Etnisite (Ethnicity)

0
458

Etnisitenin siyasi bir kavram olarak “1953’teki ilk kullanımı, Amerikan sosyolog David Riesman’a atfedilir”. Bir kavram olarak “etnik”in ilk olarak 1953’te kullanımına karşın kavram, özellikle ulus-devlet formülasyonunun geçerli olması açısından işlevseldir. Çünkü, ulus-devlet oluşumu sonrasında etkili olan belirli bir etni hakim hale getirilir. Hakim etni, sahip olduğu kültürel ve toplumsal özellikleri nedeniyledir ki bir ulusun siyasal oluşumunda ön planda yer alacaktır. Zira öncelikli olarak belirli bir etni belirlenir daha sonra ise bu etniye uygun bir ulus kavramsallaştırması ve siyasal formülasyon şekillendirilir.

 

Etnik kimliğin modern bir olgu olarak ilk dönem ulus-devlet oluşumunda ve bugünün ayrımlaşan ulus-devletlerdeki (Yugoslavya, Çekoslovakya ve Sovyet Rusya vb.) farklı kimliklerin bir arada olabilmesinde, grup içi dayanışmayı arttırıcı bir işlevi yerine getirdiği sosyolojik bir gerçekliktir. Çünkü, grup içi dayanışmayı sağlayıcı yönü ile birlikte ele alındığı takdirde etnik kimlik, “ortak dil, müşterek kadim inançlar, kozmoloji-kozmogoni ve ortak yaşam ritüelleri etrafında kendisini organize edebilmiş insan grubu” için anlamlı bir siyasi, kültürel ve toplumsal bir evren sunabilmektedir. Ancak etnik kimliğin grup içi dayanışmayı arttırıcı işlevi pozitif bir durum olarak ele alınabileceği gibi, ayrımlaştırıcı bir özelliğe sahip olduğu hususunu da burada vurgulamak gerekir. Bu yön, negatif bir özellik olarak değerlendirildiğinde, kan veya soy bağı gibi atipik özellikler nedeniyle toplumsal, siyasal ve kültürel kaosa veya anomik bir hale kapı aralayabilmektedir. Etnik kimliğe aşırı vurgu, nihai analizde, ayrımlaştırıcı ve aslında diğerini yok edici bir işlevi üstlenebilmektedir.

Tüm bu özellikleriyle birlikte etnisiteyi, “doğuştan getirilen ‘verili’ bir durum, bireylerin aidiyet duyguları ile kabul ettikleri, genetik yollarla nesiller arası sürekliliği sağlayan, ortak noktaları, aynı dili, gelenekleri canlı tutan, topluluk oluşumunda temel olan ritüelleri eksen alan toplumsal organizasyon olarak tanımlayabiliriz. Etnisite, gelenek oluşumunda birincil rolü bulunan ortak bir ataya sahip olmayı, kökene ait mitolojileri ve paylaşılan bir tarihi içerir”. Etnisitenin bu tanımında vurgulanan “verili” olma durumu, sosyolojik anlamı içerisinde sorunlu bir hal almaktadır. Çünkü tekil kimliklerden sosyolojik olarak bahsetmek imkansızdır. Bireyler çoğul kimliklere, farklı toplumsal ve kültürel ortamlar içerisinde var olduğu sürece sahip olmaktadır. Bu nedenle “verili” bir kimlik algılayışı ütopik bir dünyada olanaklı iken, var olan/somut dünyada ise olanaksız bir hal almaktadır

Etnik kimliğin sıklıkla milliyetçiliğin temellerinden birisi, hatta bazılarınca en önemlisi olarak kavramsallaştırılması, millet ve milliyetçiliğe dair herhangi bir mülahazada etnik kategoriler üzerinde durmayı gerekli kılıyor. Etnik kategori veya etnisite (etnicity); din, mezhep, dil, kabile, klan, ırk gibi toplumsal kategorilerden bir tanesidir. Diğer kategoriler gibi, etnik kategoriyi de, birebir ‘millet’ ile özdeşleştirmek, bazı bağlamlarda yaklaşık bir doğruluk arz etse bile, bir genelleme olarak yanlıştır. Etnik kategoriyle millet arasındaki ilişki ancak bir toplumda etnisiteye ilişkin var olan kurumsal ve yasal çerçevenin ve gayri resmi pratiklerin tarihsel arka plan gözetilerek incelenmesi sonucu anlaşılabilir.

 Herhangi bir etnik kategorinin ‘millet’ ile özdeş sayıldığı tek-etnili (mono-ethnic) devletler olduğu gibi, birkaç etnik kategorinin milleti oluşturduğunun varsayıldığı çok-etnili (multi-ethnic) devletler ve milletin etnisite dışında bir eksende tanımlandığı gayri-etnik (non-ethnic) devletler de mevcuttur.

Etnik kimlik ve milliyetçilik arasında olduğu varsayılan güçlü bağlantılı neticesinde, etnik kategoriler üzerine yapılan çalışmalar da milliyetçilik üzerine yapılan çalışmalara yön veren yaklaşımların etkisinde kalıyor. Etnisite çalışmalarında en büyük teorik tartışmalar, milliyetçilik çalışmalarında olduğu gibi, bir yanda primordiyalizm (ilkçilik), diğer yanda entrümentalizm ve konstrüktivizm arasında yaşanıyor. Yapısalcı ve kurumsalcı yaklaşımlar ise enstrümentalist ve konstrüktivist argümanları desteklemekte kullanılıyor. Temel ayrılık primordiyalizm ve diğer yaklaşımlar arasında gibi gözüküyor.

Primordiyalist yaklaşımı savunanlar etnik kimliğin tarihi ve toplumsal koşullardan bağımsız bir varlığı ve çekiciliği olduğunu, ekonomik ve kurumsal düzenlemelerin yok edemeyeceği bir güçle bireylerin siyasi temayülleri üzerinde belirleyici rol oynadığını iddia ediyorlar. Primordiyalizme göre etnik gruplar tarihin derinliklerinden bu yana var olan, somut ve bağımsız toplumsal oluşumlardır ve varlıkları başka faktörlere (ekonomik, sosyal, kültürel, tarihsel, coğrafi, vs.) indirgenemez ve bu faktörlerce açıklanamaz. Etnik kimliğin biyolojik ihtiyaç ve güdülere benzeten bu yaklaşımın evrim teorisinin ‘soyunu devam ettirme’ ve ‘kendi yakınlarını gözetme, kayırma’ varsayımlarıyla desteklendiği de görülür. Primordiyalizm etnisiteyi ‘kan bağı’ na bağlar. Ve önemli olan bireylerin kan-soy bağı olduğuna inanması, yani öznel bir kan bağı algısıdır. Etnisite kan bağı algısına dayanan bir toplumsal kategoridir ve bu özelliğiyle birçok başka toplumsal kategoriden ayrılır. Kan bağı algısı etnisitenin ayırt edici özelliğidir.

Bu yazıda etnisiteden bahsederken ‘etnik grup’ tamlaması yerine ‘etnik kategori’  kullanıldı. Çünkü etnik bir kategorinin varlığı o etnik kategorinin atıfta bulunduğu bireylerin etnik bilince sahip bir grup olarak yaşadıkları anlamına gelmez. ‘Etnik kategori’ ile ‘etnik grup’ ve siyasallaşmış etnisite’ arasındaki fark antropolojik ve kurumsalcı yaklaşımların yardımıyla açıklanabilir. Etnik kategorinin bir etnik grup gerçekliği vardır.

Etnik kategorileri ‘gruplaştıran’ toplumsal pratiklerin başında kuşkusuz grup içi evlilik gelir; çünkü etnik grup bir kan bağı algısına dayanır. Evlilik yoluyla gruplar kendi sınırlarını diğer gruplara karşı tahkim eder ve kuşaklar boyu devamlılık iddialarını perçinlerler. Evlilikten başka, yerleşim düzenleri ( Tatar mahallesi, Yahudi gettosu, vb.); özel günler, kutlamalar, festivaller ( Aziz Patrik günü, vb.) özel bir dil veya hakim bir dilin aksanlaştırılması ( Yahudilerin İspanya’da İspanyolca’nın, Doğu Avrupa’da Almanca’nın kendilerine özgü lehçelerini geliştirmeleri gibi); kılık-kıyafet, dövme, takılar, sünnet ve benzeri uygulamalarla vücutların işaretlenmesi; ayırt edici addedilen fizyolojik özelliklerin vurgulanması ( Tutsilerin Hutular’dan daha uzun olması) gibi değişik  yöntemlerle etnik kategoriler ‘grup’ düzenini sağlayabilirler.

Son olarak etnik ayrımcılık ise; insanların belirli bir etnik veya ulusal gruba bağlı olmaları gerekçesiyle eşit olmayan muameleye tabi tutulmalarıdır. Etnik ayrımcılık insanların dinleri veya cilt renkleri veya uyrukları nedeniyle değişik konumlara konması şeklinde de olabilir. Ayrıca ayrımcılık eşit olmayan muameleye tabi tutmaktan başka tehdit edici, düşmanca, aşağılayıcı veya onur kırıcı bir ortamın yaratılması ve ayrımcılık yapılması emri veya talimatıdır.

 

Dilruba Kurut

TUİÇ Stajyeri

 

Kaynakça

1) Jack Eller ve Reed Coughlan, ‘The poverty of primordialism: The demystification of ethnic attachments’, Ethnic and Racial Studies,1993

2) Web Adresi:  http://home.ku.edu.tr/~sakturk/Akturk_Etnik_Kategori_ve_Milliyetcilik.pdf, Erişim Tarihi: 03.07.2014

3) Web Adresi: http://kaygi.home.uludag.edu.tr/issues/2013/2013-20-16.pdf, Erişim Tarihi: 03.07.2014

4) Web Adresi: http://www.ofm.fi/tr/etnik_ayr_mc_l_k/etnik_ayr_mc_l_k_nedir, Erişim Tarihi: 03.07.2014

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.