Şas Lideri Ovadia Yosef’in Sözleri: İsrail İçin Konuşup İsrail’e Zarar Vermek

0
107

İsrail’deki koalisyon hükümeti ortaklarından Şas (Shas) Partisi’nin ruhani lideri, eski İsrail Hahambaşısı Ovadia Yosef’in Arap halkı ve Mahmut Abbas hakkında yaptığı açıklamalar uluslararası, Türkiye ve İsrail basınında geniş yer buldu. 2 Eylül’de ABD’de başlayacak doğrudan barış görüşmelerine ve İsrail iç siyasetine doğrudan etki edecek bu açıklamalar aslında İsrail halkının ve İsrail iç siyasetini yakından takip edenler için çok beklenmedik bir çıkış değildi. Şas Partisi politik yaklaşımı doğrultusunda gayet olağan sayılabilecek bu sert çıkış kurulduğu günden beri Şas içerisinde bir tutarlılığın da göstergesi olmuştur. Parti’nin ve ruhani lideri Yosef’in tutarlılığını net şekilde ortaya koyabilmek için Şas Partisi’ne biraz daha yakından bakmak gerekmektedir.

2009 yılında İsrail’de yapılan genel seçimlerde 120 temsilcili İsrail parlamentosunda (Knesset) büyük ölçüde Sefaradlar ve Mizrahi Haredi Yahudilerden aldığı oylarla 11 koltuk kazanan Şas Partisi, kurulduğu 1984 senesinden beri İsrail siyasetinin sağ kanadında aşırı dindar ve milliyetçi söylemleri kullanan bir parti konumunda olmuştur. 2009 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Tzipi Livni önderliğindeki Kadima’nın hükümet kurma çalışmalarında başarısız olması sonucu, İsrail Devlet Başkanı Shimon Peres hükümet kurma görevini teamüller gereği seçimlerin ikinci partisi Likud’a vermişti. Likud’un lideri Benjamin Netanyahu kendi milliyetçi söylemlerine yakın partiler ile koalisyon kurarak sağ görüşlü bir hükümet kurmayı başarabilmişti. Kurulan koalisyon hükümetinde, seçimlerde yüzde 8,49 oy toplayan Şas Partisi’nin Genel Başkanı Eli Yishai de dört başbakan yardımcılığından birini ve İçişleri Bakanlığı görevlerini üstlenmişti.

Şas’ın ideolojisini anlayabilmek için partinin adı önemli ipuçları vermektedir. Partinin adı İbranice “şin” ve “sameh” harflerinden oluşmaktadır. Bu harfler “Shisha” ve “Sedarim” kelimelerinin baş harfleridir. “Shisha Sedarim” ise İbranicede “Altı Emir” anlamına gelmektedir. Partinin orijinal ismi İsrail resmi kayıtlarında “Tevrat’ın Sefarad Koruyucuları”dır. Sadece isminden yola çıkıldığında bile partinin ideolojik ve politik yaklaşımı hakkında fikir edinilebilmektedir. Dinsel söylemleri ağır basan partinin kurucu ismi olan Haham Ovadia Yosef şu anda partinin ruhani liderliğini yapmaktadır. Ultra ortadoks Yahudiliğin temsilciliği iddiası ile seçmenlerinden oy alan parti, İsrail iç siyasetinde dinsel projelerin savunucusu durumundadır. Örneğin Türkiye’deki İmam Hatip Liselerinin türevi sayılabilecek olan, sadece dindarların eğitim aldığı ve din adamı yetiştiren “Yeshivalardaki” öğrencilere devletin maddi yardımlarda bulunması gerekliliğini savunan, dindar olmayan insanların dindarlaşmasının sağlanmasını savunan, İsrailli yerleşimcilerin “Büyük İsrail” açısından önemini sürekli vurgulayan bir partidir. Daha önce 11. ve 16. İsrail hükümetleri dönemlerde iktidarda yer alan Şas Partisi özellikle bölgede ve İsrail’de yaşayan Müslüman Araplara karşı politikalarındaki sertlik yanlısı tutumları ve uzlaşmaz tavırları ile bilinmektedir. Kurulduğu 1984 senesinden bu yana ne zaman Filistin ile barış görüşmeleri sürecine girilse sert eleştiriler yönelterek süreci engellemeye çalışmaktadır. Politik tutum olarak Kadima ve İşçi Partisi’nin aksine iki devletli çözümü desteklemeyen Şas Partisi, Yahudi dinsel temalı yorumlar doğrultusunda, Yahova’nın Tevrat’ta vaad etmiş olduğu “Büyük İsrail” topraklarında yalnız Yahudi halkının egemenliğini öngören bir çözüm taraftarıdır. 2 Eylül 2010’da Washington’da başlanması planlanan barış görüşmeleri konusunda ruhani lider Ovadia Yosef’in yaptığı yeni yorum bunun son örneği olmuştur. İsrail’in saygın gazetelerinden Haaretz’in 29 Ağustos 2010 tarihli haberine göre, İsrail Ordu Radyosu’na röportaj veren Ovadia Yosef “Arapların İsrail’in şeytani düşmanları olduğu” ve ayrıca “Bu dünyadan yok olmaları gerektiği” şeklinde sözler sarf etmiştir. Bunun yanı sıra Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas için “Bu dünyadan yok olup gitsin” ifadesini kullanmış, Filistinlileri “bela ve İsrail’in amansız düşmanları” olarak nitelemiştir. 

 

Yosef’in sözleri şüphesiz hem İsrail içinde hem de İsrail dışında çok büyük yankı bulacaktır. Özellikle İsrail’in iç siyasetinde Kadima gibi liberal ve sol düşüncedeki partilerin muhtemel ağır eleştirilerine hedef olacak bu çıkış, İsrail vatandaşı olan yaklaşık 1,5 milyonluk Arap nüfustan da tepki görecektir. 7 milyon civarında olan İsrail nüfusunun beşte biri anlamına gelen Arap nüfusu siyasal anlamda İsrail’de önemli bir güç sahibi olmasa da, bunun reaksiyonu İsrail politikasında muhakkak ki görülecektir. Sadece Araplar açısından değil, ülkede yaşayan Yahudi nüfusunu da endişeye sevk edecek bir etkiye sahip olan bu çıkış, İsrail vatandaşı Yahudileri de tedirgin edecektir. Sürekli Kassam füzeleri ile taciz altında olan yerleşim yerlerinde zaten huzursuzluk içinde yaşayan Yahudi halkı, Yosef’in bu faşist ve ırkçı söylem sonrasında radikal dindar Müslüman grupları tetikleyeceğinden korkarak yaşamak zorunda kalacaktır. Bu olası tedirginlik ise, ülkede yaşayan iki toplum arasındaki gerilimi arttırmak dışında başka da bir işe yaramayacaktır. Diğer bir yandan bu çıkışın İsrail’deki aşırı milliyetçi ve aşırı dindarlarda yapacağı olumlu etki çok sınırlı kalacak ve Yosef’in beklediği etkiyi yaratmayacaktır. Şüphesiz marjinalleşmeler her toplumda olduğu gibi İsrail’de de taraftar bulacak, ancak İsrail kurulduğu günden bu yana, kendi iç siyasetinde oturtmakta çok başarılı olduğu demokratik algı sayesinde kendi içinde bu aşırılıkları elimine edebilecektir. Zaten ülkenin iç huzuru için bunu yapmaya mecburdur.

 

İç siyasetin yanı sıra Yosef’in bu çıkışı, İsrail’in dış siyasetinde de etki yaratacaktır. Washington’da başlanması planlanan barış görüşmeleri sürecinde Arapların ellerini güçlendirmenin dışında, İsrail’i uluslararası arenada çok zor duruma düşürebilecek bir argümanı da İsrail karşıtlarına ve anti-semit kişilere vermiştir. Yapılacak olası barış görüşmelerinde veya uluslararası organizasyonlarda İsrail’in Araplar üzerindeki politikaları, barış görüşmelerindeki tavrı ve istekleri, bölge siyasetindeki tutumları eleştirilirken, mevcut hükümet ortaklarından biri olan Şas Partisi’nin en önemli ismi olan Ovadia Yosef’in sözlerine sıklıkla gönderme yapılacaktır.

              İç ve dış politikada şimdiye dek hiçbir zaman kalıcı bir fayda bırakmamış olan bu marjinal ve aşırı yaklaşımlar şüphesiz İsrail’i de çok zor durumlara düşürmeye adaydır. Gün geçtikçe sertleşen İsrail’in söylemleri, kendi içerisinde demokrasi ve eşitlikçi havayı yakalayabilmesine rağmen, 2009 seçimlerinde göreve gelen mevcut hükümetle ciddi değişimler geçirmiştir. Esasında, bölgede huzurun ve barışın mimarı olabilmesi halinde bu durum İsrail’in kendisine de önemli bir güç katacaktır. Bunun gerçekleşmesinde İsrail’in üzerine düşen görev ise çok büyüktür. Böyle bir fırsatı dindar Arapların da ellerine koz vermeden bir avantaja çevirebilmek ise, İsrailli seçmenlerin, geçmişte olduğu gibi İzak Rabin tarzında, birincil amacı barış olan bilge siyasetçileri İsrail’in yönetiminde söz sahibi yapmasından geçmektedir.

 

{jcomments on} 

Serdar Çarhoğlu

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi

Ortadoğu Araştırmacısı

 

 

Bu yazı ilk olarak ‘da yayınlanmıştır

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.