Feyruz söylediği şarkılarla herkesin gönlünde taht kurmuş, birleşme fikrinin topluma yerleşmesinde en önemli rolü oynamıştır.

Arap coğrafyası umutla başladığı bu yolda umutsuzluğa sürükleniştir.

Rumeysa TERZİOĞLU

TUİÇ YADAM

 

Kaynakça

[1] Baas Partisi Anayasası’nın İngilizce çevirisi için bkz.,Sylvia Haim(der.),Arab Nationalism:An Anthology(Berkeley:Universty of California Press,1962),s.233-241.Buradan yapılan alıntı için bkz,s.233.

[2] Davişa Adid,Arap Milliyetçiliği-Zaferden Umutsuzluğa,Literatür yayınları,Birinci basım,Aralık,2004,Beyoğlu,İstanbul.

[3] Ali E. Hillal Dessouki,’The New Arab Political Order:Implications fort he 1980s,’Rich and Poor States in the Middle East:Egypt and the New Arab Order,der:Malcom H.Kerr ve el-Said Yasin(Boulder,Colorado:westview Press,1982),s.326-327.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.