Oryantalizm Ve Oksidentalizm

0
8007

Oryantalizm                        

En temel şekliyle Batı’nın merceğinden yansıyan Doğu bilgisi (Arlı, 2009) olarak tanımlayabileceğimiz oryantalizm, tarihsel temelleri Eski Yunan toplumuna kadar götürülebilecek sistematik bir bilgi birikimine dayanır.

Oryantalist düşüncenin Batı dünyası ve Batı kimliğinde ne derece kuvvetli ve içselleşmiş olduğunu anlayabilmek için bu tarihsel temelleri de çok iyi bilmek gerekir.

Oryantalizmi oluşturan tarihsel süreci incelemeye başlamadan önce oryantalizmi oluşturan üç temel düzlemi açıklamak faydalı olacaktır. Bunlardan birincisi; Oryantalizm ilk olarak Doğu dünyasına yönelik akademik çalışmaları ifade eder. Bu tanıma göre Şarkı öğreten, yazıya döken veya araştıran kimseye Oryantalist, yaptığı işe de oryantalizm denir. Oryantalizmin ikinci düzlemi ise, Batı ve Doğunun ontolojik ve epistemolojik ayrımı sonucunda oluşmuştur. Bu tanıma göre, Batı yani Occident batıdadır, Doğu yani Orient doğudadır ve doğu batı ayrımı yalnızca bu coğrafi farklılıktan kaynaklanır. Üçüncü ve genel olarak tartıştığımız oryantalizm ise, Batı dünyasının Doğu ülkeleri üzerinde hakimiyet oluşturmalarına yol açan ön yargılı, fantezilere, imajlara ve hayallere dayalı düşünce sistemidir (Said, 2003).

Oryantalistlerin sistemleştirdikleri ve açıkladıkları anlamda, Doğu ve Batı farklılığının tarihsel temelleri ve kavramsal şekillenişi Eski Yunan toplumuna kadar götürülebilir. İlyada destanındaki Asya imajı ve Grek olmayan Asya fikri bu şekillenişin çoğunlukla ilk tarihsel kayıtları olarak kullanılır (Said, 2003). Avrupa’nınİslamla karşılaşması ve Batı olarak ortaya çıkmış bilinçlenmenin başlangıcını ise 11-13. yüzyıllar arasında Haçlı Seferleri oluşturmuştur (Hentch, 1996). 14. yüzyılda oryantalist çalışmaların fiili olarak başlaması Katolik kilisesi öncülüğünde 1312’de Viyana’da toplanan Viyana Konsilinin aldığı Paris, Oxford, Bologna, Avignon ve Salamanque  şehirlerinde Arap, Grek, Süryani ve İbrani dillerinde bir seri kürsü kurulması kararıyladır (Said, 2003). O dönemki Hıristiyan dünyasındaki eğilim Kur’an’ın zayıflığının kanıtlanması gibi arayışlar üzerinde yoğunlaşmıştı. İslam’ın teolojik/entelektüel araçlarla fethedilebileceğine ve sahte bir din olduğunun kanıtlanabileceğine dönük inançlar bu dönemdeki arayışların temel karakterlerini yansıtıyordu(Arlı,2009). Said Şarkiyatçılığında Hıristiyan dünyasının bu islamı itibarsızlaştırma çabasına örnek olarak 14. yüzyılda yazılmış Dante’nin İlahi Komedyası’nın tahlilini yapar ve onun oryantalist düşüncenin oluşumuna yaptığı etkilerden bahseder.[1]

Eski Yunan toplumundan, Haçlı seferlerinden, ve 14.yüzyıl Katolik dünyasından temellerini alan çağdaş oryantalizm asıl olarak 18-19.yüzyıllarda Silvestre de Sacy(1758-1838) ve Ernest Renan( 1823­-1892) ile başlar.

Silvestre de Sacy, Arap şiirinin Batılıya zevk verebilmesi için Oryantalistin ona belli bir şekil vermesi gerektiği görüşündedir. Ona göre Doğulu eserler kısmen ele alınmalıdır zira Doğu’lu eserler Avrupa’ya yabancıdırlar. Daha önemlisi yeterli zevk ve eleştirel ruhla yazılmamalarından dolayı sürükleyici değillerdir(Said, 2003). Sacy bu düşüncelerini “Şarkın yazınsal üretimleri, özleri gereği Avrupa’ya yabancı olmakla kalmazlar; hep aynı ölçüde önemli olmadıkları gibi seçilmiş parçalar dışında yayımlanmayı hak edecek bir beğeniyle, eleştirel ruhla da yazılmamışlardır.” diyerek özetler. Sacy’nin bu görüşleri “Fragman Kuramı”nı oluşturur. Yani Sacy Doğulu eserlerin tamamının okunmasının gerekli olmadığını bunların yalnızca fragmanını izlemenin bu anlamda yeterli olduğu görüşündedir. Bu düşüncelerle kendi makaslamalarıyla en önemli eseri olan “Arap Yazını Seçkisini” oluşturur ve bu kitap uzun yıllar boyunca şark araştırmaları yapan Avrupalı öğrencilerin temel kaynak kitabı olarak kullanılır. Böylelikle, okur da zamanla şarkiyatçılığın çabalarını unutur, şarkın bir şekilde ifadesini bulan yeniden yapılandırılışını şark diye görüp kabullenir. Şark, şarkiyatçının akılcılığıyla örtülür; Şarkiyatçının ilkeleri onun ilkeleri olur zamanla (Said, 2003).

Ernest Renan, şarkiyatçılığın ikinci kuşağındandır. Sacy oryantalizmi başlatan, Renan ise sürdürendir, aralarındaki fark budur (Said, 2003). Renan, aslında, bir Sami dili araştırmacısı ve filologdur. Ona göre filoloji “Zihinsel nesnelerin kesin bilimidir. Cisimlere dair felsefi bilimler için fizik ile kimya ne ise, insanlığa dair bilimler için de filoloji odur.” Bu bağlamda Renan’ın bir şarkiyatçı olarak dünyaya hitap ettiği kürsü ‘Filoloji Laboratuarı’dır. Renan’ın anladığı haliyle filoloji laboratuarı onun şarkla ilgili çalışmalarına bilimsel bir tutarlılık kazandırdı ve şarkiyatçı sorumluluğun başladığı yer oldu. 

İlk oryantalistler (Renan, Sacy), Doğu’nun anlatımını sahneye çıkmadan mizanseli olarak gerçekleştirdiler. Yani hiç Doğu’da bulunmadan kitaplara dayalı bir oryantalizm ortaya koydular. Daha sonra sahnenin yönetilmesi gerektiği görüldü ki, yönetim oyununda kurumlar ve hükümdarlar ön plana çıkmaya başladı. 19yy.’dan 20.yy.’a geçerken oryantalistler ister alim ister yazar olsun sahneye sıkı sıkıya bağlı kalmaya başladılar.

19.yüzyılın sonlarından itibaren oryantalizm, Doğu’nun tahakkümünü öngören Doğu’nun farkını onun zayıflığından ibaret bulan siyasi bir doktrin olarak ortaya çıkar. 20.yy oryantalist anlayışında artık sadece Doğu’nun anlaşılması hedeflenir. Bu dönemde doğu uzmanından beklenen, Doğuyu çalışan bir makine haline getirmesi ve ne varsa Batı medeniyetinin menfaat ve araçlarına kazandırmasıdır. Bu da Doğu hakkındaki bilgiyi doğrudan faaliyete dönüştürür. Bu dönemdeki oryantalistler doğu medeniyetleri için ‘Onlar kendilerini yönetemezler, yönetilmeleri gerekir’ şeklinde ifadelerde bulunmuşlar, bir anlamda Doğu’nun sömürgeleştirilmesini meşrulaştırma çabasına girmişlerdir. Dahası bunu yaparken aslında Doğulular içinde iyi olanın bu olduğuna, onların gelişmelerine yardım ettiklerine inanırlar. Düşüncelerini desteklemek için Doğu’ya örneğin Süveyş Kanalı’nı[2] ve çeşitli demiryollarını yaptıklarını ve bunların aslında Doğulularında gelişmesine katkı sağladığını söylerler.

Sonuç olarak; Oryantalist; Doğu tarihi denince akla gelen bir simadır, Doğu’nun ayrılmaz bir parçası ve şekillendiricisidir. Onun Batı’dan gelen karakteristik alametidir. Bir dizi inanış ve bir tahlil metodu olarak gelişmeye kapalıdır.

Oksidentalizm

Garbiyatçılık olarak Türkçeleştirilebilecek oksidentalizm, oryantalizmin yarattığı bilgi nesnesi olan “Doğu”nun bir tür karşıtı olmaya aday Batı bilgisi arayışıdır (Arlı, 2009). Oksidentalizm, oryantalizm gibi uzun bir tarihsel süreç sonucunda oluşmamıştır. Onun ne’liğine ve kim’liğine dönük bir araştırmanın yöntemi ancak tarihi-psikolojik bir yöntem olabilir (Arlı, 2009). Bu nedenle de oksidentalist yaklaşım biçimlerinin psikolojik motivasyon ve tarihsel-sosyal etkileşim unsurlarının incelenmesi gerekmektedir.

Kapitalizmin yayılmasıyla birlikte Batı’nın giriştiği yoğun sömürgeleştirme faaliyetlerinin, yeniden ve yeniden üretilen sömürgeleştirme siyasetinin Batı-dışı toplumsal/iktisadi formasyonlarda “ekonomik bağımlılık ve denetim ilişkilerinin” Avrupa’nın politik çıkarları lehinde kurularak, yepyeni bir tarihsel-sosyal sistemin global oluşumunu (Loomba, 2000) sağlaması ve bunun Batı-dışı dünyada yarattığı tarihsel çalkantı sonucu oluşan yeni bilinç büyük ölçüde oksidentalizmin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Şerif Mardin bu bağlamda oksidentalizmi ‘yerlici hareketler’ olarak adlandırır ve bu kavramı şöyle açıklar:

“Ancak çağdaş ideolojilerin dine yer vermiş olanları bile gene bütün sorunları çözmüyorlar, karşılarında ‘yerlici’ hareketleri buluyorlar: Batı uygarlığının çarptığı ve çarptığında dağıttığı uygarlıklarda Batı’ya karşı bir kızgınlık uyanmıştır. Batı toplumunun bir yaşama dizgesini tümüyle ortadan kaldırmaya ve yerine bir diğerini koymayı amaçlayan yönlerine bakılırsa bu karşı koymayı doğal saymak gerekir. Batı’yı ‘tümden inkar’ın tepkisiyle ortaya çıkan, geleneksel uygarlığın değişikliğe uğramadan yeniden yaşamasını amaçlayan ideolojilere de ‘yerlici’ ideolojiler diyoruz. Bu kavram, ‘revitalization movement'(geleneksel kültür ögelerini canlandırma hareketi) ile geniş çapta çakışır.” (Şerif Mardin, ideoloji)

Yukarıdakilerden hareketle oksidentalizmi oluşturan tanımlamalar ve disiplinler, yöntemli ve sistematik değildir diyebiliriz. Doğulu toplumlarda Batıdaki gibi akademik bir bilim dalı olarak oksidentalizm mevcut değildir. İlber Ortaylı’nın bu konudaki tespiti dikkat çekicidir: “Siz hiç İtalya tarihi alanında ün kazanan bir Arap, ünlü bir Türk Germanist veya İranlı bir Yunan tarihçisi işittiniz mi?” (Ortaylı, 1985). Şu halde oksidentalizmin, tarihsel olarak konumlandırılabileceği tek nokta, Batı-dışı kültürlerin aydınlarının Batı’yla ilgili gözlemlerine, anti-sömürgeci söyleme ve kendi kültürel özelliklerine atıflar üzerinden kalkarak varılan Batı ile ilgili söz yapılarıdır (Arlı, 2009). Batı­-dışı dünyada oksidentalizm, ancak oryantalizme verilen tepkici ve savunmacı cevaplarla kendini göstermektedir.

Kapitalizmin ve modern dünya sisteminin her yeni siyasal tavır alışı, simgeler sisteminin bu bağımlı varoluş siyasetini de belirlemektedir. Bu durum, oksidentalist söylem dilinin sürekli mutasyona maruz kalan bir dile dönüşmesine neden olmuştur. Bu bilinç bölünmesi(iki uygarlık arasındaki konum) Shayegan’ın tespitiyle, bir teknokratik modernizasyonu ve sonucunda kültürün kişiliksizleşmesini doğurmaktadır. Bu bilinç özeleştiri üretemez (Shayegan, 1997). Bu anlamıyla siyasi dildeki oksidentalist söylem, kültürel şizofreninin ürünü olan, bir yanıyla direnişçi, bir yanıyla da savunmacı bir söylem biçimidir (Arlı, 2009.)

Modernizasyonun kurumsal alt yapısını ithal eden Batı­-dışı toplumlar, bunu geleneğin, işlemediği iddia edilen üst-yapısal kurumlarının üzerinde kurarlar. Böylece ithal kurumsal modernizasyon, sürekli olarak yeni eklemleşmelerle var olan sosyal yapıya aşılanır. Böylece toplum, içeriği boşaltılmış gelenek ile ithal kurumsal modernizasyonun sadece üst yapısal düzlemiyle tanımlanan soyutlanmış, mekanik bir gerçeğe dönüşür. Bu tür toplumların bireyleri, ne gelenek değerlerinin tarihten getirdiği bilinçle ne de modernliğin bilinçlilik konumuyla sağlıklı bir ilişki kuramazlar (Arlı,2009). Buradan hareketle, oksidentalist söylemde Batı’nın anlamıyla ilgili şu sonuca varılabilir: Batı, Doğu’nun hem kültürel aidiyetindeki çatlağı yaratan hem de çatlağı kapatmak için tarihi tecrübesinin teknik boyutu ithal edilmek zorunda kalınan ancak kendi kültürünün korunması yoluyla aşılacağına inanılan bir makro ‘ideoloji’dir (Arlı, 2009).

Kaynakça:

1) ALMOND, Ian, Yeni Oryantalistler, Pinhan Yayınları, İstanbul, 2013

2) ARLI, Alim, Oryantalizm Oksidentalizm ve Şerif Mardin, Küre Yayınları, İstanbul,2009

3) HENCTH, Thierry, Hayali Doğu: Batı’nın Akdenizli Doğu’ya Politik Bakışı, Metis Yayınları,İstanbul,1996

4) LOOMBA, Ania, Kolonyalizm-Post Kolonyalizm, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 2000

5) ORTAYLI, İlber, “Batılılaşma Sorunu”, Tanzimat’tan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, Cilt:I, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985.

6) SAİD, Edward Wadie, Şarkiyatçılık, Metis Yayınları, İstanbul, 2003

Ayşe Yanmaz

TUİÇ Stajyeri

                             

         


[1]Dante, İlahi Komedyada, ölüm sonrası sırasıyla Cehennem, Araf ve Cennet‘te seyahati, hikayenin kahramanı da olan kendisinin ağzından anlatır. Dante’nin bu seyahati sırasında “Maometto” -Hz. Muhammed- cehennemin 28.kantosunda ortaya çıkar. Dante, kitabında Hz. Muhammed’in bulunduğu cehennemin 28. kantosuna ulaşmadan önce, günahları daha hafif insanların-şehvet düşkünlerinin, paragözlerin, oburların, sapkınların, canına kıyanların, kafirlerin­- bulunduğu katlardan geçer. Hz. Muhammed’ten sonra­-cehennemin dibine şeytanın bulunduğu yere varmadan önce- düzenbazlarla hainler vardır sadece. Yani Hz. Muhammed katı bir kötülük hiyerarşisinde Dante’nin ‘seminator di scandolo e di scisma’ (rezillik ve ayrılık tohumları atanlar) dediği kategoride yer alır.   

[2] 1862’de Fransız Akademisi Süveyş Kanalı’nın açılışında okunmak üzere “Kanal” konulu şiir yarışması açtı. Yarışmayı kazanan Bornier’in şiiri aynı zamanda dönemin oryantalistlerinin bakış açısını ortaya çıkarmış bulunuyordu. Bornier’in şiiri şu şekildeydi:

“Evet, evren için bu! Asya için, Avrupa için,

Gecenin örttüğü uzak iklimler için,

Kalleş Çinli için, yarı çıplak Hintli için;

Mutlu, özgür, insancıl, cesur toplumlar için,

Kötü toplumlar için, esir toplumlar için,

İsa’nın henüz tanınmadığı toplumlar için.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.