Suriye’yi Bekleyen Gelecek: Suriye Ulusal Konseyi’nin Tunus Toplantısı

0
78

Suriye’de güvenlik durumu, ekonomi her geçen gün kötüye giderken yurt dışında faaliyet gösteren hem siyasal (Suriye Ulusal Konseyi) hem de askeri (Özgür Suriye Ordusu) muhalefetin daha organize ve güçlü bir konuma gelme çabaları sürmektedir. Bu çerçevede Suriye Ulusal Konseyi 17-18 Aralık 2011 tarihlerinde Tunus’ta ilk toplantılarını gerçekleştirdi ve iki gün süren toplantının ardından bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Toplantı ile Suriye rejimine karşı yürütülen mücadelenin yöntemi, kullanılacak araçlar ve Esad rejiminin yıkılması sonrasında nasıl bir siyasal düzen oluşacağına ilişkin farklı düşüncelere sahip muhalif gruplar, rejimin yıkılması noktasında ortak pozisyona sahip olduklarını ve birlikte mücadele edeceklerini göstermiş oldu.

Konferansta Suriye Ulusal Konseyi’nin siyasi programı konusunda tartışmalar yapılmış, yönetmelikler hazırlanarak Suriye muhalefetini oluşturan farklı birimler arasındaki ilişkiler düzenlenmeye çalışılmıştır. Suriye Ulusal Konseyi Genel Kurulu Birinci Toplantısı sonunda yayınlanan sonuç bildirisi; mücadelenin nasıl yürütüleceği, Suriyeli muhalif gruplar arasındaki güç dengeleri ve Esad rejiminin yıkılması durumunda Suriye’yi nasıl bir geleceğin beklediğine ilişkin ipuçları içermektedir.

Bildiride “özgürlük ve onur gibi insani hedeflere ulaşma amacındaki Devrimin başarılı olması için tüm çabaların devam ettirileceği” vurgulanmıştır. Suriye Ulusal Konseyi bu ifade ile Devrim hareketinin kullandığı araçlar açısından barışçıl ve ulaşılacak hedef açısından da demokratik olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Böylece Suriye yönetiminin kendilerine yönelttiği “terör grupları” ya da “radikal İslamcılar” gibi suçlamaların gerçek olmadığını gösterilmeye çalışılmaktadır. Bildiride “Suriye muhalefetinin nihai amacının rejimin yıkılması olduğu” belirtilmiştir. Bu açıklama Suriye yönetimi ile muhalefet arasında uzlaşı ya da iktidar paylaşımına dayalı barış projelerinin şansının kalmadığını göstermektedir. Rejim, gösterileri güç yoluyla bastırma konusunda sonuna kadar irade göstereceğini zaten ortaya koymuştur. Muhalefet de rejim yıkılana kadar gösterilere devam edeceğini belirtmiştir. Yani Suriye’de istikrarsızlığın uzun bir sürece yayılması beklenmelidir. Zira Suriye muhalefeti mevcut haliyle yönetimi yıkacak potansiyelden çok uzaktadır.

Suriye muhalefeti Esad sonrası Suriye’ye ilişkin siyasal projelerinin genel çerçevesini de çizmiştir. Buna göre “tüm vatandaşların kanun önünde eşit olduğu, demokratik, çoğulcu ve sivil bir yönetim” hedefi ortaya konmuştur. Bu ifadeler hem Suriye halkı hem de uluslararası alandaki destek arayışının bir sonucudur. Demokrasi, çoğulculuk ve hukuk devleti vurguları ile, Esad sonrasında “Sünni tahakkümü” ya da “İslami yönetim” kaygısı taşıyan Arap Aleviler, Hıristiyanlar, Dürziler gibi azınlık grupları ayaklanma saflarına çekilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca Batı’ya da yeni siyasal yapının demokratik olacağı mesajı verilerek desteklerinin artması sağlanmaya çalışılmaktadır. Batı’nın bir diğer kaygısı azınlıklar ve özellikle Hıristiyanların durumudur. Bu madde ile Hıristiyanların ve Arap Alevilerin yaşam hakkına yönelik saldırıların olmayacağı garantisi verilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca birçok liberal muhalif grubun “laiklik” vurgusuna rağmen bildiride sadece “sivil” ifadesinin yer almış olması muhtemelen Suriye Müslüman Kardeşler’in etkisinin bir sonucudur. Zira Suriye Müslüman Kardeşler örgütü daha önceki toplantılarda da “laiklik” ilkesinin sonuç bildirgelerinde yer almasına sıcak yaklaşmamıştır.

Bir diğer başlık altında Suriye toplumun tüm kesimlerinin desteği alınmaya çalışılmaktadır. Suriyeli her grubun, etnik ya da mezhepsel kimliğinden bağımsız olarak eşit vatandaş prensibi altında muamale göreceği belirtilmektedir. Burada Arap, Kürt Hıristiyanların yanı sıra Türkmenlere de vurgu yapılmıştır. Suriye Ulusal Konseyi içinde Türkmen temsilciye yer verilmemiş olması bir eksiklik olsa da bildiride Türkmenlere yer verilmesi muhalefetin daha kapsayıcı olması açısından önemlidir.

Suriyeli Kürtlere ilişkin ayrı bir başlık bulunmaktadır. Bu durum iki gerçeğe işaret etmektedir. Birincisi Suriye muhalefeti içinde Kürt hareketinin ne denli aktif ve etkin olduğudur. İkincisi ise Suriye Kürt hareketinin Esad yönetimini sarsmak açısından ne kadar organize ve güçlü olduğudur. Suriye Kürtleri ayaklanmanın ilk dönemlerinde sokaklara dökülmüşse de son aylarda çok ciddi bir gösteri yapmamaktadır. Hatta önde gelen Kürt muhalif Mişel Temmo’nun öldürülmesi sonrasında dahi beklentilerin aksine ciddi bir Kürt ayaklanması gerçekleşmemiştir. Kürtler Beşar Esad yönetiminin vermiş olduğu bazı tavizlerden tatmin olmuş gibidir. İşte Suriye muhalefeti böyle bir ortamda Kürtlerin desteğini alabilmek açısından “Kürt ulusal kimliğinin anayasal olarak güvence altına alınacağı” taahhüdünde bulunarak Kürtleri yanına çekmeye çalışmaktadır. “Suriye’nin birliği altında Kürtlere yönelik ayrımcılıklara son verileceği” belirtilmektedir. “Suriye’nin birliği altında” ifadesi ile bazı Suriye Kürt hareketlerinin özerklik taleplerine mesafeli yaklaşıldığı görülmektedir. Suriyeli Kürtlerin hem rejim ile hem de muhalefet ile ilişkileri sürdürdüğü ve oynadığı denge rolü ile her şekilde kazanan pozisyonunda olduğunu söylemek mümkündür.

Muhalefet, Suriye halkının tüm sivil direniş ve barışçı devrim çabalarının destekleneceğini belirtmiştir. Bununla bir taraftan halkın direniş gücü korunmaya çalışılmakta diğer taraftan şiddet içeren mücadele yöntemlerinin benimsenmediği gösterilmektedir. Ancak bu ifade ile çelişkili görülebilecek bir diğer başlıkta uluslararası topluma müdahale çağrısı yapılmaktadır. Suriye Ulusal Konseyi, Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler’i Suriyeli sivillerin ve eylemcilerin korunması için güvenli bölgeler oluşturmak ve korunmuş alanlar oluşturmak yönünde acil müdahaleye çağırmaktadır. Bu çağrı Suriye muhalefeti açısından yeni bir aşamaya gelindiğinin de göstergesidir. Önceki dönemlerde ülkeyi daha kötü bir duruma sokacağı endişesiyle dış müdahaleye soğuk yaklaşılmaktaydı. Ancak gelinen noktada Esad rejiminin dış müdahale olmadan yıkılamayacağı görüşü hakim olmaya başlamıştır. Aynı doğrultuda bir diğer açıklama ise ordudan kopan askerlerin oluşturduğu ve silahlı mücadele yürüten “Özgür Suriye Ordusu”na ilişkindir. Bugüne kadar doğrudan desteklenmeyen hatta bazı eylemleri kimi muhaliflerce eleştirilen Özgür Suriye Ordusu’nun Suriye halkını korumada üstlendiği rolün takdir edildiği belirtilmektedir. Bu açıklama iki açıdan önemlidir. Birincisi Suriye siyasal muhalefeti artık silahlı direnişe destek vermektedir. İkincisi Suriye siyasal muhalefeti (Suriye Ulusal Konseyi) ile Suriye askeri muhalefeti (Özgür Suriye Ordusu) arasında bağ kurulmuştur. Muhtemelen bundan sonraki dönemde taraflar arasında daha koordineli bir hareket tarzı benimsenebilir.

Suriye Ulusal Konseyi son olarak İsrail ve Arap Devletlerine mesaj yollamaktadır. İşgal altındaki Golan Tepeleri’nde egemenliğin tesis edileceği ve Filistinlilerin meşru haklarının destekleneceği vurgulanarak hem Suriye halkının hem de Arap Devletleri’nin desteği sağlanmaya çalışılmıştır. Olası bir rejim değişikliği durumunda İsrail’le ilişkiler ve Filistin Sorunu’nda aynı pozisyonun korunacağı görülmektedir.

Toplantının Tunus’ta yapılmış olması Suriye Ulusal Konseyi açısından bir ilerleme olarak düşünülebilir. Şimdiye kadar bir tek Libya’daki yeni yönetimin resmi olarak tanıdığı ve geçen haftalar içinde Türkiye’de ofis açan Suriye Ulusal Konseyi’nin toplantısını Tunus’ta yapması uluslararası alanda tanınırlığı açısından önemli bir adımdır.

 

Oytun ORHAN

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

 

Kaynak: ORSAM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.