Küreselleşme son zamanlarda duyduğumuz, birçok konu ile bağdaştırılan, olaylar arasında neden sonuç ilişkisi tanımlaması yaparken adından sıkça söz ettiren bir kavramdır. Küreselleşmenin herkes tarafından kabul edilmiş bir tanımının olmaması, konunun ne kadar geniş ve ucu açık olduğunun göstergesidir.

Küreselleşme; değişen ve gelişen uluslararası toplumların birbirleri ile etkileşim kurması, birleşerek büyümesini kapsar. Sınırı olmayan bu kavramın ekonomik, sosyal, kültürel, iktisadi ve hatta psikolojik boyutları vardır. Devletlerin 19. yüzyılda izlemiş oldukları ekonomik politikalar, küreselleşmenin daha çok ekonomik boyutta olduğunu gösterir. 1989’da Soğuk Savaşın sona ermesi ile sanayi toplumunun ivme kazanmasının ardından küreselleşmenin bu boyutunun kontrolü, devletlerden çok ekonomide daha çok söz sahibi olmaya başlayan çokuluslu şirketlere geçmiştir. Ulusların bu noktada gelişmekte olan sanayiye yetişebilmek için uyguladıkları her yöntem ya da yaptırım küreselleşmenin günümüze en yakın başlangıç noktası olarak alınabilmektedir.

Ekonomik boyutun küreselleşme alanında edindiği yer büyük olsada, günümüzde küreselleşme ekonomiyle sınırlı kalmamış diğer boyutları devamında getirmiştir. Gelişen teknolojinin insanlar üzerinde yadsınamaz bir etkisi vardır. Teknolojinin gelişmesi aynı zamanda ekonominin ve şirketlerin vazgeçilmezi haline gelmektedir. İletişimin artması, maliyetinin düşmesi, ve kolay bulunabilir olması bu noktada kültürel ve sosyal boyutu doğurmaktadır. Küreselleşmenin, her boyuta olduğu gibi sosyal ve kültürel boyuta da olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Kolay iletişim; insanlar ve toplumlar arasında yabancılaşmayı azalttığı gibi, kültür açısından aşırı farklılaşmayı, zıtlaşmayı da tetikleyici olabilir.

Joseph S. Nye küreselleşmenin bir de çevresel boyutunu incelemiştir. Buna örnek olarak, ilk Mısır’da görülen, oradan Çin’e daha sonra Avrupa, Amerika Kıtası ve Avustralya’ya sıçrayan çiçek salgınını vermiştir. 1973’ten beri 30 bilinmeyen hastalığın, göç olgusunun tetiklemesi ile coğrafi olarak yayılmasını kaydeden Nye çevresel boyutun her zaman olumsuz sonuç doğurmadığını ve gelecekte de doğurmayacağının üstünde durmuştur. ‘Yeni bitki türlerinin ithalatından hem Asya hem Avrupa yararlanmıştır’ diyerek ‘Yeşil Devrim’ tarım teknolojisine değinmiştir.

Küreselleşmenin belirli boyutlarına değinmenin ardından küreselleşen bu ortamda Türkiye’nin etkisi, rolü ve etkilenme derecesi konu açısından oldukça önemlidir.            Gelişen ve değişen bu dünyada Türkiye’de bu değişimden diğer ülkeler gibi nasibini almıştır.  Ancak burada önemli olan gelişmenin ve değişmenin boyutları ve gidişatıdır.

Türkiye öncelikle coğrafi konumu, ekonomik kaynakları, kültürel bağları ve toplumsal yapısı ile küreselleşme kapsamındaki birçok konuya öncülük edecek kapasiteye sahiptir.  Türkiye’nin Avrupa, Orta Asya, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’nun kesişim noktasında yer alması özellikle küreselleşmenin siyasi ve güvenlik konuları açısında önem arz etmektedir. Türkiye jeostratejik konumu ile değişime ayak uydurmak yerine değişime yön verme amacını taşımalıdır. Küreselleşmenin her zaman iyi sonuçlar doğurmadığına değinmiştik. Bu nedenle ulus olarak öncelikler belirlenmeli, değişim ve küreselleşme uğruna ulusal kimlik kaybedilmemelidir. Küreselleşmenin uluslararası boyutu gerçektir, ancak evrensel değildir. Küreselleşmenin boyutu her ülke açısından bağlayıcı olmamalıdır.

Siyasi açıdan değerlendirildiğinde, Türkiye’nin küreselleşen dünyaya ayak uydurması konusunda çeşitli çabaları görülmektedir. Özellikle uluslararası terör konusunda son zamanlarda ortaya atılan çözümler dikkat çekmektedir.  Küreselleşen dünyanın Türkiye’ye kazandırması istenen diğer konulardan biride, bireylerin uluslararası serbest dolaşım hakkıdır. Bu çerçevede Avrupa Birliği çalışmaları önem kazanmaktadır. Bu çalışmalar yapılırken, küreselleşmeye uyum sürecinde siyasi istikrar sağlanmalıdır. Devlet, ekonomik büyüme ve kalkınma kapsamındaki görev ve yetkilerini bu istikrar çerçevesinde düzenlemelidir.

Küreselleşme Türkiye’de sosyal ve kültürel alanda da etkiye sahiptir. Sosyal hayatın vazgeçilmezi haline gelen iletişim araçlarının kullanımının sıklaşması, insanların yaşam biçimlerini bazen olumlu bazen olumsuz yönde etkilemiştir. Özellikle sosyal medya kullanımına değinmek gerekirse, bir iletişim güvenliği kurumu olan Clear Swift yetkilileri tarafından yapılan bir araştırmaya göre; Türkiye Avrupa’nın internette en çok zaman geçiren ülkesi konumundadır. Bu vaziyette Türkiye’de internet kullanımına uzak kalmak kaçınılmaz olmaktadır. Küreselleşmenin psikolojik boyutu bu aşamada incelenebilir. Toplumda bölünmüş iki görüş ortaya çıkmaktadır.  Birincisi; iletişim araçlarına uzak durmayı savunan kitledir. İkincisi ise; iletişim araçlarını sıkça kullanan kitledir. Oluşan iki görüş birbirleri üzerinde zaman zaman baskı oluşturmaktadır. Ancak günümüz koşullarında, hızlı haber akışı, hızlı haberleşme açısından teknolojinin önemi azımsanmayacak kadar büyüktür.

Sonuç olarak, küreselleşmenin engellenemeyeceği bu dünyada Türkiye olarak durulan nokta iyi belirlenmeli ve bu noktada atılan her adımın bilime, üretime yatırım yapması gerektiği unutulmamalıdır. Ancak bu sayede tüketen değil, üreten bilgi toplumu olma yönünde ilerleme kaydedilecektir.

 

Kaynakça

Fırat Bayar, ‘Uluslararası Ekonomik Sorunlar’ ,Küreselleşme Kavramı ve Küreselleşme Sürecinde Türkiye ‘    32. Sayı,  http://www.mfa.gov.tr/

Joseph S. Nye, Jr. & David A. Welch, 2010, İstanbul,‘Küresel Çatışmayı ve İşbirliğini Anlamak’

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.