İnsan Güvenliği: Çevre, Gıda, Sağlık, Birey

6
1263
İnsan Güvenliği

ÖZET

Güvenlik denilen kavram hayatın her aşamasında karşımızda olan ve bağımsız bir tanımlamanın olamayacağı bir kavramdır. Bu sebepten dolayı zaman, mekan ve bireyden bağımsız olmayan bu kavramsal tanımlamanın güvenliğin tanımsal durumunun da kabullenmesine sebebiyet vermiştir.[1] Security kavramın Türkçe karşılığı olarak Güvenlik manasına gelmektedir. Latince kökenlin olan bu kavram  “se” (sız- siz) “cura” (dert) anlamına gelmekte olup  “dertsiz”, derdi olmayan anlamına gelmektedir. Sübjektif niteliğe sahip olan bu kavram birey üzerinden bir tanımlama yapılmaktadır.[2] Güvenliğin tarihsel evrimi üzerinden yapılan okumalarda devlet merkezli güvenlik anlayışının içerine birçok güvenlik yeni güvenlik parametreleri ilave olunmuştur.

 2000 yıl öncesine kadar giden bu surecin İkinci Dünya Savaşına kadar bu anlayışa sürdüğünü, İkinci Dünya Savaşından sonra ise sistem endeksli bir algıya büründüğünü ve Soğuk Savaşın bitmesi sonrasında ise birey üzerinden okunduğunu görüyoruz. Bu çalışmanın amacı güvenlik algısının askeri anlayıştan bireye doğru kaymasının altında yatan sebep veya sebepleri arama noktasında cevap aramaya çalışmaktadır. Devamında ise bu çalışma iki kısımdan oluşmaktadır: Birinci kısımda, İnsani Güvenlik kavramının ortaya çıkısı hakkında teorik düzlemde değerlendirilmeler yapılacaktır. Buradaki referans noktası 1994 yılında yayınlanan İnsani Kalkınma Programı ışık tutacaktır. İkinci kısımda ise İnsani Güveliğin bileşenleri olarak ifade edilebilecek olan çevre güvenliği, gıda güvenliği, sağlık güvenliği ve birey güvenliği hakkında yapılan açıklamalar, uluslararası boyutta ve Suriye özelinde örnekler sunulacaktır.

GİRİŞ

Güvenlik kavramının tarihsel evrimine baktığımız vakit yapılan literatür çalışmalarında bazı duraklara rastlamamız mümkündür: Thuycdides, 1648 Westpahalia Barışı , 1815 Viyana Düzenlemesi , Birinci Dünya Savaşı ve İkinci Dünya Savaşı. Bu yapılan sıralamaya baktığımız vakit karşımıza ulusal güvenlik düzleminde görüşlerin yer verildiğini görmemiz mümkün olacaktır. İkinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan dönemsel aralık Soğuk Savaş olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem güvenlik manasında sistemin güvenliği ön planda olan bir algı hakimdi. Öyle ki bu döneme göz gezdirdiğimiz vakit nükleer silahların getirmiş olduğu korku ve kolektif güvenlik düzlemindeki gelişmeler Avrupa Birliği ( AB ) örneğinde ki derinleşme ve genişleme tarzı gelişmeleri görebilmekteyiz. Bu sürecin Soğuk Savaş döneminden sonra da tartışıldığını görebiliyoruz.

Askeri güvenlik algısının toplumsal, ekonomik ve çevresel sorunların insan hakları perspektifindeki düzlemsel sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Güvenliğin genişlemesi ile birlikte yatay ve dikey boyutlar noktasında iki tipi ortaya çıkarmıştır . Bu boyutlar içerisinden yatay olan tip askeri güvenlikten insan güvenliğine doğru giden göç, çevre , ekonomi , terörizm , sağlık gibi konular üzerinden genişleme göstermiştir.[3]

Human Security kavramı Türkçeye İnsan Güvenliği diye çevrilmektedir. Bu kavram ilk kez Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından 1994 yılında yayınlanan İnsani Kalkınma Raporu ( Human Development Report ) ile kavramsallaşmıştır. Bu raporda İnsan Güvenliği manasında yedi alanın üzerinde durulduğu görülmektedir . Bu alanlar: İktisadi Güvenlik , Sağlık Güvenliği, Gıda Güvenliği, Çevre Güvenliği, Birey Güvenliği , Toplumsal Güvenlik ve Siyasal Güvenlik.[4] Peki ya? 1990’lardan önce Ulusal Güvenlik düzleminde bir önem algısı hakim iken nasıl bir değişim yaşandı ki İnsani Güvenlik denilen bir güvenlik anlayışı ortaya çıktı. Ya da güvenlik parametresin de İnsan Güvenliğine doğru bir değişimin yaşanmasının altında nasıl ve niçin bir değişim yaşanmıştır.

İnsani Güvenlik: Gıda, Çevre, Sağlık, Birey adlı bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır . Birinci bölümde, İnsan güvenliğini hakkında bilgiler sunulmaya çalışılacaktır. İkinci bölümde ise 1994 yılında yayınlanan İnsani Kalkınma Raporunda belirtilen yedi alan içerinden Çevre Güvenliği, Gıda Güvenliği, Sağlık Güvenliği ve Birey Güvenliği hakkında bilgiler sunulmaya çalışılacaktır. Bu anlar ise Aralık 2010 yılında Tunus’ta Yasemin Devrimi diye adlandırılan devrim ateşinin gün geçtikçe ilerleme göstermiştir.

İNSAN GÜVENLİĞİ

20.yüzyıllın sonlarına doğru Soğuk Savaşın sona ermesi, küreselleşme ,yaşanılan etnik çatışmalar ve güvenlik manasında yaşanılan gelişmeler insani güvenlik kavramını ortaya çıkmasını kolaylaştıran faktörler olmuştur.[5] İnsan Güvenliği resmi olarak ilk kez Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının 1994 yılında yayınladığı İnsani Kalkınma Raporunda kavramsallaşmıştır.[6] Ama neden 1994 yılı ? Çünkü 1990 sonrası dönem Soğuk Savaşın bittiği ve yeni bir dönemin başladığı bir dönemdir . İnsani Güvenlik algısının oluşmasında yatan pratikte ki gelişmelere bakarak anlatsak daha uygun olur.

Balkanlarda ve Afrika’da yaşanan iç savaşlar sonucunda yaşanan kayıplar. Örneğin; 1 Mart 1992- 14 Aralık 1995 yılında Bosna Savaşında yaşanılan katliamda yüz bin ile yüz on bin arasında şehit ve iki milyon insan yurdunu terk etmek zorunda kaldı.[7] Afrika’da ise tarihe Ruanda Soykırımı diye bilinen vahşette yüz gün içerisinde sekiz yüz bin insan yaşamını yitirdi.[8]

  • Uluslararası alandaki bazı örgütlerin insan merkezli faaliyetleri noktasında gelişmeleri görebilmekteyiz. Örneğin; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programının 1994 yılında yayınlamış olduğu İnsani Kalkınma Raporu.
  • Uluslararası alanda faaliyetlere başlayan sivil toplum kuruluşları.
  • Uluslararası terör örgütlerinin uluslararası güvenliğin bir unsuru haline dönüşmesi.
  • İnsan haklarının konusunda yaşanılan gelişmeler ve bu gelişmeler neticesinde devletlerin politika geliştirmeye başlamaları. Özellikler 1970’lerden sonra devletlerde yaşanılan demokratik vurguyu giderek hissetmeye başladığı görülmektedir.
  • Yoksulluk , kalkınma gibi sebeplerin 1990 sonrasında dillendirilmeye başlanıldığı görülmüştür.

İnsani Güvenlik veya İnsan Güvenliği noktasında 1994 yılında yayınlanan İnsani Kalkınma Raporunda görüldüğü üzere insani güvenliğin temelinde temel özgürlüklerin korunması yer almaktadır. Bu düzlemde İnsan güvenliğinin genel çerçevesinin çizilmesi noktasında bazı ilkelere bu rapor düzleminde vurgu yaptığı görülmektedir. Bunlar:[9]

  • Freedom from fear: Korkudan yoksun olmak manasına gelmektedir. Devletin desteklenme kapasitesi eksikliği, yoksulluk ve eşitsizliğin diğer türlerinden kaynaklanan şiddet çatışmalarına karşı bireyin korunması anlamına da gelmektedir.
  • Freedom from want: Korkudan yoksun olmak anlamına gelmektedir. Şiddet çatışmalarından daha fazla insanı etkileyen doğal felaketler , salgın hastalıklar ve kıtlıkla ilgili olarak sürdürülebilir bir gelişim üzerine odaklanan ve insan ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan bütünsel bir yaklaşımı savunan geniş bir çözüm önerisidir.
  • Freedom to act on their own behalf: Kendi adına hareket etme özgürlüğü anlamına gelmektedir . Hukukun üstünlüğü ve demokrasinin teşvik edilmesi adına oluşturuldu.
  • Freedom to live in dignity: Onurlu yaşama özgürlüğü şeklinde Türkçeleştirilmektedir.
  • Freedom from hazard impact: Tehlike etkisinden uzak durmak anlamına gelmektedir. Afet ve tehlikelere karşı kalan insanları bu tarz tehlikelere karşı korumak yatmaktadır.

 İnsani Güvenlik, insanların yaşamsal özgürlüklerinin genişletilmesi ve korunması ile ilgili bir yaklaşım olup 21.yüzyılda devletlerin güvenlik anlayışlarındaki değişim neticesinde ortaya çıkmıştır. Özellikle Birleşmiş Milletler İnsani Güvenlik Komisyonu , insani güvenliği yaşamın özü olan temel özgürlükleri korumak manasında kullanmıştır. Paradigma düzleminde ise insan güvenliği devletlerden ziyade doğrudan insanların geçimini sağlama hakkı , yaşama hakkı , onuruna ve emniyetini sağlama hakkı gibi insan üzerine odaklanmıştır. Yani İnsan güvenliği birey merkezli bir güvenlik algısına sahiptir.[10]

İnsan güvenliğinin dört özelliğinden bahsedilmektedir:[11]

  • Dünyanın her yerinden yaşayan insanlarla ilgili evrensel bir olgu olmakla birlikte topyekun bir refah artırma projesidir. Tüm insanlığı tehdit eden insan hakları ihlalleri , işsizlik , uyuşturucu , çevre kirliliği gibi etkenleri sıralayabiliriz.
  • İnsan – merkezli güvenlik bileşenlerinin birbirine bağlantılı özellik göstermesidir. Dünyanın herhangi bir yerden olan insanın açlık , salgın hastalıklar , çevre kirliliği , terörizm , etnik anlaşmazlıklar gibi olaylar ulusal sınırları aştığı görülmektedir.
  • Birey güvenliğinin erken önleme yoluyla daha kolay sağlanabilmesidir.
  • Güveliğin amacının devletlerden insanlara doğru değişmesi ya da kaymasıdır.

1994 yılında yayınlanılan bu raporda İnsani güvenliğe yönelik yedi kategorinin ifade edildiğini görüyoruz. Bunlar:[12]

  • İktisadi Güvenlik: İnsanların temel gelirlerinin temin edilmesidir. Hayatın belirli standartlar doğrultusunda sürdürmektir.
  • Gıda Güvenliği: Tüm insanların fiziki ve iktisadi manada erişiminin her zaman temin edilmesi anlamı taşımaktadır . Ancak her ülkenin gıda güvenliği kavramının farklı olduğu ifade etmek gerekmektedir. Örneğin ; Türkiye’de gıda güvenliği manasında gıdalarda GDO’nun olup olmamasına bakılırken Afrika’da GDO yerine gıdaya ulaşıp ulaşmadığına bakıldığına bakıldığını görüyoruz.
  • Sağlık Güvenliği: Hastalıklardan ve sağlıksız hayat tarzlarından asgari bir korumanın garanti edilmesidir. Basitçe bir ifade ile sıradan bir insanın bir hastalık sorununun üstesinden gelebilecek olan mekanizmalarından bahsetmekteyiz : Doktora ulaşma , ilaca ulaşmak , sosyal güvence…
  • Çevre Güvenliği: İnsanların kısa ve uzun dönemde tabiat etkilenmesi , doğanın insanlar tarafından bozulmasını engellemektir.
  • Birey Güvenliği: İnsanların vatandaşlık bağlı olduğu devlet ya da diğer devletlerin , bireylerin şiddetten korumaktır.
  • Toplumsal Güvenlik: İnsanların geleneksel ilişkilerinin ve değerlerinin kaybolmasının önlemesi ile mezhepsel ve etnik şiddetten korunmasıdır. Özellikle 11 Eylül 2001 saldırısı sonrasında toplumsal kimlik meselesinin şiddetli bir dille dinlendirildiği görülmektedir.
  • Siyasal Güvenlik: İnsanların temel insan haklarına saygı gösterdiği istikrarlı bir siyasal sistem içinde yaşamayı ister. Herkes istikrarlı bir sistemde yaşamak ister.

İlaveten bu raporda, ulusal sınırları aşan bir düzlemde küresel tehditlerin altı grupta toplandığını görüyoruz:[13]

  • Uluslararası göç , çevresel bozulma , küresel yoksullukla yakından ilgili olan ve yenilenmeyen kaynaklar üzerindeki bakısını gittikçe artıran kontrolsüz nüfus artışıdır.
  • Gelişmekte olan dünyada çevresel bozulma , yoksulluk , sanayileşmiş ülkelerde aşırı üretim ve tüketimin yol açtığı giderek artan gelir eşitsizliğine neden olan ekonomik fırsat eşitsizliğidir.
  • İşsizliğin ve gelişmiş ülkelerin politikalarının uluslararası göçmen akışına ve mülteci akımına katkıda bulunmasıyla ortaya çıkan ve artan nüfusun bir türevi olan uluslararası göçtür.
  • Asit yağmurları , küresel ısınma , azalan biyolojik çeşitlilik , sulak alanların yok edilmesi ,tropik ormanların ve ılıman iklim ormanlarının azalması gibi çevresel bozulmanın çeşitli şekillerdir.
  • Küresel bir sanayi haline uyuşturucu kaçakçılığıdır.
  • Uluslararası terörizmdir.
ÇEVRE GÜVENLİĞİ , GIDA GÜVENLİĞİ , SAĞLIK GÜVENLİĞİ VE BİREY GÜVENLİĞİ

 17 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta seyyar satıcılık yapan Muhammed Buazizi’nin tezgahına el konulması sonrasında kendisini yakması neticesinde Tunus’ta protesto gösterileri yaşanmıştır.[14] Ancak Tunus’ta başlayan bu olaylar bir iç mesele gibi kabul görülmesine rağmen domino misali yayılma göstermesi suretiyle Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da ki ülkelerde yayılma alanı bulmuştur. Bu dalgalanma neticesinde bu sürecin tanımlanması aşamasında farklı tanımlamaların yapıldığını görebilmekteyiz: Arap Baharı , Arap Devrimi , Arap Ayaklanmaları , Arap Kışı gibi. Bu tanımlamaların içerisinde Arap Baharı ifadesi kabul görmüş olmuş ve yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanılmıştır.[15] “Ekmek, Onur ve Hürriyet” ve “Düzen yıkılsın” tarzı sloganlarla başta Libya , Yemen , Mısır , Suriye gibi devletler içerisinde etkili olmuş veya büyük sarsıntılar yaşanmıştır.[16]

Arap Baharının yaşanmasının altında yatan nedenleri şöyle sıralamamız mümkündür:[17]

  • Yönetimsel nedenler
  • Sosyo- ekonomik nedenler
  • Tarihsel nedenler
  • Ordunun rolü
  • Bilgi ve İletişim teknolojilerinin etkisi
  • İşsizlik
  • Tek aileli yönetimler

Sonuç itibariyle bakıldığı vakit Arap Baharı bölgedeki diktatöryal rejimlerin yıkılmasında etkili olmuştur. Örneğin , Tunus ‘ta 23 yıllık Zeynelabidin bin Ali , Mısır’daki 30 yıllık Hüsnü Mübarek rejimi , Libya’daki 42 yıllık Muhammer Kaddafi rejimi bitmiştir.  2011 yılında yaşanan bu süreç Suriye’de hala kanlı bir iç savaş düzleminde devam etmektedir. Bu düzlemde çevre , gıda , birey ve sağlık güvenliği manasında açıklamalar uluslararası örnekler ve Suriye örneği üzerinden örnekleme yapılacaktır.

ÇEVRE GÜVENLİĞİ

 Çevresel sorunların tartışılmaya başlanılması son yirmi yılda tartışılmaya başlanılmıştır. Yaşanılan bu sorunun tartışılması düzleminde iki önemli soruya- hangi seviye de ve kimin güvenliği- cevap aranmaktadır. Bu iki soruya birey, toplum , devlet ,bölge ve uluslararası gibi sıralama üzerinden cevaplamak mümkündür. Odaklanma noktasında ise insan temelli anlayışın çevresel güvensizlik mantığın da çevresel yıkım, çevresel bozulma, iklim değişikliği, kaynak kıtlığı , kötü yönetilen kaynaklar, şiddet , çatışma gibi benzeri güvensizlik halleri belirlenebilir. Çevresel güvensizliğe sebep olan bu risk alanlarının devlet ve toplum güvenlik alanlarının dışından insan düzlemindeki güvenlik algısına dayanak olmaya başlamıştır. Bu olumsuz etkileşimler ekolojik sıkıntılara, çevresel bozulmaya, denizlerde kirlenme gibi benzeri problemlere karşılık gelmektedir.

Tarihsel olarak bakıldığı vakit 18.yüzyıldan günümüze kadar gelişen teknolojinin insanlığı olumsuz etkileyen sonuçlara neden olduğunu Birinci Dünya Savaşında ve İkinci Dünya Savaşında gördük. Soğuk Savaş döneminde askeri güvenlik algısının önem verildiği bu dönemden sonra çevresel risk alanlarının  güvenlik çalışmalarında yerini bulmuştur. Bu noktada çevresel güvenlik kavramının bireyden başlayarak tüm dünya toplumlarının etkileyen bir hale bürünmüştür. Öyle ki çevre ve toplum ilişkisi düzleminde temel prensiplerin hava , su, toprak, doğal kaynaklar, iklim, biyolojik çeşitlilik insan yaşamını etkileyen tedbirlerin alınmasını öngörür.

Amaç küresel düzeyde yaşamın bozulmasını en aza indirmek ve toplumu korumak yer almaktadır. Sorulması gereken soru veya sorular ise şu şekilde karşımıza çıkmaktadır : İnsan Güvenliği ile çevre arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu ışıkta İnsan Güvenliği  yaklaşımı ; devletten çok birey odaklanmış , insan güvenliği ele alınarak devletin güvenliği için bir tehdit görülmemiş , insan güvenliğinin sağlanmasında devlet dışı aktör dahil edilerek küresel düzeyde işbirliğine açık olunmuş. İnsanların kendileri savunması için her planda güçlendirilmesi gereken hususlar ön plana çıkmıştır.[18]

Sözcük manasında çevre; hava , su ve  topraktan oluşan ve diğer adı ekosistem olan bir olgudur. Tarihsel düzlemde bakıldığı vakit ilk çevreci Henry David Thoream’dır. Sonrasında ise çevre konusunda George Marsh’in yazmış olduğu “ Man and Nature “ adlı başyapıtı görmekteyiz. İlk çevresel örgütlenme ise 1815 yılında İngiltere’de kurulan “ Common Open Space “ ve “Foot paths Preservation Society” olmakla birlikte 1854 yılında Fransa’da kurulan “Societe Imperiale Zoologique D’acclimatation “ örgütü olmuştur. Sonrasında ise 1872 yılında “ Yellowstone” yılında ABD’de ilk doğal çevre parkı oluşturulmuştur. Ve ilk sivil toplum örgütü ise 1892 yılında kurulan Sierra Club’tur. Bu faaliyetlerle birlikte sanayileşme ve teknoloji gelişmeleri ile birlikte ekolojik sorunların tartışıldığı Konferansların düzlendiğini görüyoruz : Bern , Paris , Londra.

Yukarıda belirtildiği gibi adları dünya savaşları diye tarif edilen savaşların sorunları giderek artmasını sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra ise çevresel örgütlenmelerin oluşturulmaya başlanmıştır. Bu manada 1948 yılında ilk uluslararası doğayı koruma örgütü İsviçre’de kurulmuştur. Bu gelişme ile birlikte 1950’lerde ,1960’larda ve 1970’lerde faaliyetlerin yoğunlaşması ile birlikte 1973 yılında UNEP diye kısaltılan United Nations Environment Program kurulmuştur. Bunu Greenpeace gibi yeşil hareketler oluşturulmuştur. Çevresel sorunları Küresel , Bölgesel ve Ulusal başlıkta üç ana başlığa ayrılmıştır. Öncesinden ifade etmiş olduğum ayrıma göre hava , su , toprak , gürültü ve aşırı ışıklandırma olarak beş başlık halinde yeniden belirtilmiştir. Yapmış olduğumuz kısa açıklama sonrasında dünya genelinde ve özel de ise Suriye üzerinden örnekler sunulacaktır. Örneğin ; Dünya nüfusunun %71‘nin okyanusla kaplı olduğunu düşündüğümüzde her yıl 20 milyon çöp okyanusa dökülmektedir. Dünyada otuz milyon klor havaya gönderilmektedir.

2008 yılında yapılan araştırmalar sonrasında su arındırma tesisleri her gün on dokuz milyon metro küp asidi denize dökmektedir. Bu rakamın 2015 yılında üçe katlanacağı beklenilmektedir. Dünyada her yıl yirmi milyar hektar arazi erozyonuna uğramaktadır. Bu durum Türkiye’de vahim durumlara ulaşmıştır. Yılda 12,5 milyon atık atılmaktadır.[19] Özelde Suriye’de tarım arazileri bombalamalar sonrasında tahrip olmuş ve bitme noktasına ulaşmıştır. Ekili alanlar azalmaya başlamıştır.[20]

GIDA GÜVENLİĞİ

Birleşmiş Milletler Genel kurulunun 1966 yılında almış olduğu karar doğrultusunda Temel İnsan Hakları düzleminde bütün insanların gıdaya ulaşmasının temel hak olduğunu  iddia etmişlerdir. Aksine ise Birleşmiş Milletlere bağlı bir örgüt olan Gıda ve Tarım Örgütünün 2009 yılında yapmış olduğu araştırma sonrasında 2008 yılında dokuz altmış üç milyon kişi açlık çekmektedir. Bu noktada 2009 yılında yüz yirmi bir üye devletin açlığın önlenmesi noktasında yoksul ülkelere yardımcı olmak adına verimli tarım ürünlerinin üretiminin sağlanmasını kolaylaştırmak ve hastalığa dayalı tohum üretmek noktasında çalışmaların başlatılması kararlaştırılmıştır. Bu çalışmanın 2014 yılından başlayarak yüz on altı milyon dolarlık bir fon ile başlatılması planlanmıştır.[21]

Gıda güvenliği noktasında su kaynaklarının ve tarım arazilerinin kullanımı önem arz etmektedir. Öyle ki dünyada temel gıda maddesi olarak kullanılan 150 çeşit ürün yetiştirilmektedir. Ve dikkatli kullanıldığı vakit bugün altı milyar nüfuslu dünyanın 2050 yılında dokuz milyar ulaşacağı bilinmektedir. Tarım arazilerinin kullanımına baktığımız vakit ciddi tehlikelerin olduğu bir gerçektir. Bunun altında yatan birkaç tane neden yer almaktadır:

  • Tarım ilaçlarının kullanımı,
  • Aşırı sulama,
  • İnsanların verimli arazilere şehirler kurması
  • yaşanan erozyonlar şeklinde sıralamamız mümkündür.

Örneğin ; Dünya yılda 24 milyar toprak erozyonu sebebiyle kaybedilmektedir. Türkiye’de ise bu kayıp 500 milyon tondur. Canlılara besin kaynağı olmak gibi önemli bir fonksiyona sahip olan toprağın üzerindeki tahıl örneği ile özellikle ABD devleti düzleminde son 60 yılın en düşük seviyesine ulaşmıştır. Diğer bir yaşam kaynağı olan su hakkında değinmekte de fayda vardır. Öyle ki su kaynaklarının kullanılması noktasında dünya üzerindeki yaşam formu etkilenmektedir. Ayrıca doğadaki yeşilin kaynağı olan suyun dünya üzerindeki toplam varlığı  1,4 milyar kilometre küptür. Dünyada 2, 3 milyar insan sağlıklı su sıkıntısı çekmektedir. Ve suyun büyük bir kısmı sulama ve de sanayide kullanılmaktadır. Dünyada yaşayan nüfus artışı sebebiyle suyun kullanımda ve de tarımda daha fazla kullanılmaktadır.

Yıllık miktar düzleminde her yıl 64 milyar metre küp artmaktadır. Örneğin bir İngiliz ortalama 135 litre su kullanırken geri kalmış bir ülkede bir vatandaş günlük 10 litre su kullanılmaktadır. Öyle ki Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri su sıkıntısı çekmektedir. Suyun önemine ilişkin söylemlerle – su yoksa hayatta yoktur – karşılaşmaktayız.[22] Suriye özelinde ise suyun kullanımı konusunda yaşanan sıkıntıların var olduğunu görüyoruz.

SAĞLIK GÜVENLİĞİ

Hastalıktan devletlerin nasıl insanları koruduğu üzerinde durulmaktadır. Basitçe olarak doktora ulaşma , ilaç alma ve sosyal yardımlara ulaşma gibi belirtilmektedir . İnsan sağlığını günümüz zaman diliminde etkileyen bir gelişmede uluslararası sorunlar üzerinde en az durulan bulaşıcı hastalıklardır. İnsan hareketleri üzerinden bu  tarz hastalıkların yayılması olanak sağlanmıştır. Bu tarz hastalıkların toplum nezdinde yaşatmış olduğu olumsuzluk aynı zamanda hem o ülkenin hem de komşu ülkelerin ekonomisine olumsuz yönde etki yapacaktır. Bulaşıcı hastalıklar noktasında kaynak ve veri düzleminde bilinmezlik olduğu belirtmek gereklidir. Birleşmiş Milletlere bağlı olarak görev yapan Dünya Sağlık Örgütü gibi örgütler kalkınmış ülkeler üzerinden ortalama bir dünya tahmini yapmaktadır. Öyle ki Afrika ve Uzak Asya’nın geri kalmış ülkelerinde ortaya çıkan hastalıkların kaynağı hakkında nasıl geldiğine dair bilgiler yerine sadece bu tarz hastalıklardan yaşamlarını yitiren kişiler üzerinden bir sayı bilinmektedir.

Tarihsel olarak bakıldığında veba , cüzam ve çiçek hastalıklarının ticaret , seyahatler ve misyonerlik tarzı gelişmeler neticesinde yaşanmıştır. Örneğin , 1957 yılında Asya gribi yetmiş bin kişinin yaşamını yitirmesine neden olmuştur. Dünya Sağlık Örgütü yayınlamış olduğu yıllık raporda dünyada her yıl on yedi milyon kişi bulaşıcı hastalıktan yaşamını yitirmektedir. Bu nokta da bulaşıcı hastalıkların günümüz dünyasının eriştiği teknoloji ve ulaşımı düşündüğümüz vakit ve de küreselleşme olgusunun etkisi neticesinde yayılmasının hızlı olması şaşırtıcı olmasa gerek.[23] Ebola virüsünden Batı Afrika’da 2014 yılında on bir bin kişi yaşamını yitmiştir. 2016 yılında Orta ve Güney Afrika’da Zika virüsünün 3-4 milyon kişi yaşamını yitirmiştir.

İnsanların doktora ulaşma ve ilaç alma gibi olgulara ulaşmasını önündeki engellerden bir tanesi de savaşlar olmuştur. Savaşlar ya da İç çatışmaları ülke içerindeki insanları zor durumda sokan bir hale bürünmelerinin nedeni olmuştur. Örneğin  yakın dönemimizde yaşanan Suriye’deki gelişmelerde görmemiz imkansız olmasa gerek. Bu noktada Suriye’de 2011-2015 yılları arasında sağlık kuruluşlarının en az 240 tanesi 336 tane saldırıya uğramıştır ve 697 kişi yaşamını yitirmiştir. Birleşmiş Milletlerin verileri ışığında 13,5 milyon kişi insani insani yardıma muhtaç olarak belirtilmiştir.[24]

BİREY GÜVENLİĞİ

Güvenliğin sözcük anlamına baktığımız vakit tehlikelerden korunma, güvende hissetmek ve şüpheden uzaklaşmak gibi tanımlamak mümkündür. Referans noktası ise tehdittir. Genel olarak güvenliğin imkansız özellikle tehditlere analiz düzleminde götürdüğü görülmektedir. Öyle ki bireylere yönelik çoğu tedbirin kaçınılmaz olarak toplumu, ekonomik ve siyasi baskılar oluşturan bir çerçeve ile bütünleşmiş bulunmaları dört belirgin temel türü olduğunu ifade etmek gerekmektedir: Fiziksel tehdit, ekonomik tehdit, haklara tehdit ve korumaya yönelik tehdit. Toplumsal bazda bireylere yönelik tehditlerin siyaset felsefesinin köklerinden yatan iki büyük işaret etmektedir: Bireyin hareket özgürlüğü ile devletin doğası ile alakası nasıldır? Bu ikilemlerin ışığında yaşanılan paradoksta devlet büyüdükçe birey güvenliğini tehdit eden kaynakların sebebi olmaya başlamıştır.  Devlet ile toplum ilişkisinde birbirine kilit taşı misali gibi davranmaktadır. Bu bağlılık güvensizlik parametreleri düzleminde oluşturulduğu görülmektedir.

 Devlet endeksli mineral görüşün birey ve ulusal bazlı karakteristik özelliklere amaçla bir araçsallık doğrultusunda görülür. Bireyin güvenliği ile ulusal güvenlik arasında uyum mevcut değildir. Devletler insanlara göre bir güvenlik sağlarlar. Bu tehditler dolaylı veya doğrudan karşımıza çıkmaktadır. Bu düzlemde bireyin güvenliği ile ulusal güvenlik arasında kaçınılmaz bir çelişki bulunmaktadır. Kökenleri ise siyasi toplulukların doğasında kaynaklanmakta birlikte gerçek hayatta ne çözülebilir ne de değiştirilebilir. Bireyin güvenliğinde ortak payda mevcuttur. Bireyin güvenliği noktasındaki fikirlerin ve politikaların ulusal güvenlik üzerinde pek çok etkisini en azından dört şekilde olmaktadır:

  • Bireyler veya alt gruplar kendi başlarına bir ulusal güvenlik sorusu olabilirler. Suikastlar, teröristler, darbeciler gibi devlete tehdit olabilirler.
  • Doğrudan iç güvenlikle alakalı olarak devletin çıkarlarına destek mahiyetinde vatandaşların beşinci kol olarak oynayabilecekleri roldür.
  • Vatandaşlardan yukarıya, devlete doğru çıkan geniş siyasi baskınlarda ve kısıtlamalara yatar.
  • Bireyin devlet lider olarak oynadıkları rol.[25] Örneğin , Suriye yaşanan savaşta yani 5 yıllık sürede 250 milyon yaşamını yitirmekle birlikte 18 milyon insanda ülkenin başka yerlerine göç etmek zorunda kaldı. [26]

SONUÇ

Güvenlik kavramının tarihine bakıldığında Thucydides’ten başlayarak İkinci Dünya Savaşının sonuna kadar devletin güvenliğinin ön planda olduğunu gördük. Adına Soğuk Savaş denilen dönemde ise uluslararası sistemin karakterine uygun güvenlik algısı vardı. Ancak Soğuk Savaşın bitmesi sonrasında güvenlik algısının birey kadar inmeye başladığı görülmektedir. Güvenliğin askeri karakterinden bireye kadar indirmesinde yatan sebeplerin şunların olduğunun tespitini yapıldığını gördük. Bunlar ise  Balkanlarda ve Afrika’da yaşanan iç savaşların ciddi boyutlara evrilmesi , uluslararası alandaki insan merkezli örgütlerin gelişmelerin yaşanması , uluslararası sivil toplum kuruluşları , terör örgütleri , insan hakları ve yoksulluk ve de kalkınma gibi etkenler neden olmuştur. Bu nedenlerin küreselleşme olgusu üzerinden yayılması ve duyulmasının hatta ve hatta birbirinin etkileşimi dünya boyutlarına ulaşmıştır.

Güvenliğin bireysel veya insani olarak nitelendirilmesi İnsani Güvenlik kavramının ortaya çıkmasını da sağlamıştır. 1994 yılında Birleşmiş Milletler İnsani Kalkınma Programında belirtildiği üzere dünya üzerinde yedi alanda veya yedi kısımda oluşturulduğuna değindik. Bu güvenlik kavramlarına yukarıda yeniden baktığımız vakit dünya üzerindeki Birinci dünya ( gelişmiş) , İkinci Dünya ( Az gelişmiş ) ve Üçüncü Dünya ( geri kalmış ) ülkelerin içerinden sıkıntıların yaşandığına örnekler üzerinden değinilmiştir. Ve yaşanılan bu sıkıntıların çözümü ise dünya üzerinden bir işbirliğine gidilerek çözümü mümkündür.

Serdar ÇUKUR

KAYNAKÇA:

  1.  Tuncay Kardaş, Güvenlik,  Şaban Kardaş, Ali Balcı (ed.), Uluslararası İlişkilere Giriş Tarih, Teori Kavram ve Konular, İstanbul: Küre Yayınları, 2014, s. 325.
  2.  Muhittin Demiray, İsmail Hakkı İşcan, Uluslararası Sistemde Güvenlik Kavramının Değişimi Ekonomik ve Jeopolitik Arka planı, Dumlupınar üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,sayı 21, 2008,  s. 150. https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=1&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwj4_pOvl6_NAhXGvBQKHTkfCKIQFggbMAA&url=https%3A%2F%2Fbirimler.dpu.edu.tr%2Fapp%2Fviews%2Fpanel%2Fckfinder%2Fuserfiles%2F17%2Ffiles%2FDERG_%2F21%2F141-170.pdf&usg=AFQjCNGtSHFvtjtkDMaJVjZmLiNoTm9KQA&bvm=bv.124272578,d.bGs .
  3.  Muharrem Aksu ve Faruk Turhan , Yeni Tehditler , Güvenliğin Genişleme Boyutları ve İnsani Güvenlik , Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi , 2012, Cilt 4 ,sayı 2 ,s. 70. https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=1&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwj28-Pnla_NAhUHuxQKHXmRC2MQFggbMAA&url=http%3A%2F%2Fdergipark.ulakbim.gov.tr%2Fuaifd%2Farticle%2Fdownload%2F5000051302%2F5000048538&usg=AFQjCNEjvJv7rfP7MppvXSOiq2_HvKy-Vg&bvm=bv.124272578,d.bGg .
  4. Burak Tangör, Kuramsal Tartışmalar Işığında İnsan Güvenliği ve Politikaları , Uluslararası Hukuk ve Politika, cilt 8, sayı 30, 2012 ,ss 61-62. https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=1&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwjOgYaBlq_NAhUNnRQKHdy9BZcQFggfMAA&url=http%3A%2F%2Fwww.usak.org.tr%2F_files%2F2742016122919-I9JQO9JEBT.pdf&usg=AFQjCNHTLuRPpo4iw9jEHu89Qid1lYYWrA&bvm=bv.124272578,d.bGg .
  5. Muharrem Aksu ve Faruk Turhan, 2012 , s .73.
  6.  Burak Tangör ,2012, s. 61.
  7. http://blog.milliyet.com.tr/srebrenica-katliami–cocuklari-kucuk-kursunla-oldururler-degil-mi-anne–/Blog/?BlogNo=504758
  8.  http://www.sivildayanismaplatformu.org/haber_detay.asp?haberID=142
  9.  Muharrem Aksu ve Faruk Turhan , 2012,s. 74.
  10.  Muharrem Aksu ve Faruk Turhan , 2012,s, 75.
  11. Muharrem Aksu ve Faruk Turhan , 2012,s, 75-76.
  12.  Burak Tangör ,2012,s. 62.
  13.  Muharrem Aksu ve Faruk Turhan , 2012,s,76.
  14. Seyfettin Gürsel , “Dönemin Bilançosu” ,editör: Baskın ORAN , Türk Dış Politikası :Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular , Belgeler , Yorumlar ( Cilt 3 : 2001-2012) , İstanbul : İletişim Yayınları , 2013,s ,51.
  15. Burhanettin Duran ,Nurullah Ardınç,” Arap Baharı “ , editörler : Şaban KARDAŞ , Ali BALCI , Uluslararası İlişkilere Giriş ,1. Baskı , İstanbul : Küre Yayınları , Mart 2014 ,s,456.
  16.  Oran Baskın, “Dönemin Bilançosu” ,editör: Baskın ORAN , Türk Dış Politikası :Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular , Belgeler , Yorumlar ( Cilt 3 : 2001-2012) , İstanbul : İletişim Yayınları , 2013,s ,51.
  17. Burhanettin Duran, Nurullah Ardınç, 2014, ss,457-462.
  18.  Tarık Ak , Çevre ve Güvenlik İlişkisi Bağlamında Çevresel Güvenlik Kavramı , Atılım Sosyal Bilimler Dergisi ,cilt 3 , sayı 1-2, ss, 100-111. https://www.google.com.tr/url?sa=t&rct=j&q=&esrc=s&source=web&cd=1&cad=rja&uact=8&ved=0ahUKEwiYoMCalq_NAhXDOBQKHW9yARoQFggiMAA&url=http%3A%2F%2Fasbd.atilim.edu.tr%2Fcevre-ve-guvenlik-iliskisi-baglaminda-cevresel-guvenlik-kavrami&usg=AFQjCNGNtgGTNBM0QjUhXXeBs3HmmSfDYw .
  19.  Haydar Çakmak , Uluslararası İnsani Sorunlar , 1.Baskı , 2010, Ankara : KRİPTO Yayınları , ss .105-112
  20.  http://hayvancilikakademisi.com/ekonomi/suriyede-tarim-durma-noktasinda/
  21.  Haydar Çakmak , 2010 , ss ,41-42.
  22.  Haydar Çakmak ,2010 , ss,43-57.
  23.  Haydar Çakmak , 2010 ,ss .85-90.
  24. http://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-f3399e67-4688-4483-940a-e8a422251b9c
  25.  Merve Dilber (Çev) ,Birey Güvenliği ve Ulusal Güvenlik ,Barry Buzan ( Çeviren editör : Emre Çıtak ) , “İnsanlar Devletler &Korku “,2. Baskı , 2015, İstanbul : ULUSLARARASI İLİŞKİLER KÜTÜPHANESİ , ss ,49-62.
  26. http://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-f3399e67-4688-4483-940a-e8a422251b9c

6 Yorumlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here