Bulgaristan’da Türk Yatırımları: Bahattin Sabahcı

0
354

Bahattin Sabahcı

1960 doğumlu. İş adamı, siyasetçi

Bahattin Sabahcı, Bulgaristan’da 2000-2005 yılları arasında sanayi sektöründe iş adamı olarak bulunmuş bir isim. Bulgaristan’a ilk olarak 1999’da turist olarak gitmiş. Ayrıca, Bulgaristan’a gitmeden önce Doğru Yol Partisi’nde (DYP) de Süleyman Soylu döneminde Marmara Bölgesi İl Sekreterliği  de yapmış.

Bulgaristan’dan geri dönüşü ise, Şubat 2001 Türkiye Ekonomik Krizin’in etkisiyle Türk parasının Bulgar para birimine göre değer kaybetmesi sonucu 2005 yılı gerçekleşmiş ve DYP’de Yalova İl Başkanlığı yapmaya başlamıştır. Halen daha ithalat-ihracat konusunda Bulgaristan ile iş ilişkilerini sürdürmektedir.

TUİÇ Balkan Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Mehmet Nizam, bölgesel ticaret konularında fikir elde edebilmek amacıyla İş adamı Bahattin Sabahcı ile görüşmüştür. Röportaj’ı keyifli okumanız dileğiyle…

Bulgaristan’a ilk gidişiniz nasıl oldu ve ticaret yapmak için neden Bulgaristan’ı tercih ettiniz?

Bulgaristan’a ilk depremden sonra Yalova İl Milli Eğitimi bünyesinde gittim. Kızıl Haç’ın davetlisi olarak; Milli Eğitim Müdür Muavini, Ziya Gökalp İlk Öğretim Okulu Müdürü, Koruma Derneği Başkanı ile birlikte bir heyet olarak, Yalova’daki Ziya Gökalp İlk Öğretim Okulu’na bağış kampanyası amacıyla gittik. Daha sonra, Bulgaristan ve Balkanlardaki 6 ülkeyle ticaret yapan bir arkadaşımla turistik amaçlı bir seyahatim oldu. 1999 yılında Bulgaristan’da bazı inceleme ve araştırmalarımız neticesinde kereste fabrikası kurabileceğimizi düşündük, Türkiye’deki fiyatlarla kıyasladığımız zaman işlenmemiş metre küp hammadde 200 liranın üzerinde, ama Bulgaristan’da 74 lira idi. Maliyet hesabı yaptığımız zaman bize büyük bir kar sağlıyordu. Ve 3 ortak ile işe koyulduk. Yani, yatırım imkânlarına müsait olması ve para kazanabilinecek bir cazibe merkezi olduğu için Bulgaristan’ı tercih ettik.  Ayrıca; Balkanlar’da soğuk iklim hâkim, kar altında kalan ormanlardaki ağaçlar çabuk büyür ve budağı az olur, o yüzden de tercih edilir bir nedendi bizim için.

İşbirliğinizde Bulgaristan’daki ekonomik ya da siyasi istikrarsızlığın etkisini hissettiniz mi?

Tabi daha kapitalizmi yeni tanıyordu. Kapitalizmi yeni tanıdığı içinde fiyatlar Türkiye’ye göre daha cazipti. Ürettiğimiz ham maddeyi Türkiye’ye gönderdiğimiz zaman para kazanabiliyordu insanlar. Tabi ki bu kapitalizmi tanımasıyla cazibe merkezi olmaktan çıktı.

Türkler orada ne gibi işlerle uğraşıyorlardı?

Her sektörde uğraşan vardı. Türkler Bulgaristan’ı bir çıkış kapısı olarak kullandılar. Her sektöre de girdiler. Benim sektörüm; ahşapla alakalı orman ürünleriydi. Ormandan elde ettiğimiz keresteyi biçerek Türkiye’ye biçilmiş inşaatlık, doğramalık ve palet gibi malzemeleri kullanmak üzere gönderiyorduk.

Şunu belirtmek gerekir ki, bizim Türk olmamız bazı etnik grupların tepkisine neden oluyordu. Bunların en başında da ATAKA denilen aşırı milliyetçi bir parti vardır. Türklerin orada iş yapmasını istemeyen, hatta “Çingeneler ve Pomakları yakacağız, Türkleri ülkelerine göndereceğiz” gibi tabirler kullanan bir partiydi.

Bulgaristan’a ilk turist olarak gittiğinizde ticaret ve para kazanma konusunda kaygılarınız oldu mu?

Bulgaristan Doğu Bloğu’ndan yeni çıkmış, kapitalizmi tanımayan, bizim de tanımadığımız bir ülkeydi. Kapalı bir kutuydu. O dönemlerde ticaret çevrelerinin Türkiye’de ilk amacı, para kazanmaktı. Oraya gittiğimizde ise fark ettik ki insanların asıl amacı; günü yaşamaktı. Bu da aslında Doğu Bloğu’nun etkisiydi çünkü komünizmin amacı ticaret değildir, mesai saatleri içinde çalışacak ve daha fazla çalışmayı sevmeyen bir insan modeli, çalışma temposuydu.

Yaşadığınız şehir olan Velingrad’ta yabancı iş adamlarına karşı tutum nasıldı?

Benim bölgemde bir sıkıntı yoktu. Ama diğer yerler için, Mafyanın zorladığı, bütün araçların soyulduğu, kamyonların içinin boşaltıldığı gibi duyumlar alıyorduk.

Bu yapılanlar sadece yabancı iş adamlarına mı yönelikti?

Hayır. Yabancı iş adamlarına ve kendi iş adamlarına yönelik yapılan haksızlıklar vardır. Bana göre bunun temel nedeni; komünist sistemdeyken tabiri caizse sabah 8’den akşam 5’e kadar herkesin işi vardı. Ama komünizm bittikten sonra işsizlik artmaya başladı. İşsizlik artınca da insanlar para kazanabilmek, geçim sağlayabilmek için birçok illegal yola başvuruyordu. Bizim, Türk iş adamları olarak güvenliğimiz sağlanıyordu, Türklere karşı ciddi bir ön yargı vardı, güvenlik nedeniyle emniyet ile iç içeydik denebilir.

Türk iş adamları bir araya geliyor muydunuz?

Tabi ki de Türk olduğu zaman ister istemez yaşam tarzınız bir olduğundan Türk arkadaşlarımızla diyalogumuzu sağlıyorduk. İletişimimiz ve haberleşmemiz kuvvetliydi.  Pikniğe giderken dahi birlikte gidiyorduk. Gurbette olunca kendi insanınızı arıyorsunuz, muhabbet etmeyi, paylaşmayı istiyorsunuz.

Rekabet ortamından uzak dostluklarınız vardı yani?

Rekabet illa oluyordu, ama bu muhabbeti engelleyici bir durum değildi. Yabancı bir ülkedesiniz, bunun bilinciyle Türk plakası gördüğümüz zaman arabamızın yönünü değiştirip de hoş geldin derdik. İçinizden gelen bir tavırdı bu.

Gümrükte yaşadığınız herhangi bir sıkıntı olmuş muydu?

Oraya gittiğimiz zaman nerde kaldığınızı belgelemeniz gerekiyordu. Evde kalıyorsanız eğer, oranın polis karakoluna gidip orada kaldığına dair bir belge alıyorsunuz. Otelde kalıyorsanız da kaldığınız gün sayısına dair bir kâğıdı da otelden alıyorsunuz. Tabi ki sınırda, ülkede kaç gün kaldıysan söylemek zorundasınız. Bir keresinde, biz sınır çıkışında böyle bir uygulama olduğunu bilmediğimiz için kaldığımız gün sayısını ve yerimizi ibraz edememiştik. Tabi gümrükteki görevli ‘’ Komşu problem kaldığınız yerler yok ‘’ derken; yanımdaki arkadaşım hemen bir kâğıdın arasına içine 10 Leva koyup ‘’ Komşu bahşiş ‘’ demişti. Bunu gören, hoşuna giden, güvenlik görevlisi her zaman bunu yapmasını istedi. Tabi bu deneyim bende rüşvet kültürüyle alakalı bir anı olarak kaldı.

Oradaki iş yerinizin kapanması nasıl oldu?

İş yerimizi kapatma sebebi, Türkiye’deki Euro ve Doların yükselişiyle beraber oldu. Gittiğimizde Euro 1.50 Lira civarındayken birden 2.40 Lira’ya yükseldi. Bu durum bizi aslında Türkiye’deki maliyetimizle kafa kafaya getirdi. Hatta tır başına 2 bin lira zarar etmeye başladık. Bu da bizim için Bulgaristan’ı cazibe merkezi olmaktan çıkardı. Belli bir süre fabrikayı durdurduk. Çalışmadık. Bu arada bir çok defa gittik-geldik, fiyatlar toparlanmayınca çalışmamıza ara verdik. Aslında, 2001 krizinin etkilerini yaşıyorduk.

Hak ve Özgürlükler Partisi, Ahmet Doğan’ın partisiyle nasıl bir diyaloğunuz oldu?

İlk, Milli Eğitimi temsilen gittiğimizde oradaki yerel yöneticilerle diyalog kurduk. Türk partisi olması, “bizden” olması ve bu partinin orada faaliyette olması nedeniyle sempati duyduk. Ve bulunduğumuz yerde eşe-dosta, DPS’ ye destek olmalarını rica ettik. Tabi ki her Türk DPS’ ye oy verecek diye bir kaide yok çünkü belli ideolojik alışkanlıklar söz konusu, komünist sisteme alışmış olupta, komünist partisine oy atan Türkler de mevcut. Tabi biz bu kişilerin genelde Türk kökenli partilere oy vermelerini istemekteydik. Bizim Ahmet Doğan’la olan diyalogumuz ise çevremizde fabrikamızın Ahmet Doğan’ın fabrikası olduğu imajını yaratıyordu. Aslında genel anlamda bölgedeki tüm Türk fabrikaları sanki Ahmet Doğan’ın fabrikasıymış izlenimindeydi. Bu perspektiften bakıldığında, bizim ve bizim gibi fabrikaların devlet sektöründen iş beklentileri oldu. Tabi ki de bizlerin yapacağı pek bir şey yoktu ama güçlü görünmemizde de bir avantajı oldu.

Fabrikanızda Türk işçileriniz var mıydı?

Yoktu. Bulgar ve Pomak vardı. Oradaki Bulgarlar örf ve adetlerini iyi yaşıyorlar; pazar günleri kiliseye giderler. Pomaklar pek bilinmez ama Pomak, Hristiyan Bulgarların Müslüman olanına denir.

Türkiye’den eğitim için gelen öğrenciler var mıydı?

Bizim bulunduğumuz yerde üniversite yoktu. İlk gittiğim yıllarda Ladalar, Moskowitschler vardı. Kapitalizmin tanınmasıyla beraber son model Mercedesler, BMW’ler, cipler, 2. el olarak yani Avrupa’da üretilen araçlar Bulgaristan’a girmeye başladı. Sıfır araçta gelmeye başladı. Hatta şöyle bir anım var. O zamanlar ustabaşının “Lada” arabasını almıştık. Bizim ön muhasebemizi ve çevirmenliğimizi yapan Bulgar göçmeni bir arkadaşımız vardı. Onla beraberdik. Biraz alkol aldığı için köprüde sol çamurluğunu çarptı. Biz kendi bölgemize döndüğümüzde ustabaşı bunu gördü. Başladı ağlamaya. ‘’Yıllar oldu sıraya yazıldım, bu arabayı almak için para ödedim” diye bize bağırmaya başladığında yaptırırız diye bir cevabım oldu. Ama elbette kolay bir şey değil o dönemde.

Arabanın normalde değeri 700 lira fakat komünist dönemde para değil zaman önemliydi. 10 senede bir araba geliyordu. Kapitalizme geçmesiyle ikinci el araçların Bulgaristan’a girmesi rahatladı. O dönem ustalık çok yüksekti. 700-800 lira eden arabanın çamurluğu için kaça olur dediğimizde 650 lira fiyat biçtiler. Arabanın değeri kadar fiyat istediler. Piyasaya yeni araçların girmesiyle beraber sistem değişti.

Şimdi Türkiye’yi AB’ ye istemiyorlar. İstememelerinin sebebi de Türkiye güçlü bir ülke. Yani ben Bulgar bankalarına gittiğimde kendi bölgemle ilgili sizin en iyi müşteriniz kim dediğimde bankadaki müdür hanım en iyi müşterimiz sizsiniz diyordu. Biz Türkiye’ye döndüğümüzde iğne ucu kadar ufak bir boşluğu dolduramazken Bulgaristan’da kendi bölgemizde en iyi iş adamı konumuna gelmiştik. Bu da bize Türkiye’nin gücünü gösteriyor. Bulgaristan küçük bir ülke olması nedeniyle Avrupa’ya daha kolay intibak edebiliyor. Aslında strateji bu küçük ve kendine yetemeyen ülkeleri kendi bünyelerinde barındırıp, onları daha kolay kontrol altına almak.

Bulgar hükümeti, bir girişimci olarak iş yapmak istediğinizde size ne gibi destekler sağladı? Yani vergi indirimi konusunda, hukuki süreçlerde, vergi ve ticaret hukukunda bir avantajı ya da dezavantajı oldu mu?

Bulgar sistemi oraya sürükleyip durduran, ağır işleyen bir sistem, Türkiye ile kıyaslanamaz bile yani bize kolaylık sağladıkları herhangi bir işlem olmadı, tam tersi dünyada dışarıdan gelene bir öncelik tanırlar, otellerde indirim falan olur ama tam tersi otelde de olsa fiyat yükseltiyorlar kendi hemşerilerine fiyatı düşük veriyorlardı.

Doğu blokundan kaynaklanan sıkıntılardan mıydı?

Bulgaristan’a girdiğiniz zaman nüfusu 10.000 kişi –  20.000 kişilik fabrikalar vardı, hepsi de atıl vaziyette teknolojide çok geri kalmışlardı. Yıllardır insanları eski gelişmemiş teknolojiyle iş yapmaya itmişler, üretim ve teknolojik gelişmelerde ilerleme çok yavaş, günümüzde de sıkıntılar sürmekte.

Türk konsolosluğu ya da elçilerle birlikte strateji yürüttüğünüz durumlar oldu mu?

Daha evvel Türkiye’den milli eğitimi temsilen gittiğimizde Burgaz’ın başkonsolosluğu ile diyaloglarımız oldu. Ama kendi bölgemize Velingrad’a gittiğimiz zaman biz konsoloslukla diyalog kurmakta zorluk çektik. Yani burada Türk yatırımcılar var diye en azından bir ticaret ataşesinin o bölgede nabız yoklaması gerekir. Ticaret yapan Türkler sorun yaşıyor mu,yaşamıyor mu diye. Lakin herhangi bir girişim olmadı.

Sebep olarak ne düşünüyorsunuz Bahattin Bey?

Memur zihniyeti diyorum. Orada memurluğunu bitirip geri dönmek isteyen bir zihniyet yoksa Türkiye’yi dünyada müteşebbis olarak artırabilmek için, ticareti iyi yapabilmek için ticaret ataşelerinin en azından bu konularda ön plana çıkması gerekir. Ben Bulgaristan’da 6-6.5 yıl kaldım. Ama büyükelçilikten herhangi bir temsilci ne aradı ne sordu.

Türk siyasetindeki siyasi kimliğiniz oraya giderken avantaj sağlamış mıydı?

İlk gidişimde bana yararı oldu. 1999 yılında depremden sonra o zaman DYP’nin İstanbul il başkanı şuanda Ak Parti genel başkan yardımcısı ve teşkilat başkanı Süleyman Soylu’yu aradım. Başkanım ben Bulgaristan’a gideceğim vize almadım dediğimde. Bizim onlara yapısal olarak pek sözümüz geçmiyor ama bir arayayım dedi. Beni tekrar aradığında 13.30 da beni beklediğini söyledi. Ben de saat 10.30 da Yalova’daydım hızlı bir şekilde İstanbul’daki konsolosluğa gittiğimizde kapıdaki zile bastığımda görevli kapıdaki ahizeden buyurun dedi. Ben vize almaya gelmiştim dediğimde vizeyi saat 9 la 11 arası veriyoruz geç kaldınız dedi. Ben de il başkanımız aramıştı onun için gelmiştik. Konsolos beyin haberi var demiştim. Otomatik zile bastılar kapı açıldı. Konsolos bey bizi karşıladı karşıladıktan sonra bize söylediği söz şu oldu. : “Biz hızlı vizeyi 3-4 günde, normal vizeyi 1 haftada veriyoruz madem il başkanımız aramış siz harcı yatırın.’’ OYAK Bankasına gittik. Harçları yatırdık. Konsolosluk vizemizi verir vermez Bulgaristan sınırına doğru yola çıktık.

Bulgaristan’da da daha evvel görüştüğümüz bizim DYP il başkanımız Ayhan abi vardı, sağolsun bize birçok uyarıda bulundu: “Aracınızı bırakın çünkü içeride hırsızlık hat safhada. Ben sizi sınıra kadar götüreyim. Sınırdan da iki tane adam veririm karşıya kadar geçirsin. Bir araba çağırın arabayla geçin.’’ dediğinde biz arabayı orada bırakarak geçiş yaptık. Bulgaristan’daki komünist sistemde seyahat özgürlüğü fazla olmadığı için bizleri götüren adam yolları iyi bilmiyordu. Sabah saat 4’te Bulgaria Otele yerleştik. Otelde bizi karşılamaya gelen heyetlerde AYDOS meclis başkanı vardı DPS üyesi. Siyasi kimliğim bir çok yerde işe yaradı, çok faydasını gördüm.

Bulgar partileri ve Türk partileri karşılaştırırsak aralarında fark var mıydı?

Aşırı uçları her zaman aynıydı. Kafatasçı zihniyet, azınlığı hiçbir zaman benimsemiyorlardı. Bizde Bulgaristan’da olduğumuz vakitlerde oranın en aşırı sağ partisinin hedefindeydik. Bizi istemiyorlardı. Hatta gazetelerinde manşet atıyorlardı. Bir haberde de direk olarak, Türkler dışarı şeklinde, ana sayfada Ortaklar O.D.D. olarak bizi işlemişlerdi. Biz güçlü bir firmaydık. 5.000 dönümlük bir orman almıştık. Hatta Pazarcık’taki hakim bizi ifadeye çağırıp, bu ormanı nasıl aldınız, avanta mı verdiniz, ne yaptınız diyerek bizleri illegal durumlarla eşleştirmeye çalışmıştı. Güzel anılar değildi.

Bu röportaj TUIC Balkan Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Mehmet Nizam tarafından gerçekleştirilmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.