Erdoğan Operasyonu

0
107

Bir lideri veya bir siyasi yapılanmayı değerlendirirken sadece toplumsal dinamiklerle değil liderin ve siyasi yapılanmanın ittifak içinde olduğu güçler de ortaya konulmalıdır.

Erdoğan gibi politik figürü analiz ederken ilk önce liderlik özellikleri ve psikolojik yapısı ortaya konulmalıdır. Erdoğan duygusal, doğru olarak inandıklarından geri adım atmayan ve inandıklarını harfiyen uygulamaya çalışan bir Anadolu insanı. Erdoğan’ın bu özellikleri hem güçlü yanı hem de zayıf yanı olarak değerlendirilebilir. İlkeli ve erdemli insanın nasıl bir adım atacağını kestirmek zor değildir. İlkeler doğrultusunda hareket etmek manevra alanını daraltır. Erdoğan hangi durumda ve hangi olay karşısında ne tepki vereceği ilkeleri ve Anadolu insanı olması nedeni ile az çok kestirilebilir. İlkesel ve değer eksenli politika toplumun gözünde önemli bir artı iken rakipleri ve düşmanları için ise önemli bir kozdur. Gezi olayları öncesinde Erdoğan’ın bazı samimi ve duygusal açıklamaları bazı odaklar tarafından propaganda malzemesi olarak kullanıldı. Propagandayı planlayan planlamacılar Erdoğan’ın samimi ve duygusal cümlelerini karşı propaganda amaçlı kullanmışlardır. Liderlerin yaşam biçimine karışması doğru değildir. Toplumun nasıl yaşaması gerektiği ve neye inanması gerektiğine devlet karışmamalıdır. Zaten Türkiye’deki durumda toplumun değer yargılarına ve yaşam biçimine karışmak değil bir liderin kendi kişisel görüşlerini samimi bir biçimde ifade etmesidir. Gezi olaylarına böyle bir atmosferde girildi ve bir anda kitlesel bir harekete dönüştü.

Gezi Olaylarının Anatomisi

Özal dönemi ile birlikte ekonominin liberalleşmesi Anadolu’da yeni girişimci sınıfın ortaya çıkmasına yol açtı. Özal’ın teşvik ve destekleri ile gelişen bu girişimci sınıf AKP ile birlikte daha da güçlendi ve Türkiye’nin yeni orta sınıfı haline geldi. Böylece Türkiye’de iki türlü orta sınıf meydana geldi. Bir sınıf Cumhuriyet’in koruduğu, diğer sınıf ise ekonomik liberalleşme ile ortaya çıkan Anadolu sermayesidir. Bu iki sınıf her alanda rekabete girdiler. AK Parti döneminde bu iki sınıf arasındaki mücadele ve rekabet daha da derinleşti ve Özal döneminde ortaya çıkan bu sınıf Cumhuriyetin ürettiği “laik orta sınıfın gücünü ve etkinliğini’’ sınırlandırdı. Gezi olayları “laik orta sınıfın’’ eski ayrıcalıklı haklarının elinden alındığı hissine kapılması sonucu oluşan bir sınıf hareketi olarak okunabilir. CHP’nin kendi siyasal taleplerini yeterince dile getiremediğini düşünen bu laik orta sınıf sokak hareketi ile kendilerinin ifade etme arayışına gitmişlerdir. CHP’ nin sosyal alanı kuşatacak hiçbir program ve planlamasının olmaması bu kesimlerin sokak demokrasisi yolu ile kendilerine meşru ifade zemini yaratma düşüncesine itmiştir. Türkiye farklılıkların bir arada yaşayabildiği, seküler ve dini olanı bir çatışma olarak görmeden ikisinin de içselleştirildiği bir ülke olmak zorundadır. Türkiye toplumu kentleşme ile birlikte kentli yeni orta sınıf ortaya çıkmaya başlamasından bu yana eşitlik, özgürlük, adalet talepleri siyaset kurumunu dönüşmeye itiyor. AK Parti’yi ortaya çıkaran toplumsal dinamik kentli yeni orta sınıfın değişim talepleridir. Ancak AK Parti üstünde siyaset yaptığı yeni orta sınıfın dışındaki laik orta sınıfın taleplerini ve hassasiyetini anlamalı ve bu durumu göz önünde bulundurarak siyaset yapmalıdır.

Gezi olayları ilk başta demokratik bir eylem olarak “laik orta sınıfın“ hak taleplerinin ifade zemini olarak başlamasına rağmen olayın seyri birkaç gün içinde değişmeye başladı ve olaylara marjinal örgütler, Erdoğan karşıtı ülkelerin gizli servisleri, bazı şirketler, baskı gurupları, bankalar olaylara dahil oldu. Gezi olayının bir iç sorun olmaktan çıkıp küresel bir mesele haline dönüştürülmesinin nedeni Erdoğan’ın temsil ettiği politikadır. Geleneksel laik burjuvazi Batı sermayesine eklemli iken yeni Anadolu sermayesi ve Erdoğan Batı’yı göz ardı etmeden Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya’da etkin ekonomik ilişkiler geliştirmektedir. Erdoğan’ın Gezi olayları neticesinde hedef alınmasının nedenlerinden biri budur. Erdoğan’ın batıya alternatif ekonomik ilişkiler geliştirmesi ve bağımsızlaşması Türkiye’deki geleneksel orta sınıfı, batılı bazı devletleri ve çıkar guruplarını rahatsız etmiştir. Geleneksel orta sınıfın Türkiya’de yönetimde ve karar alma süreçlerinde dikkate alınmadığı sürece bu tarz eylemler devam edecektir. Gezi ve benzeri olaylarla karşılaşmamak için bazı küresel aktörlerin manipüle edebileceği iç siyasi ve ekonomik kamplaşmaları ortadan kaldıracak kuşatıcı politika izlenmek zorundadır. Batıdan uzaklaşmış bir görüntü vermek Türkiye’deki geleneksel orta sınıfı ciddi anlamda rahatsız edecek ve siyasal çalkantı devam edecektir. Türkiye’yi farklı kılan İslami değerleri ve batılı değerleri harmanlayarak farklı bir kültürel doku inşa etmesidir. Türkiye’yi güçlü kılacak olan bu yeni kültürel dokudur.

Gezi Olayları ve Neoconlar

Gezi Parkı eylemlerinin, olaylar başlamadan aylar önce ABD’deki bir düşünce kuruluşunda tartışılmıştı. Yahudi lobisi AIPAC’in desteğiyle faaliyetlerini sürdüren Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nde (American Enterprise Institute, AEI) yapılan toplantıda ‘apolitik Türk gençliğini sokağa indirerek canlı tutmak’ için ‘İstanbul İsyanı’ senaryosu masaya yatırılması Gezi olaylarının sadece iç dinamiklerle açıklanmayacak kadar karmaşık olduğunu göstermektedir. AK Parti Hükümeti’nin faaliyetleri ve Türkiye’nin son 10 yılının ele alındığı toplantının katılımcıları ise ‘Ortadoğu’ denildiğinde dünya çapında tanıdık isimler olan Neoconlar: Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Bernard Lewis, Elliot Abrams, Richard Perle, John Bolton, William Kristol ve Douglas Feith gibi isimler olması dikkat çekicidir. Taksim Meydanı’nı Tahrir’e çevirerek dünya kamuoyuna ‘Türk Baharı’ izleniminin verilmek istemesi neoconların Erdoğan Türkiyesi’nden ne kadar rahatsız olduğunu göstermektedir. Toplantıda Taksim’e Tahrir gibi bir kimlik kazandırma gayretinde bulunulması Gezi eylemlerinin salt demokratik bir eylem değil aynı zamanda bu kitlenin içinde yuvalanmış yabancı unsurların varlığını gözler önüne sermektedir.[1] Bütün bunlar şunu gösteriyor ki Erdoğan küresel güçlerin hedefi konumundadır. Bu hedef durumu kişisel değil temsil ettiği politik misyondur. Bu politik misyon, ABD ve Rusya’nın oluşturduğu politikanın dengeleyicisi olması ve yakın kara havzalarımızda tam ekonomik ve kültürel entegrasyon politikası Erdoğan’ı hedef haline getirmektedir. Erdoğan’ın bütün bu olaylarla ilgili değerlendirmesi ise manidardır; “Bizim ülkemizin meydanları ikinci Tahrir olmayacak. Adeviyye olacak, Rabia olacak. Demokrasinin egemen olduğu meydanlar olacak. Mısır’da yaşananların güçlü bir Türkiye istemeyenlerin projesi olduğunu söyledi ve “Bütün bu projeler nasıl Gezi’de geri teptiyse bilesiniz ki yine geri tepecektir.”[2] Bütün bunlar şunu göstermektedir. AK Partinin etkin olduğu ve model olduğu bütün ülkelerde darbelerle rejimleri değiştirip Türkiye’yi ve Erdoğan’ı “değerli yalnızlık” içine sürüklemektir. Mısır’da Mursi’nin devrilmesi Tunus’da Nahda hareketine ve hükümete karşı gösteriler bu amaçla yapılmaktadır.

Neoconlar, Mısır Darbesi ve Erdoğan

Mısır darbesinin birçok nedeni var ama en önemli nedeni İsrail’in bölgedeki güvenliğidir. Mursi’nin iktidara gelmesi ile birlikte Hamas ile kurduğu yakın ilişkiler İsrail’in bölgedeki güvenlik endişelerini artırmıştır. İsrail, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır askeri istihbaratının darbenin başarısı için işbirliği yaptıkları ve İhvan’ın devrilmesi ve sistem dışına itilip terörize edilmesi için planlamalar yaptıkları öne sürülmektedir[3]. İsrail’in bölgedeki güvenliği için uğraşan neoconlar da Mısır darbesine destek vermişlerdir. “American Enterprise Institute (AEI) mensubu Neo-Con’cu Michael Rubin, ‘Durmamız gereken yer Sisi’nin yanıdır. Mısır Ordusu’nun İslamcıları yenmesi ve yeraltına çekilmeye itmesidir”[4] Neoconlar’ın ve İsrail’in bölgeye bakışları aynıdır. Gezi olaylarına destek veren isimler Taksim’i Tahrir meydanına çevirmeye çalışan aktörler bu sefer Mısır’da Murisi’nin devrilmesi için uğraş vermişlerdir. Suudilerin ve Körfez ülkelerin Sisi yönetimine finansal destek vermesi ve Nur Partisi’nin Mursi karşıtı gösterilerde yer alması İsrail ve Körfez ülkelerinin aynı noktada birleştiklerini göstermektedir. Körfez ülkeleri ve Suudilerin neoconlar ile olan yakın ilişkileri göz ardı edilmemelidir.

Mısır’ın Türkiye ile geliştirmeye çalıştığı yakın ilişki İsrail’i bölgede yalnızlaştıracağından İsrail’in hamisi konumunda olan neoconların bütün çabalarına rağmen AK Parti hükümetini devirememesi İsrail’in bölgedeki yalnızlığına çözüm getirmediğinden Mısır’da darbeyi organize etmiş ve desteklemiştir. Böylece İsrail bölgede güçlü bir müttefik elde etmiştir. Türkiye’nin yakın ilişki içinde olduğu Mısır’da darbe yapmak hem hükümeti bölgede zor duruma düşürecek hem de ittifak zinciri kırılmış bir Erdoğan kolayca tasfiye edilebilecek düşüncesi hâkimdir. Eylül ayında Türkiye’de benzeri kitlesel hareketin olabileceğine dair senaryolar ve açıklamalar neoconların Erdoğan gitmeden rahat etmeyeceklerini göstermektedir. Ancak siyaset masa başında plan yaparak ve o senaryoya uygun aktör bularak yapılmaz. Yapılsa bile başarılı olmaz. Toplumsal meşruiyeti olmayan tepeden inme karanlık odalarda yapılan planlarla artık Türkiye’de iktidar devirmek zor; ama ekonomik olarak ve siyasi olarak çalkantılı günler bizi beklemekte. Umarım en az zararla kurtuluruz bu dalgadan.

Hasan Mesut ÖNDER

Çanakkale Üniversitesi Yüksek Lisans Öğrencisi


[2] Meydanlarımız İkinci Tahrir olmayacak,< http://www.ntvmsnbc.com/id/25462302>(24.08.2013).

[3] MOSSAD Mısır darbesine yardım mı ediyor ? <http://www.timeturk.com/tr/2013/08/23/mossad-misir-darbesine-yardim-mi-ediyor.html>(24.08.2013).

[4] Tamer Korkmaz,İşaret Fişeği, <http://yenisafak.com.tr/yazarlar/TamerKorkmaz/isaret-fisegi/39145>(24.08.2013).

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.